COUNCIL  
OF EUROPE  
AVRU  
KONSEYĐ  
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
GÜLENOĞLU – TÜRKĐYE DAVASI  
(B a vuru no. 16275/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
29 Kasım 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecektir. ekli düzeltmelere tâbi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
GÜLENOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 16275/02 no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı olan  
Can Gülenoğlu’nun (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 12 Temmuz 2001  
tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢁ  
olduğu bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından F. KarakaDoğan ve Eren  
Keskin tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1963 doğumludur ve Montreuil’de (Fransa) yaamaktadır. Olayların meydana  
geldiği tarihte bavuranın kardei Vedathan Gülenoğlu 19 yaında bir üniversite  
öğrencisiydi.  
Vedathan Gülenoğlu 22 Mart 1994 tarihinde Đstanbul’da bir eyleme katılmı, burada bir  
bankaya Molotof kokteyli attığı iddia edilmitir. O bölgede görevli üç trafik polisi tarafından,  
Đ.M. isimli baka bir ahısla birlikte yakalanmıtır.  
Her iki üpheli Kasımpaa polis karakoluna götürülüp ayrı odalara konulmu, birkaç  
dakika sonra Vedathan Gülenoğlu onu yakalayan A.B. adlı polis memuru tarafından baının  
arka kısmından vurulmutur. Yaralı hastaneye kaldırılmı, ancak kurtarılamamıtır.  
Baka bir polis A.B.’nin ifadesini almı, A.B. ifadesinde silah taıyan bir eylemciyi  
kovalarken kaçırdıklarını, o sırada sözkonusu iki ahsı yakalayıp karakola götürdüklerini,  
karakolda onları ararken Vedathan Gülenoğlu’nun kendisine silah çektiğini ve çıkan kavga  
sırasında silahının atealdığını söylemitir.  
23 Mart 1994 tarihinde Cerrahpaa Tıp Fakültesi’nden dört adli tabibin katılımıyla  
cesede otopsi yapılmı, raporda ölüm nedeninin ateli silah olduğu ve uzun mesafeden ateꢁ  
edildiği belirtilmitir. Oksipital lobun sağ yanında mermi girideliği gözlenmitir.  
Aynı tarihte, bavuranın kardei ve Đ.M.’yi yakalayan diğer trafik polislerinin de ifadesi  
alınmı, ifadelerinde Gülenoğlu’nun A.B. ile mücadele ettiği sırada vurulduğunu  
belirtmilerdir. 25 Mart 1994 tarihinde Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı ve sekiz polis memuru  
tarafından imzalanan bir olay yeri tutanağı hazırlanmı, kroki çizilmitir.  
3 Haziran 1994 tarihinde Beyoğlu Savcısı A.B.’yi TCK’nın 448. maddesine göre  
cinayetle suçlayan iddianamesini Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunmutur. Savcı  
Gülenoğlu’nun polis karakolunda silahını çıkardığını, A.B.’nin de onu uzak mesafeden  
vurduğu kanaatine varmıtır.  
Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruma 8 Eylül 1994 tarihinde yapılmıtır.  
Bu ve müteakip durumalarda mahkeme tanıkları dinlemi, 12 Ocak 2001 tarihinde A.B.  
tutuklan, 13 Nisan 2001 tarihinde ise tutuksuz yargılanmasına karar verilmitir.  
1
GÜLENOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
Dava boyunca bavuran, kardeinin silahı olmadığını iddia etmitir. Bu bağlamda,  
kardei ve Đ.M.’nin yakalandıkları sırada ceketlerini yüzlerini gizlemek için balarına kadar  
çektiklerini, silah taımaları halinde polislerin bunu görmesi gerektiğini öne sürmütür.  
Kardeinin uzak mesafeden vurulduğunu, bunun da cinayetin kasti olduğunu gösterdiğini  
iddia etmitir.  
Mahkeme 28 Haziran 2001 tarihinde A.B.’yi suçlandığı üzere mahkûm etmive 20 yıl  
hapis cezasına çarptırmıtır. Kararda A.B.’nin iddia edildiği gibi münakaa sonucu vurulmuꢁ  
olması için kurbanın yakın mesafeden vurulması gerektiği belirtilmitir.  
13 Kasım 2001 tarihinde bavuran kararı temyiz etmi, 2 Ekim 2002 tarihinde Yargıtay  
usule ilikin gerekçelerle birinci derece mahkemesi kararını bozmutur.  
9 Ekim 2003 tarihinde Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi usule ilikin noksanları gidererek  
A.B.’yi yine 20 yıl hapse mahkûm etmi, ancak Yargıtay bu kararı da bozmutur. Kararda  
birinci derece mahkemesinin Gülenoğlu’nun bir silahı olup olmadığını ve bunu kullanmaya  
teebbüs edip etmediğini yeterince incelemediği belirtilmitir.  
Dava dosyasından ve taraflardan bugüne kadar edinilen bilgilere göre A.B.’nin  
yargılanması halen Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etmektedir.  
HUKUK  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢀKĐN  
Hükümet bavuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini savunmutur. Bu bağlamda  
bavuranın kardeini vurarak öldürdüğü iddia edilen polis memurunun yargılanmasının halen  
ulusal mahkemelerde devam ettiğini belirtmilerdir.  
1994 yılında balayıp halen devam eden cezai yargılamanın AĐHS’ye göre etkili olarak  
kabul edilip edilmeyeceği bavuranın ikâyet konusuyla yakından ilikilidir. Bu nedenle  
Mahkeme Hükümetin ön itirazını esasla birletirmitir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, bavurunun baka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir  
niteliktedir.  
II. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, kardei Vedathan Gülenoğlu’nun öldürülmesinin AĐHS’nin 2. maddesine  
ihlal tekil ettiğini iddia etmitir.  
Hükümet bavuranın görülerine itiraz etmitir. Bavuranın kardeini vurarak ölümüne  
neden olan polis memuru hakkındaki kovuturmanın halen ulusal yargıda devam etmekte  
olduğunu savunmulardır. Mahkemenin ikincil rolünü hatırlatarak somut davada 2. maddenin  
ihlal edilmediğini savunmulardır.  
2
GÜLENOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
A. Genel ilkeler  
Yaam hakkını güvence altına alan ve bu haktan yoksun bırakmanın meru olabileceği  
durumları belirten 2. madde AĐHS’nin istisnaya izin verilmeyen en temel hükümlerinden  
biridir (bkz. Velikova – Bulgaristan, no. 41488/98). Sözkonusu madde aynı zamanda 3.  
madde ile birlikte Avrupa Konseyi’ni oluturan demokratik toplumların temel değerlerinden  
birini güvence altına almaktadır. Bu nedenle yaam hakkından mahrumiyetin meru  
kılınabileceği artlar titizlikle yorumlanmalıdır (bkz. Salman – Türkiye [BD], no. 21986/93).  
Bireylerin korunması için bir araç olan AĐHS’nin amaç ve hedefi de 2. maddenin verdiği  
güvencelerin pratik ve etkili olacak ekilde yorumlanıp uygulanmasını gerektirmektedir (bkz  
McCann vd – Đngiltere, A Serisi no. 324).  
2. madde metni, bir bütün olarak okunduğunda 2. paragrafın öncelikli olarak bir bireyin  
kasten öldürülmesine izin verilen durumları tanımlamadığını, ancak istenmeyen bir sonuç  
olan öldürmeyi ortaya çıkarabilecek, güç kullanmaya izin verilen durumları açıkladığını  
gösterir. Ne var ki güç kullanma (a), (b) ve (c) fıkralarında belirtilen amaçlara ulamak için  
“mutlak zorunluluğu” amamalıdır. Bu bağlamda madde 2/2’de “mutlak zorunluluk”  
ifadesinin kullanımı, bu maddeye ilikin olarak, AĐHS’nin 8-11. maddelerinin 2. paragrafında  
konulan, Devlet müdahalesinin “demokratik bir toplumda zorunlu bir tedbir” olup olmadığını  
belirlerken yapılan denetimden daha titiz ve zorlayıcı bir zorunluluk denetimi yapılması  
gerektiğini gösterir. Özellikle kullanılan güç, maddenin alt paragraflarında belirtilen amaçlara  
ulamakla titizlikle orantılı olmalıdır (bkz. McCann vd, yukarıda anılan).  
Kullanılan gücün 2. madde ile uyumlu olup olmadığının belirlenmesinde kolluk kuvveti  
operasyonunun ölümcül güç kullanımı ve istenmeyen ölüm ihtimalini mümkün olan en alt  
seviyede tutacak ekilde planlanıp denetlenmiolup olmadığının bilinmesi önemlidir. (aynı  
karar; Ergi – Türkiye, Karar Raporları 1998-IV). Son olarak polis ve jandarma gibi kolluk  
kuvvetleri gerek planlı bir operasyon gerek beklenmedik ekilde tehlikeli olduğu  
değerlendirilen bir ahsın takibinde görevlerini ifa ederken boluk içinde bırakılmamalıdır: bu  
bağlamda gelitirilmiuluslararası standartlar ıığında hukuki ve idari bir çerçevede kolluk  
kuvvetlerinin güç kullanabileceği kısıtlı koullar tanımlanmalıdır (bkz. üzerinde gerekli  
değiiklikler yapıldıktan sonra, Makaratzis – Yunanistan [BD], no. 50385/99).  
Mahkeme ayrıca içtihadına göre AĐHS’nin 2. maddesindeki yaam hakkının koruma  
altına alınması zorunluluğunun 1. maddedeki Devletin “… kendi yetki alanı içinde bulunan  
herkese Sözleme’de tanımı yapılan hak ve özgürlükleri tanıması” genel yükümlülüğü ile  
birlikte değerlendirildiğinde ahısların güç kullanımı sonucu öldürüldüğü durumlarda bir  
ekilde etkili resmi soruturmanın yapılmasını zımnen gerektirdiğini hatırlatır (bkz. Tanrıkulu  
– Türkiye [BD], no. 23763/94). Böyle bir soruturmanın temel amacı yaam hakkını koruyan  
ulusal kanunların etkili bir ekilde uygulanmasını güvence altına almak ve devlet görevlileri  
ve organlarının, karıtıkları bu tip olaylarda, sorumlulukları dahilinde meydana gelen  
ölümlerle ilgili hesap vermelerini sağlamaktır (bkz. Ramsahai vd. – Hollanda [BD], no.  
52391/99). Bir soruturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedeki inceleme her davanın  
koullarına göre değiir; ilgili tüm olaylar temelinde ve soruturmanın pratik gerçekleri  
dikkate alınarak değerlendirilmelidir (bkz. Velikova, yukarıda anılan; Ülkü Ekinci – Türkiye,  
no. 27602/95).  
Bu bağlamda zımni olarak ivedilik ve makul süre zorunluluğu bulunmaktadır (Yaa –  
Türkiye, Karar Raporları 1998-VI; Çakıcı – Türkiye [BD], no 23657/94; Mahmut Kaya –  
Türkiye, no. 22535/93). Belirli bir durumda soruturmanın ilerlemesini önleyen engeller ve  
3
GÜLENOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
güçlükler olabileceği kabul edilmelidir. Ancak ölümcül güç kullanımı veya kaybolma  
olaylarını sorutururken yetkililerin ivedilikle harekete geçmesi, kamuoyunun hukukun  
üstünlüğüne olan güveninin korunması ve kanunsuz fiillerin örtbas edildiği veya bunlara  
müsamaha edildiği izlenimi yaratılmaması için zaruridir. (bkz. genel olarak, Avar – Türkiye,  
no. 25657/94).  
Soruturma aynı zamanda kullanılan gücün o koullarda meru olup olmadığına karar  
verilmesi ve sorumluların tespit edilip cezalandırılmasını sağlamak bakımından etkili  
olmalıdır. Yetkililer diğerleri yanında görgü tanığı ifadeleri ve adli tıp delilleri dahil olmak  
üzere olayla ilgili delilleri toplamak amacıyla mümkün olan uygun tedbirleri almıꢁ  
olmalıdırlar. Soruturma sonuçları, ilgili tüm unsurların tam, nesnel ve tarafsız incelemesine  
dayanmalı ve AĐHS’nin 2/2. maddesinin gerektirdiği “mutlak gereklilikten fazla olmama”  
standardına benzer bir standart uygulamalıdır. Soruturmadaki, dava koulları ve sorumlu  
ahsı tespit imkanını zayıflatan herhangi bir eksikliğin gösterilmesi gereken etkililik ölçüsüyle  
çatıması muhtemeldir (Ramsaha vd., yukarıda anılan).  
B. Đlkelerin somut davaya uygulanması  
Somut davada Vedathan Gülenoğlu’nun kendisini bir gösteri sırasında yakalayan trafik  
polisi A.B. tarafından vurularak öldürüldüğü konusunda taraflar arasında ihtilaf yoktur. Bu  
bağlamda Mahkeme A.B.’nin birinci derece mahkemesi tarafından suçlandığı üzere mahkûm  
edilip iki kez 20 yıl hapis cezasına çarptırılmıolduğunu gözlemler. Bu kararlar daha sonra  
soruturmadaki usule ilikin eksiklik ve kusurlar nedeniyle Yargıtay tarafından bozulmutur.  
Mahkeme, kovuturmanın halen Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ettiğini  
kabul etmektedir. Ancak yargılama süresi dikkate alındığında sözkonusu soruturmanın  
AĐHS’nin amaçları bağlamında ivedi ve etkili olarak değerlendirilemeyeceği kanaatindedir.  
Bu noktada Mahkeme yargılama sırasında önemli gecikmeler olduğunu gözlemler; özellikle  
birinci derece mahkemesinin tanıklardan polis memuru M.B.’ye ulamasının 4 yıl 4 ay aldığı  
göz ardı edilemez.  
Mahkeme ayrıca bavuranın kardeini takip edip yakalayan trafik polisinin tutumunda  
önemli kusurlar olduğunu kaydeder. Yukarıda belirtildiği üzere polis memurları hazırlıklı bir  
operasyon veya tehlikeli olduğu değerlendirilen bir ahsın plansız takibinde görevlerini ifa  
ederken ölümcül güç kullanımı ve istenmeyen ölüm ihtimalini mümkün olan en alt seviyede  
tutacak ekilde uygun tedbirleri almalıdırlar. Ancak somut davada sözkonusu polis  
memurunun Vedathan Gülenoğlu’nu yakalarken onu aramamıve kelepçelememiolması  
dikkat çekicidir. Yine polis karakolundaki sorgu odasında Vedathan Gülenoğlu ile birlikte  
bir polis memurunun kalması usule aykırı görünmektedir. Mahkeme, Hükümetten bu konuda  
bir açıklama gelmemiolmasını dikkate alır.  
Mahkemeye göre somut davadaki ölümcül güç kullanımı direkt olarak böyle bir eylemin  
ikinci paragrafta belirtilen amaçlardan birini taıması ve bu amaç için mutlak gerekli olmasını  
gerektiren 2. maddenin alanına girmektedir. Yargıtay’ın 21 Ekim 2004 tarihli kararında  
belirtildiği gibi bu davada birtakım önemli hususlar, özellikle de Vedathan Gülenoğlu’nun  
iddia edildiği gibi silahı olup olmadığı aydınlatılmayı beklemektedir. Bu bağlamda herhangi  
bir bulgunun bulunmayıı nedeniyle Hükümet olaylara ilikin ikna edici bir açıklama  
getirememitir.  
4
GÜLENOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
Yukarıdakiler ıığında Mahkeme, somut davanın özel koullarında yetkililerin AĐHS’nin  
2. maddesindeki yükümlülüklerini yerine getiremediğini tespit etmektedir. Ayrıca Hükümetin  
iç hukuk yollarının tüketilmemiolmasına ilikin ön itirazının da reddine karar verir.  
Bu nedenlerle somut davada 2. madde ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 6 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, ulusal makamların kardeinin ölümü hakkında etkili bir soruturma  
yürütmediğini iddia etmitir. ikâyeti bağlamında AĐHS’nin 6 ve 13. maddelerine atıfta  
bulunmutur.  
Hükümet iddiaya itiraz etmitir.  
Mahkeme bu ikâyetin yukarıda incelenen ikâyetle bağlantılı olduğunu ve benzer  
ekilde kabuledilebilir olarak ilan edilmesi gerektiğini kaydeder.  
Ancak 2. maddeye ilikin olarak yapılan tespit dikkate alınarak Mahkeme somut davada  
aynı zamanda 6 ve 13. maddelerin ihlal edilip edilmediğini ayrı olarak incelemeye gerek  
görmemektedir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran 80,000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmutur.  
Hükümet talebe itiraz etmitir.  
Hakkaniyete uygun olarak Mahkeme bavurana 15,000 Euro manevi tazminat  
ödenmesini uygun bulmaktadır.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran ailesinin Mardin’de yaadığını ve durumalara katılmak için son 13 yıldır  
Đstanbul’a gidip geldiklerini ifade etmitir. Belge ibraz etmeksizin bu balık altında 5,000  
Euro talep etmitir. Ayrıca ulusal mahkemeler önündeki masraflar için 3,000 Euro, avukatlık  
ücretleri için ise 3,000 Euro talep etmitir. Son olarak bavuran AĐHM önündeki masraflar  
için 3,800 Euro ödenmesini talep etmitir. Bu bağlamda Đstanbul Barosu’nun ücret çizelgesini  
temel almıve 5,000 Türk Lirası (yaklaık 2,800 Euro) miktarında bir fatura sunmutur.  
Hükümet, talepleri aırı bularak itiraz etmitir.  
5
GÜLENOĞLU – TÜRKĐYE KARARI  
AĐHM’nin içtihadına göre bir bavuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için  
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.  
Sözkonusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulundurarak  
Mahkeme ulusal yargılamadaki masraf ve giderlere ilikin talebi reddeder ve AĐHM önündeki  
masraflar için bavurana 3,000 Euro ödenmesini uygun bulur.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine  
uygulağı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM,  
1. Oybirliğiyle, bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Oybirliğiyle, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki ön itirazının esasla  
birletirilmesi ve reddine;  
3. Oybirliğiyle, AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Oybirliğiyle, AĐHS’nin 6 ve 13. maddelerine dayalı ikâyetin ayrı olarak incelenmesine  
gerek bulunmadığına;  
5. 1’e karı 6 oyla,  
(a) Sorumlu Devlet’in bavurana, AĐHS’nin 44/2. maddesi uyarınca kararın kesinletiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk  
Lirası’na çevrilerek ve her türlü vergiden muaf tutularak:  
(i) 15,000 Euro (on bebin Euro) manevi tazminat;  
(ii) 3,000 Euro (üç bin Euro) yargılama masraf ve giderleri ödemesine;  
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa  
Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
6. Oybirliğiyle, adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢁbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3.  
paragrafları uyarınca 29 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Santiago QUESADA  
Kâtip  
Boštjan M. ZUPANČIČ  
Bakan  
6