C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
GÜZEL - TÜRKĐYE DAVASI (No: 3)  
(Bavuru no:6586/05)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
24 Temmuz 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (6586/05) bavuru no’lu davanın nedeni, bu ülke  
vatandaı olan Hasan Celal Güzel’in (bavuran) 1 Mart 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(Mahkeme) yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde Ankara Barosu avukatlarından H.A. Özkan tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
Eski bir bakan ve milletvekili olan bavuran 1945 doğumlu olup Ankara’da ikamet  
etmektedir. Olayların meydana geldiği dönemde bavuran Yeniden DoğuPartisi’nin genel  
bakanlığını yürütmekteydi. Yaptığı beyanlar nedeniyle bavuran, bir çok cezai takibata konu  
olmutur.  
1. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi önünde yapılan yargılamalar  
Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi bavuranı 23 Haziran 1997 tarihinde Yeni Günaydın  
Gazetesi’nde yayınlanan beyanları nedeniyle Cumhurbakanı’na hakaretten suçlu bularak bir  
yıl üç ay hapse mahkum etmitir. Mahkeme kararında tartımalı beyanların kabul edilebilir  
eletiri sınırlarını ağı hükmüne varmıtır.  
Yargıtay 29 ubat 2000 tarihinde kararı bozmutur.  
Asliye Ceza Mahkemesi 4 Mayıs 2000 tarihinde ilk kararını onamıtır.  
Yargıtay 10 Ekim 2000 tarihinde bu hükmü yeniden bozarak Asliye Ceza Mahkemesi’ne  
göndermitir.  
Asliye Ceza Mahkemesi 7 ubat 2001 tarihinde 4616 sayılı kanun uyarınca kararı beyıl  
süreyle ertelemitir.  
Bavuran 30 Eylül 1997 tarihinde Refah partisi aleyhinde kapatma davası açan Yargıtay  
Basavcısı’na hakaret etmekle suçlanmıtır. Bavuranın suçlanan beyanları 23 Mayıs 1997  
tarihli Milli Gazete’de yayınlanan bir makalede yer almaktaydı.  
2. Batman Ağır Ceza Mahkemesi önünde yapılan yargılama  
Batman Ağır Ceza Mahkemesi 8 haziran 1999 tarihinde bavuranı Hükümet’in manevi  
ahsiyetini tahkir ve tezyif etmek suçundan ertelenmek üzere on ay hapis cezasına  
çarptırmıtır. Mahkeme kararını bavuranla Batman FM’de yayınlanan bir röportaja istinaden  
vermitir.  
2
Ağır Ceza Mahkemesi bavuran hakkında açılan ceza davası hakkında karar vermek üzere  
davayı üç yıl süreyle ertelemitir.  
3. Konya Ağır Ceza Mahkemesi önünde yapılan yargılama  
3 Kasım 1998 tarihinde Konya Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı 6 Mayıs 1998 tarihinde yerel  
Merhaba Gazetesi’nde yayınlanan makalesi nedeniyle bavuran hakkında silahlı kuvvetleri  
tahkir ve tezyif etmek suçlamasında bulunmutur.  
Ağır ceza Mahkemesi 13 Ekim 1999 tarihinde 4454 sayılı kanun uyarınca davayı üç yıl  
süreyle ertelemitir.  
4. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi önünde yapılan yargılama  
Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı 27 Mayıs 1997 tarihinde katıldığı bir televizyon  
programında yaptığı konumada adaletin manevi ahsiyetini tahkir ve tezyif ettiği  
gerekçesiyle bavuran hakkında Ceza Kanunu’nun 159. maddesi temelinde suç duyurusunda  
bulunmutur.  
4454 sayılı kanunun yürürlüğe girmesiyle bavuran hakkında açılan dava üç yıl süreyle  
ertelenmitir.  
5. Yozgat Asliye Ceza Mahkemesi önünde yapılan yargılama  
Bavuran 2 aralık 1998 tarihinde bölgesel bir televizyon kanalına bir röportaj vermitir.  
Yozgat cumhuriyet Savcısı 16 Nisan 1999 tarihinde bavuran hakkında Cumhurbakanı2na  
hakarette bulunmaktan suç duyurusunda bulunmutur.  
Yozgat Asliye Ceza Mahkemesi 23 aralık 2000 tarihinde 4616 sayılı kanun uyarınca davayı  
beyıl süreyle ertelemitir.  
6. Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi önünde yapılan yargılamalar  
29 Temmuz 1997 tarihinde Milli Gazete’de yayınladığı bir makale yüzünden 22 Eylül 1997  
tarihinde bavuran hakkında Hükümet’in manevi ahsiyetini tahkir ve tezyif ettiği iddiasıyla  
suç duyurusunda bulunulmutur. Bavuran «onbaılar hükümeti» ifadesini kullandığı için  
suçlantı.  
1 ve 10 Ağustos tarihleri arasında Akam, Siyah Beyaz, Zaman ve Hürriyet Gazeteleri’nde  
yayınlanan makalelerinde silahlı kuvvetleri alenen tahkir ve tezyif ettiği iddiasıyla 9 Ekim  
1997 tarihinde bavuran hakkında suç duyurusunda bulunulmutur.  
1 Nisan 1997 tarihli Kanal D haber bülteninde yaptığı açıklamalarında silahlı kuvvetleri tahkir  
ve tezyif ettiği iddiasıyla belirtilmeyen bir tarihte bavuran hakkında suç duyurusunda  
bulunulmutur.  
3
24 Nisan 1997 tarihli Akit Gazetesi’nde yayınlanan makalesinde silahlı kuvvetleri tahkir ve  
tezyif ettiği iddiasıyla 9 Eylül 1997 tarihinde bavuran hakkında suç duyurusunda  
bulunulmutur.  
26 Nisan 1997 tarihli Akit Gazetesi’nde yayınlanan «Hayali Anayasa Projesi» balıklı  
makalesinde silahlı kuvvetleri tahkir ve tezyif ettiği iddiasıyla 9 Eylül 1997 tarihinde  
bavuran hakkında suç duyurusunda bulunulmutur.  
9 Haziran 1997 tarihli Kanal 7 haber bülteninde yaptığı açıklamalarla silahlı kuvvetleri alenen  
tahkir ve tezyif ettiği iddiasıyla bavuran hakkında suç duyurusunda bulunulmutur.  
7 mart 1997 tarihli basın toplantısında yaptığı ve 8 Mart 1997 tarihinde Yeni afak ve Posta  
Gazeteleri’nde yayınlanan açıklamalarıyla silahlı kuvvetleri tahkir ve tezyif ettiği iddiasıyla  
Bavuran hakkında suç duyurusunda bulunulmutur.  
4 Mayıs 1997 tarihli Akit Gazetesi’nde yayınlanan makalesinde silahlı kuvvetleri tahkir ve  
tezyif ettiği iddiasıyla belirtilmeyen bir tarihte bavuran hakkında suç duyurusunda  
bulunulmutur.  
Daha evvel bavuran hakkındaki davaların birletirildiği Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi  
4454 sayılı kanun uyarınca davaları üç yıl süreyle ertelemitir.  
Đlgili mahkemeler bavuranın talebi üzerine farklı tarihlerde, açılan tüm ceza davalarının  
ürülmesine hükmetmilerdir.  
HUKUK AÇISINDAN  
AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, aleyhinde açılan davalarda verilen erteleme kararlarına rağmen, hakkında verilen  
ceza mahkumiyeti kararlarının ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.  
Bavuran, ertelemeler sonucunda dolaylı olarak getirilen kısıtlamanın fikir beyan etme  
imkanını sınırladığını savunmaktadır. Bavuran, bir siyasi partinin genel bakanı sıfatıyla  
ülkesinin meselelerine ilikin görülerini ifade ettiğini ve sözlerinin ifade özgürlüğü sınırları  
içinde kaldığını ileri sürmektedir.  
AĐHS’nin 11. maddesine atıfta bulunan bavuran, hakkında açılan davaların siyasi kariyeri ve  
seçimler üzerinde yarattığı olumsuz etkilerden ikayetçi olmaktadır.  
AĐHS’nin 7. maddesine atıfta bulunan bavuran, eski Türk Ceza Kanunu’nun 158 ve 159.  
maddelerinin cezalandırdığı suç tekil eden unsurları yeterince açık bir biçimde  
tanımlamadığını savunmaktadır.  
AĐHM, bu ikayetlerin sadece AĐHS’nin 10. maddesi yönünden incelenmesinin yerinde  
olacağını değerlendirmektedir.  
4
A. Kabuledilebilirliğe dair  
Hükümet bavuranın mağdur sıfatına itiraz etmektedir. Hükümet, 4454 ve 4616 sayılı  
kanunların yürürlüğe girmesini müteakiben bavuran hakkında verilen mahkumiyet  
kararlarının geçersiz hale gelerek ve yok hükmünde olduğunu ve bu durumun yukarıda anılan  
çeitli mahkemelerce hükme bağlandığını belirtmektedir.  
Bavuran bu sava itiraz etmektedir.  
AĐHM, daha evvel de, kesin mahkumiyet kararının verilmesinden önce kararın ertelenmesi  
halinde bir bavuranın mağdur sıfatına ilikin görülerini ifade etme fırsatı bulduğunu  
kaydetmektedir. AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesi bakımından bir bavuran hakkında verilen  
erteleme kararının bavuranı mağdur sıfatı taımaktan mahrum bırakmadığı kanaatine  
varmıtı (bkz., bu anlamda, Erdoğdu – Türkiye, no: 25723/94, § 72, diğerleri arasında, Veysel  
Turhan – Türkiye, no: 53648/00, 17 Haziran 2004; Yaar Kaplan – Türkiye, no: 56566/00, §  
32, 24 Ocak 2006).  
AĐHM mevcut davada daha önce vardığı sonuçlardan ayrı bir yol tutması için herhangi bir  
gerekçe olmadığı kanaatindedir. Sonuç olarak, bavuran hakkında herhangi bir kesin  
mahkumiyet kararı verilmemiolsa bile, erteleme kararı yalnızca bavuranın ilgili dönem  
içinde kasten herhangi bir suç ilememesi durumunda geçerliydi. Aksi halde tüm yargılamalar  
yeniden balayacak ve hakkında bir hüküm verilecekti. Ertelenen davaların sayısı ve verilmesi  
muhtemel cezalar göz önüne alındığında AĐHM, bavuranın, hakkında yeniden cezai takibat  
balatılmasına yol açabilecek nitelikte her türlü açıklama yapmaktan imtina etmeye mecbur  
kaldığı kanaatindedir. Sonuçları kesin olmasa da cezai takibatın yeniden balatılacağı korkusu  
ilgilinin fikirlerini açıkça sergileme imkanlarını kısıtlamıtır. Bu durum bavuranın eski bir  
bakan, milletvekili ve bir partinin genel bakanı oluu göz önüne alındığında daha zorlayıcı  
bir hal almaktadır.  
AĐHM, bavurunun AĐHS’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun ilan  
edilemeyeceğini tespit etmektedir. AĐHM ayrıca bavurunun herhangi bir kabuledilemezlik  
gerekçesiyle karılamadığını tespit etmektedir. Bu itibarla bavuruyu kabuledilebilir ilan  
etmek yerinde olacaktır.  
B. Esasa dair  
Hükümet, bavuranın eletirilerinin kabul edilebilirlik sınırlarını ve siyasi tartıma boyutunu  
ağını savunmaktadır. Hükümet’e göre bavuran silahlı kuvvetler, adalet, Hükümet gibi  
çeitli kurum ve Devlet ahsiyetlerini aağılamı, bunlara karı küfür ve hakaretlerde  
bulunmutur. AĐHS’nin bu husustaki içtihadını esas alan Hükümet ifade özgürlüğünün mutlak  
olamdığının ve görev ve sorumlulukları beraberinde getirdiğinin altını çizmektedir. Hükümet  
ayrıca bavuran hakkında verilen hiçbir kesinlemihüküm bulunmadığını, açılan ceza  
davalarının tamamının erteleme süresinin sonunda düürülğünü ve adli sicil kaydına  
yapılan eklemelerin silindiğini anımsatmaktadır. Hükümet’e göre yapılan müdahale, yasayla  
öngörülen, meru hedefler gözeten, demokratik bir toplumda zorunlu ve izlenen hedefle  
orantılı bir müdahaleydi.  
Bavuran bu sava itiraz etmektedir. Bavuran, aleyhinde balatılan tüm takibatın silahlı  
kuvvetlerin mevcut sivil iktidara silahlı kuvvetler tarafından yapılan müdahalelere yönelik  
bulunduğu aynı siyasi söylem için olduğunu iddia etmektedir. Bavuran, farklı ehirlerde  
5
farklı mahkemeler önünde davalar açılmasının sebebinin kendisine göz dağı vermek  
olduğunu, halbuki ceza kanunun ilgili düzenlemelerine göre benzer bir dizi söylem için tek bir  
dava açılmasını gerektiğini belirtmektedir. Hakkında verilmiveya uygulanmıherhangi bir  
kesin hüküm bulunmamasına karın bu takibatın ifade özgürlüğünü son derece kısıtladığını ve  
özellikle de 1999 yılında yapılan milletvekili seçimlerine yönelik kampanyayla ilgili olarak  
siyasi kariyerini etkilediğini savunmaktadır. Bavuran iddet kullanımını asla tevik  
etmediğini iddia etmektedir.  
AĐHM, kesinlemibir hüküm bulunmamasına rağmen verilen mahkumiyet kararlarının ve  
cezai takibatın bavuranın AĐHS’nin 10 § 1 maddesiyle korunan ifade özgürlüğü hakkına  
yönelik bir müdahale olduğu hususunda tarafların hemfikir olduğunu tespit etmektedir. AĐHM  
ayrıca sözkonusu müdahalenin AĐHS’nin 10 § 2 maddesi anlamında yasayla öngörüldüğü,  
kamu düzeninin sağlanması, bakalarının öhret ve haklarının korunması yargı gücünün  
otorite ve tarafsızlığının sağlanması gibi meru hedefleri gözettiği hususunda da taraflar  
arasında bir anlamazlık olmadığını tespit etmektedir (bkz., diğerleri arasında, Thorgeir  
Thorgeirson – Đzlanda, 25 Haziran 1992 tarihli karar, § 9; Birol – Türkiye, no: 44104/98, § 24,  
1 Mart 2005; Sabou ve Pircalab – Romanya, no: 46572/99, § 37, 28 Eylül 2004; Kürkçü –  
Türkiye, no: 43996/98, § 25, 27 Temmuz 2004). AĐHM bu değerlendirmeye katılmaktadır.  
Mevcut davada anlamazlık müdahalenin «demokratik bir toplumda zorunlu» olup olmadığı  
sorusuna dayanmaktadır.  
Daha önce de mevcut davada gündeme getirilen benzer soruları inceleyen AĐHM, AĐHS’nin  
10. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiti.  
AĐHM mevcut davayı içtihatlarının ıığında incelemive Hükümet’in daha önce vardığı  
sonuçtan ayrı bir sonuca varmasını sağlayacak nitelikte ikna edici ne bir olgu ne de bir  
argüman sunduğunu tespit etmitir. AĐHM, siyasi söylemde kullanılan ifadelere ve söylemin  
gerçekletiği bağlama özel bir dikkat sarfetmitir. Bu bakımdan incelemesine sunulan vakayı  
çevreleyen koulları göz önünde bulundurmutur. AĐHM ayrıca kabul edilebilir eletiri  
sınırlarının siyasi bir kiilik sözkonusu olduğunda kamusal bir ahsiyet olması itibariyle  
sıradan bir kiiden daha geniolduğunu müteaddit defalar kabul ettiğini anımsatmaktadır  
(Pakdemirli – Türkiye, no: 35839/97, § 45, 22 ubat 2005).  
Tartımalı sözler farklı biçimlerde ve faklı vasıtalarla ifade edilmitir. Gazeteye verilen bir  
beyanat, on farklı gazetede farklı tarihlerde yayınlanan makaleler, radyoda yayınlanan bir  
röportaj, bir televizyon programında yapılan açıklamalar, bölgesel bir televizyon kanalıyla  
yapılan bir röportaj, televizyonda yayınlanan bir haber bülteninde yapılan açıklamalar,  
televizyonda yayınlanan bir basın toplantısı sırasında yapılan ve iki gazetede yer alan  
açıklamalar. Bavuran bir siyasi partinin genel bakanı sıfatıyla görülerini ifade ederek çeitli  
devlet adamları ve kurumların eylemlerini eletirmitir. Toplumu ilgilendiren konularda fikir  
beyan etmitir. Sözleri eletiriden ibaret olup hem içerik hem de kullanılan ifadeler itibariyle  
siyasi söylem biçimini almıtır.  
Ulusal makamlar bu tartımalı ifadeleri Cumhurbakanı’nın, Yargıtay Basavcısı’nın,  
Hükümet’in, silahlı kuvvetlerin ve adaletin manevi ahsiyetini tahkir ve tezyif eder nitelikte  
ifadeler olarak değerlendirmilerdir.  
AĐHM, ulusal mahkemelerin kararlarında yer verdikleri gerekçeleri incelemive bazı  
durumlarda tartımalı metinlerde son derece sert ifadeler bulunduğunu ve sözkonusu kurum  
ve ahsiyetlerle ilgili olarak son derece olumsuz bir tablo çizildiğini kabul etmitir. Hatta  
6
sözgelimi 23 Haziran ve 27 Mayıs 1997 tarihinde yayınlanan makalelerdeki Cumhurbakanı  
Demirel ve bazı yargı görevlileri ile ilgili bazı pasajlar hakaretamiz olarak nitelenebilir.  
Bununla birlikte, ulusal makamlar tarafından ileri sürülen bazı gerekçeler kabul edilebilir  
niteliktelerse de, müdahalenin orantılılığının tespit edilmesi sözkonusu olduğunda AĐHM,  
cezaların ağırlığı ve niteliğini de dikkate almalıdır. Bu bakımdan AĐHM, bavuranın ilk  
aamada Ankara Asliye Ceza Mahkemesi tarafından bir yıl üç ay, Batman Ağır Ceza  
Mahkemesi tarafından on ay hapse mahkum edildiğini ve bu iki yargılamada ceza davalarının  
sırasıyla beyıl ve üç yıl ertelemeye konu edildiğini kaydetmektedir. Ayrıca, bavuran  
hakkında yürütülen dört takibat çerçevesinde Ankara, Konya ve Beyoğlu Asliye Ceza  
Mahkemeleri üç yıl, Yozgat Asliye Ceza Mahkemesi ise beyıl süreyle davanın  
ertelenmesine karar vermitir. Son olarak Ankara Ağır Ceza Mahkemesi sekiz takibat  
çerçevesinde 4454 sayılı kanun uyarınca davaların üç yıl süreyle ertelenmesine karar  
vermitir. AĐHM, eski bir bakan ve milletvekili olan, olayların meydana geldiği dönemde ise  
siyasi bir partinin genel bakanlığını yürüten bavuran aleyhinde açılan davaların sayısı ve  
hakkında verilen erteleme kararlarının erteleme süresi içindeki faaliyetleri üzerinde kısmi bir  
sansür etkisi yarattığını ve kamusal bir tartımadaki yeri olan ve varlığı inkar edilemeyen bir  
eletiriyi açıkça sergileme imkanının büyük ölçüde sınırlandığını değerlendirmektedir (bkz.  
Erdoğdu, adıgeçen, § 72; Aslı Güne– Türkiye, no: 53916/00, § 26, 27 Eylül 2005).  
Yukarıda ifade edilenler göz önünde bulundurulduğunda tartımalı mahkumiyet kararları  
gözetilen amaçlarla orantılı olarak addedilemez. Bu itibarla, bavuranın ifade özgürlüğüne  
yönelik olarak yapılan müdahalelerin tamamı genel olarak ele alındıklarında «demokratik bir  
toplumda zorunlu» değillerdi. Bu nedenle AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği  
sonucuna varmaktadır.  
A. Tazminat  
Bavuran 100.000 Euro tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmektedir. Bavuran aynı  
ekilde 100.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.  
AĐHM, sunulan delillerin AĐHS’nin 10. maddesinin ihlali neticesinde doğan zararın  
hesaplanması için yeterli olmadığını değerlendirmektedir (bkz. aynı anlamda, Karakoç ve  
diğerleri – Türkiye, no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 ekim 2002).  
Manevi zarara ilikin olarak ise AĐHM manevi zararın tazmini için ihlal tespitinin balı baına  
bir tatmin tekil edeceği kanaatindedir.  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuran, AĐHM ve ulusal mahkemeler önünde yaptığı temsil masraf ve harcamaları için  
73.750 Euro (avukat ücreti için 53.750 Euro, genel masraflar içinse 20.000 Euro) talep  
etmektedir. Bavuran, ulusal mahkemeler önünde 50 Euro saat ücreti üzerinden 905 saat,  
AĐHM önünde ise 100 Euro saat ücreti üzerinden 180 saat mesai harcandığını belirtmektedir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.  
7
AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca masrafların iadesi ancak bu masrafların gerçek, zorunlu ve  
makul bir oranda oldukları kanıtlandığı takdirde mümkündür (bkz., diğerleri arasında,  
Nikolova – Bulgaristan, no: 31195/96, § 79).  
Elindeki mevcut unsurları ve bu husustaki içtihadını göz önünde bulunduran AĐHM, tüm  
masrafları için bavurana 5.000 Euro ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı faiz oranına üç puan eklenmesinin uygun olacağına hükmetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere, Savunmacı Hükümet tarafından bavurana:  
i.masraf ve harcamalar için bavurana 5.000 Euro (bebin) ödenmesine;  
ii. bu miktarın yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
4. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.  
maddesine uygun olarak 24 Temmuz 2007 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
8
9