1 Ağustos 1969 tarihli edinim sırasında başvuranın o dönemdeki Türk hukukuna göre bu
işlemlerin yasal olduğuna inanmaması ve mülkün kendi adına tapu siciline kaydedilmiş
olması dolayısıyla mülkiyetinin hukuken korunduğuna güvenmemesi için bir nedeni
bulunmamaktaydı (mutatis mutandis, Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı, ilgili bölüm, prg. 56).
Özet olarak, Zarifi Köşkü’nün mülkiyetinin edinilmesinden yaklaşık otuz yıl sonra, Yargıtay
tarafından tapunun kesin olarak iptali, başvuranın fiilen sahip olduğu maldan yoksun
bırakıldığını ve 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin ilk cümlesinde yer alan “yoksun
bırakılma” anlamında ilgilinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme
hakkına müdahale edildiğini göstermektedir (bakınız, örneğin, Yedikule Surp Pırgiç Ermeni
Hastanesi Vakfı, prg. 28 ; Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı, ilgili bölüm, prg. 48 ve 49 ; Turgut
ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 88 ; Doğrusöz ve Aslan, ilgili bölüm, ibidem ; mutatis
mutandis, Romanya aleyhine Brumărescu davası[GC], no 28342/95, prg. 77, CEDH
1999-VII).
2. Yasallık ilkesine uyum hakkında
Başvuranın mülkiyet hakkına müdahalenin yasal dayanağı olup olmadığına karar verirken
(bakınız, özellikle, Jahn ve diğerleri, prg. 81, ilgili bölüm; Nacaryan ve Deryan, prg. 58, ilgili
bölüm ; Fener Rum Patrikliği, ilgili bölüm, prg. 70 ; Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı, ilgili
bölüm, prg. 50-52 ; Apostolidi ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 70), AĐHM, esas olarak iç
mevzuatı yorumlamakla birinci derecede yetkili olan Sarıyer Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
karar gerekçesine (« mahkeme » – yukarıdaki ilgili paragraflar) bakacaktır (bakınız, örneğin,
Almanya aleyhine Wittek davası, no 37290/97,prg. 49, CEDH 2002-XI ; Almanya aleyhine
Forrer-Niedenthal davası , no 47316/99, prg. 39, 20 Şubat 2003).
Bununla birlikte, mevcut davada açıkça görülmektedir ki, söz konusu gerekçe Adalar Sulh
Mahkemesi’nin karar gerekçesinin tam bir kopyası görünümüde olup, hangi yasa ve/veya
içtihadın yorumuna ve uygulanmasına dayandığı anlaşılmayan analizlere dayanan ve muğlak
bir metindir.
Mevcut davada mahkeme, verdiği ilk kararda, Bakanlar Kurulu’nun ilgili kararlarına da
dayanarak, konuyu 2644 sayılı Tapu Kanunu ‘nun 35. maddesinde öngörülen karşılıklılık
koşulu açısından değerlendirmiştir. Bu düşünceden yola çıkan mahkeme, 3 Şubat 1988 tarih
ve 88/12592 sayılı kararnamede Yorgo L.’nin soyundan gelenlerin mirasçılık sıfatının
tanınmasına rağmen, bu kararname hükmünün geriye doğru işlemediği gerekçesiyle
uygulamanın imkânsız olduğuna karar vermiştir. Oysa, 23 Mart 1988 tarihinde Resmi
Gazete’de yayımlanan 88/12752 sayılı – mahkemenin görmezden gelemeyeceği – bir sonraki
kararname, özellikle geçmişte hukuki durumları askıya alınan Rum kökenli kimselerin
durumunu düzeltmeyi amaçlayan bir “geriye doğru işleme” hükmü içermektedir (yukarıdaki
ilgili paragraf in fine– Apostolidi ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 76) ; üstelik bu çözüm,
mahkeme henüz kesin kararını vermeden çok önce Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından
açıkça teyid edilmiştir.
AĐHM ayrıca, bu konuda mahkemeyle aynı fikirde olmadığını kaydetmektedir. Zaten buna
benzer durumlarda AĐHM, söz konusu karşılıklılık kuralının uygulanmasıyla yabancı uyruklu
kişilerin 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi anlamında miras haklarının tanınmasına engel
olunduğuna karar vermiştir (bakınız, örneğin, ibidem, prg. 71-78, ve Nacaryan ve Deryan,
ilgili bölüm, prg. 47-57).
14