C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
GÜZEL (ZEYBEK)- TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:71908/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
5 Aralık 2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 71908/01 bavuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaı olan Asiye Güzel Zeybek’in (bavuran), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(AĐHM) 2 Temmuz 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin Temel Đnsan  
Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından E. Kanar ve Y. Baara  
tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVA KOULLARI  
Bavuran 1970 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
A. Bavuranın yakalanması ve aleyhinde balatılan ceza davası  
Bavuran, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi tarafından yasadıı  
silahlı örgüt olan Marksist Leninist Komünist Parti’ne yönelik olarak balatılan operasyon  
çerçevesinde (MLKP) 22 ubat 1997 tarihinde yakalanmıve gözaltına alınmıtır.  
Bavuran, 23 ubat 1997 tarihli yazılı ifadesinde sözkonusu örgüt bünyesinde  
yürütğü faaliyetleri belirtmitir.  
Gureba Hastanesi doktoru tarafından düzenlenen 27 ubat 1997 tarihli sağlık  
raporunda, bavuranın vücudunda hiçbir darp ve cebir izine rastlanılmadığı belirtilmitir.  
2 Mart 1997 tarihinde bavuranın ifadesi alınmıtır.  
3 Mart 1997 tarihinde bavuranla, gözaltına alınan diğer kiiler arasında bir  
yüzletirme tutanağı hazırlanmıtır.  
Đstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan 6 Mart 1997 tarihli sağlık raporunda,  
bavuranın vücudunda hiçbir darp ve cebir izine rastlanılmadığı belirtilmitir.  
6 Mart 1997 tarihinde bavuranın tutuklu yargılanmasına karar verilmitir.  
Đstanbul Cumhuriyet Basavcığı, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5.  
maddesi ve Ceza Kanunu’nun 168 § 1. maddesine dayanarak 18 Mart 1997 tarihli bir  
iddianameyle, yasadıı silahlı örgüt yönetmek suçundan bavuran aleyhinde ceza davası  
açmıtır.  
Savcılık 31 Temmuz 1997 tarihli esasa ilikin iddianamede olayların tekrar  
değerlendirilmesini ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi ve Ceza  
Kanunu’nun 168 § 2. maddesi uyarınca bavuranın yasadıı bir örgüte yardım ve yataklık  
yaptığı gerekçesiyle cezalandırılmasını talep etmitir.  
Bavuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) önünde gerçekletirilen 8  
Ekim 1997 tarihli durumada gözaltında verdiği ifadesini reddetmitir.  
2
Bavuran aynı gün sunduğu savunma layihasında, sosyal eğilimli bir gazetenin yazı  
ileri müdürü olduğunu belirtmitir. Bavuran, gözaltında bulunduğu sırada kendisine  
vurulduğunu ve hakaret edildiğini ifade etmitir. Bavuran, ters ve düz askıya asıldığını,  
sorgulamayı gerçekletiren Bayram Kartal isimli ahsın emri ile tecavüze uğradığını ve  
gözlerinin bağlı olması sebebiyle bunları kimin yaptığını göremediğini iddia etmitir.  
Bavuran, gözaltından sorumlu kiiler hakkında ikayetçi olduğunu belirtmitir. Đstanbul Tıp  
Fakültesi psikoterapi servisine nakledilme talebinde bulunmutur. Bavuran gözaltında  
bulunduğu sırada avukat yardımından faydalanamadığını ve yaadığı ok nedeniyle ne  
doktora, ne savcıya ne de hakime yaadıklarını anlatamadığını belirtmektedir. Bavuran  
ifadeleri imzalamak zorunda kaldığını ve dosyada yer alan yüzletirme tutanağının aksine hiç  
kimse ile yüzletirilmediğini iddia etmitir.  
Bavuranın avukatı 11 ubat 1998 tarihli durumada, ikayetini yinelemive  
gözaltından sorumlu olan kiilerin ifadesinin alınmasını talep etmitir. Sözkonusu iddiaları  
destekleyecek hiçbir sağlık raporu bulunmadığı gerekçesiyle bavuranın avukatının bu talebi  
reddedilmitir.  
27 Mart ve 29 Mayıs 1998 tarihli durumalarda bavuran iddialarını yinelemi. Bu  
iddialar Mahkeme tarafından reddedilmitir.  
Bavuran, 24, 29 Temmuz ve 4 Ağustos 1998 tarihlerinde, Đstanbul Tıp Fakültesi  
Psikiyatri merkezinde görev yapan üç doktordan oluan bir kurul tarafından muayene  
edilmitir. Bu üç muayene sonucunda hazırlanan sağlık raporunda 1997 yılının ubat ayında  
yaanan travmatik olayın etkisinde olduğu belirtilmitir. Bu olayla ilgili yapılan görümeler  
sırasında bavuranın kaygılı olduğu, yaanan travmadan bahsedildiğinde kaçma eğilimde  
olduğu belirtilmitir. Bavuranda aynı zamanda genel isteksizlik ve psikopatolojik belirtiler  
tespit edilmitir. Bavuranın olayla ilgili kabuslar gördüğü ve bunun korkuya neden olduğu  
belirtilmitir. Bavuran bu durumu kaygılı bir ekilde ve ağlayarak anlatmıtır. Belirli bir  
konu üzerinde dikkat toplama güçlüğü yaamaktadır. Doktorlar travma sonrası stres  
bozukluğu-kronik form tanısını koymulardır.  
Đstanbul Üniversitesi Đstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı 16 Kasım 1998  
tarihinde, ayakları için gördüğü tedavi ile ilgili olan sağlık raporunu Ağır Ceza Mahkemesi’ne  
sevketmitir. Ağır Ceza Mahkemesi bu raporu okumuve dava dosyasına eklemitir.  
17 ubat 1999 tarihli durumada bavuran iddialarını yinelemitir. Bavuran, Đstanbul  
Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı tarafından hazırlanan ve gözaltında bulunduğu sırada  
maruz kaldığı kötü muamelelerle ilgili olan sağlık raporunu DGM’ye sunmutur. Bavuran  
aynı zamanda, sağlık sorunları nedeniyle tutuksuz yargılanma talebinde bulunmutur. DGM,  
bavuranın talebini reddetmitir.  
Gebze Cezaevinde bulunan bavuran 16 Ağustos 1999 tarihinde, muayene edilmek  
üzere Çapa Tıp Fakültesi’ne sevkedilmitir.  
ahika Yüksel isimli doktor 31 Ağustos 1999 tarihli reçetesinde bavuranın, 5 Ekim  
1999 tarihinde psikiyatrik muayenesinin yapılmasını talep etmitir.  
Bavuran, 1 Aralık 1999 tarihli durumada gözaltında bulunduğu sırada kötü  
muameleye maruz kaldığını ve ifadeleri zorla imzaladığını yinelemitir. Bavuran, neredeyse  
bir buçuk yıldır psikoterapik tedavi gördüğünü belirtmitir. Bavuran aynı zamanda,  
3
“gözaltında bir tecavüz öyküsü” isimli bir kitapta gözaltında kendisine yapılan kötü  
muameleleri anlattığını belirtmitir.  
DGM, 11 ubat 2000 tarihli durumada Đstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim  
Dalı tarafından düzenlenen sağlık raporunu dava dosyasına eklemitir.  
DGM, 21 Haziran, 28 Ağustos ve 3 Kasım 2000, 24 Ocak, 18 Nisan ve 29 Haziran  
2001 tarihli durumalarda bavuranın tutuksuz yargılanma talebini ve gözaltından sorumlu  
polislerin ifadelerinin alınması talebini reddetmitir.  
Bavuran, 27 Mart 2002 tarihinde DGM önünde savunma layihasını sunmutur.  
DGM, 16 Ekim 2002 tarihli bir kararla, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5.  
maddesi ve Ceza Kanunu’nun 168 § 2. maddesi uyarınca bavuranı on iki yıl altı ay hapis  
cezasına mahkum etmitir.  
Yargıtay,15 Ocak 2004 tarihinde temyizine gidilen kararı bozmutur.  
Dava halen Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülmektedir.  
B. Diğer sanıkların kötü muamele yapıldığına ilikin ikayetleri üzerine  
bavuranın gözaltından sorumlu polis memurları aleyhinde balatılan ceza davası  
Đstanbul Cumhuriyet Basavcığı, bavuranla birlikte yargılanan diğer sanıklar  
tarafından yapılan ikayet üzerine ve Ceza Kanunu’nun 243. maddesine dayanarak 4 Temmuz  
1997 tarihinde, Bayram Kartal, Sedat Selim Ay, Yusuf Öz, Erdoğan Oğuz, Zülfikar Özdemir,  
Necip Tükenmez, aban Toz ve Bülent Toramanoğlu isimli polis memurları aleyhinde  
iddianame sunmutur.  
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Aralık 1997 tarihli durumada ikayetçilerden biri  
olan Gönül Karagöz’ü dinlemitir. Gönül Karagöz, durumada hazır olan ve kendisine elle  
tacizde bulunan ve cinsel içerikli hakaretlerde bulundukları iddia edilen Bayram Kartal, Yusuf  
Öz ve Erdoğan Oğuz’u tehis etmitir. Aynı duruma sırasında, ikayetçi olan Sultan Arıkan  
isimli diğer bir kii de kendisine kötü muamelede bulunan üç polis memurunu tehis etmitir.  
Diğer ikayetçi Arif Çelebi ise bavurana bu polisler tarafından tecavüz edildiğini belirtmitir.  
Bayram Kartal, Sedat Selim Ay, Yusuf Öz, Erdoğan Oğuz, Zülfikar Özdemir, Mecit  
Tükenmez, aban Toz ve Bülent Toramanoğlu isimli polis memurları avukatları olmadan  
ifade vermeyi reddetmive kendilerine süre tanınmasını talep etmilerdir.  
7 Mayıs 1998 tarihli durumada, Bayram Kartal, Sedat Selim Ay, Yusuf Öz, Erdoğan  
Oğuz, Zülfikar Özdemir, aban Toz ve Bülent Toramanoğlu isimli polis memurları  
kendilerine isnat edilen fillere itiraz etmilerdir.  
Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Temmuz 1998 tarihinde bavuranı dinlemeye karar vermitir.  
Bavuran, 2 Ekim 1998 tarihli durumada gözleri bağlı bir ekilde üç polis memuru  
tarafından sorgulandığını belirtmitir. Ters ve düz askıya asıldığını daha sonra ise Bayram  
Kartal isimli polis memurunun emri ile kendisine tecavüz edildiğini ifade etmitir. Yaadığı  
travma nedeniyle, ifadesini tamamlayamadığını belirtmitir. Arif Çelebi isimli ahıs,  
4
bavuranın cezaevinde bulunduğu sırada tecavüz olayını kaleme aldığını belirtmitir. Ağır  
Ceza Mahkemesi, bavuranın, iddiaları ile ilgili olarak ikayette bulunma özgürlüğüne sahip  
olduğunu ve bu konu ile ilgili olarak kendisine bir sağlık raporunun sunulması halinde bu  
iddiayı inceleyeceğini belirtmitir. Aynı duruma sırasında, Bayram kartal isimli polis  
memuru bavuranın iddialarını reddetmitir. Sedat Selim Ay isimli polis memuru, gözaltı  
süresinin bitiminde bavuranın bir doktor tarafından muayene edildiğini hatırlamıtır.  
Bavuran, 23 Kasım 1999 tarihli durumada, Zülfikar Özdemir hariç gözaltından  
sorumlu Bayram Kartal, Erdoğan Oğuz ve Yusuf Öz isimli polis memurlarını tehis etmitir.  
AĐHM, davanın seyri ile ilgili olarak bilgi sahibi değildir.  
C. Cumhuriyet Savcısı tarafından bavuranın gözaltından sorumlu polis  
memurları res’en açılan kamu davası  
Cumhuriyet Savcısı, bavuranın tecavüze uğradığı iddiaları ile ilgili olarak kamu  
davası açıldığını Fatih Cumhuriyet Basavcılığı’na 30 Aralık 1998 tarihinde bildirmitir. Buna  
ek olarak, Hürriyet gazetesinin “gözaltında bir tecavüz öyküsü” isimli makalenin yer aldığı 12  
Aralık 1998 tarihli bir nüshasını göndermitir. Cumhuriyet Basavcılığı, Arif Çelebi ile  
birlikte örgüte üye olan diğer kiilerin de, sekiz polis memuru hakkında kötü muamele  
yaptıkları gerekçesiyle ikayetçi olduklarını belirtmitir. Ceza Kanunu’nun 243. maddesi  
uyarınca, 4 Temmuz 1997 tarihli iddianamede bu polisler hakkında suç duyurusunda  
bulunulmutur. Ağır Ceza Mahkemesi, 2 Ekim 1998 tarihli durumasında davayı incelemive  
bavuranı tanık sıfatı ile dinlemitir. Bununla ilgili olarak bavuran, gözaltında bulunduğu  
sırada kötü muameleye maruz kaldığını ve kendisine tecavüz edildiğini belirtmitir. 10 Aralık  
1998 tarihli durumada, bavuranın avukatı Đstanbul Tıp Fakültesi tarafından hazırlanan  
tarihsiz bir sağlık raporunu sunmutur. Đstanbul Ağır Mahkemesi’nin 2 Mart 1999 tarihli  
kararından sonra Cumhuriyet Savcısı, iddia edilen tecavüz olayı ile ilgili olarak bir soruturma  
balatabilmesi için 30 Aralık 1998 tarihinde Fatih Cumhuriyet Basavcılığı’nı  
bilgilendirmitir.  
24 Mayıs 1999 tarihinde, Gebze Cumhuriyet Basavcısı tarafından bavuranın ifadesi  
alınmıtır. Bavuran, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi’nde on üç gün  
boyunca gözaltında tutulduğunu belirtmitir. Bavuran burada kendisine kötü muamele  
yapıldığını ifade etmitir. Bavuran iki defa doktor tarafından muayene edildiğini fakat  
polislerin yanında olması sebebiyle doktorlara bir ey söyleyemediğini belirtmitir. Bavuran,  
gözaltında bulunduğu sırada maruz kaldığı olaylar hakkında ne Savcılığa ne de hakime  
herhangi bir beyanda bulunmamıtır. Bavuran, DGM’deki ilk duruma sırasında bununla  
ilgili olarak ikayetçi olmutur. Bavuran, Đstanbul Tıp Fakültesi’ne sevkedildiğini fakat bu  
tarihte vücudundaki izlerin geçtiğini ifade etmitir. Bavuran, gözaltından sorumlu polis  
memurları hakkında ikayetçi olacağını beyan etmitir.  
Fatih Cumhuriyet Savcısı, 2 Haziran 1999 tarihinde Bayram Kartal ve Yusuf Öz isimli  
polis memurlarının ifadesini almıtır. Polis memurları, bavuranın iddialarını reddetmitir.  
Fatih Cumhuriyet Savcısı, aynı ekilde bavuranın iddialarını reddeden Erdoğan Oğuz  
isimli polis memurunun ifadesini almıtır.  
Fatih Cumhuriyet Basavcılığı’nın 10 Haziran 1999 tarihli talebi üzerine 13 Aralık  
1999 tarihinde, altı doktorun yer aldığı bir kuruldan oluan Đstanbul Adli Tıp Kurumu  
5
bavuranı ve konu ile ilgili olarak hazırlanan sağlık raporlarını incelemitir. Kurulun,  
bavuranın vücudunda hiçbir darp ve cebir izine rastlanılmadığının belirtildiği gözaltı  
sırasında düzenlenen sağlık raporu ve Đstanbul Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen sağlık  
rapor ıığında bavuranın iddiaları ile ilgili olarak kararını vermesi gerekmekteydi. Kurul  
tarafından düzenlenen 27 ubat 1997 tarihli sağlık raporunda, bavuranın vücudunda hiçbir  
darp ve cebir izine rastlanmadığı belirtilmitir. Đstanbul Adli Tıp Kurumu raporunda da aynı  
ekilde bavuranın vücudunda herhangi bir darp ve cebir izine rastlanmadığı belirtilmitir.  
Kurul, Đstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı tarafından düzenlenen ve tarihi belirsiz  
olan sağlık raporunda, bavuranın belirttiği ekilde bir travma yaayan kiilerde gözlemlenen  
belirtiler gösterdiği, ilaç kullandığı ve tedaviye devam etmesi gerektiği belirtilmitir. Kurul,  
ilgili kiinin 15 Kasım 1999 tarihinde Adli Tıp Kurumu tarafından muayene edildiğini,  
jinekolojik muayene olmayı reddettiğini ve yapılan dımuayenenin hiçbir iddet ve darp izini  
ortaya koymadığını belirtmitir. Kurul, dava konusu olayların meydana geldiği tarihten  
neredeyse iki buçuk yıl sonra dile getirilen tecavüz iddiasına rağmen ve jinekolojik  
muayeneyi reddettiğinden dolayı tecavüze uğradığının tespit edilememesi nedeniyle,  
bavuranda travmadan kaynaklanan fiziksel bir iz ve yaraya rastlanmadığına karar vermitir.  
Kurul, bavuranın iddia ettiği ekilde bir travma yaayıp yaamadığının tespit edilebilmesi  
amacıyla Adli Tıp Kurumu tarafından psikolojik muayeneden geçirilmesini talep etmitir.  
Đstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Bölüm Bakanı, Fatih Cumhuriyet  
Basavcılığı’nın 29 ubat 2000 tarihli talebine cevap olarak, bavuranın 1998 yılının Haziran  
ve Aralık ayında muayene edildiğini 1 Mart 2000 tarihinde belirtmitir. 29 Temmuz 1998  
tarihinde düzenlenen sağlık raporunda Prof. Dr. ahika Yüksel’in imzası yer almaktadır.  
Fatih Cumhuriyet Basavcığı, 2 Mart 2000 tarihinde Antalya Cumhuriyet  
Basavcılığı’ndan, bavurana kötü muamelede bulunduğu ve tecavüz ettiği iddia edilen Bülent  
Toramanoğlu isimli polis memurunun ifadesinin alınmasını talep etmitir.  
Aynı gün Fatih Cumhuriyet Basavcılığı, Đzmir Cumhuriyet Basavcılığı’ndan  
bavurana kötü muamelede bulunduğu ve tecavüz ettiği iddia edilen Necip Tükenmez isimli  
polis memurunun ifadesinin alınmasını talep etmitir.  
Fatih Cumhuriyet Basavcılığı, 3 Mart 2000 tarihinde Sedat Selim Ay isimli polis  
memurunun ifadesini almıtır. Sedat Selim Ay, Yusuf Öz ve Erdoğan Oğuz isimli polis  
memurlarının sorguyu yapıklarını beyan etmitir.  
Yine aynı tarihte Fatih Cumhuriyet Basavcılığı, bavuranın sorgusuna katılmadığını  
beyan eden aban Öz isimli polis memurunun ifadesini almıtır.  
Yine aynı tarihte Fatih Cumhuriyet Basavcılığı, Zülfikar Özdemir isimli polis  
memurunun ifadesini almıtır. Zülfikar Özdemir, bavuranın sorgusuna katılmadığını beyan  
etmitir.  
Antalya Emniyet Müdürlüğü 29 Mart 2000 tarihinde, Bülent Toramanoğlu’nun  
ifadesini almıtır. Bülent Toramanoğlu, bavuranın iddialarını reddetmive bavuranın  
pimanlık yasasından faydalanmayı talep ettiğini belirtmitir. Bavuranın bu talebi kabul  
edilmive Kırklareli Cezaevi’ne sevkedilmitir. Altı ay sonra, mensup olduğu örgütün  
baskıları sonucu itirafçı statüsünden vazgeçmive tecavüz iddialarını desteklemitir.  
6
Đzmir Cumhuriyet Basavcılığı 7 Nisan 2000 tarihinde, Necip Tükenmez isimli polis  
memurunun ifadesini almıtır. Necip Tükenmez isimli polis memuru, bavuranın iddialarını  
reddetmive bavuranın yakalanmasında görev aldığını fakat sorgusu sırasında orada  
olmadığını belirtmitir.  
Fatih Cumhuriyet Basavcığı 26 Nisan 2000 tarihinde, Đstanbul Adli Tıp  
Kurumu’ndan bavuranın muayene edilmesini ve 21 ubat 1997 ve 6 Mart 1997 tarihlerinde  
meydana geldiği iddia edilen tecavüz olayından kaynaklanan psikolojik bir travma yaayıp  
yaamadığının tespit edilmesini talep etmitir.  
Đstanbul Adli Tıp Kurumu 14 Ağustos 2000 tarihinde, 15 Kasım 1999 ve 26 Nisan  
2000 tarihlerinde bavuranın muayene edilmesinden sonra raporunu sunmutur. Doktorlar 24  
Temmuz 1998 tarihinde bavuranın ilk kez kronik form tanınsa uyan Travma Sonrası Stres  
Bozukluğu (TSSB) yaadığına kanaat getirmitir. 15 Kasım 1999 ve 26 Mayıs 2000  
tarihlerinde gerçekletirilen muayeneler bu belirtilerin artık bulunmadığını ortaya koymutur.  
Doktorlar, Đstanbul Tıp Fakültesi tarafından bavuranın gözaltında bulunduğu sırada tecavüze  
uğradığı iddiaları ile ilgili olarak ifade edilen ve saptanan belirtilerin, gözaltında ya da  
cezaevinde bulunduğu sırada yaamıolabileceği baka bir travmanın ardından ortaya çıkmıꢀ  
olabileceğini belirtmitir.  
Gebze Cumhuriyet Basavcılığı, 22 Eylül 2000 tarihinde Gebze Cezaevinde bulunan  
Gönül Karagöz’ün ifadesini almıtır. Gönül Karagöz, bavuranla birlikte aynı dönemde  
gözaltına alındığını, bavuranı bir hücrede iken gördüğünü, Ahmet Haim Baran isimli bir  
polis memurunun bavuranın bulunduğu hücreye girmek istediğini fakat ismini bilmediği 1 m  
70 cm boylarında, kumral ve otuzlu yalarda olan baka bir polis memurunun “hesabını  
gördüm” diyerek bu polisin hücreye girmesini engellediğini ve cezaevinde iken bavuranın  
tecavüze uğradığını öğrendiğini belirtmitir.  
Fatih Cumhuriyet Basavcılığı, 17 Ekim 2000 tarihinde muhakemenin men’i kararı  
vermitir. Gerekçelerinde, bavuranın yasadıı bir örgüte üye olmak suçundan 22 ubat 6  
Mart 1997 tarihleri arasında Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi’nde  
gözaltına alındığını, 6 Mart 1997 tarihli sağlık raporunda bavuranın vücudunda hiçbir darp  
ve cebir izine rastlanılmadığının belirtildiğini, 2 Ekim 1998 tarihinde Ağır Ceza  
Mahkemesi’nde tanık olarak dinlendiğini ve bavuranın gözaltında bulunduğu sırada kötü  
muameleye maruz kaldığını iddia ettiğini belirtmitir. Đstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri  
Servisine sevkedilmesinden sonra düzenlenen ve tarih belirtilmeyen sağlık raporunda  
bavuranın bir travmaya maruz kaldığı ifade edilmitir. Adli Tıp Kurumu Kurulu tarafından  
düzenlenen 13 Aralık 1999 tarihli sağlık raporunda, bavuranın tecavüze uğradığını ya da  
fiziksel bir travmaya maruz kaldığını ortaya koyabilecek bulguların tehis edilmediği  
belirtilmitir. Adli Tıp Kurumu Kurulu tarafından 14 Ağustos 2000 tarihinde düzenlenen  
sağlık raporunda, bavuranın yaadığı travmanın, gözaltında ya da tutuklu bulunduğu sırada  
meydana gelebilecek bir olay sonrasında ortaya çıkmıolabileceği, bunun da tespit  
edilmesinin mümkün olmadığı ifade edilmitir. Fatih Cumhuriyet Basavcılığı aynı zamanda,  
Ağır Ceza Mahkemesi tarafından alınan Muhabbet Çelik isimli ahsın ifadesinin bavuranın  
iddiaları ile çelikili olduğunu belirtmektedir, bu nedenle Savcılığa göre bu iddialar  
ciddiyetten uzak olup inandırıcı nitelikte değildir.  
Bavuran, 10 Kasım 2000 tarihinde muhakemenin men’i kararına itiraz etmitir.  
7
Soruturma dosyasında yer alan unsurlara ve karar gerekçelerini dikkate alan Ağır  
Ceza Mahkemesi, 5 Aralık 2000 tarihli bir kararla yasalara ve mevzuata uygun olduğunu  
belirterek muhakemenin men’i kararını onamıtır.  
Bu karar, 3 Ocak 2001 tarihinde bavurana tebliğ edilmitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, gözaltında bulunduğu sırada AĐHS’nin 3. maddesine aykırı olarak kötü  
muameleye maruz kaldığını ileri sürmektedir.  
Hükümet, bavuranın kararı kanun yararına temyiz etmemesi sebebiyle iç hukuk  
yollarının tüketilmediğini belirtmekte ve bu nedenle bavurunun kabuledilemez olduğunu  
belirtmektedir.  
Bavuran bu iddiaya karı çıkmakta ve bu bavuru yolunun kullanılabilir bir bavuru  
yolu olmadığını belirtmektedir.  
AĐHM, Türk Hukuku tarafından tanınan kanun yararına temyiz bavurusunun  
olağandıı bir bavuru yolu olduğunu belirtmektedir. Esasında yalnızca Yargıtay Cumhuriyet  
Basavcısı bu bavuru yolunu kullanma hakkına sahiptir ve bu ancak Adalet Bakanlığı’nın  
resmi izni ile mümkündür. Bu nedenle sözkonusu bavuru yolu yargılanabilir kiilere  
doğrudan açık değildir. Sonuç olarak, genel kabul görmüuluslar arası hukuk kuralları  
dikkate alındığında, AĐHS’nin 35 § 1. maddenin gerekliliklerinin yerine getirildiğine karar  
verilebilmesi için bu bavuru yolunun kullanılmıolması gerekmemektedir (Öztürk-Türkiye,  
no: 22479/93). Bu nedenle AĐHM bu itirazı reddetmektedir.  
Hükümet aynı zamanda altı ay kuralının ihlal edildiğini ve bu nedenle bavurunun  
kabul edilemez olduğunu belirtmektedir. Hükümet’e göre, Savcılığın muhakemenin men’i  
kararını onayan Ağır Ceza Mahkemesi Bakanı’nın 5 Aralık 2000 tarihli kararı, 14 Aralık  
2000 tarihinde bavurana temyiz edilmive bavuran ancak 2 Temmuz 2001 tarihinde  
AĐHM’ye bavurmutur.  
Bavuran, bu kararın 3 Ocak 2001 tarihinde kendisine tebliğ edildiğini ileri  
sürmektedir.  
AĐHM, dava konusu kararın tebliğnamesinin tartıma götürmez bir ekilde bu kararın  
3 Ocak 2001 tarihinde bavurana tebliğ edildiğini ortaya koyduğunu tespit etmektedir. Bu  
nedenle bu itirazı reddetmektedir.  
AĐHM, bu ikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığı kanaatine varmıtır. AĐHM bavurunun baka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesiyle  
çelimediğini tespit etmedir. Bu nedenle bavurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygundur.  
B. Esas Hakkında  
Hükümet, bavuranın gözaltında uğradığını iddia ettiği kötü muamelelerin hiçbir  
sağlık raporu ile desteklenmediğini belirtmektedir. Gureba Hastanesi’nde muayene edilen  
8
bavuran tecavüze uğradığını muayene sırasında belirtmemitir. Düzenlenen sağlı raporunda  
hiçbir darp ve cebir izine rastlanılmadığı belirtilmitir. Yine aynı ekilde bavuran, 6 Mart  
1997 tarihli tecavüze uğradığını muayene sırasında da belirtmemitir. Adli Tıp Kurumu’nun  
13 Aralık 1999 tarihli sağlık raporunda bavuranın tecavüze uğrayıp uğramadığının tespit  
edilmesinin mümkün olmadığı belirtilmitir. Bavuranın yaadığı travmanın, tutuklu  
bulunduğu sırada kötü muameleye maruz kalma korkusundan ya da baka bir travmadan  
kaynaklanmasının mümkün olduğunu belirtilmitir.  
Bavuran, Hükümet’in iddialarına karı çıkmaktadır. Bavuran yaadığı utançtan  
dolayı ne Savcılığa ve hakime ne de ailesine tecavüze uğradığını söyleyebildiğini  
belirtmektedir. Bavuran bu olayla ilgili olarak “Gözaltında bir tecavüz öyküsü” isimli bir  
kitap yazmıtır. Đstanbul DGM’de verdiği 8 Ekim 1997 tarihli ifadesinde yaadıklarını dile  
getirmitir. Bavuran Đstanbul Tıp Fakültesi Psikoloji servisinde muayene edilme talebinde  
bulunmuve bu talebi Mahkeme tarafından reddedilmitir. Bavuran, talebinin kabul edilmesi  
ile neler yaadığının ortaya konulabileceğini belirtmektedir. Bavuran, gözaltında  
yaadıklarının dıında travmaya neden olabilecek baka hiçbir olay yaamadığını  
belirtmektedir. Bavuran, Đstanbul Adli Tıp Kurumu raporunun bir yıl sonra düzenlenmiꢀ  
olması sebebiyle Đstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi tarafından düzenlenen  
olaylara yakın olan ilk raporun dikkate alınması gerektiğini açıklamaktadır. Bavuran Adli  
Tıp Kurumu’nun Adalet Bakanlığı’na bağlı olduğunu belirtmektedir.  
AĐHM, AĐHS’ye aykırı olan kötü muamele iddialarının uygun delil unsurları ile  
desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz. Hüsniye Tekin-Türkiye, no: 50971/99, 25  
Ekim 2005, Martinez Sala ve diğerleri-Đspanya, 2 Kasım 2004, Klaas-Almanya, 22 Eylül  
1993, ve Erdagöz-Türkiye, 22 Ekim 1997, Derleme Kararlar ve Hükümler). AĐHM, iddia  
edilen olayların tespiti için “her türlü makul üphenin ötesinde” kriterinden yararlanmaktadır,  
bu türden bir delil yeteri kadar ciddi, açık ve birbiriyle uyumlu bir dizi emareden ya da  
çürütülemeyecek karinelerden oluabilir (Đrlanda-Birleik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar,  
ve Labita-Đtalya, no: 26772/95).  
AĐHM, bavuranın AĐHS’nin 3. maddesine aykırı olarak kötü muameleye maruz  
kaldığını belirmesi nedeniyle, gözaltı koullarının bavuranla Hükümet arasında anlamazlığa  
yol açtığını tespit etmektedir.  
Mevcut davada, gözaltı sırasında ve gözaltı süresinin bitiminde düzenlenen 27 ubat  
ve 6 Mart 1997 tarihli sağlık raporlarında bavuranın vücudunda hiçbir darp ve cebir izine  
rastlanılmadığı belirtilmitir. AĐHM, gözaltı sırasında ilendiği iddia edilen bir tecavüz olayı  
ile ilgili olarak, kiinin içinde bulunduğu durum sebebiyle olaya ilikin delil sunmasının kolay  
olamayabileceğini kabul etmektedir (Zeynep Avcı-Türkiye, no: 37021/97, 6 ubat 2003 tarihli  
karar). Bununla birlikte AĐHM, bavuranın iddiaları ile ilgili olarak ancak Ağır Ceza  
Mahkemesi’nde tanık sıfatı ile dinlendiği 2 Ekim 1997 ve savunma lahiyasını DGM’ye  
sunduğu 8 Ekim 1997 tarihlerinde yetkili makamlara bilgi verdiğini tespit etmektedir.  
Bununla ilgili olarak, her ne kadar bavuran okta olması sebebiyle ne savcıya ne hakime ne  
de kendisini muayene eden doktora gözaltında yaadıklarını anlatabildiğini ifade etse de,  
konuyla ilgili olarak yetkili makamlara bilgi vermek için yaklaık dokuz ay beklemesi ilginç  
bir durum arzetmektedir. Esasında, dosyada yer alan unsurlardan hareketle, bavuranın 6 Mart  
1997 tarihinde tutuklu olarak yargılanmasına karar verilmive bavuran cezaevinde görevli  
sağlık yetkililerine iddiaları ile ilgili olarak herhangi bir bilgi vermemi, 8 Ekim 1997  
tarihinden önce baka bir doktor tarafından muayene edilme talebinde bulunmamıtır.  
9
AĐHM, tutuklu yargılanmasına karar verilmesinden sonra bavuranın 24 ve 29  
Temmuz ve 4 Ağustos 1998 tarihlerinde üç defa Đstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Servisi’nde  
çeitli doktorlar tarafından ve aynı zamanda 13 Aralık 1999 ve 14 Ağustos 2000 tarihlerinde  
Đstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından muayene edildiğini de tespit etmektedir. Hiç kukusuz,  
ilgili kii görülerinde Adalet Bakanlığı’na bağlı olan Adlı Tıp Kurumu tarafından verilen  
rapora itiraz etmekte ve bu ekilde dolaylı olarak raporun dayanağını tartıma konusu  
yapmaktadır. Bununla ilgili olarak AĐHM, bavuranın yetkili makamlara bavurarak bu  
raporun dayanaktan yoksun olduğunu dile getirme hakkına sahip olduğunu hatırlatmaktadır  
oysa bavuran bu yolu kullanmamıtır.  
AĐHM ayrıca, bir travma yaayıp yaamadığının tespit edilebilmesi amacıyla  
bavuranın tekrar muayene edildiğini tespit etmektedir. Adli Tıp Kurumu, bununla ilgili  
olarak gözaltı sırasında düzenlenen sağlık raporlarını ve Đstanbul Üniversitesi Hastanesi  
tarafından düzenlenen raporları dikkate alarak iki adet sağlık raporu düzenlemitir. Bu  
noktada bu raporlar, gözaltından kaynaklanabilecek bir travma yaandığı savını ortaya koysa  
da, bavuranın kötü muameleye maruz kaldığını ve bilhassa tecavüze uğradığını ortaya  
koymamaktadır.  
AĐHM takdirine sunulan unsurları dikkatle incelemitir. AĐHM, elinde bulunan  
unsurların, bavuranın gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldığı ve tecavüze uğradığı  
iddiaları ile ilgili olarak bu türden bir sonuca götürebilecek türden deliller sunmadığı  
kanaatindedir. Bununla birlikte, ulusal mahkemelerin konu ile ilgili olarak hızlı bir ekilde  
soruturma balatmaolması ciddi bir sorun tekil etmektedir.  
AĐHM, yukarıda yer alan tespitler ıığında ve her türlü makul üpheciliğin de ötesinde,  
bavuranın yaadığını iddia ettiği kötü muameleler nedeniyle AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal  
edildiği sonucuna ulaamamaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, AĐHS’nin 3. maddesine ilikin ikayetlerini dile getirebileceği etkili bir  
bavuru yolundan mahrum bırakıldığını iddia etmekte ve AĐHS’nin 13. maddesine atıfta  
bulunmaktadır.  
A. Kabuledilebilirlik Hakkında  
AĐHM, bu ikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığı kanaatine varmıtır. AĐHM bavurunun baka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesiyle  
çelimediğini tespit etmedir. Bu nedenle bavurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygundur.  
B. Esas Hakkında  
Hükümet, bavuranın iddialarına karı çıkmaktadır.  
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin iç hukukta AĐHS ile sağlanan temel hak ve  
özgürlüklere ilikin bavuru imkanının varlığını garanti altına aldığını hatırlatmaktadır. Bu  
hüküm iç hukukta yetkili ulusal mahkemenin AĐHS’ye dayalı ikayetin içeriğini  
incelenmesini sağlayacak bir bavurun varlığını ve Savunmacı Devletler sözü edilen hükmün  
kendilerine getirdiği yükümlülüklere uyum konusunda belirli bir takdir payından yararlansalar  
dahi, buna uygun düzenleme yapılmasını öngörmektedir. Bununla birlikte, bu maddede  
10  
öngörülen bavuru, hukukta olduğu kadar uygulama da «etkili» olmalı, özellikle kullanımı  
Savunmacı Devletin yetkililerinin haksız fillerine ve baskı unsurlarına yol açmamalıdır.  
Bununla birlikte bu düzenleme, yalnızca AĐHS uyarınca savunulabilir olan ikayetler için  
geçerli olmaktadır (Bkz. Boyle ve Rice-Birleik Krallık, 27 Nisan 1988 tarihli karar).  
Mevcut davada AĐHM, dosyada yer alan unsurların bavuranın gözaltında bulunduğu  
sırada kötü muameleye uğradığı sonucunu ortaya çıkarmak için yeterli olmadığı  
kanaatindedir. Bununla birlikte bu durum, ikayetin 3. madde bakımında savunulabilir bir  
ikayet niteliğini ortadan kaldırmamaktadır (Bkz., diğerleri arasında, Boyle ve Rice kararı).  
AĐHM’nin esasa ilikin kararı sözkonusu ikayet ile ilgili olarak etkili bir soruturma yürütme  
zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır (Bkz., Balta-Türkiye, no: 50988/99, 20 Eylül 2005  
tarihli karar).  
AĐHM, DGM’ye sunulan 8 Ekim 1997 tarihli savunma layihasında bavuranın  
gözaltında bulunduğu sırada kendisine kötü muamele yapıldığı iddialarını dile getirdiğini not  
etmektedir. Bavuran aynı ekilde, Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nin psikoterapi servisinde  
muayene edilme talebinde bulunmuve bu talebi reddedilmitir. Sorgusunu yapan polis  
memurunu da ismen belirtmitir. Bavuran daha sonra, 11 ubat, 27 Mart ve 29 Mayıs 1998,  
21 Haziran, 28 Ağustos ve 3 Kasım 2000, ve 24 Ocak, 18 Nisan ve 29 Haziran 2001  
tarihlerinde gözaltından sorumlu olan polis memurlarını ifadelerinin alınmasını talep etmiꢀ  
her defasında bu talebi reddedilmitir. Bavuran ancak 24 Temmuz 1998 tarihinden itibaren  
üç doktordan oluan bir kurul tarafından muayene edilmitir. Bavuran, 17 ubat 1999 tarihli  
durumada DGM’ye bir sağlık raporu sunmutur. Mahkeme, 11 ubat 2000 tarihli  
durumada, Đstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Servisi tarafından düzenlenen sağlık raporunu  
dava dosyasına eklemitir. Mahkemenin, ilgili kiinin iddiaları ve bu sağlık raporlarının  
sonuçlarını üzerinde bir değerlendirme yapmaksızın davanın esasına ilikin karar vermesi  
ilginç bir durum arzetmektedir. Halbuki Mahkeme ve yetkili Savcılık, bavuranın iddiaları ile  
ilgili haberdar idi, bu iddialarla ilgili olarak yalnızca 30 Aralık 1998 tarihinde Cumhuriyet  
Savcısı tarafından kamu davası açılmıtır ve bu da bavuranın “Gözaltında bir ikence  
öyküsü” isimli kitabı ile ilgili bir makalenin yayınlanmasından sonra olmutur. Savcılık,  
iddiaların gerçekliğinin tespit edilebilmesi amacıyla res’en bir ceza soruturması balatmıtır.  
Hiç kukusuz, kamu davasının açılmasından ve olayların meydana geldiği tarihten birkaç sene  
sonra bavuran sağlık muayenesinden geçirilmitir.  
Esasında AĐHM, bu tür iddialarla ilgili olarak ivedi ve özenli olma zorunluluğunun  
açık olduğunu hatırlatmaktadır. Soruturmanın özel bir durumda seyrini engelleyebilecek  
zorlukların ya da engellerin olabileceği kabul edilebilmektedir. Bununla birlikte, 3. maddeye  
aykırı kötü muamele iddiaları ile ilgili soruturma yürütülmesi sözkonusu olduğuna, yetkili  
makamların ivedilikle hareket etmesi, eitlik ilkesi uyarınca kamunun güvenini korumak ve  
yasaı eylemler konusunda suç ortaklığı yapıldığı ve hogörü gösterildiği kanısının  
olumasını engellemek için temel nitelikte değerlendirilebilir (Bkz., mutatis mutandis,  
Zengin-Türkiye, no: 46928/99, 28 Ekim 2004 ve Batı ve diğerleri-Türkiye, no: 33097/96 ve  
57834/00). Aynı zamanda, bavuranın iddiaları ile ilgili olan soruturma, bavuranın  
iddialarını yetkili mercilere bildirmesinden yalnızca on dört ay sonra balatılmıtır.  
Bavuranın gözaltından sorumlu polis memurlarının ifadesi ancak üç sene sonra alınmıtır.  
Polis memurlarından bazıları istinabe yoluyla dinlenmitir.  
Sonuç olarak, yukarıda ifade edildiği ekilde soruturmada tespit edilen eksiklikler ve  
gerekli özenin ve dikkatin gösterilmemiolması, bavuranın savunulabilir ikayetleri ile ilgili  
11  
olarak 13. madde uyarınca ulusal makamların derinlemesine bir soruturma yürütmedikleri  
kanaatine neden olmaktadır. Sonuç olarak, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, maddi tazminat olarak 20.000 Euro, manevi tazminat olarak da 100.000  
Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu miktarlara itiraz etmektedir.  
AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine kanaat getiren AĐHM, bavuran tarafından  
talep edilen maddi tazminatın reddedilmesinin uygun olacağı kanaatindedir.  
AĐHM, 13. maddenin ihlal edildiği dikkat alındığında, bavurana manevi tazminat  
ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir. AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun  
olarak bavurana 5.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermitir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuran masraf ve harcamalar için 8.948 Euro talep etmektedir. Talebini ise  
aağıdaki ekilde detaylandırmaktadır:  
-Avukatlık ücret tarifesini ve AĐHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için  
Đstanbul Barosu’nun ücret tarifesini sunarak bu harcamalar için 14.300 Yeni Türk Lirası  
(yaklaık 7.700 Euro);  
-Ulusal mahkemeler nezdinde yapılan masraf ve harcamalar için 3.300 Y.T.L.  
(yaklaık 1.777 Euro).  
-Tercüme, posta, telefon ve kırtasiye masrafları için 875 Y.T.L. (yaklaık 471 Euro).  
Hükümet bu taleplerin desteklenmediğini belirtmektedir.  
AĐHM, dosyada yer alan unsurlar dikkate alındığında bavuranın talep ettiği rakamları  
yalnızca kısmi olarak belgelendirdiğini tespit etmektedir. AĐHM, yerel mahkemeler nezdinde  
yapılan masraf ve harcamalar için dile getirilen talebi reddetmekte ve AĐHM nezdinde yapılan  
masraf ve harcamalar için 3.000 Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmektedir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına 3 puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1.Bavurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;  
12  
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere, her türlü  
vergiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından bavurana manevi tazminat  
olarak 5.000 Euro (bebin) masraf ve harcamalar için 3.000 Euro (üç bin)  
ödenmesine;  
b)Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faizi ödenmesine;  
5. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 5 Aralık 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
13