CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
GÜZEL ŞAHİN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 68263/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
21 Aralık 2006  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek  
olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (68263/01) başvuru no’lu davanın nedeni bu ülkenin  
yedi vatandaşı Güzel Şahin, Türkan Şahin, Gülizar Şahin, Seza Horoz, Derya Aras, Birsen  
Gülünay ve Önder Dolutaşın (başvuranlar) 21 Mart 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları  
Komisyonu’na Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış  
olduğu başvurudur. Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul  
Barosu avukatlarından G. Altay ve F.T. Yolcu tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Başvuranlar sırasıyla 1943, 1975, 1950, 1956, 1979, 1977 ve 1966 doğumlu olup İstanbul’da  
ikamet etmektedir.  
Başvuranlar 1 Mayıs 1998 tarihinde İstanbul’da işçi bayramı için yasal olarak düzenlenen bir  
gösteriye katılmıştır. Gösterinin dağıldığı sırada güvenlik güçleri ile göstericiler arasında  
çatışma meydana gelmiş; otuz altı polis yaralanmış ve aralarında başvuranlar Horoz, Aras,  
Gülünay, Türkan Şahin, Gülizar Şahin ve Dolutaşın da bulunduğu iki yüz altmış bir kişi  
yakalanarak gözaltına alınmıştır.  
İstanbul Emniyet Müdürlüğü polisleri tarafından aynı gün saat 17.00’de olay yeri tutanağı  
hazırlanmıştır.  
1. Başvuranlar hakkında yürütülen ceza süreci  
2 Mayıs 1998 tarihinde saat 16.10’da hazırlanan serbest bırakma tutanağı ile aralarında  
Gülizar Şahin’in de yer aldığı on üç kişi serbest bırakılmıştır.  
Emniyet Müdürlüğü aynı gün Şişli Cumhuriyet Başsavcısından -ki bunlar arasında  
başvuranlar Gülünay, Aras, Horoz, Türkan, Şahin, Dolutaş da bulunmakta- iki yüz kırk altı  
kişinin gözaltı süresinin dört gün süreyle uzatılması talebinde bulunmuş, Savcı aynı gün  
gerekli izni vermiştir.  
Bütün sanık avukatları 3 Mayıs 1998 tarihinde yasal gözaltı süresinin sona erdiğini belirterek  
Şişli asliye ceza mahkemesinde itirazda bulunmuş, mahkeme 4 Mayıs 1998’de dört günlük  
yasal sürenin sona ermediğini belirterek bu talebi reddetmiştir.  
Başvuranlar Dolutaş, Horoz, Gülünay, Aras ve Türkan Şahin 5 Mayıs 1998 tarihinde  
Cumhuriyet Savcısı karşısına çıkarılmış, savcı ifadelerini almış, başvuranlar, haklarında  
yapılan tüm suçlamaları reddetmiş ayrıca kötü muameleye maruz kaldıklarını iddia etmiştir.  
İfadelerin alınması esnasında Cumhuriyet Savcısı yetkili hakimden başvuranların gözaltı  
süresinin bir gün süreyle uzatılması talebinde bulunmuş, bu talep kabul edilmiştir.  
6 Mayıs 1998 tarihinde Asliye Ceza Mahkemesi karşısına çıkarılan başvuranlar Horoz, Aras  
ve Türkan Şahin’in ifadeleri alınmış ve tutuklu yargılanmalarına karar verilmiştir.  
Başvuranların avukatları 11 Mayıs 1998 tarihinde müvekkillerinin serbest bırakılmalarını  
istemişler ve güvenlik güçlerinin müdahalesinin hukuka aykırı olduğunu ve müvekkillerinin  
kötü muameleye maruz kaldıklarını ifade etmişlerdir.  
Asliye Ceza Mahkemesi aynı gün bu soru üzerinde durulmasını gerekli görmemiş, müdahil  
avukatlar 12 Mayıs 1998 tarihinde bu karara itiraz etmiştir.  
2
Cumhuriyet Savcısı aynı gün Horoz, Aras Gülünay, Türkan Şahin ve Dolutaşı ve diğer iki  
yüz otuz dokuz kişiyi yasadışı bir gösteriye katılmak, yapılan uyarılara uymamak, polise  
sopalarla ve taşlarla saldırmak suçlarıyla itham etmiş, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri  
Yürüyüşleri Kanunu’nun 32§1, 33/c ve TCK’nın 55§3. maddeleri uyarınca mahkumiyetlerini  
talep etmiştir.  
Asliye Ceza Mahkemesi 14 Mayıs 1998 tarihinde Horoz, Aras ve Türkan Şahin’in  
tutukluluklarının devamına karar vermiştir.  
11 Haziran 1998 tarihinde Horoz, Aras ve Türkan Şahin’in de bulunduğu kırk dokuz kişi  
Asliye Ceza Mahkemesi’ne çıkarılmış ve savunmalarını yapmışlardır. Bu duruşmada  
mahkeme T. Şahin’in serbest bırakılmasına ve diğer başvuranlar S. Horoz ve D. Aras’ın  
tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.  
Asliye Ceza Mahkemesi 5 Ağustos 1998’den 27 Mayıs 1999 tarihine dek altı duruşma  
yapmış, sanıkların savunmalarını dinlemiştir.  
Asliye Ceza Mahkemesi, Horoz, Aras, Gülünay, Türkan Şahin ve Dolutaşın da dahil olduğu  
sanıklara ilişkin suçlamaların 21 Aralık 2000 tarihinde yürürlüğe giren şartla salıverilmeye  
değin 4616 sayılı Kanun’un kapsamına girdiği gerekçesiyle, 9 Şubat 2001 tarihinde  
başvuranlar hakkındaki cezaların infazının beş yıl süreyle ertelenmesine karar vermiştir.  
2. Başvuranlar tarafından yapılan kötü muameleye ilişkin şikayetler  
Başvuranlar Gülünay, Aras, Gülizar Şahin ve Türkan Şahin 1 Mayıs 1998 tarihinde Adli tıp  
kontrolünden geçmiş, bu doğrultuda bir rapor hazırlanmıştır.  
Aynı gün, Güzel Şahin Şişli Cumhuriyet Savcılığı’na giderek gözaltından sorumlu polislerin  
kendisine kötü muamelede bulunduklarından şikayetçi olmuştur.  
Güzel Şahin 5 Mayıs 1998 tarihinde Adli tıp kurumunda sağlık taramasından geçmiş,  
kendisine on günlük iş göremez raporu verilmiştir.  
Başvuranlardan Horoz, Aras ve Türkan Şahin 6 Mayıs 1998 tarihinde Adli tıp kurumu  
doktoru tarafından muayene edilmiş, doktor 1 Mayıs 1998 tarihli raporu tamamlayıcı bir  
sağlık raporu düzenlemiştir.  
Cumhuriyet Savcısı 17 Haziran 1999 tarihinde takipsizlik kararı vermiştir.  
Başvuranlar Horoz, Güzel Şahin ve Gülizar Şahin 22 Ağustos 2000 tarihinde bu karara karşı  
Ağır Ceza Mahkemesin’e itirazda bulunmuştur.  
Ağır Ceza Mahkemesi 18 Eylül 2000’de alınan ve 21 Ekim 2000 tarihinde tebliğ edilen  
kararla itirazı reddetmiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
3
Başvuranlar sözkonusu gösteriyi dağıtan polislerin şiddetine maruz kaldıklarını ileri sürmekte  
ve bu durumun AİHS’nin 3. maddesiyle birlikte 14. maddesinin ihlaline yol açtığından  
şikayet etmektedir.  
Başvuranlar ayrıca yapmış oldukları şikayetlerin soruşturmasının AİHS’nin 13. maddesinde  
yer alan etkili bir soruşturma hakkını karşılamadığını öne sürmektedir.  
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmıştır.  
I. KABULEDİLEBİLİRLİĞE DEĞİN  
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmakta, bir yanda başvuranların iç  
hukukta öngörülen hukuki ve idari başvuru yollarına gitmediklerinin, öte yanda başvuranlar  
Aras ve Türkan Şahin’in Şişli Cumhuriyet Savcısı’nın 17 Haziran 1999 tarihli takipsizlik  
kararına karşı kendilerine sunulan itiraz yolunu kullanmadıklarının altını çizmektedir.  
Hükümet ayrıca başvuranlar Birsen Gülünay ve Önder Dolutaşın bu kararda adlarının  
yanlışlıkla yer almadığını belirtmektedir. Bu düzeltmenin yapılması için Şişli Cumhuriyet  
Savcısı başvuranlar hakkında 31 Ocak 2006 tarihinde ek bir karar almıştır.  
Başvuranlar Hükümetin görüşlerine karşı çıkmakta ve özellikle 17 Haziran 1999 tarihli  
takipsizlik kararının içlerinden bazılarına tebliğ edildiğini fakat herkese tebliğ edilmediğini  
ileri sürmektedir.  
1. Hükümetin öne sürdüğü başvuru yollarına ilişkin  
Hükümet tarafından öne sürülen hukuki ve idari başvuru yolları ile ilgili olarak AİHM  
geçmişte de sözü edilen bu başvuru yollarının birçok defa dile getirildiğini ve iç hukuk  
nezdinde etkili resmi bir soruşturmanın yokluğunda AİHS’nin 3. maddesi uyarınca  
tüketilebilecek bir başvuru yolunun olmadığı sonucuna varıldığını hatırlatmaktadır (Bkz.  
diğerleri arasında, İlhan-Türkiye kararı no: 22277/93). İç hukuktaki bu başvurunun -tek  
başına- bir tazminat ödenmesiyle Savunmacı Devletlerin bu yükümlülüklerinden muaf  
tutulmasına yetmediğini belirtmek gerekir.  
Bu bağlamda AİHM, başvuranların iç hukuktaki mahkemeler önünde maruz kalındığı öne  
sürülen kötü muameleler ile ilgili Hükümet tarafından dile getirilen hukuki ve idari başvuru  
yollarına da başvurması gerektiği savına itibar etmemektedir. Hükümetin bu itirazı kabul  
edilememiştir.  
AİHM ceza başvuru yolu ile ilgili olarak başvuranların 17 Haziran 1999 tarihli takipsizlik  
kararının ardından yetkili Cumhuriyet Savcılığına itirazda bulunduklarını tespit etmektedir.  
Bu kararlarda başvuranlardan yalnızca Aras, Horoz, Türkan Şahin ve Güzel Şahin’in şikayetçi  
oldukları görülmektedir. Dava dosyasından başvuranlar Aras ve Türkan Şahin’in bu karara  
karşı itiraz etmedikleri anlaşılmaktadır.  
Zira AİHM’nin daha önce dile getirdiği üzere, Türk hukukunun tanımış olduğu sözü edilen  
başvuru hakkının her türlü şansı tanımaktan yoksun bulunduğu söylenemez, dolayısıyla  
tüketilmesi gerekir. (Bkz. diğerleri arasında, Şen-Türkiye kararı, no: 41478/98, 30 Nisan  
2002). AİHM’ye göre, başvuranlar, iç hukukta makamlar tarafından sürece taraf olarak dahil  
edilmişlerdir ve sözünü ettikleri şikayetlerini makul olarak ortaya koyacak başvuru hakkına  
ceza hukukunda sahiptirler. Dolayısıyla, bu başvuru yolunun uygulamada ulaşılmaz olduğu  
kanıtlanmadıkça tüketmekle yükümlüdürler.  
4
Bu bağlamda, başvuranlar Aras ve Türkan Şahin bahse konu bu kararın tebliğ edilmediğini  
iddia etmektedir. Her ne şekilde olursa olsun AİHM, bireysel başvurunun yapıldığı tarihte adı  
geçen başvuranların ve avukatlarının takipsizlik kararından haberdar olmaları gerektiğini  
kaydetmektedir. Bu durumda, tebligat yapılmamış olsa bile haberdar olma tarihinden itibaren  
itiraz yolunu kullanmaları olası idi. Bu koşullarda, olayların meydana geldiği dönemde iç  
hukukta yürürlükte bulunan hükümler uyarınca bu süre karardan haberdar olunduğu andan  
itibaren işlemekteydi (Bkz. Kanlıbaş-Türkiye kararı, no: 32444/96, 28 Nisan 2005).  
AİHM, takipsizlik kararına itiraz etmeyi ihmal eden başvuranlar Aras ve Türkan Şahin’in iç  
hukuktaki başvuru yollarını tüketme koşulunu yerine getirmedikleri sonucuna varmaktadır.  
Hükümetin AİHS’nin 35§§1. ve 4. maddelerinin uygulanmasına istinaden iç hukuk yollarının  
tüketilmediği gerekçesiyle başvuranların şikayetlerinin reddedilmesi itirazı bu başvuranlar  
çerçevesinde kabul görmektedir.  
Başvuranlar Gülünay ve Dolutaş ile ilgili olarak, Hükümetin görüşleri ışığında, iç hukuk  
mercilerinin eksiklikleri sonucu aldıkları ek takipsizlik kararı nedeniyle adı geçenlerin  
şikayetlerinin etkili bir biçimde incelenmesinin 31 Ocak 2006 tarihinde gerçekleştirildiğini  
belirtmek gerekir. AİHM’ye göre, diğer başvuranlara kıyasla takipsizlik kararının yaklaşık altı  
yıl yedi ay sonra alınmasından, mevcut başvurunun yapılmasından dört yıl on ay ve  
AİHM’nin kısmı kabuledilebilirlik kararından dört ay sonra başvuranlar, yetkililerin  
ihmalkârlıklarından sorumlu tutulamazlar.  
AİHM, başvuranlar Horoz, Gülünay, Güzel Şahin, Gülizar Şahin ve Dolutaşın kötü muamele  
ve etkili başvuru yolunun olmadığı yönündeki şikayetlerinin AİHS’nin 35§3. maddesi  
doğrultusunda dayanaktan yoksun olmadığı tespitinde bulunmaktadır. Bu şikayetlerin  
kabuledilemezliği hakkında hiçbir gerekçe yer almamaktadır. O halde başvurunun bu kısmı  
kabuledilebilir bulunmalıdır.  
2. Başvuranların ayrımcı bir muameleye maruz kaldıkları iddiaları hakkında  
AİHM başvuranların iddia ettikleri ihlale değin hiçbir açıklık getirmeksizin genel bir şikayette  
bulundukları saptamasını yapmaktadır. Başvuranların iddiaları hiçbir surette  
gerekçelendirilmiş görünmemektedir. Bu şikayetin dayanaktan yoksun bulunması nedeniyle  
AİHS’nin 35§§3. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.  
II. AİHS’NİN 3. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Hükümet, başvuranların iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu ve güvenlik güçlerinin-  
başvuranların da aralarında bulunduğu- yasal iznin dışında toplanan ve polise saldırmaya  
hazır kalabalık grubu dağıtmak için kullandıkları gücün orantılı olduğunu savunmaktadır.  
Başvuranlar illegal toplandıklarını ve polise saldırıda bulunduklarını inkâr etmektedir.  
Başvuranlar Horoz, Güzel Şahin ve Gülizar Şahin sırasıyla 50, 63 ve 56 yaşında olduklarını  
ve polislere karşı tehdit oluşturacak durumda olmadıklarını öne sürmektedir.  
AİHS’nin 3. maddesinin alanına girmesi için kötü muamelelerin asgari bir ciddiyet seviyesine  
ulaşması gerekmektedir. Asgari seviye hakkında yapılacak değerlendirme özü bakımından  
görecelidir; bu değerlendirme davaya özgü koşulların tümüne bağlıdır. Bir kimse  
özgürlüğünden yoksun bırakıldığında veya genel olarak güvenlik güçlerine bağlı görevlilerle  
5
karşı karşıya kaldığında, davranışları fiziksel güce başvurmayı gerektirmediği halde kendisine  
fiziksel güç kullanılması, insan onuruna zarar vermekte ve prensip olarak 3. maddenin  
güvence altına aldığı hakkın ihlalini oluşturmaktadır (Özellikle 9 Haziran 1998 tarihli Tekin-  
Türkiye kararı, 1998-IV, §§ 52 ve 53 ve Labita İtalya, no: 26772/95, § 120, 2000-IV).  
Dava dosyasından, kötü muamele iddiaları çerçevesindeki fiillerin yasal yolların dışında  
toplanmış bir kalabalığı dağıtmak için uygulandığı anlaşılmaktadır.  
AİHM olayların meydana geldiği günde başvuranlar Gülünay, Gülizar Şahin ve Dolutaş  
hakkında hazırlanan sağlık raporlarında bu kişilerde çok sayıda darp ve yaralanma izine  
rastlanıldığının kaydedildiğini gözlemlemektedir. Birkaç gün sonra başvuranlar Horoz ve  
Güzel Şahin için hazırlanan uzman raporları ile yaralanmaların ciddiyeti ve sağlık durumları  
dikkate alındığında adı geçenlerin her birine on gün süreyle iş göremezlik raporunun verildiği  
anlaşılmaktadır.  
Hükümet, yaralanmaların güvenlik güçlerinden kaynaklandığına itiraz etmemekte, bununla  
birlikte güvenlik güçlerinin şiddete yeltenen ve izinsiz toplanan gösterici kalabalığı dağıtmak  
için meşru bir güce başvurduğunu ifade etmektedir.  
AİHM’ye düşen bu durumda kullanılan gücün orantılı olup olmadığını incelemektir. Bu  
doğrultuda özellikle yaralanmaların hangi şekilde ve koşullarda meydana geldiği önem arz  
etmektedir (Bkz. Zülcihan Şahin ve diğerleri-Türkiye kararı, no: 53147/99, 3 Şubat 2005).  
AİHM öncelikli olarak yetkili mercilerin Gülizar Şahin’in olay yerinde tesadüfen bulunmuş  
olabileceğini kabul ettiğini gözlemlemektedir. Öte yandan, diğer başvuranların izinsiz  
toplanan grubun içerisinde yer aldıkları farz edilse bile, dava dosyasında güvenlik güçlerine  
bu denli yoğunlukta güce başvurmasını gerekli kılacak bir mukavemetle bizzat karşı  
koyduklarını gösterir hiçbir delil unsuru yer almamaktadır. AİHM’ye göre, kalabalık grubun  
dağıtılması, ne başvuranlarda görülen darp izlerinin ciddiyetini ne vücutlarında tespit edilen  
ekimozları ıklamaya yetmez.  
Yukarıda dile getirilen unsurlar ışığında, başvuranların mağdur olduğu güç kullanımının,  
illegal olarak bir araya geldiği kaydedilen kalabalığın dağıtılması amacıyla orantılı ve mutlak  
surette gerekli olduğu söylenemez. Üstelik başvuranlarda tespit edilen yaralanmaların sayısı  
ve derecesi kendi tutumları sonucunda güvenlik güçlerinin karşılık verme zorunluluğundan  
kaynaklanmamaktadır (Bkz. sözü edilen Zülcihan Şahin ve diğerleri kararı).  
AİHS’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 13. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
AİHM, bu yöndeki yerleşik içtihadını hatırlatarak, 13. maddenin, tazminat ödenmesi dışında  
3. maddeye aykırı muamelelerden sorumlu kişilerin bulunmasına ve cezalandırılmasına  
götürecek derin ve etkili soruşturmayı zorunlu kıldığını ifade etmektedir (Bkz. diğerleri  
arasında, Anguelova-Bulgaristan kararı, no: 38361/97, § 161, AİHM 2002-IV). Bu çerçevede,  
soruşturma kapsamını yavaşlatacak her türlü eksiklik davaya neden olan olayları ve  
sorumlularını tespit etmede etkili olmasını engelleyecektir (Bkz. Kelly ve diğerleri-İngiltere,  
no: 30054/96, §§ 96-97, 4 Mayıs 2001 ve sözü edilen Anguelova kararı, §§ 139 ve 144).  
Mevcut başvuruda AİHM, yetkili merciler tarafından bir ceza soruşturmasının yürütüldüğü  
6
tespitinde bulunmakta, bununla birlikte bu soruşturmanın «etkili» olup olmadığının  
incelenmesi gerektiğini kaydetmektedir.  
Bu bağlamda, başvuranlar tarafından yapılan şikayet takipsizlik ile sonuçlanmış ve  
Cumhuriyet Savcısı güvenlik güçlerinin yapmış oldukları müdahaleyi bir gösteriyi dağıtmak  
amacıyla meşru güce başvurmak olarak değerlendirmekle yetinmiştir. AİHM’ye göre böylesi  
bir değerlendirme AİHS’nin 13. maddesinde yer alan gereklilikler ve öne sürülen iddiaların  
ciddiyeti karşısında yetersiz kalmaktadır.  
AİHM ayrıca, iki yüz altmış bir kişinin yakalanmasına ve gözaltına alınmasına yol açan  
gösterinin sonlandırılmasındaki güçlüklerden şüphe duymamakta, bu amaçla iç hukukta  
müdahalenin hukuki çerçevesinin güvenlik güçlerinin bir gösteride izleyecekleri tutumun ve  
başvuracakları gücün belirlendiğini hatırlatmaktadır. Oysa dava dosyasında yer alan  
delillerden, Cumhuriyet Savcısı’nın sözkonusu müdahalenin hukukun gerekliliklerine uygun  
olup olmadığını, başvuranların tutumunun bu yoğunlukta bir gücü gerekli kılacak derecede bir  
tehdit oluşturup oluşturmadığını incelemediği anlaşılmaktadır. Cumhuriyet Savcısı’na düşen,  
yasa ile öngörülen zorunluluk doğrultusunda güvenlik güçlerinin başvurdukları gücün yerinde  
olup olmadığını denetlemektir.  
Aynı şekilde, başvuranların bu şiddet olaylarında yer alıp almadıklarının ve iç hukuk  
makamlarının olay yerinde tesadüfen bulunduğuna kanaat getirdikleri Gülizar Şahin’in  
durumunda olduğu gibi, sonuçları itibariyle güvenlik güçlerinin izledikleri gücün  
gerekliliğinin sorgulanması gerekmektedir. AİHM’ye göre başvuranlarda tespit edilen  
yaralanma izlerinden ulusal yetkililerin güvenlik güçlerinin başvuranların tutumuna uygun  
hareket edip etmediklerini incelemesi gerekmekteydi.  
Son olarak AİHM, Hükümetin de başvuranlar Gülünay ve Dolutaşın durumunda kabul ettiği  
gibi iç makamların bir ihmalkârlıklarının olduğunu ortaya koymaktadır.  
AİHM, bu anlamda yürütülen soruşturmanın AİHS’nin 13. maddesinde yer alan koşulları  
karşılamadığı görüşündedir.  
Bu nedenle sözkonusu madde ihlal edilmiştir.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI  
A. Tazminat  
Maruz kaldıkları maddi ve manevi zarar için başvuranlar Seza Horoz 20.000 ve 650 (Euro),  
Güzel Şahin 25.000 ve 400 talep etmekte, Önder Dolutaş, Birsen Gülünay, Gülizar Şahin’in  
her biri 10.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu taleplere karşı çıkmaktadır.  
AİHM, AİHS’nin 3. ve 13. maddelerinde alınan sonuçlar ışığında başvuranlara cismani ve  
manevi zarar olarak şu miktarların ödenmesine karar vermiştir:  
-
-
Seza Horoz ve Güzel Şahin’in her birine 12.000’er Euro;  
Önder Dolutaş, Birsen Gülünay ve Gülizar Şahin’in her birine 5.000’er Euro  
7
B. Masraf ve harcamalar  
Seza Horoz AİHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 3.081 Euro, diğer başvuranlar  
800 YTL (yaklaşık 424 Euro), ayrıca 16.280 YTL avukatlık ücreti talep etmektedir.  
Hükümet bu taleplere karşı çıkmaktadır.  
AİHM, mahkemeye sunulan deliller ve hakkaniyete uygun olarak yargı giderleri için  
başvuranlara birlikte 3.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına 3 puanlık bir artış eklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Seza Horoz, Güzel Şahin, Gülizar Şahin, Birsen Gülünay ve Önder Dolutaşın AİHS’nin 3.  
ve 13. maddelerine yönelik şikayetlerinin kabuledilebilir, diğer başvuranların şikayetlerinin  
kabuledilemez olduğuna;  
2. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek suretiyle Savunmacı  
Hükümetin:  
i.  
cismani ve manevi zarar için başvuranlar Seza Horoz ve Güzel Şahin’in her birine  
12.000 (on iki bin) Euro, Önder Dolutaş, Birsen Gülünay ve Gülizar Şahin’in her  
birine 5.000 (beş bin) Euro ödemesine;  
ii.  
iii.  
yargı giderleri için başvuranlara birlikte 3.000 (üç bin) Euro ödemesine;  
yukarıda belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez  
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin  
uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 21Aralık 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
8
9