yaralanma olayının güçlü karinelere dayanması gerekir (Bkz. Salman-Türkiye kararı, no:
21986/93, § 100, AĐHM 2000-VII).
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre, sözkonusu dönem yalnızca gözaltı süresini değil, aynı
zamanda tutukluluk halini de kapsamaktadır (Bkz. örneğin Klaas-Almanya kararı, 22 Eylül
1993, seri:A no: 269, §§ 23 ve 24; Hulki Güneꢀ-Türkiye kararı, no: 28490/95, § 71, AĐHM
2003-VII, ve Rehbock-Slovenya kararı, no: 29462/95, §§ 68-78, AĐHM 2000-XII).
Benzer bu durumda, yetkililere kanıt zorunluluğu getirilmekte ve Hükümete tutukluluk
dönemini de içeren, mağdurun öne sürdüğü ve özellikle tıbbi dayanağı bulunan iddialar
karꢀısında delil teꢀkil eden unsurları da dikkate alarak gözaltı süresinde oluꢀan yaralanmaların
kaynağına makul bir açıklık getirme sorumluluğu yüklenmektedir. (Bkz. diğerleri arasında,
Tekin-Türkiye kararı 9 Haziran 1998, 1998-IV, s. 1517-1518, §§ 52 ve 53; Altay-Türkiye
kararı, no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001, ve Esen-Türkiye kararı, no: 29484/95, § 25, 22
Temmuz 2003).
Bununla birlikte, Hükümetin ifade ettiği gibi güç kullanımının mutlak surette gerekli olduğu
hallerde bu kullanımın orantılı olup olmadığını belirlemek gerekir (Bkz. sözü edilen Altay §
54, ve Hulki Güneꢀ kararı § 70).
Bunun yanı sıra, AĐHM yerleꢀik içtihadı uyarınca baꢀvuran polisin gözetiminde
bulunduğundan ve kalabalık kitleye güç kullanımı zorunlu olduğundan, Vedat Günaydın’a
uygulanan gücün orantılılığı sorununa değinmek gerekir.
AĐHM, polisin hazırlıksız yakalandığı ve öngörülemeyen bir müdahale sırasında baꢀvuranın
yaralandığı hususunu göz ardı etmemektedir (Bkz. a contrario, sözü edilen Rehbock kararı,
§§ 71-72). Bu anlamda, çağdaꢀ toplumlarda polisin üstlendiği görevin zorluğu ve
insanoğlunun öngörülemeyen tutumu dikkate alındığında, iç hukuk yetkililerine yüklenen
sorumluluğun ağırlığı tahammül edilemez bir boyutu oluꢀturmamalıdır (Bkz. mutatis
mutandis, Makaratzis-Yunanistan kararı, no: 50385/99, § 69, AĐHM 2004-...).
Baꢀvuran Vedat Günaydın’ın sözkonusu arbede sırasındaki tutumunun güç kullanımını
gerektirdiği farz edilse dahi, AĐHM, olayların koꢀulları göz önünde bulundurulduğunda adı
geçenin gözaltına alınması esnasında sergilenen gücün orantısız olduğuna itibar etmektedir.
Bununla birlikte, mevcut olayda yaꢀanan atıꢀmaya taraf olan çok sayıda kiꢀinin olduğu net ve
bunlardan yirmi sekiz kiꢀinin Devlet Güvenlik Mahkemesi karꢀısına çıkarılarak itham edildiği
gerçek olsa dahi – olay yerine gelerek müdahalede bulunan elli üç güvenlik görevlisi – bu
kimseler karꢀısında azımsanamayacak sayıdadır.
Ayrıca, baꢀvuranın kalabalık grubu güvenlik güçlerine karꢀı ꢀiddete tahrik ettiği düꢀünülse
bile baꢀvuranda tespit edilen yaralanmalar güvenlik güçlerinin aꢀırı güç kullandığını teyit
etmektedir. Baꢀvuran hayati organları olan baꢀından ve ensesinden yaralanmıꢀtır. Adli tıp
doktoruna göre ortaya çıkan lezyonların sayısı ve ciddiyet derecesi hayati bir tehlikeyi
oluꢀturmaktaydı.
Son olarak, baꢀvuran Vedat Günaydın’da görülen lezyonların meydana geliꢀi ve yoğunluğu
bu kiꢀinin tutumu nedeniyle zor kullanımın orantılılığını karꢀılamamaktadır. (Bkz. Selmouni-
Fransa no: 25803/94, § 99, AĐHM 1999-V; sözü edilen Rehbock kararı, no: 44568/98, §§ 72,
4