kutlamalarına müdahalesine dair eleştirel bir değerlendirme olduğu görüşünü belirtir. Ayrıca,
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, hakkında suç duyurusunda bulunulan basın bildirisinin
belirli bölümlerini halkı kin ve düşmanlığa teşvik eder nitelikte gördüğünü gözlemler. AİHM,
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararındaki gerekçeleri incelemiştir ve bunların başvuranın
ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı kılmak için yeterli olmadığı kanısındadır
(bkz. mutatis mutandis, Sürek – Türkiye (no.4) [BD], no. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999).
Bildiride, açıkça olumsuz olduğu görülen bazı pasajların Türk Devleti hakkında aşırı olumsuz
bir tablo çizdiği ve bu şekilde, anlatıma düşmanca bir ton verdiği ancak, bunların şiddeti,
silahlı direnişi veya ayaklanmayı teşvik etmediği ve nefret içeren bir konuşma olmadığı
kanısındadır. AİHM’ye göre, tedbirin gerekliliğinin değerlendirilmesinde, bu, temel faktördür
(karşılaştırmak için bkz. Sürek – Türkiye (no. 1) [BD], no 26682/95, § 62, AİHM 1999-IV, ve
Gerger – Türkiye [BD], no. 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999). AİHM, aynı zamanda,
müdahalenin orantısallığını incelerken, verilen cezaların niteliği ve ağırlığını da dikkate alır.
Yukarıdaki değerlendirmeler çerçevesinde, AİHM, başvuranların mahkumiyetinin,
amaçlanan hedeflerle orantılı olmadığı ve dolayısıyla, “demokratik bir toplumda gerekli
olmadığı” sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II.AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, AİHS’nin 6 § 1. maddesi bağlamında, adil yargılanma haklarının ihlal
edildiğini, zira, bağımsız ve tarafsız olmadığını ileri sürdükleri Diyarbakır Devlet Güvenlik
Mahkemesi tarafından yargılanıp mahkum edildiklerinden şikayetçi olmuşlardır. Ayrıca, aynı
başlık altında, Yargıtay’da açık duruşma imkanının tanınmadığını iddia etmişleridir. Son
olarak da, 6 § 3. (b) madde bağlamında, Cumhuriyet Başsavcısı’nın Yargıtay’a gönderdiği
yazılı görüşünün bir kopyasının kendilerine temin edilmediğinden ve bu görüşe cevap verme
haklarının ihlal edildiğinden şikayetçi olmuşlardır. 6. maddenin ilgili bölümleri şu şekildedir:
“1. Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine
yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız
bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak
görülmesini istemek hakkına sahiptir. …
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir: …
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak; …”
A. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı
AİHM, geçmişte bu davanın konusuna benzer başka davalar incelemiş ve AİHS’nin 6
§ 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir ( bkz. Özel, §§ 33-34, ve Özdemir, §§ 35-36).
Bu davayla ilgili olarak, AİHM, Hükümet’in, farklı bir sonuca ulaşmayı sağlayacak
kanıt ve savlar sunmadığı kanısındadır. “Ulusal güvenliğe” ilişkin suçların takip edildiği
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan başvuranların, içinde bir ordu mensubunun
bulunduğu bir heyet tarafından yargılanmak hususunda endişe duyması anlaşılabilir. Bu
anlamda, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, davanın niteliği ile hiçbir ilgisi olmayan
değerlendirmelerden yersiz olarak etkilenebileceği hususunda endişe duyabilirler. Sonuç
olarak, başvuranların mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin şüphelerinin
gerekçesinin olduğu söylenebilir (bkz. yukarıda anılan Incal kararı, § 72 in fine).