COUNCIL  
A V R U P A  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
GÜL VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 4870/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
8 Haziran 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 4870/02 no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaları  
Ercan Gül, Deniz Kahraman, Zehra Delikurt ve Erkan Arslanbenzer’in (“bavuranlar”)  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 5 Kasım 2001 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel  
Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ  
oldukları bavurudur.  
Bavuranlar, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (“AĐHM”) önünde, Ankara Barosu  
avukatlarından F. Kalaycı tarafından temsil edilmilerdir.  
OLAYLAR  
Bavuranlar, sırasıyla 1966, 1977, 1979 ve 1965 doğumludurlar.  
Bavuranlar, 30 Kasım 1999 tarihinde, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele  
ubesi’nde görevli polis memurları tarafından yakalanmılardır. Aynı gün, bavuranların  
avukatları, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Basavcılığı’na bavurarak  
bavuranların yakalanmasına ve gözaltı sürelerine ilikin bilgi talebinde bulunmutur.  
Avukatlar, ayrıca, ifade verme sürecine katılmayı talep etmitir. Cumhuriyet Basavcısı,  
avukatlara, 2845 No.lu Kanun’un 16. maddesi ile 3842 No.lu Kanun’un 30. ve 31. maddeleri  
uyarınca, bavuranların gözaltındayken avukat yardımı alma haklarının bulunmadığını  
bildirmitir.  
Bavuranlar, 3 Aralık 1999 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Cumhuriyet Savcısı önüne çıkartılmılar ve yasadıı silahlı bir örgüt olan Türkiye Komünist  
Partisi/Marksist-Leninist - Türkiye Đꢀçi Köylü KurtuluOrdusu - Türkiye Marksist Leninist  
Gençlik Birliği (“TKP/ML-TĐKKO-TMLGB”) ile olan bağlantılarıyla ilgili olarak  
sorgulanmılardır. Ercan Gül, söz konusu örgüt üyesi olmadığını ifade etmitir. Ercan Gül,  
evinde bulunan yayınların yasal yayınlar olduğunu ve bulunduğu iddia edilen posterin  
kendisine ait olmadığını belirtmitir. Dolayısıyla, bavuran, yakalama ve arama tutanaklarını  
imzalamayı reddetmitir. Bavuran, ayrıca, Tüm Maliye-Sen’in kurucu ve yöneticilerinden  
birisi olduğunu ve söz konusu sendikanın üyesi olarak 1 Mayıs gösterilerine ve 1993 Sivas  
Katliamı’nı anma etkinliklerine katıldığını ifade etmitir. Ercan Gül, son olarak, TKP/ML-  
TĐKKO-TMLGB lehine slogan atmadığını belirtmitir.  
Erkan Arslanbenzer, Cumhuriyet Savcısı önünde verdiği ifadesinde, söz konusu örgüt  
üyesi olmadığını belirtmitir. Erkan Aslanbenzer, evinde bulunan yayınların yasal yayınlar  
olduğunu, TKP/ML-TĐKKO-TMLGB adına propaganda araçları olmadığını ileri sürmütür.  
Bavuran, ayrıca, KESK üyesi olduğunu ve bazı gösterilere katıldığını ifade etmitir.  
Bavurana, üzerinde Partizan yazılı bir pankart taırken gösteride çekilen bir fotoğrafının  
bulunduğu iddia edilmi, ancak bavuran fotoğraftaki kiinin kendisi olamayacağını ileri  
sürmütür. Bavuran, son olarak, 2 Temmuz 1998 tarihinde, 1993 Sivas Katliamı’nı anma  
gösterisine katılıp katılmadığını hatırlayamadığını ifade etmitir.  
Deniz Kahraman, TKP/ML ile hiçbir bağlantısının olmadığını ifade etmitir.  
Bavuran, 1997 yılındaki 1 Mayıs gösterisine ve 2 Temmuz 1998 tarihinde yapılan gösteriye  
katıldığını belirtmitir. Bavurana, üzerinde Partizan yazılı bir pankartı taırken gösteride  
2
çekilen bir fotoğrafının bulunduğu iddia edilmi, ancak bavuran fotoğraftaki kiinin kendisi  
olmadığını ileri sürmütür.  
Son olarak, Zehra Delikurt, TKP/ML-TĐKKO-TMLGB üyesi olmadığını ifade  
etmitir. Bavuran, Ankara’daki okulların duvarlarına TKP/ML-TĐKKO lehine sloganlar  
yazdığını inkar etmitir. Bavurana, TKP/ML-TĐKKO genel sekreterinin resmini taırken  
çekilen bir fotoğraf gösterilmitir. Bavuran, 2 Temmuz 1998 tarihinde yapılan gösteriye  
katıldığını, ancak resimdeki kiiyi tanımadığını ifade etmitir.  
Bavuranlar, aynı gün, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde hakim huzuruna  
çıkartıllardır. Bavuranlar, Cumhuriyet Savcısı önünde vermioldukları ifadeleri  
yinelemilerdir. Hakim, Zehra Delikurt’un tutuklanmasına, diğer bavuranların ise serbest  
bırakılmalarına hükmetmitir.  
21 Aralık 1999 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
aralarında bavuranların da bulunduğu on kii hakkında iddianame hazırlamıtır. Cumhuriyet  
Savcısı, eski TCK’nın sırasıyla 168. ve 169. maddeleri uyarınca, Zehra Delikurt’u yasadıı bir  
örgüte üye olmakla, diğer bavuranları ise yasadıı bir örgüte yardım ve yataklık etmekle  
itham etmitir. Cumhuriyet Savcısı, Zehra Delikurt’un, 1997 ve 1999 yıllarında yapılan 1  
Mayıs gösterilerinde ve 2 Temmuz 1998 tarihinde yapılan gösteride TKP/ML-TĐKKO lehine  
sloganlar attığını iddia etmitir. Cumhuriyet Savcısı, söz konusu gösterilerde, bavuranın  
üzerinde Partizan yazılı bir pankartın arkasında bulunduğunu ve TKP/ML-TĐKKO genel  
sekreterinin posterini taıdığını ileri sürmütür. Zehra Delikurt’un bahsi geçen gösterilerde  
“Biz içinin, köylünün yiğit sesiyiz, namluya sürülmühalk mermisiyiz” ve “Marks, Lenin,  
Mao, Önderimiz ĐBO, Savaıyor Tikko” eklinde sloganlar attığı iddia edilmitir.  
Ayrıca, Zehra Delikurt’un Ankara’daki okulların duvarlarına “TKP/ML-TĐKKO”,  
ĐBO yaıyor, TĐKKO savaıyor”, “Yaasın partimiz TKP-ML-TĐKKO”, “Gerillalar ölmez,  
yaasın halk savaı”, “Parti ve devrim ehitleri ölümsüzdür”, “TKP-ML TĐKKO içi köylü el  
ele demokratik devrime” gibi TKP/ML-TĐKKO lehine sloganlar yazdığı iddia edilmitir.  
Ayrıca, bavuranın kültür merkezlerinde ve sol görülü bir siyasi parti merkezinde düzenlenen  
seminerlere katıldığı iddia edilmitir. Ayrıca, bavuranın Özgür Gelecek adlı gazeteyi sattığı  
da iddialar arasında yer almaktadır.  
Cumhuriyet Savcısı, Ercan Gül’ün 1997 yılında düzenlenen 1 Mayıs gösterisine  
katıldığını ve gösteride “Liderimiz Đbrahim Kaypakkaya”, “Yaasın Halkın Adaleti”,  
“Yaasın partimiz TKP-ML”, “Đktidar namlunun ucundadır”, “Marks Lenin Mao önderimiz  
Đbo, Savaıyor TĐKKO”, “Biz içinin, köylünün yiğit sesiyiz, namluya sürülmühalk  
mermisiyiz”, “Liderimiz Đbrahim Kaypakkaya, içi, köylü, gençlik halk savaında birletik”  
gibi TKP/ML-TĐKKO lehinde sloganlar atıldığını kaydetmitir. Cumhuriyet Savcısı, Ercan  
Gül’ün 1999 yılında yapılan gösteride yasadıı sloganlar attığını iddia etmitir. Ayrıca, Ercan  
Gül’ün evinde bazı yayınlar, TKP/ML-TĐKKO’ya üye bir kiinin resmi ve bir kitap  
bulunduğu da kaydedilmitir.  
Cumhuriyet Savcısı, Erkan Arslanbenzer’in 1996 ve 1997 yıllarında düzenlenen 1  
Mayıs gösterilerine, 1998 yılında düzenlenen Nevruz kutlamalarına ve 1997 ve 1998  
yıllarında yapılan Sivas Katliamı’nı anma etkinliklerine katıldığını iddia etmitir. Bavuran,  
söz konusu gösterilerde “Yaasın partimiz TKP/ML”, “Faizme isyan, halka önder partizan”,  
Đktidar namlunun ucundadır”, “Umudun adı TKP-ML”, “Biz içinin, köylünün yiğit sesiyiz,  
namluya sürülmühalk mermisiyiz”,”Kızılordu, TĐKKO, TMLGB”, “Faist devlet, yıkacağız  
3
elbet”, “Bizde hesapları namlular sorar” eklinde TLP/ML-TĐKKO lehine sloganlar atmıtır.  
Cumhuriyet Savcısı, ayrıca, bavuranın evinde söz konusu örgüt yanlısı yayın ve kitapların  
bulunduğunu kaydetmitir.  
Son olarak, Cumhuriyet Savcısı, Deniz Kahraman’ın 1997 ve 1998 yıllarında  
düzenlenen 1 Mayıs gösterilerine ve 2 Temmuz 1998 tarihli gösteriye katıldığını belirtmitir.  
Deniz Kahraman, bu gösterilerde, “Faizme isyan, halka önder Partizan”, “Yaasın partimiz  
TKP-ML”, “Biz içinin, köylünün yiğit sesiyiz, namluya sürülmühalk mermisiyiz”, “Đꢀçi,  
köylü, gençlik halk savaında birletik”, “Bizde hesapları namlular sorar” eklinde TLP/ML-  
TĐKKO lehine sloganlar atmıtır. Cumhuriyet Savcısı, ayrıca, bavuranın evinde örgüt yanlısı  
bazı yayınların bulunduğunu kaydetmitir.  
26 Ocak 2000 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, davanın esasına ilikin  
ilk durumasını yaparak sanıkları dinlemitir. Bavuranlar, Cumhuriyet Savcısı ve 3 Aralık  
1999 tarihinde tek hakim önünde vermioldukları ifadeleri yinelemiler, polis tarafından  
alınan ifadelerini ise geri çekmilerdir. Aynı gün, ilk derece mahkemesi, Zehra Kurt’un  
tahliyesine karar vermitir.  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, sekiz duruma yaptıktan sonra 9 Ağustos 2000  
tarihinde karara varmıtır. Mahkeme, eski TCK’nın 169. maddesi uyarınca bavuranları  
mahkum etmitir.  
Đlk derece mahkemesi, bavuranları üç yıl dokuz ay hapis cezasına çarptırmıtır.  
Mahkeme, bavuranların TKP/ML-TĐKKO pankartlarıyla birlikte gösterilere katıldıklarına ve  
söz konusu yasadıı örgüt lehine sloganlar attıklarına karar vermitir. Mahkeme, söz konusu  
kararını, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi tarafından hazırlanan  
gösterilere ait video kopyalarına, güvenlik güçleri tarafından çekilen fotoğraflara,  
bavuranların polis, Cumhuriyet Savcısı ve Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde  
verdikleri “kaçamak” ifadelere ve bavuranların evlerinde TKP/ML-TĐKKO adına  
propaganda aracı olarak kullanılan yayınların bulunduğunu belirten yakalama ve arama  
tutanaklarına dayandırmıtır. Mahkeme, ayrıca, bulunan dergilerin bazı sayılarının  
dağıtımının mahkeme kararıyla durdurulması nedeniyle söz konusu yayınların yasadıı  
olduğunu kaydetmitir.  
Yargıtay, 16 Nisan 2001 tarihinde, 9 Ağustos 2000 tarihli kararı onamıtır.  
7 Ağustos 2003 tarihinde yürürlüğe giren 4963 No.lu Kanun’un kabulü ile eski  
TCK’nın 169. maddesinde yer alan "eder veya her ne suretle olursa olsun hareketlerini teshil"  
ibaresi madde metninden çıkarılmıtır.  
Bunun ardından, bavuranların avukatı ile Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Cumhuriyet Savcısı’nın talebi üzerine bavuranlar aleyhindeki dava yeniden açılmıtır.  
Belirtilmeyen bir tarihte, Zehra Delikurt, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne  
bavurarak 6 Ağustos 2003 tarihinde yürürlüğe giren 4959 No.lu Topluma Kazandırma  
Yasası’ndan yararlanma talebinde bulunmutur.  
29 Nisan 2004 tarihinde, Zehra Delikurt hapis cezasını çekmeye balamıtır.  
4
30 Haziran 2004 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 16 Haziran 2004 tarihli ve 5190  
No.lu Kanun ile devlet güvenlik mahkemeleri kaldırılmıtır. Bavuranlar aleyhindeki dava  
Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmitir.  
21 Temmuz 2004 tarihinde, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi kararını vermitir.  
Mahkeme, Zehra Delikurt’un talebini kabul etmive 4959 No.lu Kanun’un 4. maddesi  
uyarınca bavurana ceza verilmemesine hükmetmitir. Bunun sonucunda bavuran serbest  
bırakıltır. Ankara Ağır Caza Mahkemesi, diğer bavuranlarla ilgili olarak, eski TCK’nın  
169. maddesinde yapılan değiikliğin ardından, bavuranların yaptıkları eylemlerin söz  
konusu maddeye göre suç oluturmağına karar vermitir. Bununla birlikte, mahkeme,  
Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/2 maddesi uyarınca, Ercan Gül, Erkan Arslanbenzer ve  
Deniz Kahraman’ı iddet yöntemlerine tevik edecek ekilde örgüt propagandası yapmak  
suçundan on ay hapis cezasına çarptırmıtır.  
Ercan Gül ve Erkan Arslanbenzer temyiz talebinde bulunmutur.  
26 ubat 2006 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı, 5237 No.lu Yeni Ceza  
Kanunu’nun yürürlüğe girmesi nedeniyle, 21 Temmuz 2004 tarihli kararın tekrar gözden  
geçirilmesi için dava dosyasını Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne iade etmitir.  
15 Aralık 2006 tarihinde, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, Terörle Mücadele  
Kanunu'nun 7/2 maddesi uyarınca, Ercan Gül ve Erkan Arslanbenzer’i iddet yöntemlerine  
tevik edecek ekilde örgüt propagandası yapmak suçundan yeniden mahkum etmive  
bavuranları on ay hapis cezasına çarptırmıtır.  
Ercan Gül ve Erkan Arslanbenzer temyiz talebinde bulunmutur. Dava dosyasında yer  
alan en son bilgiye göre, yargılama halen Yargıtay önünde derdesttir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 10. VE 11. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, ilk derece mahkemesinin kendilerini bazı dergileri okumak, gösterilere  
katılmak ve slogan atmak suçlarından mahkum etmesi nedeniyle, mahkumiyetlerinin ve  
verilen cezanın AĐHS’nin 10. ve 11. maddelerine aykırı olduğu konusunda ikayetçi olmutur.  
Bavuranlardan Ercan Gül ve Erkan Arslanbenzer, konuyla ilgili olarak, AĐHS’nin 11.  
maddesi uyarınca, sendikadaki görevleri kapsamında bazı gösterilere katıldıkları hususunun  
Ankara Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dikkate alınmadığını ileri sürmülerdir.  
Hükümet, bavuranların görülerini ifade etmeleri veya bir toplantıya katılmaları  
nedeniyle değil, TCK’nın 169. maddesi uyarınca yasadıı bir örgüte yardım ve yataklık etme  
suçundan yargılanıp mahkum edildiklerini ileri sürmütür.  
AĐHM, bavuranların ikayetlerinin yalnızca AĐHS’nin 10. maddesi bağlamında  
incelenmesi gerektiği kanaatindedir (Karademirci ve Diğerleri / Türkiye, no. 37096/97).  
AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu ikayetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden  
AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit  
eder. Bu nedenle ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
5
AĐHM, davanın koullarıyla ilgili olarak, silahlı ve yasadıı bir örgüt lehinde slogan  
atmaları nedeniyle bavuranlar hakkında ceza kovuturması balatıldığını kaydeder. Dört  
bavuranın da aleyhlerindeki suçlamalardan mahkum edilmesine ve her birinin üç yıl altı ay  
hapis cezasına çarptırılmasına rağmen, ceza kanununda yapılan değiikliklerin ardından  
bavuranlar hakkında yeniden dava açılmıtır. Ercan Gül ile Erkan Arslanbenzer aleyhindeki  
davalar ise halen derdesttir. Sonuç olarak, iki bavuranla ilgili olarak kesin bir mahkumiyet  
kararı bulunmamasına rağmen, eski TCK’nın 169. maddesi uyarınca bütün bavuranların  
suçlu bulunması ve 1999 yılında balayan ceza yargılamasının henüz sonuçlanmamıolması  
dikkate alındığında, bavuranların ifade özgürlüğü hakkına müdahalede bulunulduğu  
görülmektedir. AĐHM, ayrıca, müdahalenin TCK’nın 169. maddesi ile Terörle Mücadele  
Kanunu’nun 7/2 maddesince öngörüldüğünü kaydeder. AĐHM, izlenen amaçların  
meruluğuyla ilgili olarak, makamların ulusal güvenliği ve kamu düzenini korumaya  
çalıtıklarını gözlemlemektedir. Bu nedenle, ikayet konusu müdahalenin “demokratik bir  
toplumda gerekli olup olmadığı” konusunun açıklığa kavuturulması gerekmektedir.  
AĐHM, önceki davalarda sıklıkla “gerekli” kavramının “acil bir sosyal ihtiyacın”  
bulunması anlamına geldiğini, Sözlemeye Taraf Devletlerin böyle bir gerekliliğin var olup  
olmadığının belirlenmesinde takdir yetkisine sahip olduklarını, ancak bunun Avrupa’nın  
gözetiminde yapılması gerektiğini belirtmitir (Zana / Türkiye, Hüküm ve Karar Raporları  
1997-VII).  
AĐHM, denetleme yetkisini kullanırken ikayet konusu müdahaleyi davanın bütünü  
ıığında incelemelidir. Özellikle, söz konusu müdahalenin “izlenen amaçlarla orantılı” olup  
olmadığı ve yerel makamlar tarafından öne sürülen gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olup  
olmadığı konularının AĐHM tarafından açıklığa kavuturulması gerekmektedir (Fressoz ve  
Roire / Fransa, no. 29183/95). Ayrıca, müdahalenin orantılı olup olmadığı incelenirken,  
uygulanan cezaların niteliği ve ağırlığı da göz önünde bulundurulmalıdır (Yarar / Türkiye, no.  
57258/00).  
AĐHM, yukarıda bahsi geçen ilkelerin, aynı zamanda, terörle mücadele kapsamında  
ulusal güvenliğin ve kamu düzeninin korunması amacıyla makamlar tarafından alınan  
önlemlere de uygulandığı kanaatindedir. Bu bağlamda, AĐHM, davanın özel koullarını ve  
devletin takdir yetkisini göz önünde bulundurarak, kiinin ifade özgürlüğü hakkı ile  
demokratik bir toplumun kendisini terör örgütlerinin eylemlerine karı koruma hakkı arasında  
adil bir dengenin bulunup bulunmadığını belirlemelidir (Zana).  
Bu noktada, AĐHM, söz konusu davadakine benzer sorunlar içeren birçok davada  
AĐHS’nin 10. maddesinin ihlalini tespit ettiğini hatırlatır (Yılmaz ve Kılıç / Türkiye, no.  
68514/01; Bahçeci ve Turan / Türkiye, no. 33340/03; Kızılyaprak / Türkiye, no. 27528/95;  
Feridun Yazar / Türkiye, no. 42713/98).  
Söz konusu davada, 1997 ve 1998 yıllarında yapılan 1 Mayıs gösterilerinde ve Sivas  
Katliamı anısına 2 Temmuz 1998 tarihinde yapılan gösteride bavuranların slogan attığı  
konusu taraflar arasında ihtilaflı değildir. Ayrıca, dava dosyasında, söz konusu gösterilerin  
sakin bir ekilde sonuçlanmadığına veya gösterilerde iddet eylemlerinde bulunulduğuna dair  
herhangi bir bilgi yer almamaktadır.  
AĐHM, “Đktidar namlunun ucundadır”, “Bizde hesapları namlular sorar” gibi  
sloganların iddet içerikli olduğunu gözlemlemektedir. Bununla birlikte, bu sloganların  
bilinen ve kalıplasolcu sloganlar olduğu ve izinli gösterilerde slogan atıldığı (böylelikle  
6
sloganların “ulusal güvenlik” ve “kamu düzeni” üzerindeki potansiyel etkisi kısıtlanmıtır)  
göz önünde bulundurulduğunda, sloganların iddete veya ayaklanmaya çağrıda bulunduğu  
ünülemez. Ancak, AĐHM, bu değerlendirmenin söz konusu sloganların tonunu  
desteklediği eklinde yorumlanmaması gerektiğinin yanı sıra, 10. maddenin yalnızca ifade  
edilen fikirlerin ve bilginin içeriğini değil, aynı zamanda ifade edilme eklini koruduğunun  
hatırlanması gerektiğini vurgulamaktadır (Karata/ Türkiye, no. 23168/94). AĐHM, ayrıca,  
yerleik içtihadına göre, 10. maddenin 2. paragrafının yalnızca kabul gören veya zararsız veya  
kayıtsızlık içeren “bilgiler” veya “fikirlere” değil, aynı zamanda kırıcı, ok edici veya rahatsız  
edici olanlara da uygulandığını hatırlatır. Bunlar, “demokratik bir toplumun” olmazsa  
olmazları olan çoğulculuk, hogörü ve açık fikirliliğin gerekleridir (Sürek ve Özdemir /  
Türkiye, no. 23927/94).  
AĐHM, bavuranların söz konusu sloganları atarak herhangi bir kiiye karı iddeti  
veya yaralamayı desteklemediklerini gözlemlemektedir. Ayrıca, ne yerel mahkeme  
kararlarında ne de Hükümet’in görülerinde, bavuranların karı karıya kaldıkları uzun ceza  
yargılaması gibi bir müdahaleyi gerektiren kesin ve yakın bir tehlike bulunduğuna dair  
herhangi bir iaret bulunmamaktadır.  
AĐHM, ayrıca, söz konusu davanın olayları ve bağlamı bakımından Tademir / Türkiye  
(38841/07) davasından farklı olduğunu kaydeder. Tademir davasında, bavuranın attığı  
sloganlar terörü savunur nitelikte olup bavuran yargılama sonucunda yirmi begün hapis  
cezasına çarptırılmıtır. Bu bağlamda, AĐHM, müdahalenin orantılı olup olmadığı  
incelenirken, uygulanan cezaların niteliğinin ve ağırlığının da göz önünde bulundurulması  
gerektiğini hatırlatır (Yarar / Türkiye, no. 57258/00). AĐHM, söz konusu davada, iç hukukta  
yapılan değiikliklerin ardından bavuranlar aleyhindeki ceza yargılamasının yeniden  
balatılmasına rağmen, balangıçta bütün bavuranların üç yıl dokuz ay hapis cezasına  
çarptırıldığını kaydeder. Bununla birlikte, AĐHM, söz konusu ceza ile uzun süren ceza  
yargılamasının orantısız olduğu sonucuna varır (mutatis mutandis, Koç ve Tamba/ Türkiye,  
no. 50934/99).  
Yukarıda anlatılanları göz önünde bulunduran AĐHM, bavuranların, bakalarını iddet  
yöntemlerine, silahlı direnie veya isyana tevik ederek “ulusal güvenliği” veya “kamu  
düzenini” etkilediğinin düünülemeyeceği kanaatindedir (a contrario, Sürek / Türkiye (no. 1),  
no. 26682/95).  
Yukarıdaki unsurları göz önünde bulunduran AĐHM, söz konusu dava koullarında,  
yapılan müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli olmadığı” sonucuna varır. Buna göre,  
AĐHS’nin 10. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, ayrıca, gözaltındayken avukat yardımından yararlanamadıkları  
konusunda ikayetçi olmular ve bu ikayetlerini AĐHS’nin 6. maddesine dayandırmılardır.  
Hükümet, Deniz Kahraman’ın Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nin 21 Temmuz 2004  
tarihli kararını temyiz etmemesi nedeniyle, söz konusu ikayetin iç hukuk yollarının  
tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmütür. Hükümet, ayrıca, Zehra  
Delikurt’un 4959 No.lu Kanun’dan yararlanması nedeniyle mağdur statüsünün bulunmadığını  
ileri sürmütür.  
7
AĐHM, aağıda belirtilen gerekçelerle, Hükümet’in ön itirazına ilikin karar vermesine  
gerek olmadığını gözlemlemektedir. AĐHM, ayrıca, bu ikayetlerin yukarıda incelenen  
ikayetlerle bağlantılı olması nedeniyle aynı ekilde kabuledilebilir nitelikte olduğunu  
kaydeder.  
Bununla birlikte, dava olaylarını, tarafların ifadelerini ve 10. maddenin ihlal edildiği  
yönündeki tespitini göz önünde bulunduran AĐHM, söz konusu bavuruda ortaya konan temel  
hukuki sorunu incelemiolduğu kanaatindedir. AĐHM, söz konusu dava koullarında,  
bavuranların 6. madde uyarınca yapmıoldukları diğer ikayetlerle ilgili olarak ayrı bir karar  
vermesine gerek olmadığı sonucuna varır (Böke ve Kandemir / Türkiye, no. 71912/01; Yalçın  
Küçük / Türkiye (no. 3), no. 71353/01).  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
Bavuranlar, maddi ve manevi tazminat olarak aağıda belirtilen miktarları talep  
etmilerdir:  
-
-
-
-
Ercan Gül: 37,000 Euro maddi tazminat, 20,000 Euro manevi tazminat  
Deniz Kahraman: 10,000 Euro maddi tazminat, 20,000 Euro manevi tazminat  
Zehra Delikurt: 10,000 Euro manevi tazminat  
Erkan Arslanbenzer: 20,000 Euro maddi tazminat, 20,000 Euro manevi tazminat.  
Bavuranlar, ayrıca, yargılama masraf ve giderleri için 3,600 Euro talep etmiler,  
ancak taleplerini desteklemek üzere herhangi bir belge sunmamılardır.  
Tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı  
bulunmadığını kaydeden AĐHM, söz konusu talebi reddeder. Ancak, AĐHM, adil temellere  
dayanarak, bavuranların her birine manevi tazminat olarak 3,000 Euro ödenmesine karar  
verir.  
Yargılama masraf ve giderleriyle ilgili olarak, AĐHM’nin içtihadına göre, bir  
bavuranın gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde  
edebilir. Söz konusu davada, bavuranlar, iddia ettikleri yargı giderlerinin gerçekliğini  
kanıtlamamılardır. Bu nedenle, AĐHM, bu balık altında herhangi bir ödeme yapılmamasına  
karar verir.  
AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı faiz oranına üç puanlık bir artıeklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM,  
1. Oyçokluğu ile Deniz Kahraman’la ilgili bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Oybirliği ile bavurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
3. 2’ye 5 oyla AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Oybirliği ile AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca yapılan ikayetin ayrıca incelenmesine  
gerek olmadığına;  
8
5. 2’ye 5 oyla  
(a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na  
çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet  
tarafından bavuranların her birine manevi tazminat olarak 3,000 Euro (üç bin Euro)  
ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin  
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal  
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 8 Haziran 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
9