CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
GÜRKAN (YAVA) -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:34294/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
23 ubat 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (34294/04) no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaı  
Pakize Gürkan’ın (Yava) (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 19 Temmuz 2004  
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından N. Yaz tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1960 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
2 Mayıs 1991 tarihinde, bavuran, bir yapı kooperatifi hakkında Bakırköy Asliye Hukuk  
Mahkemesi’nde dava açmıtır. Bavuran, kooperatifin yapısal yükümlülüklerini yerine  
getirmesinin yani daireyi vermesinin sağlanmasını talep etmitir.  
8 Kasım 1995 tarihinde, mahkeme, sözkonusu dairenin üçüncü kiilere satılmıolması  
nedeniyle borçlunun yükümlülüklerini yerine getirmeye zorlanmasının esasen imkansız  
olduğunu tespit etmitir. Bu nedenle, bavuran, yasal gecikme faizi ile birlikte zararlarına  
tekabül edecek ekilde tazminat talebinde bulunmutur.  
11 Kasım 1996 tarihinde, mahkeme, bavuranın talebini kısmen haklı bulmuve kooperatifi  
yasal gecikme faizi ile birlikte 400.000.000 TL ödemeye mahkum etmitir. Yargılamanın ilk  
safhasında yirmi dokuz duruma gerçekletirilmitir.  
31 Mart 1997 tarihinde, Yargıtay, sözkonusu kararı bozmutur.  
20 ubat 2001 tarihinde mahkeme, bavurana, yasal gecikme faizi ile birlikte ilk kararında  
ödenmesine hükmettiği tazminat miktarından biraz daha az miktarda tazminat ödenmesine  
hükmetmitir. Yargılamanın ikinci safhasında mahkeme, yirmi üç duruma gerçekletirmitir.  
2 Temmuz 2001 tarihinde kooperatif tarafından yapılan temyiz bavurusunu inceleyen  
Yargıtay, tazminatın hesaplama biçiminde hata yapılmasından dolayı ilk derece  
mahkemesinin kararını bozmutur.  
12 Ekim 2002 tarihli raporda, bilirkiiler bavuranın maruz kaldığı zararı 80.089.350 TL  
olarak belirlemilerdir. Bavuran tarafından sözkonusu rapora itiraz edilmesinin ardından,  
mahkeme yeni bir bilirkii incelemesi yapılmasına hükmetmitir. Đkinci bilirkii raporu 24  
Eylül 2003 tarihinde sunulmutur.  
8 Ekim 2003 tarihli durumada, bavuran, son bilirkii raporuna da itiraz etmitir. Ayrıca  
bavuran, enflasyon oranı ile yasal faiz arasındaki fark dikkate alındığında, alacağının değer  
kaybetmesi nedeniyle ek bir zarara daha uğradığını iddia etmive Borçlar Kanunu’nun 105.  
maddesi uyarınca ilgili yargılama masraflarını ödemeksizin zararının tazmin edilmesini talep  
etmitir.  
2
12 Ocak 2004 tarihli on dördüncü duruma sırasında, bavuranın avukatı yargılama  
masraflarının ödenmesi hususunda karar vermesi için müvekkili ile anlaamadığını belirtmiꢀ  
ve süre talep etmitir.  
Sözkonusu durumanın bitiminde, mahkeme, gecikme faizi ile birlikte bavurana 80.089.350  
TL ödenmesine hükmetmitir. Ek zarara ilikin talep ile ilgili olarak, mahkeme, bavuranın  
yargılama masraflarını ödemediğini belirtmive Borçlar Kanunu’nun 105. maddesi uyarınca  
ayrı bir dava açma imkanına sahip olduğuna kanaat getirmitir.  
Yargılama boyunca, bavuranın avukatı altı kere mazeret bildirmitir.  
2 Nisan 2004 tarihinde, temyiz bavurusunda bulunulmadığından karar kesinlemitir.  
HUKUK  
Bavuran, yargılama süresinin, AĐHS’nin 6. maddesinin öngördüğü ekli ile “makul süre”  
ilkesine riayet etmediğini ileri sürmektedir.  
Hükümet, sözkonusu iddiaya karı çıkmaktadır. Hükümet, bavuranın davasını ihtimamla  
takip etmemesi nedeniyle yargılamanın uzamasına bavuranın katkı sağladığını  
savunmaktadır. Bavuranın avukatı birçok defa mazeret bildirmive çok sayıda süre  
uzatılması talebinde bulunmutur. Ayrıca Hükümet, 8 Kasım 1995 tarihinde, bavuranın  
talebinin konusunu değitirdiğini ve mahkemenin davanın incelemesini yeniden yapması  
gerektiğini sözlerine eklemitir.  
AĐHM, dikkate alınacak dönemin 2 Mayıs 1991 tarihinde bavuranın mahkemeye bavurusu  
ile baladığını ve 2 Nisan 2004 tarihinde sona erdiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla yargılama  
süresi iki dereceli yargıda ve bemahkemede yaklaık on üç yıl sürmütür.  
AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı uyarınca sözkonusu ikayetin açıkça  
dayanaktan yoksun olmadığını ve hiçbir kabuledilemezlik unsuru içermediğini tespit  
etmektedir.  
AĐHM, yargılama sürecinin makul yapısının dava koullarını takiben ve mahkeme yerleik  
içtihatları, özellikle davanın karmaıklığı, bavuranın ve yetkili mercilerin tutumları ve  
ilgililer bakımından davanın önemi dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır  
(Frydlender-Fransa, bavuru no: 30979/96). AĐHM, mevcut davadakine benzer sorunları  
ortaya koyan davaları müteaddit defalar incelemive AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal  
edildiğini tespit etmitir (sözü edilen Frydlender). Takdirine sunulan unsurları  
değerlendirmesinin ardından AĐHM, Hükümet’in mevcut davada baka bir sonuca ulamak  
için ikna edici hiçbir tespit ve argüman sunmadığına kanaat getirmektedir. AĐHM, özellikle,  
bavuranın tutumunun haksız yere yargılamanın uzamasına neden olduğu kanısında değildir.  
Konuya ilikin içtihadını göz önüne alan AĐHM, mevcut davada, ihtilaflı yargılama süresinin  
uzun olduğu ve “makul süre” gerekliliğini karılamağı kanaatindedir.  
Bu itibarla AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
Bavuran, ihtilaflı yargılama süresinin uzun olmasının 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ile  
güvence altına alınan mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Bavuran, enflasyon  
3
oranı karısında gecikme faizi oranının yetersiz kalması nedeniyle tazminatının değer  
kaybetmesinden ikayetçidir.  
Hükümet, temyiz bavurusunda bulunmamasından dolayı bavuranın iç hukuk yollarını  
tüketmediğini savunmaktadır. Esas ile ilgili olarak, Hükümet, yargılamanın bavuranın  
talebiyle ilintili olduğuna dikkat çekmektedir.  
Bavurana göre, kooperatifin borçları gecikme faizi ile hesaplanmalıdır.  
AĐHM, Asliye Hukuk Mahkemesi’nin tazminatın bavurana, bavuranın da talep ettiği gibi  
gecikme faizi ile birlikte hesaplanmasına karar verdiğini kaydetmektedir. Ayrıca AĐHM,  
bavurana, gecikme faizi ile enflasyon oranı arasındaki fark nedeniyle ek zarara uğradığından  
ikayetçi olması için bavurana hukuk yolu sunulduğunu gözlemlemektedir. Nitekim Borçlar  
Kanunu’nun 105. maddesi ile öngörülen bavuru yolu, gecikme faizi ile telafi edilen zararı  
geçen zararın tazminini amaçlamaktadır (bkz, a contrario, Aka-Türkiye, 23 Eylül 1998).  
Sözkonusu değerlendirmeler ıığında, AĐHM, bu ikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu  
ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.  
AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak, bavuran, maruz kaldığı maddi zararı  
80.000 Euro, yargılama masraf ve giderlerini 10.000 Euro ve manevi zararı 20.000 Euro  
olarak değerlendirmektedir.  
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görememekte  
ve sözkonusu talebi reddetmektedir.  
Buna karın AĐHM, bavuranın belli bir manevi zarara maruz kaldığı kanaatindedir.  
Hakkaniyete uygun olarak, AĐHM, bavurana, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi  
kolaylıklarına uygulanan orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenen gecikme faizi ile  
birlikte 9.500 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.  
Yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak, bavuran, hiçbir belge sunmamaktadır. Sonuç  
olarak, AĐHM, bu talebi reddetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun yargılama süresinin uzunluğu kapsamında yapılan ikayetin kabuledilebilir  
geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı Devlet  
tarafından bavurana her türlü vergiden muaf tutularak 9.500 Euro (dokuz bin beyüz Euro)  
manevi tazminat ödenmesine;  
4
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 23 ubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
5