C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
GÜNAYDIN - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 27526 / 95)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
13 Ekim 2005  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek  
olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (27526/95) bavuru no’lu davanın nedeni  
bu ülke vatandaları Vedat ahin ve ahin Günaydın’ın (bavuranlar) 3 Nisan 1995 tarihinde  
Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin eski 25. maddesi  
uyarınca yapmıolduğu bavurudur. Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM)  
önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından S. Çınar tarafından temsil edilmektedirler.  
OLAYLAR  
Bavuranlar Vedat ve ahin Günaydın sırasıyla 1965 ve 1968 doğumludurlar ve  
Diyarbakır’da ikamet etmektedirler.  
Güvenlik güçleri 18 Temmuz 1992 tarihinde gece yarısına doğru, Diyarbakır’da yapılan bir  
ğüne yasadıı bir gösteriye dönüğü gerekçesiyle müdahale etmilerdir.  
Ertesi gün saat bir sularında hazırlanan tutanakta, davetlilerin bavuranların kıkırtmasıyla PKK  
yanlısı sloganlar attıklarına, havaya ateaçarak Devlet aleyhine ve terör örgütünü destekleyen  
pankartlar açtıklarına yer verilmitir. Yapılan uyarılara rağmen elleri sopalı kalabalık grup, taꢀ  
lar atarak saldırmaya balamı, polis efini tartaklayarak üniformasını yırtmıve telsiz antenini  
parçalamıtır. Olay yerine gelen elli üç polis memuru aralarında bavuranların da yer aldığı on  
kiiyi tutuklamıtır.  
Aynı gün saat 4.20’de bavuranlar adli tıp doktoru tarafından muayene edilmi, hazırlanan  
raporda bavuran Vedat Günaydın’ın vücudunda çeitli ebat ve çaplarda çizik ve eziklerin bu-  
lunduğu ifade edilmitir.  
Polisler tarafından 19 Temmuz 1992 tarihinde alınan ifadelerinde bavuranlar suçsuz  
olduklarını ve polislere saldıran kiileri tanımadıklarını ileri sürmülerdir. Vedat Günaydın bu  
arbede sırasında baından yaralandığını eklemitir.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı, 20 Temmuz 1992 tari-  
hinde bavuranların ifadelerini almı, adı geçenler güvenlik güçlerine karı iddet kullanımını  
hiçbir zaman desteklemediklerini yinelemilerdir. Vedat Günaydın bu olaylar sırasında polisler  
tarafından dövüldüğünü iddia etmitir.  
Bavuranlar, aynı gün Diyarbakır DGM yetkili hakimi karısında vermioldukları ifadel-  
erini tekrarlamılardır. Mahkeme, bavuranların tutuklu olarak yargılanmalarına karar vermiꢀ  
tir.  
Cumhuriyet Savcısı, 30 Temmuz 1992 tarihli iddianamesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele  
Kanunu’nun 8 § 1. maddesi uyarınca bölücülük propagandası yapma, TCK’nın 258. ve 516.  
maddelerine dayalı olarak memura aktif mukavemet ve mala zarar verme suçları ile bavuran-  
lar ve yirmi altı sanık hakkında kamu davası açmıtır.  
Bavuranlar 30 Eylül 1992 tarihli durumada serbest bırakılmılardır. Bu süreç boyunca  
polisler hakkında sekiz kapalı duruma gerçekletirilmitir.  
Diyarbakır DGM, 21 ubat 1994 tarihli kararı ile yapılan ithamlardan bavuranları suçlu  
bulmuve bir yıl sekiz ay hapis ve para cezasına çarptırmıtır.  
2
Yargıtay, 14 Eylül 1994 tarihli karar ile Đlk derece mahkemesi’nin kararını onamıtır. Bu  
kararın gerekçesi 7 Ekim 1994 tarihinde DGM’deki dava dosyasına eklenmive tarafların  
bilgisine sunulmutur. Karar bavuranlara tebliğ edilmemi, bavuranlar karardan 21 Kasım  
1994 tarihinde haberdar olmulardır.  
Bavuranlar 12 Haziran 1995 tarihinde cezaevine gönderilmitir.  
Diyarbakır DGM 16 Kasım 1995 tarihinde, 27 Ekim 1995 tarihinde 3713 sayılı Kanun’un 8.  
maddesinde gerçekletirilen yasal değiikliğe uygun olarak dava dosyasını yeniden incelemiꢀ  
ve bavuranların hapis cezasının on aya indirilerek ertelenmesine karar vermitir.  
Bavuranlar 26 Kasım 1995 tarihinde tahliye edilmilerdir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran Vedat Günaydın, tutuklandığı sırada dövüldüğünü ve gözaltında polislerin kötü  
muamelesine maruz kaldığını ileri sürmektedir.  
AĐHS’nin 3. maddesinin uygulanması bakımından belirli bir ciddiyet derecesi bulunan, 19  
Temmuz 1995 tarihinde yapılan tıbbi muayene esnasında bavuran Vedat Günaydın’ın  
vücudundaki yara izlerine itiraz edilmemektedir (Bkz.Labita-Đtalya kararı, no: 26772/95, §  
120, AĐHM 2000-IV).  
Bununla birlikte, AĐHM bavuran Vedat Günaydın’ın Türk hukuk mercileri karısında düğün  
sırasında meydana gelen atımalarda polisler tarafından iddetli bir biçimde dövüldüğünden  
ikayetçi olduğu tespitini yapmaktadır. Bavuran yargı önünde hiçbir zaman gözaltında kötü  
muameleye maruz kaldığından söz etmemi, bu ikayetini ilk kez AĐHM önünde dile  
getirmitir. Bavuran bununla, ulusal mahkemelere davanın esası bakımından incelemeye  
elverili bir durum sağlamatır. Sonuç olarak, AĐHM ikayetin bu kısmını dikkate  
almamaktadır, üstelik dava dosyasında yer alan unsurlardan hiçbiri Vedat Günaydın’ın  
gözaltında kötü muameleye maruz kaldığını ortaya koyamamaktadır.  
Bu ikayetin ilk bölümü ile ilgili olarak Hükümet, bavuranların tutuklanmaları sırasında  
oluan arbedeye göndermede bulunmakta ve hazırlanan tutanağa dayalı olarak AĐHM’nin  
yerleik içtihadı doğrultusunda, bavuran Vedat Günaydın’ın sergilediği tutum nedeniyle  
fiziksel güç kullanımın zorunluluk arz ettiğini savunmaktadır.  
Bavuranlar 18 Temmuz 1992 tarihli düğün töreninin bazı davetlilerin havaya ateaçıp, PKK  
lehine slogan attıkları bir gösteriye dönütürdüklerine karı çıkmamakta, kalabalık grup ile bu  
gruba müdahale etmek isteyen güvenlik güçleri arasında tartıma çıktığını kabul  
etmektedirler. Vedat Günaydın, polislerin gözü dönmüçesine ahsına yaptıkları muamelenin  
haklı gösterilemeyeceğini ve sonucu itibariyle hayatının tehlikeye girdiğini ileri sürmektedir.  
AĐHM’nin geçmite de birçok defa dile getirdiği üzere, bir kimse güvenlik güçlerinin kontrolü  
altında bulunduğu halde yaralandığında, ilke olarak bu dönemde meydana gelen her türlü  
3
yaralanma olayının güçlü karinelere dayanması gerekir (Bkz. Salman-Türkiye kararı, no:  
21986/93, § 100, AĐHM 2000-VII).  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre, sözkonusu dönem yalnızca gözaltı süresini değil, aynı  
zamanda tutukluluk halini de kapsamaktadır (Bkz. örneğin Klaas-Almanya kararı, 22 Eylül  
1993, seri:A no: 269, §§ 23 ve 24; Hulki Güne-Türkiye kararı, no: 28490/95, § 71, AĐHM  
2003-VII, ve Rehbock-Slovenya kararı, no: 29462/95, §§ 68-78, AĐHM 2000-XII).  
Benzer bu durumda, yetkililere kanıt zorunluluğu getirilmekte ve Hükümete tutukluluk  
dönemini de içeren, mağdurun öne sürdüğü ve özellikle tıbbi dayanağı bulunan iddialar  
karısında delil tekil eden unsurları da dikkate alarak gözaltı süresinde oluan yaralanmaların  
kaynağına makul bir açıklık getirme sorumluluğu yüklenmektedir. (Bkz. diğerleri arasında,  
Tekin-Türkiye kararı 9 Haziran 1998, 1998-IV, s. 1517-1518, §§ 52 ve 53; Altay-Türkiye  
kararı, no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001, ve Esen-Türkiye kararı, no: 29484/95, § 25, 22  
Temmuz 2003).  
Bununla birlikte, Hükümetin ifade ettiği gibi güç kullanımının mutlak surette gerekli olduğu  
hallerde bu kullanımın orantılı olup olmadığını belirlemek gerekir (Bkz. sözü edilen Altay §  
54, ve Hulki Günekararı § 70).  
Bunun yanı sıra, AĐHM yerleik içtihadı uyarınca bavuran polisin gözetiminde  
bulunduğundan ve kalabalık kitleye güç kullanımı zorunlu olduğundan, Vedat Günaydın’a  
uygulanan gücün orantılılığı sorununa değinmek gerekir.  
AĐHM, polisin hazırlıksız yakalandığı ve öngörülemeyen bir müdahale sırasında bavuranın  
yaralanğı hususunu göz ardı etmemektedir (Bkz. a contrario, sözü edilen Rehbock kararı,  
§§ 71-72). Bu anlamda, çağdatoplumlarda polisin üstlendiği görevin zorluğu ve  
insanoğlunun öngörülemeyen tutumu dikkate alındığında, iç hukuk yetkililerine yüklenen  
sorumluluğun ağırlığı tahammül edilemez bir boyutu oluturmamalıdır (Bkz. mutatis  
mutandis, Makaratzis-Yunanistan kararı, no: 50385/99, § 69, AĐHM 2004-...).  
Bavuran Vedat Günaydın’ın sözkonusu arbede sırasındaki tutumunun güç kullanımını  
gerektirdiği farz edilse dahi, AĐHM, olayların koulları göz önünde bulundurulduğunda adı  
geçenin gözaltına alınması esnasında sergilenen gücün orantısız olduğuna itibar etmektedir.  
Bununla birlikte, mevcut olayda yaanan atımaya taraf olan çok sayıda kiinin olduğu net ve  
bunlardan yirmi sekiz kiinin Devlet Güvenlik Mahkemesi karısına çıkarılarak itham edildiği  
gerçek olsa dahi – olay yerine gelerek müdahalede bulunan elli üç güvenlik görevlisi – bu  
kimseler karısında azımsanamayacak sayıdadır.  
Ayrıca, bavuranın kalabalık grubu güvenlik güçlerine karı iddete tahrik ettiği düünülse  
bile bavuranda tespit edilen yaralanmalar güvenlik güçlerinin aırı güç kullandığını teyit  
etmektedir. Bavuran hayati organları olan baından ve ensesinden yaralanmıtır. Adli tıp  
doktoruna göre ortaya çıkan lezyonların sayısı ve ciddiyet derecesi hayati bir tehlikeyi  
oluturmaktaydı.  
Son olarak, bavuran Vedat Günaydın’da görülen lezyonların meydana gelii ve yoğunluğu  
bu kiinin tutumu nedeniyle zor kullanımın orantılılığını karılamamaktadır. (Bkz. Selmouni-  
Fransa no: 25803/94, § 99, AĐHM 1999-V; sözü edilen Rehbock kararı, no: 44568/98, §§ 72,  
4
73, 19 Mayıs 2004 ve Zülcihan ahin ve diğerleri-Türkiye, no: 53147/99, § 51-54, 3 ubat  
2005).  
Mahkemeye sunulan unsurların tamamının incelenmesi ıığında, AĐHM, bavuran Vedat  
Günaydın’da tespit edilen yaralanmalar nedeniyle yapılan açıklamaların 3. madde bakımından  
Hükümetin sorumluluğunu gidermediğine itibar etmektedir.  
AĐHS’nin bu hükmü bavuran açısından ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar iki açıdan AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. Bir  
yandan kendilerini yargılayıp mahkum eden Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
yapısında mevcut bulunan askeri hakimin varlığı nedeniyle hakkaniyete uygun olarak  
yargılanmadıklarını, diğer yandan kendilerinin bulunmadığı bir durumada polislerin  
tanıklıklarına dayalı olarak haklarında mahkumiyet kararı verilmesi nedeniyle adil yargılanma  
haklarının ihlal edildiğinden ikayetçi olmaktadırlar.  
Bavuranlar bu yönde AĐHS’nin 6 §§ 1. ve 3 d) maddelerini ileri sürmektedirler.  
AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin bağımsızlıklarına ve tarafsızlıklarına ilikin daha  
önceki kararlarda buna benzer pek çok ikayetlerin dile getirildiğini ve bunların AĐHS’nin 6 §  
1. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını ifade etmektedir. (Bkz. Özel-Türkiye kararı, no:  
42739/98, §§ 33-34, 7 Kasım 2002, ve Özdemir-Türkiye kararı, no: 59659/00, § 35-36, 6  
ubat 2003).  
Mahkeme, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı ekilde sonuçlandıracak hiçbir  
tespiti ve delili sunmadığını incelemekte, bunun yanı sıra bavuranların aralarında askeri bir  
hakimin de yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin TCK’ya dayalı yapmıolduğu  
yargılama konusunda endie duymasının anlaılabilir olduğu tespitinde bulunmaktadır.  
Üstelik bu durum, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin davanın gerekçesine yabancı gerekçeler  
ıığında bavuranlar hakkında sebepsiz bir yargı kararı aldığı üphesine varmalarına neden  
olmaktadır. Bu nedenle bavuranların bu yargı makamının tarafsız ve bağımsız olmadığı  
yönündeki üphelerinin dikkate alınması gerekmektedir (sözü edilen Incal kararı s. 1573, §  
72).  
AĐHM, bavuranı yargılayıp mahkum eden Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
AĐHS’nin 6 § 1. maddesi uyarınca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı sonucuna  
varmıtır.  
Bu nedenle AĐHS’nin bu hükmü bavuranlar açısından ihlal edilmitir.  
Görgü tanıklarının sorgulanmasında savunma haklarına riayet edilmemesi ile ilgili olarak  
AĐHM, daha önce de benzer kararlarda dile getirdiği üzere bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan  
yoksun bir mahkemenin verdiği kararlara tabi olan kiilere her halükârda adil bir yargılamayı  
garanti edemeyeceği hükmüne varmaktadır. Bu ihlal tespiti ıığında, AĐHM savunma  
haklarının ihlal edildiği yönündeki ikayetleri ayrıca incelemeyi gerekli görmemektedir (Bkz.  
diğerleri arasında, Çıraklar-Türkiye kararı, 28 Ekim 1998, 1998-VII, s. 3074, §§ 44-45; sözü  
edilen Özdemir kararı, §§ 40-41, ve Okutan-Türkiye kararı, no: 43995/98, §§ 30-31, 29  
5
Temmuz 2004).  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UGULANMASI  
A. Tazminat  
Bavuranlar 8.000 Euro maddi, kanıtlayıcı belge sunmaksızın 50.000 Euro manevi zarara  
uğradıklarını ileri sürmektedirler.  
Đddia edilen maddi zararla ilgili hiçbir kanıt bulunmadığından, AĐHM bavuranlara bu yönde  
bir tazminat ödenmesini gerekli görmemektedir. (Findlay-Đngiltere kararı, 25 ubat 1997,  
1997-I, s.284, § 85).  
AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği tespiti ıığında, AĐHM bavuran Vedat Günaydın’a  
manevi zarar olarak 10.000 Euro ödenmesini kararlatırmıtır.  
Manevi tazminatla ilgili olarak AĐHM, olayların mevcut koulları dikkate alındığında ihlal  
kararının tespitinin adil tazmin için balı baına yeterli olduğuna karar vermitir. (Sözü edilen  
Çıraklar kararı, s. 3074, § 49).  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuranlar, iç hukuktaki yargılamalar için 2.000, iletiim giderleri ve diğer masraflar için  
318 olmak üzere toplam 3.100 Euro talep etmektedirler. Bavuranlar kanıtlayıcı belge  
niteliğinde hiçbir belge sunmamılardır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre, 41. maddeye uygun olarak yapılan masraf ve  
harcamaların tutarı makul, gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı ölçüde bir ödeme yapılmakta,  
ayrıca yalnızca ihlal kararının tespitini kapsamaktadır (Bkz. Beyeler-Đtalya (dostane çözüm)  
kararı, no: 33202/96, 27, 28 Mayıs 2002).  
Bavuran taraftan sunulan kanıtlayıcı belge olmadığından, AĐHM, bu yönde hakkaniyete  
uygun olarak 2.000 Euro ödenmesini kararlatırmıtır.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 3. maddesinin Vedat Günaydın açısından ihlal edildiğine;  
2. Bavuranların Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin tarafsız ve bağımsızlığına  
ilikin ikayetleri ile ilgili olarak AĐHS’nin 6 §1. maddesinin bavuranlar açısından ihlal  
edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6 § 3 d) maddesine yönelik ikayetlerin ayrıca incelenmesinin gerekli  
olmadığına;  
6
4. Bavuranların maruz kaldıkları manevi zararın tazmini için AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin  
ihlalinin balı baına yeterli olduğuna;  
5. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek suretiyle Savunmacı  
Hükümetin;  
i.  
ii.  
iii.  
manevi tazminat olarak bavuran Vedat Günaydın’a 10.000 (on bin) Euro;  
masraf ve harcamalar için bavuranlara toplam 2.000 (iki bin) Euro ödemesine;  
ödenecek miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına ;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez  
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eit oranda basit faizin  
uygulanmasına;  
6. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 13 Ekim 2005 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
7