C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
GÜNER ÇORUM - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 59739/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
31 Ekim 2006  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek  
olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (59739/00) bavuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaı Gülay Güner Çorum’un (bavuran) 19 Haziran 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ  
olduğu bavurudur. Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara  
Barosu avukatlarından B. Çiçekli tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1970 doğumlu bavuran Ankara’da ikamet etmektedir.  
Bavuran iyaamına Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde sivil memur statüsünde hemire  
olarak balamıtır.  
Milli Savunma Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu 4 Nisan 1999 tarihinde bavuranın  
kurumunun nizamını bozacak ideolojik ve siyasi faaliyetleri yürütmesi ve yasadıı bir örgütün  
sempatizanlığını yapması dolayısıyla görevinden azledilmesine karar vermitir.  
5 Temmuz 1999 tarihinde Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi’ne (Yüksek Mahkeme) müracaat  
eden bavuran bu kararın iptali ve iten çıkarılmasına yönelik alınan tedbirlerin askıya  
alınması isteminde bulunmutur. AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunan bavuran askeri  
personel olmadığını öne sürerek ve bu mahkemenin bağımsızlığına ve tarafsızlığına karı  
çıkarak mahkemeden öncelikli olarak sivil mahkeme lehine görevsiz kılınmasını talep  
etmitir. Hakkında oluturulan delillere itiraz eden bavuran Hacı Bekta-ı Veli derneğinin  
üyesi olmadığını (bunu belgelemitir) belirterek yasadıı bir örgütün faaliyetlerine katıldığını  
inkâr etmitir. Suçlamaların somut hiçbir delile dayanmadığını savunan bavuran son olarak  
AĐHS’nin 9, 10, 11 ve 14. maddeleri ile güvence altına alınan özgürlükleri ileri sürmütür.  
Yüksek Mahkeme 22 Temmuz 1999 tarihinde, bavuranın iten çıkarılmasına yönelik  
önlemlerin askıya alınması talebini reddetmitir.  
Milli Savunma Bakanlığı 20 Ağustos 1999 tarihinde cevaben vermiolduğu görülerinde  
ilgilinin azledilmesinin titizlikle incelenen bir soruturmaya dayandığını, buna değin  
belgelerin mahkemeye sunulduğunu ifade etmitir.  
Yüksek Mahkeme 1 ubat 2000 tarihinde bavuranın bu mahkemenin yetkisizliğine ilikin  
talebini reddetmitir.  
Yüksek Mahkeme 4 Nisan 2000’de bavuranın görevden alınma kararının iptali istemini  
reddetmitir. Mahkeme kararında «gizli» ibareli bir zarfta iletilen bilgi ve belgelerden ilgilinin  
görevini icra ederken siyasi ve ideolojik faaliyetlere devam ettiğinin ve aırı sol bir örgütün  
mensubu olduğunun ortaya çıkarıldığına itibar etmitir. Bu doğrultuda görevden azletme  
Kanun’a uygundur.  
Hükümet 14 ubat 2006 tarihinde AĐHM’ye bavuran hakkında yürütülen soruturma  
dosyasını iletmitir. Dosya «komutanın görüü», «olayların raporu» ve altı «ifade tutanağı»  
gibi belgeleri içermektedir. «Olayların raporuna» göre bavuran ile aynı birimde  
çalımaktayken PKK’ya karı Alanya’da yürütülen operasyon sırasında bir hemirenin [ismi  
silinmitir] yakalanmasının ardından soruturma balatılması kararı alınmıtır. Özellikle bu  
2
soruturma kapsamında dinlenilen altı hemire [isimleri silinmitir] bavuranın alevi, solcu ve  
ateist olduğunu; genç hemireler arasında bu ideolojinin propagandasını yaptığını, HADEP  
için oy kullandığını; Cumhuriyet ve Evrensel gazetelerini okuduğunu; alevi olduğunu  
söyleyerek ve Sivas olaylarına değinerek Hükümeti eletirdiğini; insan hakları bahanesiyle bu  
ideolojinin faaliyetlerini sürdürdüğünü; güvenlik güçlerinin güneydoğu bölgesindeki  
tutumunu eletirir kitaplar okuduğunu ve insan haklarının savunulması iddiasıyla PKK’nın  
propagandasını yaptığını; dini inançlarının son derece zayıf olduğunu; çok eliliği nedeniyle  
Peygamberi cinsel saplantılı olarak gördüğünü; 1 Mayıs kutlamasına övgüler yağdırdığını ve  
solcu bir grupla birlikte konsere gittiğini belirtmitir.  
Bavuran hakkında yapılan suçlamaları inkâr etmitir. Kendisini alevi olarak gördüğünü ve  
birkaç ay önce Hacı Bekta-ı Veli derneğine üye olduğunu kabul etmitir. Cumhuriyet ve  
Evrensel gazetelerini meraktan okuduğunu ve Sivas olaylarını anma gösterisine üç kez  
katıldığını ifade ederek, «ifade tutanağına göre» iddete karı olduğundan ne PKK’nın  
eylemlerini ne Hükümetin güneydoğu bölgesindeki yaklaımını onayladığını sözlerine  
eklemitir. Aynı ekilde kiisel dosyasında daha önce ceza aldığına dair hiçbir ibare yer  
almamaktadır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, dosyada bulunan ve Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi’nin kararının temelini  
oluturan belgelerin iletilmesindeki noksanlığın taraflar arsındaki dengeyi bozduğunu ileri  
sürmektedir. Bavurana göre, silahların eitliği ilkesi ihlal edilmitir. Bavuran, bu noktada  
AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedir.  
Hükümet bu konuda görübildirmemektedir.  
1. Đlgili ilkeler  
Her hukuk ve ceza davasının, usule ilikin yönleri de dahil vicahi bir nitelik taıması ve de  
taraflar arasında silahların eitliğini garanti altına alması gerekir: bu, adil yargılanma hakkının  
temel unsurlarından biridir.  
Vicahilik ilkesi uyarınca yargılanma hakkı, taraflar için, karı taraf tarafından oluturulan  
görülerden veya kanıt unsurlarından haberdar olma ve bunlar üzerinde tartıabilme olanağını  
içermektedir (Bkz, diğerleri arasında, hukuki usule ilikin olarak: Vermeulen-Belçika, 20  
ubat 1996 tarihli karar, Lobo Machado-Portekiz, 20 ubat 1996 tarihli karar, Nideröst-  
Huber-Đsviçre, 18 ubat 1997 tarihli karar, Kress-Fransa, 39594/98 no’lu karar, Yvon-Fransa,  
44962/98 no’lu karar ve Prikyan ve Angelova-Bulgaristan, 44624/98 no’lu, 16 ubat 2006  
tarihli karar; cezai usüle ilikin olarak: Brandstetter-Avusturya, 28 Ağustos 1991 tarihli, A  
serisi 211 no’lu karar, Fitt-Đngiltere, 29777/96 no’lu karar, ve Jasper-Đngiltere, 27052/95  
no’lu, 16 ubat 2000 tarihli karar).  
Bu prensip, tarafların sunduğu görüler ve belgeler için geçerli olduğu gibi, Hükümet  
komiseri gibi bağımsız bir memur (Kress, ve, APBP-Fransa, 38436/97 no’lu, 21 Mart 2002  
tarihli karar), bir idare (Krčř ve diğerleri-Çek Cumhuriyeti, 35376/97 no’lu 3 Mart 2000  
tarihli karar) veya sözkonusu kararı veren mahkeme tarafından sunulan görüler ve belgeler  
için de geçerlidir (Nideröst-Huber).  
3
AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin hepsinden evvel tarafların çıkarlarını ve adaletin iyi ileyiinin  
korunmasını amaçladığının altını çizmek gerekir (Bkz. mutatis mutandis, Acquaviva-Fransa,  
21 Kasım 1995 tarihli karar), bir belgenin kendileri tarafından yorumlanması gerektiği  
kanaatinde oldukları zaman, bunu ifade etme imkânı taraflara sağlanmalıdır. Özellikle,  
yargıya tabi kiilerin adaletin ileyiine güvenmesi buna bağlıdır: sözkonusu güvence,  
diğerleri arasında, dosyadaki her belge hakkında görübildirebilme güvencesine  
dayanmaktadır (Bkz. Nideröst-Huber, ve F.R.-Đsviçre, 37392/97, 28 Haziran 2001 tarihli  
karar).  
Diğer yandan, hakim kendisi de, özellikle bir itirazı reddettiği veya re’sen ele alınan bir  
gerekçeye dayanarak bir uyumazlığı çözdüğü zaman vicahilik ilkesine uymak zorundadır  
(Skondrianos-Yunanistan, 63000/00, 74291/01 ve 74292/01 no’lu, 18 Aralık 2003 tarihli  
kararlar, ve Clinique des Acacias ve diğerleri-Fransa, 65399/01, 65406/01, 65405/01 ve  
65407/01 no’lu, 13 Ekim 2005 tarihli kararlar).  
2. Bu ilkelerin uygulanması  
Mevcut halde, bir disiplin soruturmasının ardından, askeri bir hastanede sivil hemire olarak  
çalıan bavuran görevinden alınmıtır. Đlgili tarafından yapılan iptal bavurusu Askeri  
Yüksek Đdare Mahkemesi tarafından reddedilmitir.  
Bununla birlikte, 20 Ağustos 1999 tarihli cevaben vermiolduğu savunmalarında Milli  
Savunma Bakanlığı 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesine uygun olarak idari soruturma  
dosyasını Yüksek Mahkemeye ayrı bir zarfta iletmitir. Yüksek Mahkeme’nin kararından  
bavuranın talebinin Milli Savunma Bakanlığı tarafından «gizli» damgalı bir zarfın içine  
konulmubilgi ve belgelere ve idari soruturma kapsamında elde edilen ifadelere dayanılarak  
reddedildiği ortaya çıkmaktadır.  
Bavuran, aleyhinde yapılan son derece ciddi disiplin suçlarının altını çizerek, soruturma  
dosyasının ifa edilmemesine boyere karı çıkmıtır.  
AĐHM, bir ceza yargılama usulü kapsamında, ilgili kanıtların açığa vurulması hakkının  
mutlak olmadığının dile getirildiğini hatırlatmaktadır. Bir ceza davasında, sanığın haklarıyla  
dengelenmesi gereken, milli güvenlik nedeniyle veya misilleme riski altında olan ahitleri  
koruma veya soruturma metotlarını gizli tutma gerekliliği gibi çekien menfaatler olabilir.  
Bazı hallerde, baka bir bireyin temel haklarını saklı tutmak veya önemli bir kamu yararını  
korumak için bazı kanıtları savunmanın bilgisine sunmamak gerekebilir. Bununla birlikte,  
AĐHS’nin 6 § 1. maddesi uyarınca, yalnızca, savunma haklarını sınırlayan mutlak gerekli  
önlemler merudur (Van Mechelen ve diğerleri-Hollanda, 23 Nisan 1997 tarihli karar).  
Üstelik, sanığa adil bir yargılanma garanti edilmek isteniliyorsa, haklarının sınırlanmasıyla  
savunmaya çıkarılan her zorluk hukuki makamların önünde izlenen yargılama usulüyle  
yeterince telafi edilmelidir (Doorson-Hollanda, 26 Mart 1996 tarihli karar, Van Mechelen ve  
diğerleri, Fitt, ve Jasper). AĐHM’ye göre, bu tür ilkelerin, özellikle davada kazanılmak  
istenilen ey ıığında bavuran açısından -ağır disiplin suçlarına dayalı görevden alma-  
hususuna uygulanması gerekir (Bkz. mutatis mutandis, Fitt).  
Hükümetin, bavuranın görevden alınmasına ilikin idari yargılama usulü sırasında  
soruturma dosyasının açığa çıkarılmamasını haklı gösterecek hiçbir argümanı sunmadığını  
not etmek gerekir. Zaten, bu dosya, milli güvenliğe veya misilleme riski altındaki tanıkları  
korumaya veya soruturma metotlarını gizli tutma gerekliliğine bağlı zorunluluklarla bu  
4
yönde bir uygulamayı haklı çıkarabilecek hiçbir unsuru içermemektedir. Öte yandan, bu  
uygulamada, vicahilik ilkesinin ve silahların eitliği ilkesinin gereklerini yerine getirmek için  
bavuranın çıkarlarını korumaya uygun garantiler bulunuyor görünmemektedir. (Bkz. mutatis  
mutandis, Fitt, ve Jasper). Gerçekten de, sözkonusu karar sadece “gizli” olarak nitelendirilmiꢀ  
soruturma dosyasına dayalı olarak alınmıtır.  
Milli Savunma Bakanlığı tarafından iletilen belge ve bilgilerin davanın sonucu hakkında  
temel bir önemi olduğuna üphe yoktur. Fakat ilgilinin yargılama usulünde kazanmayı  
umduğu ey ve soruturma dosyasındaki belge ve bilgilerin niteliği dikkate alındığında,  
bavuranın Yüksek Mahkeme’nin kararını vermesinden önce bunlara yanıt vermesinin  
olanaksızğı onun adil yargılanma hakkını hiçe saymıtır (J.J.-Hollanda, 27 Mart 1998  
kararı).  
Sonuç itibariyle, AĐHS’nin 6 § 1 maddesi bakımından adil yargılanma hakkının temel  
unsurlarından biri olan vicahilik ilkesine ve taraflar arasındaki silahların eitliği garantisine  
riayet etme bavuranın Milli Savunma Bakanlığı’nın sunmuolduğu bilgiler hakkında  
yorumda bulunma olanağını gerektirmekteydi. Oysa 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesi  
uyarınca dosyanın açığa çıkmasını reddetmek için bu imkân bavurana verilmemitir.  
AĐHM, AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıtır.  
II. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, görevden alınmasının kiisel, siyasi inançlarına ve bazı yasal faaliyetlere dayandığı  
gerekçesiyle, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlalini oluturduğundan yakınmaktadır.  
Hükümet, askeri bir kurumu tercih etmekle bavuranın en baından böyle bir yapıyı  
düzenleyen kurallara uymayı kabul ettiğini belirtmektedir. Hükümet, AĐHM’nin bu konudaki  
yerleik içtihadına dayalı olarak, ilgilinin özel bir güven ve doğruluk bağıyla Devlete bağlı  
olduğunu savunmakta, kurum bünyesinde ve dıında sözkonusu faaliyetleri sürdürerek  
bavuranın bu bağı koparmıolacağını vurgulamaktadır. Mevcut durumun özel koullarına  
değinen Hükümet, en üst düzey askeri hiyerarik düzende yer alan kiilerle yakın temas  
halinde olan ve onların gizli sağlık dosyalarına ulaabilen bavuranın fiillerine ilikin  
yetkililerin dikkatli olmaları gerektiğini ifade etmektedir. Öte yandan, Grigoriades-  
Yunanistan (25 Kasım 1997 tarihli karar) kararındaki bavurandan farklı olarak, bavurana  
cezai müeyyide uygulanmamıtır.  
Bavuran, inançları, yasal, kültürel ve sosyal bazı aktivitelere katıldığı için cezalandırıldığını  
ileri sürmektedir. Bavuran, PKK gibi yasadıı örgütlerin eylemlerine katılma, yardım etme  
ve bu örgüte sempati duyma eklindeki kendisine isnat edilen olayların Türk Ceza Kanunu’na  
göre ağır bir suçu tekil ettiğini, oysa hakkında hiçbir kovuturma balatılmağını  
belirtmektedir. Bavuran, meslek ahlakı kurallarına uygun olarak on yıla yakın bir süre  
boyunca bu askeri hastanede çalığının ve üstlerinin güvenini sarsmaya yönelik ve liyakate  
aykırı hiçbir tutumunun olmadığının altını çizmektedir. Bavurana göre, iç hukuktaki  
yargılama usulü sırasında kendisine iletilmeyen ve Yüksek Mahkemenin karar verirken  
dayanak aldığı idari soruturma dosyası sadece dayanaktan yoksun suçlamalar içermektedir.  
AĐHM, mevcut bavuruyla ortaya konan temel hukuki sorunun, görevden alma kararının iptal  
edilmesi talebinin AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca adil bir yargılanmanın sonunda reddedilip  
5
reddedilmediğinin bilinmesine dayalı olduğu kanaatindedir. Yukarıda bu hükmün ihlal  
edildiği sonucuna vardığı dikkate alındığında, AĐHM bu ikayetin ayrıca incelenmesine gerek  
olmadığı sonucuna varmaktadır (Bkz. mutatis mutandis, Sadak ve diğerleri-Türkiye,  
29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96 no’lu kararlar).  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran 14 Nisan 1999 tarihinden bu yana isiz, gelirden ve her türlü sosyal haktan ve  
güvenceden yoksun olduğunu belirterek bu yönde 25.000 Euro maddi tazminata uğradığını  
ileri sürmektedir. Bavuran manevi tazminat olarak 30.000 Euro istemektedir.  
Hükümet bu miktarlara karı çıkmıtır.  
AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesince hakkaniyete uygun olarak bavurana 6.500 Euro manevi  
tazminat ödenmesini kararlatırmıtır.  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuran yargı giderleri için 7.600 Euro talep etmektedir.  
Hükümet buna karı çıkmıtır.  
Sunulan unsurlar ıığında AĐHM tüm yargı giderleri için ilgiliye 4.000 Euro ödenmesine karar  
vermitir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına 3 puanlık bir artıeklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. AĐHS’nin 10. maddesine dair ikayetin incelenmesine gerek olmadığına;  
3. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin  
bavurana:  
i.  
ii.  
iii.  
manevi zarar için 6.500 (altı bin beyüz) Euro ödemesine;  
masraf ve harcamalar için 4.000 (dört bin) Euro ödemesine;  
yukarıda belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
6
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
4. Adil tazmine dair diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddesine  
uygun olarak 31 Ekim 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
7