HAKAN DUMAN – TÜRKĐYE KARARI
kamu yararına aykırı olmamalıdır (bkz. Hakansson ve Sturesson – Đsveç, A Serisi no 171-A).
AĐHM ayrıca bir sanığın AĐHS'nin 6. maddesine dayalı önemli bir haktan tutumu vasıtasıyla,
zımnen vazgeçtiğinin söylenebilmesi için, haktan vazgeçmesinin sonuçlarını makul olarak
öngörebileceğinin ortaya konulması gerektiğine iꢀaret etmektedir (bkz. Jones – Đngiltere, no.
30900/02).
Somut davada baꢀvuran 11 Ocak 2002 tarihinde yakalanmıꢀ ve 14 Ocak 2002 tarihine
kadar gözetim altında tutulmuꢀtur. Yakalanmasını takiben baꢀvuranın birtakım hırsızlık
eylemlerinde bulunduğunu itiraf ettiği, bunun sonucunda olay yerinde tatbikat yaptırıldığını,
bu tatbikat sırasında da baꢀvuranın kendisini suçlayıcı, ayrıntılı birtakım beyanlarda
bulunduğu görülmektedir. 13 Ocak 2002 tarihinde ise baꢀvuran, tatbikat sırasında itiraf ettiği
beꢀ olayla ilgili olarak iki polis memuru tarafından sorgulanmıꢀtır. Baꢀvuran, son olarak 14
Ocak 2002 tarihinde hakim önüne çıkarılmıꢀ, polise vermiꢀ olduğu ifadeleri burada, daha
fazla detay vermeden kabul etmiꢀtir. Baꢀvuran, bu aꢀamaların hiçbirinde avukat yardımından
yararlanmamıꢀtır. Baꢀvuranın gözaltında kötü muameleye uğradığı ya da baꢀka bir ꢀekilde
ifade vermeye zorlandığı makul ꢀüphenin ötesinde kanıtlanamadığından AĐHM, baꢀvurunun
bu kısmının incelemesinin gözaltında, bir avukat hazır bulunmadan alınan ifadelerin ilk
derece mahkemesi tarafından kullanılması ile sınırlı kalması gerektiği kanaatindedir (bkz.
Öngün – Türkiye, no. 15737/02).
AĐHM somut davada, olay tarihinde yürürlükte olan eski CMUK’un ilgili hükümleri
(135, 136 ve 138. maddeler) uyarınca baꢀvuranın gözaltına alındığı andan itibaren avukat
hakkına sahip olduğunu gözlemler. AĐHM ayrıca baꢀvuranın, 13 Ocak 2002 tarihinde iki polis
memuru tarafından sorgulandığında ve ardından 14 Ocak 2002 tarihinde Bursa Ceza
Mahkemesi hakimi önünde, susma hakkı ve avukat hakkı dahil olmak üzere yasal hakları
konusunda bilgilendirildiğini, ancak baꢀvuranın görünüꢀe göre bunlardan feragat ettiğini
kaydeder. Ancak baꢀvuran, o tarihe kadar, bir ifade tutanağı bulunmayıꢀı nedeniyle AĐHM'nin
bilmediği koꢀullar altında suçunu itiraf etmiꢀ ve bunun sonucunda ayrıntılı suçlayıcı ifadeler
beyan ettiği birtakım tatbikatlara katılmıꢀtır. Bu ifadeler daha sonra baꢀvuran hakkında hüküm
tesis edilirken kullanılmıꢀtır. Bu bağlamda AĐHM, dava dosyasında üzerinde tarih
bulunmayan, önceden basılmıꢀ ve imzalanmıꢀ bir belgenin bulunmasının, baꢀvuranın suçunu
itiraf etmesinden ve tatbikatlardan önce avukat hakkı ve susma hakkı konusunda gereği gibi
bilgilendirildiğini gösterdiği konusunda ikna olmamıꢀtır. Dolayısıyla bu ꢀartlar altında
baꢀvuranın AĐHS'nin 6. maddesine dayalı haklarından bilerek ve net bir ꢀekilde vazgeçtiği
söylenemez (bkz. mutatis mutandis, Seyithan Demir – Türkiye, no. 25381/02; Savaꢀ –
Türkiye, no. 9762/03). Baꢀvuranın daha sonra haklarından haberdar edilmesi ve bunlara
hemen baꢀvurmamaya karar vermesi bu bulguyu değiꢀtirmemektedir.
AĐHM ayrıca baꢀvuranın müteakip ceza yargılamasında avukata eriꢀiminin ve iddia
makamının görüꢀlerine itiraz etme imkânının bulunduğunu gözlemler. Yine de, Bursa Ceza
Mahkemesi baꢀvuranı mahkûm ederken baꢀvuranın yargılama öncesinde bir avukat hazır
bulunmadan verdiği ve sonradan geri aldığı ifadelerine ağırlık vermiꢀtir. Ne daha sonra
sağlanan avukat yardımı ne de müteakip yargılamanın çekiꢀmeli niteliği baꢀvuran
gözaltındayken ortaya çıkan kusurları giderebilmiꢀtir (bkz. Kolu, yukarıda anılan). Bu
bağlamda AĐHM, baꢀvurana verilen cezanın ciddiyeti ve mahkûm edilmesinde kendisinden
tatbikat sırasında alınan bilgilerin kullanılmasına karꢀın ulusal mahkemelerin baꢀvuranın
belgelendirilmemiꢀ itirafından önce avukat hakkı ve susma hakkından net bir ꢀekilde feragat
ettiğinin kabul edilip edilemeyeceği konusunda, görünüꢀe göre titiz bir inceleme yapılmamıꢀ
olmasına önem vermektedir.
5