C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
KONSEY
Đ
 
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DÖRDÜNCÜ DAĐRE  
GÜMRÜKÇÜLER VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 9580/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
(Esas)  
STRAZBURG  
26 Ocak 2010  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (9580) numaralı bavurunun nedeni otuz dört  
T.C. vatandaı Rifat Gümrükçüler (1950 doğumlu), Yaar Tepealan (1939), Süleyman Alanay  
(1942), Ahmet Demirci (1341), Mustafacan Gümrükçüler (1996), Saadettin Gümrükçüler  
(1957), Mehmet Tevfik Gümrükçüler (1953), Ahmet Alanay (1964), Saadettin Gümrükçüler  
(1948), Uğur Alanay (1948), Mehmet Nevzat Alanay (1953), Mehmet Tevfik Gümrükçüler  
(1952), Kerim Gümrükçüler (1962) et Numan Gümrükçüler (1948), Ülfet Raitoğlu (1944),  
Emine Turgut (1942), Sema Gümrükçüler (1961), Emine Tavlı (1960), Fatma Mahigül  
(1955), Saadet Gönüllü (1946), Latife Ağaoğlu (1944), Hatice Saba Arman (1932), Emine  
Aydan Alanay (1946), Candan Sarıkadıoğlu (1950), Akgül Latife Aydoğan (1940), Aye  
Alanay (1338), Günay Baykara (1934), Müge Gücüoğlu (1969), Đnci Alanay (1942), Serpil  
Özgen (1946), Hayriye Alanay (1927), Fatma Hafize Gümrükçüler (1911) Aye Gümrükçüler  
(1958) ve Hafize Sema Çağırıcı (1956) tarafından (bavuranlar) 15 Ocak 2003 tarihinde  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34.  
maddesi uyarınca yapılan bavurudur.  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara Barosu  
avukatlarından M. Đ. Turgut tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar Alanya, Đstanbul, Ankara, Manavgat ve Đzmir’de ikamet etmektedir.  
1968 yılındaki kadastro çalımaları sırasında Alanya’nın (Antalya) Tepe semtinde bulunan ve  
sırasıyla 160.878 m2 ve 97.332 m2 yüzölçümündeki iki arazi 2 (ada no: 126) ve 12 (ada no:  
94) parsel numaraları ile bavuranların ataları adına tarım arazisi olarak kaydedilmitir. 19  
Haziran 1970 tarihinde kısıtlayıcı herhangi bir erh düülmeksizin her iki mülkiyet de  
ilgililerin adına tescil edilmitir. Bavuranlar aralarının ölümünün ardından sözü edilen  
parsellerin mirasçıları olmulardır.  
Orman Genel Müdürlüğü (Genel Müdürlük) 10 Ağustos 1994 tarihinde Alanya Asliye Hukuk  
Mahkemesi’ne (Mahkeme) 12 ve 2 numaralı parsellerin tapu senedinin iptal edilerek kendi  
adına tescil edilmesi yönünde dava açmıtır. Bu iki dava mahkeme kayıtlarında 1994/342 ve  
1994/346 olarak geçmitir.  
20 Nisan 1995, 20 Ekim 1995 ve 10 Ekim 1995 tarihlerinde bavuranlardan bazıları  
Mahkemeye müdahil taraf olarak katılmak istediklerini beyan etmilerdir.  
Bavuranların bir kısmı 31 Ocak 1996 tarihinde aynı mahkemede karı dava açma talebinde  
bulunmutur. Bavuranlar sözü edilen arazilerin mülkiyetinin uzun bir süreden bu yana  
atalarında olduğunu ve tapularının bulunduğunu öne sürerek Mahkemeden ihtilaf konusu  
arazilerin ormanlık alanın bir bölümünde olmadığı yönünde bir karar vermesini talep  
etmilerdir. Mahkeme 9 Nisan 1996 tarihinde bu davayı diğer iki davayla birletirmitir.  
Mahkeme tarafların ve bilirkiilerin huzurunda olay yerinde üç ayrı inceleme yapmıtır. 22  
Mayıs 1995 ve 10 Temmuz 1996 tarihlerinde dava dosyasına eklenen bilirkii raporlarına  
göre taınmazların ormanlık alan vasfına sahip olduğu konusunda çelikiler bulunduğundan,  
Mahkeme üçüncü bir bilirkii incelemesi yapılmasını istemitir. 21 Kasım 1997 tarihinde  
hazırlanan üçüncü bilirkii raporu dosyaya eklenmi, bu son rapora göre 2 numaralı parselin  
2
114.872,35 m2’si ve 12 numaralı parselin 82.290,53 m2’si orman alanının bir bölümü olarak  
değerlendirilmitir.  
Mahkeme 5 Mayıs 1998 tarihinde 1994/342-118 ve 1994/346-118 numaralı iki davaya ilikin  
iki karar almıtır. Buna göre Orman Genel Müdürlüğü’nün taleplerini kısmen yerinde bularak  
bavuranların 2 numaralı parseldeki 114.872,35 m2 ve 12 numaralı parseldeki 82.290,53  
m2’lik taınmazların tapu senedinin iptal edilerek Genel Müdürlük adına tescil edilmesine ve  
buna değin açılan karı davanın reddine karar vermitir. Mahkeme taınmazların kalan  
kısımlarının bavuranlara bırakılmasına ve bu bağlamdaki karı dava taleplerinin  
reddedilmesini kararlatırmıtır. Mahkeme 11 Kasım 1949 tarihinde kaydedilen tapu  
senedinin sözü edilen arazinin doğu, batı ve kuzey istikametindeki alanlara karılık geldiğini  
fakat güney bölümünde belirsizliklerin olduğunu, arazi üzerinde 60-70 yıllık ağaçların  
bulunduğunu ve 8 ubat 1937 tarih ve 3166 sayılı Orman Kanunu’na göre taınmazın orman  
alanının bir bölümü olarak sayılması gerektiğini, 24 Mart 1950 tarih ve 5658 sayılı Orman  
Kanunu’na göre taınmazların imara açık alanlar kapsamına girmediğini ve 2896 (1983) ve  
3373 (1987) sayılı yasalar ile değitirilen 31 Ağustos 1956 tarih ve 6831 sayılı Kanun’a göre  
ise ormanlık arazi olarak sayılması gerektiğini ifade etmitir. Mahkeme ayrıca Yargıtay’ın 5  
Temmuz 1993 tarihli (1992/11290 E ve 1993/5824 K) kararına atıfta bulunarak, buna göre  
tapu sicilinde yer alan ibarelere göre taınmazların orman arazisi dıında  
vasıflandırıldıklarında ancak tapudaki tescilin geçerli olacağına itibar etmitir.  
Yargıtay 18 ubat 2002 tarihinde temyizine gidilen kararları onamıtır.  
Yargıtay 24 Haziran 2002 tarihinde bavuranlar tarafından yapılan karar düzeltme taleplerini  
reddetmitir. Yargıtay’ın kararları bavuranlara sırasıyla 24 Haziran 2002 ve 18 Temmuz  
2002 tarihlerinde tebliğ edilmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI HAKKINDA  
Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesine ve AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunan bavuranlar  
kamu yararı olmaksızın ve tazminat ödemeden tapu senetlerinin iptal edilmesinin mülkiyet  
hakkına yönelik orantısız bir müdahaleyi tekil ettiğini ileri sürmektedir. Yapılan bu ikayet  
ıığında AĐHM, bavurunun Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi bakımından inceleneceğini  
ifade etmektedir.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
Hükümet bavuranların iç hukuk yollarını tüketmediklerini savunmaktadır. Bavuranlar  
tazminat davasına dair iki bavuru yolunu kullanmamılardır. Bavuranlar Medeni Kanun’un  
1007. maddesine dayalı olarak tapu kaydının tutulmasından ileri gelen Devletin sorumluluğuna  
karı her türlü tazminat davası açabilir, öte yandan Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerine  
uygun olarak tazminat talebinde bulunabilirlerdi. Hükümet bu çerçevede özellikle tapu sicil  
kayıtlarının tutulmasından ileri gelen Devletin objektif sorumluluğu hakkındaki ulusal içtihadı  
hatırlatarak, diğer hükümlerin yanı sıra Đzmir Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 8 Nisan 2004  
tarihinde almıolduğu ve Yargıtay’ın 21 ubat 2005’te onadığı kararına atıfta bulunmaktadır.  
Đzmir Asliye Hukuk Mahkemesi’nde benzer koulları içeren ve Orman Genel Müdürlüğü’nün  
talebi üzerine tapusu yargı kararı ile iptal edilerek Hazine adına tescili konu edilen bir davada,  
3
davayı açan kimse tazminat elde edebilmitir. 20 Eylül 2001 tarihli bu davada, Mahkeme  
Hazinenin bizzat bahse konu taınmazın niteliğini göz önünde bulundurmaksızın satıını  
gerçekletirmesi dolayısıyla ilgiliye tazminat ödemesi gerektiğine hükmetmitir.  
Bavuranlar Hükümetin savlarına karı çıkmakta, Hükümetin söylediğinin aksine Yargıtay’ın  
Medeni Kanun’un 1007. maddesini değerlendirmediğini ileri sürmektedir. Bavuranlara göre  
Hükümetin vermiolduğu örnek bu aamada uygulanamaz. Bavuranlar taınmazlarının  
kamulatırılması sözkonusu olduğunda iç hukukta etkili herhangi bir bavuru yolunun mevcut  
olmadığını iddia etmektedir.  
AĐHM, daha önce de benzer itirazların dile getirildiğini ve bunların reddedildiğini hatırlatır  
(Bkz. diğerleri arasında, Rimer vd.-Türkiye kararı). Mevcut bavuruda benimsediği bu kararın  
ına çıkılmasını gerektirecek herhangi bir özel durumun sözkonusu olmadığını belirtir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esasa dair  
AĐHM’nin bu konudaki yerleik içtihadına (Bkz., diğerleri arasında, Kopecky-Slovakya kararı,  
no: 44912/98 ve Özden-Türkiye (no1) kararı no: 11841/02, 3 Mayıs 2007) göndermede  
bulunan Hükümet bavuranların Ek 1 no’lu Protokol’ün 1 maddesi uyarınca ne «mevcut bir  
mülke» sahip olduklarını ne de «meru bir beklentiyi» öne sürebileceklerini savunmaktadır.  
Hükümet bu bağlamda kamusal ormanlık alanların özel bir mülkiyetin konusunu tekil  
edemeyeceğini belirten Anayasa’nın 169. maddesini hatırlatmaktadır.  
Hükümet bavuranlara getirilen sınırlamanın Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin birinci  
bendinin ikinci paragrafı gereğince genel menfaatler çerçevesinde tabiatın ve ormanların  
korunması amacını güttüğünün altını çizerek, bavuranların talep etmeleri halinde iç hukukta  
tazminat yoluna gidebilmelerinin mümkün olması ölçüsünde bu tür bir sınırlamanın orantısız  
olarak nitelendirilemeyeceğini savunmaktadır.  
Bavuranlar Hükümetin bu tespitlerine karı çıkmakta ve taınmaz bir mülke sahip olduklarını,  
bunu iç hukuka uygun olarak edindiklerini ve yetkili merciler aracılığıyla taınmazı tapu  
sicilinde tescil ettirdiklerini iddia etmektedir. Bavuranlara göre mevcut bavuruda ihtilaf  
konusu bir mülkün mevcut olup olmadığından değil, Devletin kamu yararı bulunmadan  
kamulatırma yapmasından ve kendilerine herhangi bir kamulatırma bedeli ödememesinden  
kaynaklanmaktadır. Bavuranlara göre kadastro çalımalarına itiraz etmemeleri mülkiyet  
haklarına hiçbir surette etki etmemektedir. Bu nedenledir ki Hazine tapu senedinin iptali  
istemiyle dava açma gereğini duymutur.  
AĐHM bir bavuranın «mülkü» ile ilikili olmadığı müddetçe Ek 1 no’lu Protokol’ün 1.  
maddesinin ihlal edildiğini öne süremeyeceğini hatırlatır. “Mülk” kavramı «mevcut malları»  
olduğu kadar bir bavuranın mülkiyet hakkından etkili ekilde istifade etme «meru  
beklentisini» ileri sürmesine neden olacak, alacaklar da dahil olmak üzere, mamelek  
değerlerini de kapsar. Buna karın etkili bir ekilde istifade etmenin olanaksız olduğu  
mülkiyet hakkının tanınması Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca bir “mülkü” tekil  
etmez ve bahse konu bu koulun gerçeklememesi ile birlikte arta bağlı bir alacağı oluturur  
(Bkz. Prince Hans-Adam II Liechtenstein-Almanya kararı no: 42527/98 ve Gratzinger ve  
Gratzingerova-Çek Cumhuriyeti no: 39794/989). AĐHM «meru beklenti» kavramının bir  
4
alacakla ilintili mamelek menfaat sözkonusu olduğunda «mamelek değerin» iç hukuktaki  
mahkemelerin yerleik içtihadı ile oluturulmuyeterli bir dayanağa sahip olması gerektiğini  
hatırlatır (Bkz. sözü edilen, Kopecky-Slovakya).  
Bununla birlikte bu argümana göre, ihtilaf konusu taınmazı ilk edinenlerin malik sıfatının  
bulunmaması nedeniyle bavuranların Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca güncel ve  
öne sürülebilir somut bir alacağa dayalı ne «mevcut malı» ne de «meru beklentileri» vardır,  
AĐHM bu durumda Hükümetin savını reddetmektedir. AĐHM mezkur mamelek değerin bir  
alacak konusunu tekil edemeyeceği saptamasında bulunarak; mevcut halde geçerli bir  
mülkiyete dayanan bir malikin iki taınmazı sözkonusu olduğunu ifade etmektedir. Sözü  
edilen bu araziler 1970 yılında bavuranların atalarının adına tescil edilmitir.  
Bavuranlar iptal kararını veren yargı hükümlerine dek, mülkiyet hakkı itiraz konusu  
edilmeyen, tapu sicilinde kayıtlı ve geçerliliği bulunan bir mülkün «hukuki» emniyetine sahip  
olduklarını düünmekteydiler. Yürürlükteki kimi anayasal ve yasal hükümlerin orman  
alanlarının bir bölümünü oluturan taınmazların mutlak surette özel bir mülkiyetin konusunu  
tekil edemeyeceği yönünde kısıtlamalar getirdiği doğru kabul edilse bile, kaydı usulüne  
uygun olarak yapılan tapuların malikleri olan kiilerin mülkiyet hakkını güvence altına alan  
diğer yasal hükümlerin de mevcut olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Nihai bir yargı kararını  
gerçekletirmek adına yetkili makamlar tarafından tapu senetleri iptal edilinceye dek  
sözkonusu mülkiyetin geçerli olacağı kabul edilmelidir.  
Halihazırda AĐHM, Ek 1 no’lu Protokol’ün birinci bendinin ikinci cümlesi anlamında  
bavuranların mülkiyet haklarına yönelik mülkten ‘yoksun bırakma’ olarak değerlendirilmesi  
gereken bir müdahalenin var olduğunu tespit etmektedir (bkz. mutatis mutandis, Brumărescu,  
adı geçen, prg. 77).  
Ulusal mahkemeler tarafından öne sürülen gerekçeler ıığında, AĐHM bavuranların  
mülkiyetinden yoksun bırakılması ileminin Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin birinci  
bendinin ikinci paragrafı gereğince genel menfaatler çerçevesinde tabiatın ve ormanların  
korunması amacını güttüğü kanısındadır (Bkz. diğerleri arasında, sözü edilen Rimer vd.-  
Türkiye kararı).  
AĐHM, bavuranların dile getirdiği ikayete benzer bir ikayeti daha önce de incelediğini ve  
Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır. Bunun yanı  
sıra, AĐHM taınmazın değeri ile uyumayan makul bir meblağ ödemeksizin mülkiyetten  
yoksun bırakmanın aırı bir müdahaleyi oluturduğunu ve istisnai koullarda toplam bir  
tazminatın yokluğunun Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağdamadığını dile  
getirmektedir (Bkz. sözü edilen Turgut vd.-Türkiye ve Rimer vd.-Türkiye kararı). Mevcut  
bavuruda, bavuranlar taınmazlarının orman Genel Müdürlüğüne devredilmesini müteakip  
her hangi bir tazminat elde edememilerdir. AĐHM, Hükümetin bu davanın farklı bir sonuca  
ulamasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmitir (Bkz. sözü  
edilen Turgut vd.-Türkiye ve Rimer vd.-Türkiye).  
Bu nedenle Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar yargılama sürecinin uzunluğu ile AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen «makul  
süre» ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
5
Hükümet bavuranların bu iddiasına karı çıkmakta, davaların karmaık bir yapısının ve  
bavuranların sayısının bir hayli fazla olduğunu savunmaktadır.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde ikayetin dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
Esasa gelince, AĐHM bavuranların yakındıkları yargılama süreçlerinin davaların açıldığı 10  
Ağustos 1994 tarihinde balayıp Yargıtay’ın 24 Haziran 2002 tarihli kararı ile sona erdiğini  
saptamaktadır; iki dereceli mahkemede görülen davalar sekiz yıldan fazla sürmütür. Zira,  
AĐHM daha önce de buna benzer sorunları ortaya koyan birçok bavurunun incelediğini ve  
mahkemenin bu konudaki yerleik içtihadı ıığında «makul süre» ilkesinin ihlal edildiği  
sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında Frydlender-Fransa kararı no:  
30979/96).  
Bu bavuruda farklı bir sonuca ulaılmasını sağlayacak herhangi bir unsurun yokluğunda,  
AĐHM aynı gerekçelere dayalı olarak AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna  
varmaktadır.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGLANMASI HAKKINDA  
Bavuranlar maddi zarara uğradıklarını öne sürerek taınmazdan yoksun kaldıkları 24 Haziran  
2002 tarihindeki değerinin 55.485.577 Euro olduğunu, 21.918.453,58 Euro tutarında gelir  
kaybına uğradıklarını ve bunun 29.800.551 Euro’sunun gecikme faizi olduğunu belirterek  
toplam 107.204.581,58 Euro maddi tazminat talep etmektedir. Bavuranlar bu sonuca  
ulamak için birçok unsuru dayanak göstermektedir.  
Bavuranlar öncelikle, iç hukuktaki mahkemelerin taınmazların maliki olmadıkları  
değerlendirmesini yapmaları üzerine, Alanya Asliye Hukuk Mahkemesi’nden ihtilaf konusu  
taınmazların değerini tespit etmek bakımından komu arazi üzerinde bir bilirkii incelemesi  
yapılmasını talep ettiklerini belirtmektedir. Bavuranlar bunun üzerine Alanya Asliye Hukuk  
Mahkemesi tarafından 26 Ekim 2007 tarihinde tayin edilen bilirkii incelemesinin saptamıꢀ  
olduğu değeri dayanak noktası almaktadırlar. Bilirkiinin 6 Kasım 2007 tarihli raporunda  
Alanya’nın Tepe semtinde bulunan taınmazın TL/m2 değeri 280 TL.’dır (yaklaık 164,91  
Euro/m2 ). Bu birim fiyattan yola çıkılarak yapılan hesaplamaya göre taınmazın 6 Kasım  
2007 tarihindeki değeri 32.514.130.00 Euro’ya tekabül etmektedir.  
Bavuranlar Alanya Kaymakamlığı Malmüdürlüğü tarafından düzenlenen ve Tepe’ye komu  
Bektasemtinde açık artırmayla satıa sunulan taınmaz malların değerini içeren belgeyi kanıt  
olarak sunmaktadır. Bu belgeye göre bavuranlar tarafından örnek olarak gösterilen on iki  
arazinin metre kare fiyatı 194 Euro/m2 ve 281 Euro/m2 arasında değimektedir. Bu rakamlara  
göre bavuranların taınmazlarının değeri 38.299.967,00 Euro ve 55.595.988,00 Euro arasında  
bulunmaktadır.  
Bavuranlar ayrıca, üç taınmazın satıdeğerine ilikin değerlendirmeyi dosyaya ilave  
etmektedir. Bu değerlendirmeye göre taınmazların 2002’deki değeri sırasıyla 31.546.06,00  
Euro, 28.588.616,00 Euro ve 29.574.431,00 Euro’dur.  
Bavuranlar son olarak, Alanya’nın çok rağbet gören turistik bir ehir olduğunu ve son  
yıllarda taınmaz malların oldukça değer kazanğını iddia etmektedir. Bu amaçla 128,350.88  
m2 üzerine ina edilen 342 adet lüks villanın % 35’lik payı belediyeye bırakıldıktan sonra  
6
2002 yılı rakamlarına göre taınmazların değeri 55.485.577 Euro’yu bulmutur. Bavuranlar  
buna 21.918.453,58 Euro’luk gelir kaybını ve 29.800.551 gecikme faizini eklemektedir.  
Bavuranlar AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edilmesi dolayısıyla 10.000 Euro manevi tazminat  
talep etmektedir.  
Bavuranlar kii baı 50.000 Euro olmak üzere toplamda 1.700.000 Euro manevi tazminat  
talep etmektedir.  
Yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak bavuranlar Ankara Barosu’nun ücret tarifesine  
dayalı olarak temsil giderleri için 5.500 TL (yaklaık 2.500 Euro) talep etmektedir.  
Bavuranlar yine 16.335.687,23 Euro’luk tazminat üzerinden % 15’lik oranı temsil giderleri  
olarak talep etmektedir.  
Hükümet AĐHM’yi dayanaktan yoksun olarak değerlendirdiği bu meblağları reddetmeye  
davet etmektedir. Hükümete göre dosyaya eklenen raporlar gerçek dıı ve herhangi bir kanıt  
değeri yok. Kanıt unsurlarının iç hukuk sürecinde elde edilmesi gerekmekteydi.  
Mevcut dava koullarında, Savunmacı Devlet ile bavuranlar arasında olası bir uzlama  
ihtimalini göz önünde bulunduran AĐHM, 41. maddenin uygulanmasının bu aamada  
uygulanamayacağına kanaat getirmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususunun bu aamada uygulanamayacağına ve  
sonuç itibarıyla,  
a) saklı tutulmasına;  
b) Hükümet ve bavuranların, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren üç  
ay içinde bu mesele hakkındaki görülerini yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa  
aralarında varacakları her türlü uzlamadan kendisini haberdar etmeye davet edilmesine;  
c) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire bakanının izlenecek süreci  
belirlemeye yetkili kılınmasına;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 26 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7