Hükümet, baꢀvuranın ulusal mahkemeler önünde gerçekleꢀtirilen tüm yargılama boyunca bir
avukat tarafından temsil edildiğini ve bu süreçte hakkında yapılan suçlamalara cevap verme
fırsatı bulduğunu kaydetmektedir.
AĐHM, konuyla ilgili genel ilkeler bakımından yerleꢀik içtihadına atıfta bulunmaktadır
(Türkiye aleyhine Salduz kararı [GC], no 36391/02, prg. 50-55, 27 Kasım 2008). Bu konuda
AĐHM, adil yargılanma hakkının yeterince “uygulanabilir ve etkili” olabilmesi için, 6.
maddenin 1. paragrafı uyarınca, kural olarak, her davanın kendine has koꢀulları ıꢀığında bu
hakkın kısıtlanması için zorunlu sebepler olmadıkça, ꢀüpheliye, polis tarafından ilk kez
sorgulanmasından itibaren avukata eriꢀim hakkı sağlanmasının gerekli olduğu görüꢀündedir.
Avukat eriꢀiminin sağlanmamasına istisnai olarak zorunlu sebeplerin gerekçe gösterilmesi
durumunda bile, böylesi bir kısıtlama, gerekçesi ne olursa olsun, sanığın 6. madde tarafından
teminat altına alınan haklarına zarar vermemelidir. Avukat eriꢀimi sağlanmayan sanığa polis
soruꢀturması sırasında suçlayıcı ifadeler kullanılması durumunda, genel olarak, sanığın
haklarına telafi edilemeyecek ꢀekilde zarar gelir (Salduz ilgili bölüm, prg.55).
AĐHM, mevcut davada baꢀvuranın on dört gün süren gözaltı sırasında sorgulandığını
gözlemlemektedir. Bu süre içerisinde avukat yardımı almaksızın birçok soruꢀturmaya katılan
ilgili ꢀahıs imzalamayı reddettiği otuz sayfalık bir ifade vermiꢀ ve suçluluğunu ispatlamaya
yönelik birçok soruꢀturmaya tabi tutulmuꢀtur.
Devlet Güvenlik Mahkemesi baꢀvuranın gözaltı sırasında verdiği ifadeleri dava dosyasından
kesin olarak çıkarmasa da, baꢀvuranın suçluluğu tespit edilirken gözaltı sırasında verilen
ifadelerin dikkate alınıp alınmadığı hakkında bir belirsizlik oluꢀmaktadır. Bununla birlikte
AĐHM, bu soru üzerinde daha fazla durmayacaktır.
AĐHM, baꢀvuranın gözaltı sırasında gerçekleꢀtirilen sorgulamaların Devlet Güvenlik
Mahkemesi tarafından dava dosyasındaki unsurların tamamına bakılarak verilen kararın
gerekçesinde kanıt belgesi olarak geçtiğini gözlemlemektedir. Halbuki, söz konusu
tutanaklarda baꢀvuranın gözaltı sırasında suçunu itiraf ettiği belirtilmekte ve baꢀvuranın
faaliyetleri hakkında yaptığı açıklamalar bulunmaktadır. Bu soruꢀturmalar, baꢀvuranı suçlu
göstermeye ve aleyhte delil toplamaya yönelik olarak gerçekleꢀtirilmiꢀtir. Oysa, sözkonusu
davada, 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca, baꢀvuran Devlet Güvenlik
Mahkemelerinin yetki alanına giren suçlardan birini iꢀlemekle itham edildiği için gözaltı
sırasında avukata eriꢀim hakkının kısıtlandığını kaydetmektedir. Bunun sonucunda, baꢀvuran,
polis ve diğer yetkililerin sorgulamasında ifade verirken avukata eriꢀim hakkından
yararlanamamıꢀtır. Dolayısıyla, baꢀvurana, avukata eriꢀim hakkının sağlanmamasına gerekçe
olarak, yalnızca bu durumun ilgili yasal hükümlerce sistematik olarak öngörüldüğü
belirtilmiꢀtir.
AĐHM diğer taraftan, baꢀvuranın yargılama sırasında avukat desteğinden yararlandığını ve
iddia makamının suçlamalarına itiraz etme imkanı bulduğunu gözlemlemektedir. Bununla
birlikte dosya incelendiğinde, soruꢀturmanın büyük bir bölümünün gözaltı sırasında yapıldığı
ve bu sırada baꢀvuranın avukat yardımı almadığı görülmektedir. Dolayısıyla, sözkonusu
davada, baꢀvuranın polise verdiği ifadenin mahkumiyetine kullanılması nedeniyle, baꢀvuranın
avukata eriꢀim hakkına getirilen kısıtlamalardan bizzat etkilendiği ꢀüphe götürmez bir
gerçektir. Ne sonradan sağlanan avukat yardımı, ne daha sonraki yargılamanın çekiꢀmeli
niteliği gözaltı sırasında yapılan hataları telafi edebilir. Ancak, baꢀvuranın gözaltında
tutulduğu sırada avukata eriꢀememesinin, daha sonraki yargılama üzerinde etkisi bulunup
bulunmadığı hususunda fikir üretmek AĐHM’nin görevi değildir.
7