HACI ÖZEN – TÜRKĐYE KARARI
Güvenlik Mahkemeleri mensuplarının durumları ile ilgili olmayan nedenlerden ötürü
hakkaniyete uygun olmadığı hakkındaki şikayetinin değerlendirilmesine devam edilmesi
gerektiği kanısındadır. Yalnızca bu şekilde başvuranın, kendisine yöneltilen suçlamaların adil
şekilde yargılanmış olsaydı yapılamayacağına ilişkin esas iddiasını inceleyebilecektir (bkz.
Hulki Güneş/Türkiye, no. 28490/95, § 85, AĐHM 2003-VII (özetler) ve Göçmen/Türkiye, no.
72000/01, § 68, 17 Ekim 2006).
AĐHM, görevinin AĐHS’nin 19. maddesi uyarınca Sözleşme’ye taraf Devletlerin
yükümlülüklerinin gözlenmesini temin etmek olduğunu yinelemektedir. Özellikle, AĐHS
tarafından korunan haklarının ve özgürlüklerinin ihlal edilme ihtimaline karşı yerel bir
mahkeme tarafından işlendiği iddia edilen maddi ve hukuki hatalar ile ilgilenme vazifesi
kendisine ait değildir. 6. madde, adil yargılanma hakkını garanti altına aldığı halde bu tür
delillerin kabuledilebilirliğine ilişkin kurulları ortaya koymamaktadır. Bu, iç hukuk
kapsamına giren bir düzenleme meselesidir (bkz. Schenk/Đsviçre, 12 Temmuz 1988 tarihli
karar, A Serisi no. 140, sayfa 29, §§ 45-46).
Bu nedenle ilke olarak delil türlerinin – örneğin iç hukuk açısından kanuna aykırı
şekilde elde edilen delil – kabuledilebilir olup olmadığına veya başvuranın suçlu olup
olmadığına karar vermek Mahkeme’nin görevi değildir. Cevaplanması gereken soru, davanın
bütün olarak – delilin ne şekilde edinildiği de dahil olmak üzere – adil olup olmadığıdır. Bu,
sözkonusu “kanuna aykırılığın” incelenmesini ve bir diğer Sözleşme hakkının ihlali
sözkonusu olduğunda, tespit edilen ihlalin niteliğini kapsamaktadır (bkz., Khan/Đngiltere, no.
35394/97, § 34, ve Jalloh/Almanya [BD], no. 54810/00, §§ 95, 11 Temmuz 2006).
Bu bağlamda, tespit edilen AĐHS ihlalinin niteliğine ilişkin olarak Mahkeme, daha önce
cezai takibatta 3. maddenin ihlali yönünde ele geçirilen delillerin kullanılmasının, bu tür
delillerin kabul edilmesi mahkumiyetin teminat altına alınmasında belirleyici olmasa bile
sözkonusu takibatın hakkaniyete uygunluğuna zarar verdiğini hatırlatmaktadır (bkz. Jalloh, §
99; Söylemez/Türkiye, no. 46661/99, § 23, 21 Eylül 2006; ve üzerinde gerekli değişiklikler
yapıldıktan sonra, Örs ve Diğerleri/Türkiye, no. 46213/99, § 60, 20 Haziran 2006).
Sözkonusu davada AĐHM, ilk olarak daha önce jandarma tarafından gözaltında
tutulduğu sırada başvuranın AĐHS’nin 3. maddesini ihlal edecek şekilde kötü muameleye
maruz bırakıldığına karar vermiş olduğunu belirtmektedir.
Ayrıca, başvuranın gözaltında kaldığı süre içerisinde hiçbir yasal yardım almadığı ve
avukatı yokken jandarma huzurunda ifade verdiği taraflar arasında tartışılmamıştır. AĐHM,
ayrıca, başvuranın 24 Temmuz 1998’de Cumhuriyet Savcısı ile Sulh Hukuk Mahkemesi
huzurunda ve Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurunda yapılan kovuşturma
boyunca kötü muameleye maruz kaldığını iddia ederek bu ifadelerin doğruluğunu inkar
ettiğini belirtmektedir.
AĐHM, bu bağlamda, Türk mevzuatının sorgulama sırasında elde edilip mahkemede
inkar edilen itirafları savunma ihtimalleri için aldatıcı olan herhangi bir sonuca bağlamıyor
gibi göründüğünü belirtmektedir (bkz Hulki Güneş, yukarıda kaydedilen, § 91, ve Dikme /
Türkiye, no. 20869/92, § 111, ECHR 2000-VIII). Ancak, Diyarbakır Devlet Güvenlik
Mahkemesi, davaların esaslarını incelemeden önce başvuranın jandarma gözetiminde vermiş
olduğu ifadelerin kabuledilebilirliğine karar vermekle kalmamış, aynı zamanda başvuranın bu
ifadelerin doğruluğunu inkar etmesine rağmen başvurana hüküm giydiren kararı verirken
ifadeleri asıl kanıt olarak kullanmıştır.
13