Her tutuklu, alınan tedbirlerin infaz edilme usul ve yöntemlerinin kendisini,
tutukluluğun doğasında varolan kaçınılmaz ıstırap düzeyini aşacak şiddette bir sıkıntı veya
zorluğa maruz bırakmamasını temin edecek şekilde, insan onuruyla bağdaşır tutukluluk
koşullarına tabi olma hakkına sahip olduğundan, hapsetmenin uygulamaya ilişkin
gereklilikleri gözönünde bulundurulduğunda, tutuklunun sağlığının yanı sıra esenliği de
yeterli bir şekilde sağlanmalıdır (Kulda-Polonya [GC], no: 30210/96, § 94, CEDH 2000-XI).
AİHS’de, sağlık gerekçesiyle bir tutuklunun serbest bırakılmasına ilişkin herhangi bir
“genel yükümlülük” belirtilmemişse de, bir tutuklunun klinik tablosu, Avrupa Konseyi’ne
Üye Devletler nezdinde AİHS’nin 3. maddesi bakımından bugün, tutukluluğa elverişlilik
sorusunun ortaya çıktığı durumlardan birini teşkil etmektedir (bkz., Mouisel, ibidem, ve Price-
Birleşik Krallık, no: 33394/96, §30, CEDH 2001-VII).
Özetle görülen bir davada, sağlık durumu cezaevi yaşamına uygun olmayan ya da
hayati tehlikesi bulunduğu tanısı konulan bir hastalığa yakalanan kimsenin tutuklu
bulundurulması, AİHS’nin 3. maddesi açısından sorunlara neden olabilir.
Dolayısıyla mevcut davada, başvuranın yeniden hapsedilmesi durumunda ortaya bu
sorunun çıkıp çıkmayacağı tespit edilmelidir.
2. Özel bağlam
AİHM, davayı incelemeye başlamadan önce, ciddi hastalıkları bulunan hükümlülerin
cezalarının infazı konusunda Türkiye’de yürürlükte olan yasaları incelemiştir. AİHM, Türk
yasalarının ulusal mercilere, tutukluların ciddi hastalıklara yakalandığı durumda müdahale
etme olanağı sunduğunu not etmektedir. Sağlık durumu serbest bırakılma veya cezanın
ertelenmesi kararlarının verilmesini gerektirebilecek unsurlardan biridir. Bu tedbirler, sağlık
gerekçesiyle Cumhurbaşkanı’ndan af talebinde bulunma yolunun yerini tutmaktadır.
AİHM bu işlemlerin, ilk bakışta, tutukluların fiziksel bütünlüğü ve esenliklerinin
korunması için Devletlerin özgürlüğü kısıtlayıcı cezaların meşru gereklilikleriyle
bağdaştırmaları gereken uygun güvenceler oluşturduğuna kanaat getirmektedir.
Mevcut dava bağlamında, geçmişte Türkiye’nin, 1996 ve 2000 yıllarında koğuş yerine
bir ila üç kişilik yaşam birimleri öngören F tipi cezaevlerinin kurulmasını protesto etmek
amacıyla başlatılan açlık grevleri karşısında, beslenme bozukluğuna bağlı zihinsel ve fiziksel
rahatsızlıkları olan ve aralarından bir kısmının WK-S olduğu düşünülen kişilerin tutuklu
bulundurulmaları sorunuyla karşı karşıya kaldığını hatırlatmak uygun olacaktır. Hiç kuşkusuz
yetkili mercilerin, bu durumun toplumun korunması açısından haklı gösterilemeyeceğine
kanaat getirmesi üzerine, hasta olan tutuklulardan birçoğu sağlık gerekçesiyle geçici olarak
serbest bırakılmıştır.
3. İlkelerin mevcut davaya uygulanması
Mevcut davada yukarıda belirtilen harekete katıldığı anlaşılan başvuran, Türk
hukukunun tanımış olduğu olanaklara ulaşabilmiş ve 15 Aralık 2003 tarihinde hakkında
yakalama müzekkeresi çıkarılana kadar bu olanaklardan faydalanmıştır.
Bu bağlamda AİHM, başvuranın tutuklu yargılanmaktayken 23 Şubat 1999 tarihinde
İstanbul DGM tarafından serbest bırakıldığını kaydeder.
9