COUNCIL  
OF EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
HAKAN DUMAN – TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no. 28439/03)  
KARAR  
STRAZBURG  
23 Mart 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecektir. ekli düzeltmelere tâbi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
HAKAN DUMAN – TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 28439/03 no’lu davanın nedeni Hakan Duman adlı  
T.C. vatandaının (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”) 12 Mayıs  
2003 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Đlikin Sözleme’nin  
(“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde Bursa Barosu avukatlarından N. Bener tarafından temsil  
edilmitir.  
OLAYLAR  
DAVA OLAYLARI  
Bavuran 1983 doğumludur ve Bursa’da yaamaktadır. Daha önce 21 Mart 2001  
tarihinde hırsızlık suçundan mahkûm oluve aldığı hapis cezası para cezasına çevrilmitir.  
11 Ocak 2002 günü saat 0.40 sıralarında bavuran çeitli hırsızlık suçlarını ilediği  
üphesiyle, baka bir ahısla birlikte yakalanarak gözaltına alınmıtır. Aynı gün saat 14.40  
sıralarında doktor muayenesinden geçen bavuranın sol omzu ve sağ dizinin altında sıyrıklar  
tespit edilmitir.  
Bavuran, hırsızlık suçunu ilediğini itiraf etmi, yapılan tatbikatı müteakip kendisi ve  
polis memurları tarafından imzalanan tutanakta ilediği hırsızlık suçlarına ilikin ayrıntıları  
ifade etmitir. Bavuran aynı zamanda yakalanan ahıslara sessiz kalma ve avukattan  
yararlanma gibi haklarını anlatan bir matbu formu imzalamıtır.  
Bavuran, sorgusu yapıldıktan sonra 14 Ocak 2002 tarihinde gözaltından çıkarılmı,  
aynı tarihte düzenlenen adli tıp raporuna göre bavuranın vücudunda darp veya cebir izi tespit  
edilmemi, bavuranın da bu konuda herhangi bir ikâyeti olmamıtır.  
Aynı tarihte Bursa Sulh Ceza Mahkemesi’ne çıkarılan bavurana yasal hakları  
hatırlatılmı, polise verdiği ifade okunmu, bavuran bunları kabul etmitir. Yine dava  
dosyasındaki belgeler okunmu, bavuran bunların doğruluğuna itiraz etmemitir. Bavuran  
sözkonusu mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine konulmutur.  
21 ubat 2002 tarihinde Bursa savcısı, Bursa Asliye Ceza Mahkemesi’ne sunduğu  
iddianamede bavuranı beayrı hırsızlık olayıyla suçlamıtır. 28 ubat 2002 tarihli  
durumada bavuran, önceki ifadelerini geri almı, mahkemeye çıkarılmadan önceki altı günü  
akın süren gözaltında ikenceye uğradığını ve suçları itiraf etmeye zorlandığını, ifade  
tutanağını imzalamadığını iddia etmitir. Mahkemenin dinlediği diğer sanıklar ve ikâyetçiler,  
bavuranın tatbikat sırasında suçlamaları kabul ettiğini ifade etmitir.  
9 Mayıs 2002 tarihli durumada Bursa Asliye Ceza Mahkemesi bavuranı üzerine atılı  
suçlardan mahkûm etmive 9 yıl 2 ay 5 gün hapis cezasına çarptırmıtır. Bavuran ilk derece  
mahkemesi kararını 27 Mayıs 2002 tarihinde temyize götürmü, suçunu kanıtlayan delil  
bulunmadığını, polisteki ifadesinin ikâyetçilerin beyanlarıyla kaleme alındığını, CMUK’un  
135. maddesinde öngörülen haklarının kendisine hatırlatılmadığı ve gözaltında ve Sulh Ceza  
Mahkemesi’nde verdiği ifadelerin kendi özgür iradesiyle verilmediğini, gözaltında gördüğü  
1
HAKAN DUMAN – TÜRKĐYE KARARI  
ikence, baskı ve zorlama nedeniyle bitkin bir halde olduğundan sözkonusu mahkeme önünde  
ifade vermeye uygun durumda olmadığını iddia etmitir.  
26 Eylül 2002 tarihinde Yargıtay, CMUK’un 318. maddesine dayalı olarak bavuranın  
duruma yapılması talebini reddederek ilk derece mahkemesi kararını onamıtır. Yargıtay  
Basavcısı’nın görüleri bavurana tebliğ edilmemi, bavuranın karar düzeltme talebi 19  
ubat 2003 tarihinde Yargıtay tarafından reddedilmitir.  
17 Aralık 2004 tarihinde Bursa Asliye Ceza Mahkemesi, yeni TCK’nın ilgili hükümleri  
uyarınca bavuranın salıverilmesine karar vermitir. 29 Haziran 2005 tarihli ek bir kararla ilk  
derece mahkemesi bavuranın cezasını yeni TCK hükümlerine uygun olarak düzeltmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, bavuru formunda, gözaltında ikenceye uğradığını ima etmitir. AĐHM,  
bavuranın beyanının 3. maddeye dayalı olarak incelenmesi gerektiği kanaatindedir.  
Hükümet, iç hukukta mevcut idari yargı yolunun kullanılmamıolması nedeniyle  
bavuranın AĐHS'nin 35/1 maddesinin gerektirdiği iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralını  
yerine getirmediğini savunmutur. Ayrıca bavurunun bu kısmının AĐHS'nin 35/1 maddesinde  
öngörülen altı aylık süreye uyulmamıolması nedeniyle reddini talep etmitir.  
AĐHM, sözkonusu ikâyet her halükârda aağıdaki sebeplerden kabuledilemez  
olduğundan bavuranın AĐHS'nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarını tüketip  
tüketmediği ya da altı ay kuralına uyup uymadığının tespitinin gereksiz olduğu kanaatindedir.  
AĐHM, kötü muamele iddialarının uygun kanıtlarla desteklenmesi gerektiğini hatırlatır  
(bkz. özellikle Tanrıkulu vd. – Türkiye, no. 45907/99). AĐHM, bu kanıtları değerlendirmede  
“makul üphenin ötesinde” kanıt standardını uygulamaktadır. Ancak böyle bir kanıt yeterince  
güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya  
konabilir (bkz. diğer içtihatların yanı sıra Labita – Đtalya [BD], no. 26772/95; Süleyman  
Erkan – Türkiye, no. 26803/02).  
AĐHM, somut davada bavuranın yaklaık üç gün gözaltında kaldığını gözlemler.  
Ayrıca yakalanmasını müteakip düzenlenen tıbbi raporun bavuranın sol omzunda 2 x 2  
cm’lik bir sıyrık ve sağ dizinde bir sıyrığı tespit ettiğini kaydeder. Ancak AĐHM, bavuru  
sırasında ve sunduğu müteakip görülerde bavuranın sözkonusu rapordaki cüzi bulguları  
teyit eden ya da destekleyen herhangi bir ayrıntı sunmamıtır.  
Benzer ekilde AĐHM, ceza kovuturması boyunca bir avukat tarafından temsil edilen  
bavuranın genel olarak ikence ve kötü muameleye tâbi tutulduğunu iddia ettiğini, sadece 28  
ubat 2002 tarihli durumada genel ifadelerle vücuduna elektrik verildiğini, üzerine su  
sıkıldığını ve sopa ile dövüldüğünü öne sürdüğünü gözlemler. Yetkililere faillerin fiziki ya da  
diğer belirleyici özelliklerini vermemitir. AĐHM ayrıca, bavuranın gözaltı süresi sonunda  
düzenlenen tıbbi raporda iddia edildiği gibi fiziksel kötü muamele gördüğü yönünde bilgi  
bulunmadığını gözlemler. AĐHM, sözkonusu raporun ayrıntıdan yoksun olduğu ve kötü  
muamele iddialarıyla ilgili davaların incelenmesinde düzenli olarak dikkate aldığı, hem  
2
HAKAN DUMAN – TÜRKĐYE KARARI  
Avrupa Đꢀkence ve Đnsanlık Dıı veya Aağılayıcı Muamele veya Cezaları Önleme  
Komitesi’nin (AĐÖK) tavsiye ettiği standartlar (bkz. diğer kararların yanı sıra Akkoç –  
Türkiye, no. 22947/93 ve 22948/93) hem de BirlemiMilletler Đnsan Hakları Yüksek  
Komiserliği’ne sunulan Đꢀkence ve Diğer Zalimane, Đnsanlık dıı veya Aağılayıcı Muamele  
veya Cezanın Etkili Bir ekilde Soruturulması ve Belgelenmesi Đçin El Kılavuzu’nda  
(“Đstanbul Protokolü”) belirtilen ilkelerin büyük oranda gerisinde kaldığı kanısındadır (bkz.  
Batı vd. – Türkiye, no. 33097/96 ve 57834/00). Ne var ki AĐHM, dava dosyasında sözkonusu  
rapor bulgularını sorgulayacak ya da bavuranın iddialarını destekleyecek delil bulunmadığını  
kaydeder. Bu bağlamda AĐHM ayrıca bavuranın gözaltındayken düzenlenen tıbbi raporlara  
itiraz etmediğini ve dava dosyasında, bavuranın gözaltındayken ya da gözaltı bitiminde  
baka bir doktora muayene olmak isteyip bu isteğinin reddedildiği yönünde bir bilgi  
bulunmadığını kaydeder.  
Sonuç olarak AĐHM, bavuranın ikence ve kötü muamele gördüğü iddiasıyla tutarlı  
olarak fiziksel yaralanma ya da ruhsal travma geçirdiğine dair herhangi bir tıbbi kanıt  
sunmağı kanaatindedir (bkz. diğer içtihatların yanı sıra Yaar – Türkiye, no. 55938/00;  
Künkül – Türkiye, no. 57177/00; S.T. – Türkiye, no. 28310/95 ve bunların tersine Mehmet  
Eren – Türkiye, no. 32347/02).  
AĐHM ayrıca inandırıcı detaylardan yoksun, salt kötü muamele iddiasının pozitif  
yükümlülüğü ortaya çıkaracak, savunulabilir bir iddia tekil etmek için yeterli olmadığı  
kanaatindedir. Bu nedenle bavuran, kendisi ya da avukatı vasıtasıyla ilgili makamlara  
soruturma için güvenilir bir balangıç noktası sunmadığından, kötü muamele ikâyetiyle  
ilgili etraflı bir soruturma yapılmasını meru olarak talep edemez (bkz. örneğin Yıldırım –  
Türkiye, no. 33396/02).  
Yukarıdaki değerlendirmeler ıığında AĐHM, bavuranın gözaltında kötü muameleye  
uğradığına dair savunulabilir bir iddia ortaya koyamadığını tespit etmitir. Bavuran,  
yetkililerin AĐHS'nin 3. maddesinde belirtilen usul yükümlülüğü uyarınca soruturmalarını  
gerektirecek bir iddiada bulunmamıtır (bkz. Assenov vd. – Bulgaristan, Karar Raporları  
1998-VIII). Bu nedenlerle sözkonusu ikâyet, AĐHS'nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları  
çerçevesinde açıkça dayanaktan yoksun olduğundan kabuledilemez niteliktedir.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, AĐHS'nin 6/1 maddesine dayanarak Yargıtay Basavcısı’nın görülerinin  
kendisine tebliğ edilmediğini öne sürmütür. AĐHS'nin 6/2 maddesine dayanarak  
mahkûmiyetinin gözaltında kanun dıı olarak elde edilen delillere dayandığını iddia etmitir.  
AĐHM, sözkonusu ikâyetleri AĐHS'nin 6/1 maddesi bağlamında inceleyecektir.  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, bavuru Yargıtay’ın karar tarihini ya da alternatif olarak olay tarihini takip  
eden altı ay içerisinde yapılmadığından, bavuranın ikâyetlerinin altı ay kuralına uyulmadığı  
gerekçesiyle reddini talep etmitir.  
AĐHM, Yargıtay’ın 26 Eylül 2002 tarihli kararının ilk derece mahkemesine 16 Aralık  
2002 tarihinde geri gönderildiğini ve mevcut bavurunun sözkonusu tarihi müteakip altı ay  
içerisinde, 12 Mayıs 2003 tarihinde yapıldığını gözlemler.  
3
HAKAN DUMAN – TÜRKĐYE KARARI  
Bavurunun bu kısmı, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
taımadığından kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. Kanun ı olarak elde edildiği iddia edilen ifadelerin Bursa Asliye Ceza  
Mahkemesi tarafından kullanılması  
a) Tarafların görüleri  
Hükümet bavuranın sadece ifadelerine dayanarak mahkûm edilmediğini, ulusal  
mahkemelerin aynı zamanda diğer sanıkların ifadelerini ve diğer delilleri dikkate alıp  
değerlendirdiğini savunmutur.  
Bavuran gözaltındayken kötü muamele gördüğünü ve polisten hissettiği baskının ilk  
derece mahkemesi önündeki durumalara kadar sürdüğünü ve bir avukat tuttuktan sonra da  
devam ettiğini ifade etmitir. Bu bağlamda bavuran, kendisini suçlu çıkarmasının mantıklı  
olmayacağını belirtmitir. Ayrıca polisin kendisini, iç hukukta mevcut hakları hatırlatılmadan  
önce sorguya tâbi tuttuğuna iaret etmitir.  
b) AĐHM'nin değerlendirmesi  
AĐHM, ifade almanın öncelikle iç hukukta düzenlendiğini ve prensipte kendisine  
sunulan delilleri değerlendirme görevinin ulusal mahkemelere ait olduğunu hatırlatır.  
AĐHS’ye göre AĐHM’nin görevi, ifadelerin alınması dahil olmak üzere yargılamanın bir bütün  
olarak adil olup olmadığını belirlemektir (bkz. diğer içtihatların yanında Edwards – Đngiltere,  
A Serisi no. 247-B). Normalde tüm ifadeler, çekimeli usulü sağlamak amacıyla açık  
durumada, sanıklar hazır olduğu halde alınmalıdır. Ancak polis soruturması ve adli  
soruturma sırasında alınan ifadelerin delil olarak kullanılması, savunmanın haklarına saygı  
gösterildiği takdirde tek baına 6. maddenin 1. paragrafına aykırı değildir. Bu noktada AĐHM,  
6. maddeye göre adil yargılama kavramıyla ilgili olarak verdiği kararlarında ortaya koyduğu  
temel ilkeleri dikkate alır (bkz. özellikle Imbrioscia – Đsviçre, A Serisi no. 275; Öcalan –  
Türkiye [BD], no. 46221/99; Salduz – Türkiye [BD], no. 36391/02 ve Jalloh – Almanya [BD],  
no. 54810/00).  
AĐHM ayrıca kendi aleyhine tanıklık etmeme ya da susma hakkının adil yargılamanın  
temelinde yer alan, genel kabul görmüuluslararası standartlar olduğunu hatırlatır. Bu  
hakların amacı sanığın yetkililerin uygunsuz zorlamalarından korunup dolayısıyla adli  
hataların önlenmesi ve 6. maddenin amaçlarının sağlanmasıdır (bkz. John Murray – Đngiltere,  
Raporlar 1996-I). Bu hak, ceza davalarında iddia makamının sanığa karı savlarını, sanığın  
isteği dıında, zorla veya baskı ile elde edilen delillere bavurmadan kanıtlamaya  
çalımalarını gerektirir (bkz. Jalloh, yukarıda anılan; Kolu - Türkiye, no. 35811/97). Avukata  
erken eriim, AĐHM'nin bir yargılama usulünün kendi aleyhine tanıklık etmeme hakkının  
esasını ortadan kaldırıp kaldırmadığını incelerken özellikle dikkate alacağı usule ilikin  
güvencelerin bir parçasıdır (bkz. Salduz, yukarıda anılan).  
AĐHM son olarak, AĐHS’nin 6. maddesinin kiinin adil yargılanmanın belli  
güvencelerinden, kendi isteği ile, açıkça veya zımnen vazgeçmesini engellemediğini hatırlatır  
(bkz. Kwiatkowska – Đtalya, no. 52868/99; Pishchalnikov – Rusya, no. 7025/04). Ancak, bir  
haktan vazgeçmenin AĐHS bağlamında kabuledilebilir olması için, kiinin bu haktan  
vazgeçtiği tartımasız bir ekilde tespit edilmeli ve bu haktan vazgeçmesine mütenasip asgari  
güvenceler sağlanmalıdır (bkz. Poitrimol – Fransa, A Serisi no. 277-A). Ayrıca bu durum  
4
HAKAN DUMAN – TÜRKĐYE KARARI  
kamu yararına aykırı olmamalıdır (bkz. Hakansson ve Sturesson – Đsveç, A Serisi no 171-A).  
AĐHM ayrıca bir sanığın AĐHS'nin 6. maddesine dayalı önemli bir haktan tutumu vasıtasıyla,  
zımnen vazgeçtiğinin söylenebilmesi için, haktan vazgeçmesinin sonuçlarını makul olarak  
öngörebileceğinin ortaya konulması gerektiğine iaret etmektedir (bkz. Jones – Đngiltere, no.  
30900/02).  
Somut davada bavuran 11 Ocak 2002 tarihinde yakalanmıve 14 Ocak 2002 tarihine  
kadar gözetim altında tutulmutur. Yakalanmasını takiben bavuranın birtakım hırsızlık  
eylemlerinde bulunduğunu itiraf ettiği, bunun sonucunda olay yerinde tatbikat yaptırıldığını,  
bu tatbikat sırasında da bavuranın kendisini suçlayıcı, ayrıntılı birtakım beyanlarda  
bulunduğu görülmektedir. 13 Ocak 2002 tarihinde ise bavuran, tatbikat sırasında itiraf ettiği  
beolayla ilgili olarak iki polis memuru tarafından sorgulanmıtır. Bavuran, son olarak 14  
Ocak 2002 tarihinde hakim önüne çıkarılmı, polise vermiolduğu ifadeleri burada, daha  
fazla detay vermeden kabul etmitir. Bavuran, bu aamaların hiçbirinde avukat yardımından  
yararlanmamıtır. Bavuranın gözaltında kötü muameleye uğradığı ya da baka bir ekilde  
ifade vermeye zorlandığı makul üphenin ötesinde kanıtlanamadığından AĐHM, bavurunun  
bu kısmının incelemesinin gözaltında, bir avukat hazır bulunmadan alınan ifadelerin ilk  
derece mahkemesi tarafından kullanılması ile sınırlı kalması gerektiği kanaatindedir (bkz.  
Öngün – Türkiye, no. 15737/02).  
AĐHM somut davada, olay tarihinde yürürlükte olan eski CMUK’un ilgili hükümleri  
(135, 136 ve 138. maddeler) uyarınca bavuranın gözaltına alındığı andan itibaren avukat  
hakkına sahip olduğunu gözlemler. AĐHM ayrıca bavuranın, 13 Ocak 2002 tarihinde iki polis  
memuru tarafından sorgulandığında ve ardından 14 Ocak 2002 tarihinde Bursa Ceza  
Mahkemesi hakimi önünde, susma hakkı ve avukat hakkı dahil olmak üzere yasal hakları  
konusunda bilgilendirildiğini, ancak bavuranın görünüe göre bunlardan feragat ettiğini  
kaydeder. Ancak bavuran, o tarihe kadar, bir ifade tutanağı bulunmayıı nedeniyle AĐHM'nin  
bilmediği koullar altında suçunu itiraf etmive bunun sonucunda ayrıntılı suçlayıcı ifadeler  
beyan ettiği birtakım tatbikatlara katılmıtır. Bu ifadeler daha sonra bavuran hakkında hüküm  
tesis edilirken kullanılmıtır. Bu bağlamda AĐHM, dava dosyasında üzerinde tarih  
bulunmayan, önceden basılmıve imzalanmıbir belgenin bulunmasının, bavuranın suçunu  
itiraf etmesinden ve tatbikatlardan önce avukat hakkı ve susma hakkı konusunda gereği gibi  
bilgilendirildiğini gösterdiği konusunda ikna olmamıtır. Dolayısıyla bu artlar altında  
bavuranın AĐHS'nin 6. maddesine dayalı haklarından bilerek ve net bir ekilde vazgeçtiği  
söylenemez (bkz. mutatis mutandis, Seyithan Demir – Türkiye, no. 25381/02; Sava–  
Türkiye, no. 9762/03). Bavuranın daha sonra haklarından haberdar edilmesi ve bunlara  
hemen bavurmamaya karar vermesi bu bulguyu değitirmemektedir.  
AĐHM ayrıca bavuranın müteakip ceza yargılamasında avukata eriiminin ve iddia  
makamının görülerine itiraz etme imkânının bulunduğunu gözlemler. Yine de, Bursa Ceza  
Mahkemesi bavuranı mahkûm ederken bavuranın yargılama öncesinde bir avukat hazır  
bulunmadan verdiği ve sonradan geri aldığı ifadelerine ağırlık vermitir. Ne daha sonra  
sağlanan avukat yardımı ne de müteakip yargılamanın çekimeli niteliği bavuran  
gözaltındayken ortaya çıkan kusurları giderebilmitir (bkz. Kolu, yukarıda anılan). Bu  
bağlamda AĐHM, bavurana verilen cezanın ciddiyeti ve mahkûm edilmesinde kendisinden  
tatbikat sırasında alınan bilgilerin kullanılmasına karın ulusal mahkemelerin bavuranın  
belgelendirilmemiitirafından önce avukat hakkı ve susma hakkından net bir ekilde feragat  
ettiğinin kabul edilip edilemeyeceği konusunda, görünüe göre titiz bir inceleme yapılmamıꢀ  
olmasına önem vermektedir.  
5
HAKAN DUMAN – TÜRKĐYE KARARI  
Özetle, bavuranın, aleyhindeki delillere ilk derece yargılaması ve temyiz aamasında  
itiraz etme imkânı bulunmasına karın gözaltında avukat hakkından yararlanamaması, net ve  
bilerek oluturduğu bir feragatnamenin olmadığı bir ortamda, savunma haklarına, telafisi  
mümkün olmayan bir ekilde zarar vermitir.  
Dolayısıyla bavuranın hazırlık soruturması aamasında, avukat yardımı olmadan  
alınan ifadelerinin mahkûmiyetine dayanak olarak kullanılması nedeniyle AĐHS'nin 6/1  
maddesi ihlal edilmitir.  
2. Yargıtay Basavcısı’nın yazılı görülerinin tebliğ edilmemesi nedeniyle  
yargılamanın adil olmayıı  
AĐHM, daha önce aynı mağduriyeti incelediğini ve AĐHS'nin 6/1 maddesinin ihlal  
edildiğini tespit ettiğini belirtir (bkz. özellikle Göç – Türkiye [BD], no. 36590/97; Abdullah  
Aydın – Türkiye (no. 2), no. 63739/00; Ayçoban vd. – Türkiye, no. 42208/02, 43491/02 ve  
43495/02).  
AĐHM somut davayı incelemive yukarıda belirtilen davalardaki tespitlerinden  
ayrılmasını gerektirecek özel koullar tespit etmemitir.  
Buna göre Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın yazılı görülerinin bavurana tebliğ  
edilmemesi nedeniyle AĐHS'nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, bavuru formunda ayrıca AĐHS'nin 5/1, 5/2 ve 5/3 maddelerine dayanarak,  
yakalanmasını gerektirecek makul üphe bulunmadığını, yakalanmasının nedenleri konusunda  
derhal bilgilendirilmediğini, gözaltı süresinin makul süre artını ihlal ettiğini ve mahkemede  
gözaltı süresinin uzatılması kararının gıyabında alındığını ileri sürmü, 6/1 ve 6/2 maddelerine  
dayanarak ise Yargıtay’da ifade verme talebinin geri çevrildiğini, Yargıtay’ın yazılı  
kararlarının kendisine tebliğ edilmemesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ve Bursa  
Sulh Ceza Mahkemesi’nde verdiği ifadelerin kendisine imzalatılmadığını öne sürmütür.  
AĐHM, sözkonusu ikâyetleri incelemive elinde bulunan deliller ıığında bunların  
AĐHS ve Protokollerinde güvence altına alınan hak ve özgürlüklerden herhangi birinin ihlalini  
ortaya çıkardığını tespit etmemitir. Dolayısıyla bu ikâyetlerin AĐHS'nin 35. maddesinin 3 ve  
4. paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle reddedilmeleri  
gerekmektedir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
6
HAKAN DUMAN – TÜRKĐYE KARARI  
Bavuran yakalanma tarihinden itibaren geçerli yasal faiziyle birlikte 150,000 Euro  
manevi tazminat talep etmi, Hükümet miktara karı çıkmıtır.  
AĐHM, hakkaniyete uygun bir değerlendirmeyle bavurana 1,800 Euro manevi tazminat  
ödenmesini uygun bulmaktadır.  
AĐHM ayrıca sözkonusu ihlalin telafisi için en uygun yolun, talep ettiği takdirde  
bavuranın AĐHS’nin 6. maddesi gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı  
kanısındadır (bkz. Salduz, yukarıda anılan).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran ulusal mahkemeler ve AĐHM önündeki masraf ve harcamalara karılık olarak  
15,000 Euro ödenmesini talep etmi, taleplerini desteklemek üzere, posta ve tercüme  
giderlerine ilikin birtakım makbuzlar ibraz etmitir.  
Hükümet miktara itiraz etmitir.  
AĐHM’nin içtihadına göre bir bavuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için  
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.  
Sözkonusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulundurarak AĐHM,  
ulusal mahkemeler önündeki masraf ve harcamaların geri ödenmesi talebini reddederek  
AĐHM önündeki yargılama için 250 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine  
uygulağı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Yargıtay Basavcısı’nın yazılı görülerinin bavurana tebliğ edilmemesine ve bavuranın  
hazırlık soruturması sırasında alınan ifadelerine dayanılarak mahkûm edilmesi nedeniyle  
yargılamanın adil olmadığı iddiasına ilikin olarak AĐHS'nin 6/1 maddesine dayalı  
ikâyetlerin kabuledilebilir, bavurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. (a) Savunmacı devletin bavurana, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinletiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına  
çevrilmek üzere:  
(i) 1,800 (bin sekiz yüz) Euro manevi tazminat;  
(ii) 250 (iki yüz elli) Euro yargılama masraf ve giderleri;  
(iii) bu miktarlara uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;  
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa  
Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
7
HAKAN DUMAN – TÜRKĐYE KARARI  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları uyarınca 23 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
8