CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
GÜVENĐLĐR -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:16486/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
13 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (16486/04) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaı) Mehmet Reat Güvenilir’in (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 14  
Nisan 2004 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin  
Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ  
olduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından M.A. Kırdök ve M. Kırdök tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Mevcut bavurunun konusu olan ceza yargılamasının benzerlerini AĐHM daha önce Türkiye  
aleyhine Dağdelen ve diğerleri (no 1767/03, 14246/04 ve 16584/04, 25 Kasım 2008), Türkiye  
aleyhine Erdal Aslan (no 25060/02 ve 1705/03, 2 Aralık 2008), ve Türkiye aleyhine Đbrahim  
Öztürk (no 16500/04, 17 ubat 2009) davalarında incelemitir.  
Bavuran, 1956 yılında doğmutur.  
Bavuran, polisin yasadıı silahlı örgüt TKEP-L1’ye atfedilen bombalı saldırı giriimi  
kapsamında 30 Nisan 1996 tarihinde yürüttüğü operasyon sırasında yakalanmıtır. Gözaltında  
tutuldukları sırada, bu operasyon kapsamında yakalanan üphelilerin çoğu suçlarını itiraf  
etmiler ve hem kendilerini ve hem de diğer üphelileri suçlayan ifadeler vermilerdir. Bu  
gözaltı süresinde birçok arama yapan polis, özellikle ateli silah, mühimmat, patlayıcı, sahte  
kimlikler, resmi mühürler ve yasadıı örgüte ait belgeler olmak üzere çok sayıda maddi delil  
ele geçirmitir. Polis ayrıca, fotoğraflardan kimlik belirleme, olayları canlandırma ve tanık  
tehis seansları düzenlemitir.  
Polis, 1 Mayıs 1996 tarihinde bavuranın oturduğu evde arama yapmıve örgüte ait çok  
sayıda belge, sahte kimlik ve resmi mühür ele geçirmitir.  
12 Mayıs 1996 tarihinde bavuran, polis önünde otuz sayfalık bir ifade vermitir. Bavuran,  
dosyada sadece ilk ve son sayfalarının yer aldığı bu ifade tutanağını imzalamayı reddetmitir.  
Bavuran, 13 Mayıs 1996 tarihinde tıbbi muayeneden geçirilmek üzere Adli Tıp Kurumu  
Đstanbul ube Müdürlüğü’ne sevk edilmitir. Bu muayene sonrası düzenlenen raporda,  
bavuranın ayak bilekleri ile topuklarının iç kısmındaki ağrıdan ikâyetçi olduğu, ancak  
arıdan bakıldığında vücudun bu bölgesinde herhangi bir patoloji tespit edilmediği  
belirtilmitir. Rapora göre bavuran, kollarından asıldığı için sol tarafta daha belirgin olmak  
üzere kol ve omuzlarında his ve güç kaybı olutuğunu ifade etmitir. Raporun bu konuyla  
ilgili bölümünde, sağ omuz, önkol ve bilek eklemlerinde ilevlerin normal olduğu, buna  
karın sol kolun ancak 90o kalkabildiği ve bavuranın sol önkoluyla supinasyon ve pronasyon  
1. Türkiye Komünist Emek Partisi/Leninist, yasadıı silahlı örgüt.  
2
hareketlerini yapmakta zorlandığı belirtilmitir. Doktor, kesin tıbbi raporun düzenlenmesi için  
bavuranın bir nöroloji servisine sevk edilmesi gerektiğini kaydetmitir.  
Yine 13 Mayıs 1996 tarihinde, bavuran Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
Savcısı (« Devlet Güvenlik Mahkemesi » – « savcı ») tarafından dinlenmitir. Savcı önünde  
verdiği ifadede bavuran, yasadıı örgütün üyesi olduğunu kabul etmi, ancak kendisine isnad  
edilen suçlamaları reddetmitir. Bavuran, polis tarafından alınan ifadesinin içeriğini kabul  
etmemekte ve ifade tutanağını imzalamadığını belirtmektedir. Bavuran, polis araması  
sırasında evinde bulunan belgeler hakkında ifade vermeyi reddetmektedir. Olay yerlerinin  
belirtildiği tutanak hakkında sorgulanan bavuran, bu tutanağı yakalama tutanağı sanarak  
imzalağını ve bu konuda polislerin oyununa geldiğini ifade etmitir.  
14 Mayıs 1996 tarihinde DGM nöbetçi hakimi (« nöbetçi hakim ») önüne çıkarılan bavuran,  
tutuklanarak cezaevine konulmutur. Bavuran, hakim önünde de savcıya verdiği ifadeyi  
tekrarlamıtır.  
12 Ağustos 1996 tarihinde savcı, bavuranın da aralarında bulunduğu on dört kiiyi silahlı  
eylem yaparak anayasal rejimi yıkmaya çalımak, yasadıı silahlı örgüte üye olmak, yardım  
ve yataklık etmek, patlayıcı madde üretmek ve kullanmakla suçlamıtır. Sanıkların otuz yedi  
olaya karıtıkları iddia edilmektedir.  
Đlk iki durumada Devlet Güvenlik Mahkemesi, içlerinde bavuranın da bulunduğu on üç  
sanığı dinlemitir. Bavuran, mahkeme önünde örgüte üye olduğunu kabul ederken, kendisine  
isnad edilen suçları reddetmitir. Bavuran, gözaltı sırasında alınan ifadesine ve bu süre  
içerisinde yapılan soruturma ilemlerine itiraz etmitir. Đꢀkence gördüğünü iddia eden  
bavuran, geçici raporda tavsiye edildiği gibi kesin raporun düzenlenmediğini belirtmitir.  
Bavuranın suçortakları da ikence altında elde edildiği gerekçesiyle polis önünde verdikleri  
ifadelere ve gözaltı sırasında yapılan soruturma ilemlerine itiraz etmilerdir. 22 Kasım 1996  
tarihinde görülen duruma sonunda DGM, betanıkla birlikte gözaltı sırasında düzenlenen  
tutanakları imzalayan polis memurlarının dinlenmesine karar vermitir. Mahkeme diğer  
taraftan dava dosyasını tamamlamak üzere bazı yargı ilemlerinin yapılmasını ve davaların  
birletirilmesini istemi, üç sanığın tahliye edilmesine hükmetmitir.  
DGM, 4 ubat 1997 ile 8 Temmuz 1997 tarihleri arasında dört duruma gerçekletirmive bu  
durumalarda üç tanıkla birlikte gözaltı sırasında tutulan soruturma tutanaklarını imzalayan  
altı polis memurunu dinlemitir. Polislerden dördü bavuranın suçortaklarına kötü muamele  
uyguladıkları suçlamasıyla Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk edilmitir. Bu durumalar  
sırasında Devlet Güvenlik Mahkemesi, dava dosyasını tamamlamak üzere bazı yargı ilemleri  
gerçekletirmi, bir kaçak sanık hakkında yürütülen davanın bu davayla birletirilmesine ve  
üç sanığın tahliyesine hükmetmitir. 8 Temmuz 1997 tarihli durumada savcı, davanın esasına  
ilikin taleplerini sunmutur.  
11 Eylül 1997 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi, savunma avukatlarının 23 Ekim 1997  
tarihli durumada iki tanığın dinlenmesi yönündeki taleplerini kabul etmitir. 9 Aralık 1997  
tarihli durumada mahkeme, savunmanın bazı belgelerin düzenlenmesi için ek süre talebini  
haklı bulmuve verilen süreyi uzatmıtır. DGM, 12 ubat 1998 tarihinde polisin grafolojik ve  
fotoğrafik bilirkii raporunu ve diğer soruturma belgelerini teslim almıve bir sanığın  
savunmasını dinlemitir. Bu durumalardan sonra mahkeme, sanıklar ile avukatlarına  
savunmalarını hazırlamaları için ek süre vermitir.  
3
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 28 Nisan 1998 tarihli durumada altı sanık ve avukatlarının  
savunmalarını dinlemitir. Bu duruma sonrasında mahkeme, sekiz davacıyı dinleme kararı  
alarak, iddianamede yeralan ve sanıklara isnad edilen suçlarla ilgili diğer belgelerin temin  
edilmesini istemitir.  
30 Haziran 1998 ile 28 Ocak 1999 tarihleri arasında görülen dört durumada mahkeme,  
davacıları dinlemi, istediği belgeleri teslim aldığını kaydetmi, baka belgelerin teminini  
istemive polis memurları hakkında yürütülen yargılamanın gidiatı üzerine bilgi almıtır.  
Cumhuriyet Savcısı, 8 Nisan 1999 tarihli durumada davayla ilgili taleplerini sunmutur.  
10 Haziran 1999 ile 12 Kasım 1999 tarihleri arasında görülen bedurumada, sanıklar  
savunmalarını sunmulardır.  
DGM önünde görülen yargılamada bavuran, on durumada hakim önüne çıkmayı  
reddetmitir.  
12 Kasım 1999 tarihinde DGM, eski Türk Ceza Kanunu’nun 146. maddesinin 1. fıkrası  
uyarınca bavuranı anayasal düzeni bozmaya teebbüs suçundan önce ölüm cezasına mahkûm  
etmive daha sonra bu cezayı müebbet hapis cezasına çevirmitir. Mahkeme, özellikle  
sanıkların polise verdikleri ifadelerde suçlarını itiraf etmelerini ve birbirlerinin aleyhine ifade  
vermelerini bu kararın gerekçeleri arasında göstermitir. Mahkeme, zorla alındığı iddia edilen  
ifadelerin diğer maddi kanıtları desteklediğini, sorgulamaya katılan polis memurlarının  
mahkeme önünde ifade verdiğini ve kötü muamele iddialarını reddettiklerini kaydetmitir.  
Bütün bunlara ilaveten mağdurlar da sanıkların aleyhine tanıklık etmilerdir.  
Yargıtay, 26 Mart 2001 tarihinde pimanlık yasasının bir suçortağı için uygulanıp  
uygulanamayacağı konusunun incelenmediğini ve gerekçenin yetersiz olduğunu açıklayarak  
Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararını bozmutur.  
Davaya yeniden bakması istenen Devlet Güvenlik Mahkemesi, ilk durumasını 24 Temmuz  
2001 tarihinde gerçekletirmitir. Mahkeme, ikinci durumada bavuranın da aralarında  
bulunduğu sekiz sanığın savunmalarını dinlemeye devam etmitir. 20 Kasım 2001 tarihli  
durumada mahkeme, iki suçortağının Yargıtay kararıyla ilgili ifadelerinin hâlâ alınamadığını  
kaydederek, onlarla ilgili davanın dosyadan çıkarılmasına karar vermitir. Bu duruma  
sonrasında mahkeme, ayrıca pimanlık yasasının bir suçortağına uygulanıp uygulanamayacağı  
konusunu Emniyet Genel Müdürlüğü’ne danıma kararı almıtır.  
19 ubat 2002 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranların gözaltına alınmasından  
sorumlu polislere karı yürütülen ceza yargılamasının sonucu hakkında bilgi edinme kararı  
almıtır. Mahkeme, suçlarla ilgili belgelerin temin edilmesini isteyerek, savunma avukatının  
iki davanın görülmekte olan davayla birletirilme talebini reddetmive iki suçortağının  
tahliyesine karar vermitir.  
7 Mayıs 2002 tarihli durumada mahkeme, ağır ceza mahkemesinde görülen ceza davasının  
halen devam ettiğini kaydetmitir. Savunma avukatlarından birinin görülmekte olan davanın  
diğer iki davayla birletirilme talebi üzerine mahkeme, bu davalarla ilgili dosyaların temin  
edilmesini istemitir. Mahkeme, bir kez daha suçlarla ilgili belgelerin sunulmasını istemitir.  
Son olarak mahkeme, iki suçortağının Yargıtay kararıyla ilgili ifadelerinin Ceza Muhakemesi  
Kanunu hükümleriyle çelimeli olarak tek hakim tarafından temin edildiğini kaydetmive  
Trabzon Ağır Ceza Mahkemesinin bu iki suçortağını dinlemesini talep etmitir.  
4
16 Temmuz 2002 tarihinde mahkeme, iki dava dosyasını teslim aldığını bildirmitir.  
Mahkeme dosyaları inceledikten sonra, gerekli belgelerin kopyalarını dosyaya ekleyerek, bu  
davaların görülmekte olan davayla birletirilmesine gerek olmadığına hükmetmitir.  
26 Eylül 2002 tarihinde mahkeme, ilgili suçortakları bulunamadığı için istinabe yoluna  
bavurulamadığını kaydetmitir. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün suçortağının pimanlık  
yasasından yararlanamayacağını açıklayan cevabını kaydeden mahkeme, ayrıca polis  
memurları hakkında ağır ceza mahkemesinde görülen ceza davasının zamanaımı dolayısıyla  
ğünü bildirmitir.  
17 Aralık 2002 tarihinde mahkeme, istenilen belgelerin teslim alındığını kaydetmitir. Bu  
durumada Cumhuriyet Savcısı taleplerini sunmutur. Bir savunma avukatı, 4 ve 5 Nolu  
Devlet Güvenlik Mahkemelerinde görülen iki davanın bu dosyayla birletirilme talebini  
tekrarlamıtır. Bu iki davayla mevcut dava arasında bir bağlantı olup olmadığını inceleyen  
Devlet Güvenlik Mahkemesi birletirilmelerine gerek olmadığına hükmetmitir. Bu konuyla  
ilgili olarak mahkeme, AĐHM’nin içtihadına atıfta bulunarak, davanın makul bir süre içinde  
görülme hakkını gerekçe göstermitir.  
13 Mart 2003 tarihli durumada mahkeme, sanıklar ile avukatlarının savunmalarını  
dinlemitir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 6 Mayıs 2003 tarihli durumada bulunamayan iki suçortağı ile  
ilgili davayı diğerlerinden ayırmıtır. Bu duruma sonrasında mahkeme, bavuranı, hakkında  
verilen ilk cezaya mahkûm etmitir. Sanıkların durumalarda yaptıkları savunmaları inceleyen  
DGM, bavuranın susma hakkını kullandığını ve polis önünde ifade vermek istemediğini,  
Cumhuriyet Savcısı ve Nöbetçi Hakim önünde kendisine isnad edilen suçları reddettiğini  
kaydetmitir.  
Mahkeme, daha sonra yasadıı örgüte ait belgeleri, silahları ve sanıkların üzerinde, evlerinde  
veya tarif ettikleri yerlerde ele geçirilen diğer eyaları, bilirkii raporlarını ve diğer davalarda  
yargılanan kiilerin ifadelerini dosyada bulunan kanıtlar arasında sıralamıtır. Mahkeme  
ayrıca, gözaltı sırasında yapılan soruturmaları ve bu soruturmalarla ilgili tutanakları da kanıt  
olarak açıklamıtır. Sanıkların gözaltı sırasında verdikleri ifadeler bu kanıt belgeleri arasında  
yer almamıtır.  
Mahkeme, özellikle bavuranla ilgili olarak aağıdaki sonuçlara varmıtır:  
“ Sözkonusu olaylar görüülmüve mahkeme tarafından bulunan silahlar, sanık tespiti  
hakkında yürütülen kovuturmalar, kii tehis tutanakları, yüzletirme tutanakları, bilirkii  
raporları ve diğer sanıkların beyanları ıığında değerlendirilmitir.”  
1 Aralık 2003 tarihinde Yargıtay, bu ikinci kararı onamıtır.  
Bavuran hakkında yürütülen ceza davasına paralel olarak, bir ceza davası da bavuran  
haricinde bazı suçortaklarının gözaltına alınmasından sorumlu polis memurları hakkında  
yürütülmütür. 9 Temmuz 2002 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi, zamanaımına uğraması  
dolayısıyla ceza davasının düürülmesine karar vermitir. 21 Ekim 2004 tarihinde Yargıtay,  
ilk derece mahkemesinin kararını onamıtır.  
5
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1, 2 VE 3c) PARAGRAFLARININ ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, gözaltı sırasında ifadesinin ikence altında alındığını, kendisine avukat tahsis  
edilmediğini ve dolayısıyla savunmasının adil bir ekilde dinlenmediğini iddia etmektedir.  
Ayrıca bavuran, diğer suçortaklarının ifadelerinin de aynı zorlayıcı yöntemler uygulanarak  
alındığını ve kendisinin bu ifadelere bakılarak mahkûm edildiğini ileri sürmektedir. Bavuran,  
yasal olmayan yollardan elde edilen kanıtlar kullanılmak suretiyle masumiyet karinesinin  
çiğnendiğini ileri sürmektedir. Son olarak bavuran, savunması için makul bir süre  
tanınmadığından ikâyetçi olmakta ve AĐHS’nin 6. maddesinin 1, 2 ve 3c paragraflarına atıfta  
bulunmaktadır.  
AĐHS’nin 6.maddesinin 2 ve 3. paragraflarında belirtilen gereksinimlerle 1. paragrafta  
teminat altına alınan adil yargılanma hakkının özel yönleri arasında bir bağlantı olduğu için  
AĐHM, mevcut davada ortaya çıkan sorunları 1 ve 3 c) paragraflarındaki hükümleri birlikte  
değerlendirerek inceleyecektir (bakınız, diğerleri arasından, Hollanda aleyhine Van Mechelen  
ve diğerleri davası, 23 Nisan 1997, Karar ve hükümlerin derlemesi 1997-III, prg. 49).  
AĐHM, mevcut davada öne çıkan ceza yargılaması süresinin uzunluğu konusunun daha önce  
Dağdelen ve diğerleri (ilgili bölüm, prg. 103-110) ve Đbrahim Öztürk (ilgili bölüm,  
prg. 32-39) davalarında incelendiğini not etmektedir. Bu davalar ıığında muhakeme yapan  
AĐHM, mevcut dava koullarında yargılama süresinin AĐHS’nin 6. maddesinin 1.  
paragrafında öngörülen « makul süre » gereksinimini yerine getirdiği kanaatine varmaktadır.  
Bu itibarla, açıkça dayanaktan yoksun olan sözkonusu ikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3  
ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.  
AĐHM, yargılamanın adil olmasıyla ilgili ikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı  
anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. AĐHM, diğer taraftan  
ikâyetin baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla  
kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
Bavuran, olayın meydana geldiği dönemde Devlet Güvenlik Mahkemelerinin bu tür suçlara  
karı aldığı özel önlemler çerçevesinde günlerce kimseyle görütürülmeden polis  
karakollarında kapalı tutulduğunu ve bir avukat desteğinden yararlanamadığını iddia  
etmektedir. Bavuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından dikkate alınan sorgulamaların  
gözaltı sırasında yapıldığını ve bu sorgulamalara Cumhuriyet Savcısı, Nöbetçi Hakim ve  
Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde itiraz ettiklerini hatırlatmaktadır.  
Bavuran ayrıca, Devlet Güvenlik Mahkemesi son kararını verirken, sanıkların birbirlerini  
suçlağı ifadeleri dikkate aldığını ileri sürmektedir.  
Hükümet, bu iddiayı reddetmektedir. Hükümet önce, bavuranın ifadesini baskı altında  
verdiği yönündeki iddiasının doğru olmadığını savunmaktadır. Hükümet ayrıca, ulusal  
mahkemelerin bavuranı sadece gözaltı sırasında verdiği ifadelere göre değil, aynı zamanda  
dosyada bulunan ve bu ifadeleri destekleyen diğer kanıt unsurlarını da dikkate alarak mahkûm  
ettiklerini ileri sürmektedir.  
6
Hükümet, bavuranın ulusal mahkemeler önünde gerçekletirilen tüm yargılama boyunca bir  
avukat tarafından temsil edildiğini ve bu süreçte hakkında yapılan suçlamalara cevap verme  
fırsatı bulduğunu kaydetmektedir.  
AĐHM, konuyla ilgili genel ilkeler bakımından yerleik içtihadına atıfta bulunmaktadır  
(Türkiye aleyhine Salduz kararı [GC], no 36391/02, prg. 50-55, 27 Kasım 2008). Bu konuda  
AĐHM, adil yargılanma hakkının yeterince “uygulanabilir ve etkili” olabilmesi için, 6.  
maddenin 1. paragrafı uyarınca, kural olarak, her davanın kendine has koulları ıığında bu  
hakkın kısıtlanması için zorunlu sebepler olmadıkça, üpheliye, polis tarafından ilk kez  
sorgulanmasından itibaren avukata eriim hakkı sağlanmasının gerekli olduğu görüündedir.  
Avukat eriiminin sağlanmamasına istisnai olarak zorunlu sebeplerin gerekçe gösterilmesi  
durumunda bile, böylesi bir kısıtlama, gerekçesi ne olursa olsun, sanığın 6. madde tarafından  
teminat altına alınan haklarına zarar vermemelidir. Avukat eriimi sağlanmayan sanığa polis  
soruturması sırasında suçlayıcı ifadeler kullanılması durumunda, genel olarak, sanığın  
haklarına telafi edilemeyecek ekilde zarar gelir (Salduz ilgili bölüm, prg.55).  
AĐHM, mevcut davada bavuranın on dört gün süren gözaltı sırasında sorgulandığını  
gözlemlemektedir. Bu süre içerisinde avukat yardımı almaksızın birçok soruturmaya katılan  
ilgili ahıs imzalamayı reddettiği otuz sayfalık bir ifade vermive suçluluğunu ispatlamaya  
yönelik birçok soruturmaya tabi tutulmutur.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi bavuranın gözaltı sırasında verdiği ifadeleri dava dosyasından  
kesin olarak çıkarmasa da, bavuranın suçluluğu tespit edilirken gözaltı sırasında verilen  
ifadelerin dikkate alınıp alınmadığı hakkında bir belirsizlik olumaktadır. Bununla birlikte  
AĐHM, bu soru üzerinde daha fazla durmayacaktır.  
AĐHM, bavuranın gözaltı sırasında gerçekletirilen sorgulamaların Devlet Güvenlik  
Mahkemesi tarafından dava dosyasındaki unsurların tamamına bakılarak verilen kararın  
gerekçesinde kanıt belgesi olarak geçtiğini gözlemlemektedir. Halbuki, söz konusu  
tutanaklarda bavuranın gözaltı sırasında suçunu itiraf ettiği belirtilmekte ve bavuranın  
faaliyetleri hakkında yaptığı açıklamalar bulunmaktadır. Bu soruturmalar, bavuranı suçlu  
göstermeye ve aleyhte delil toplamaya yönelik olarak gerçekletirilmitir. Oysa, sözkonusu  
davada, 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca, bavuran Devlet Güvenlik  
Mahkemelerinin yetki alanına giren suçlardan birini ilemekle itham edildiği için gözaltı  
sırasında avukata eriim hakkının kısıtlandığını kaydetmektedir. Bunun sonucunda, bavuran,  
polis ve diğer yetkililerin sorgulamasında ifade verirken avukata eriim hakkından  
yararlanamamıtır. Dolayısıyla, bavurana, avukata eriim hakkının sağlanmamasına gerekçe  
olarak, yalnızca bu durumun ilgili yasal hükümlerce sistematik olarak öngörüldüğü  
belirtilmitir.  
AĐHM diğer taraftan, bavuranın yargılama sırasında avukat desteğinden yararlandığını ve  
iddia makamının suçlamalarına itiraz etme imkanı bulduğunu gözlemlemektedir. Bununla  
birlikte dosya incelendiğinde, soruturmanın büyük bir bölümünün gözaltı sırasında yapıldığı  
ve bu sırada bavuranın avukat yardımı almadığı görülmektedir. Dolayısıyla, sözkonusu  
davada, bavuranın polise verdiği ifadenin mahkumiyetine kullanılması nedeniyle, bavuranın  
avukata eriim hakkına getirilen kısıtlamalardan bizzat etkilendiği üphe götürmez bir  
gerçektir. Ne sonradan sağlanan avukat yardımı, ne daha sonraki yargılamanın çekimeli  
niteliği gözaltı sırasında yapılan hataları telafi edebilir. Ancak, bavuranın gözaltında  
tutulduğu sırada avukata eriememesinin, daha sonraki yargılama üzerinde etkisi bulunup  
bulunmadığı hususunda fikir üretmek AĐHM’nin görevi değildir.  
7
Sonuç olarak, bavuran yargılama sürecinde aleyhinde kullanılan delillere itiraz etme fırsatı  
bulmuolsa da, polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada avukat desteği alamaması,  
savunma haklarını telafi edilemeyecek ekilde olumsuz etkilemitir.  
AĐHM, bavuranın suçortaklarının verdikleri ifadelerin Devlet Güvenlik Mahkemesinin aldığı  
kararda kanıt belgesi olarak kullanıldığını gözlemlemektedir. Bu konuyla ilgili olarak AĐHM,  
önce, bavuranın besuçortağının gözaltı sırasında AĐHS’nin 3. maddesine aykırı muamele  
gördüklerini ve dolayısıyla bu madde hükümlerinin ihlal edildiğini kaydetmektedir  
(Erdal Aslan ilgili bölüm, prg. 69-73 ve Dağdelen ve diğerleri ilgili bölüm, prg. 78-91).  
Daha sonra AĐHM, aralarında bavuranın da bulunduğu üphelilerin gözaltına alınmalarından  
sorumlu polisler aleyhine açılan ceza davasının  
9 Temmuz 2002 tarihinde zamaaımı  
dolayısıyla düğünü tespit etmektedir. Böylece ulusal makamlar, ilgili ahısların gerçekten  
zorlayıcı artlar altında suçlanıp suçlanmadıklarını öğrenme ve gözaltı koullarını aydınlatma  
fırsatını bulamamılardır (bakınız, a contrario, Đtalya aleyhine Ferrantelli ve Santangelo  
kararı, 7 Ağustos 1996, prg. 49-50, Derleme 1996-III).  
Devlet Güvenlik Mahkemesi ise, karar alırken yalnızca gözaltı süresince gerçekleen  
soruturma ilemlerinin tutanaklarını imzalamıolan polis memurlarını dinlemekle  
yetinmitir. Bu noktada AĐHM, polis memurlarından dördü hakkında bavuranın  
suçortaklarına kötü muamele uygulamaktan dolayı Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılmıꢀ  
olduğunu not etmektedir. Dolayısıyla esas hakimlerinin, davanın esasını incelemeden önce,  
kanıt araçlarının kabul edilebilirliği konusunda gerektiği ekilde karara varmadığı  
görültür. Bu tür bir ön inceleme, ulusal yargı makamlarının, suçlayıcı kanıtların elde  
edilmesi için yasadıı yöntemlerin kullanılmasına karı yaptırım uygulamalarına imkan  
tanıyabilirdi (bakınız, diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Söylemez kararı, no 46661/99,  
prg. 123, 21 Eylül 2006).  
Yukarıda edindiği bilgiler doğrultusunda AĐHM, mevcut davada AĐHS’nin 6. maddesinin 3c)  
paragrafının 6. maddenin 1. paragrafıyla bağlantılı olarak ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Manevi tazminat  
Bavuran, maruz kaldığı manevi zarar karılığı olarak 10.000 Euro (EUR) tazminat talep  
etmektedir.  
Hükümet bu taleplere karı çıkmaktadır.  
AĐHM, bavurana manevi tazminat olarak 1.000 Euro ödenmesini hakkaniyete uygun  
bulmaktadır.  
AĐHM ayrıca, ihlalin telafisi için en uygun yolun, talep ettikleri takdirde bavuranların  
AĐHS’nin 6. maddesi 1. paragrafının gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı  
kanısındadır (Salduz ilgili bölüm, prg. 72).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran ayrıca, iç hukukta ve AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama giderleri için 17. 280  
Türk Lirası (TL) talep etmektedir. Bu meblağın dağılımı u ekildedir : 17 000 TL avukatlık  
8
ücreti, 150 TL tercüme gideri, 50 TL kağıt ve fotokopi gideri ve 80 TL posta masrafı.  
Bavuran, kanıtlayıcı belge olarak, avukatlık ücretini belirten sözleme, buna ilikin bir  
dekont ve masraflarla ilgili diğer bir dekont sunmutur.  
Hükümet bu taleplere karı çıkmaktadır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar  
ıığında tüm yargılama masraf ve giderleri için bavurana 2.000 Euro ödenmesine karar  
vermitir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı  
orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun, Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki yargılamanın hakkaniyetten yoksun  
olduğu kapsamında yapılan ikayete ilikin kısmının kabuledilebilir geri kalan kısmının  
kabuledilemez olduğuna;  
2. Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki yargılamanın hakkaniyetten yoksun olması  
nedeniyle AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3 c) paragraflarının ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden  
muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından bavurana 1.000 Euro (bin Euro) manevi  
tazminat ve 2.000 Euro (iki bin Euro) yargılama masraf ve gideri ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
9