COUNCIL  
A V R U P A  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
GÜLMEZ – TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 16330/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
20 Mayıs 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 16330/02 no’lu davanın nedeni, T.C.  
vatandaı Ali Gülmez’in (“bavuran”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 23 Temmuz  
2001 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi’nin (“AĐHS”) 34. Maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
2. Bavuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu  
avukatlarından Ünal Kuve Gül Altay tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
3. Bavuran 1965 doğumludur ve Ankara Sincan F-tipi cezaevinde hapis cezasını  
çekmektedir.  
4. Cinayet, silahlı soygun ve TKP-ML (Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist)  
adlı yasadıı bir örgüte üye olmakla suçlanan bavuran, Mart 2000’de tutuklu yargılanmak  
üzere Nevehir cezaevine konmutur.  
5. 19 Aralık 2000 tarihinde, bavuran Ankara Sincan F-tipi cezaevine nakledilmitir.  
6. 2 Ocak 2001 tarihinde, F-tipi cezaevinin Disiplin Kurulu (“Kurul”), Ceza Đnfaz  
Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların Đnfazına Dair Tüzüğün (“Tüzük”)  
157. Maddesi uyarınca bavuranı cezaevine ait mallara zarar vermekten suçlu bulmuve üç  
ay boyunca bavuranın ziyaretçi kabul etmesini yasaklamıtır. Kurulun kararına göre, 24  
Aralık 2000’de bavuran koğuundaki havalandırmayı kırmıve duvarına yasadıı bir örgütün  
ismini yazmıtır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 116/5 maddesi uyarınca, Kurul kararı  
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından incelenmive onaylanmıtır. Mahkeme, dava  
dosyasına dayanarak kararını vermitir. Mahkeme, ayrıca, bavuranın F-tipi cezaevlerindeki  
genel durumu protesto etmek amacıyla bu eylemleri yaptığını itiraf ettiği ifadesine de atıfta  
bulunmutur. Verilen ceza, 25 Ocak 2001 ile 25 Nisan 2001 tarihleri arasında uygulanmıtır.  
7. 13 Mart 2001 tarihinde, Kurul bavurana yeniden bir disiplin yaptırımı uygulamıꢀ  
ve iki ay süreyle bavuranın ziyaretçi kabul etmesini yasaklamıtır. Kurul kararına göre,  
bavuran, avukatıyla görümesinin ardından, 15 ubat 2001 tarihinde cezaevi memurları  
tarafından üstünün aranmasını kabul etmemive slogan atmıtır. Bavuran, savunmasında  
ayakkabılarını çıkarması söylendiğinde cezaevi memurlarına karı geldiğini itiraf etmitir. 28  
Mart 2001 tarihinde, Kurul’un vermiolduğu karar Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi  
tarafından incelenmive onaylanmıtır. Tüzüğün 162. maddesi uyarınca, bavuran bu kararla  
ilgili olarak Cumhuriyet Savcısı’na itirazda bulunmutur. 2 Mayıs 2001 tarihinde, Cumhuriyet  
Savcısı bavuranın talebini reddetmitir. Bavurana verilen ceza, 27 Nisan ile 27 Haziran  
2001 tarihleri arasında uygulanmıtır.  
8. Kurul, 17 Mayıs 2001 tarihinde, bavuranı cezaevi mallarına zarar vermekten,  
cezaevinde bulunan ranza demirinden yapılmıkeskin bir alet ve aırı miktarda para  
bulundurmaktan suçlu bulmutur. Kurul, üç ay süreyle bavuranın ziyaretçi kabulünü  
yasaklamıtır. Bu arada, disiplin kurulları tarafından verilen kararların infaz hakimi tarafından  
incelenmesini öngören 4675 sayılı Kanun yürürlüğe girmitir. Buna göre, 21 Haziran 2001  
2
tarihinde, 17 Mayıs 2001 tarihli karar incelenmitir. Hakim, dava dosyasına dayanarak ve  
bavuranın ifadesini göz önünde bulundurarak Kurul kararını onaylamıtır. Bu karar, 3  
Temmuz 2001 tarihinde bavurana tebliğ edilmive bavuranın cezası 31 Temmuz ile 30  
Ekim 2001 tarihleri arasında uygulanmıtır.  
9. 21 Mayıs 2001 tarihinde, bavuran cezaevinde slogan attığı için uyarı almıtır.  
Kurul, benzer suçları ilemeye devam ettiği takdirde bavuranın daha ağır cezalar alacağı  
konusunda uyarılması gerektiğine karar vermitir.  
10. Sırasıyla 18 ve 22 Mayıs 2001 tarihlerinde, cezaevi gardiyanları iki adet olay  
raporu hazırlamıtır. Bu raporlarda, bavuranın hücresindeki hoparlörü kırarak kamu malına  
zarar verdiği ve hapishanedeki diğer kiileri slogan atarak düzeni bozmaya tahrik ettiği  
belirtilmektedir. Bavuran, 25 Mayıs 2001 tarihli ifadesinde, slogan attığını itiraf etmi, ancak  
hücresinde bulunan hoparlöre zarar verdiğini inkar etmitir. Kurul, 29 Mayıs 2001’de,  
bavuranı suçlu bulmuve bir ay süreyle bavuranın ziyaretçi kabulünü ve mektup gönderip  
almasını yasaklamıtır. 21 Haziran 2001 tarihinde, Kurul kararı infaz hakimi tarafından  
incelenmive onaylanmıtır. Bu karar, 29 Haziran 2001 tarihinde bavurana tebliğ edilmive  
bavuran karara itiraz etmitir. 4 Temmuz 2001 tarihinde, infaz hakimi bavuranın itirazını  
reddetmive bavuranın cezası 29 Haziran ile 29 Temmuz tarihleri arasında uygulanmıtır.  
11. 6 Haziran 2001 tarihinde, bavuran hücresindeki pencere demirlerine tırmanırken  
gardiyanlar tarafından yakalanmıtır. Bavuran, 14 Haziran 2001 tarihli ifadesinde, çatıda  
bulunduğunu iddia ettiği gazeteyi almak için tırmandığını ileri sürmütür. Kurul, 18 Haziran  
2001 tarihinde, pencere demirlerine tırmandığı gerekçesiyle bir kez daha bavuranın üç ay  
süreyle ziyaretçi kabul etmesi yasaklanmıtır. 2 Temmuz 2001 tarihinde, Kurul kararı infaz  
hakimi tarafından incelenmive onaylanmıtır. Bu karar, 1 Kasım 2001 tarihinde bavurana  
tebliğ edilmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
12. Bavuran, Sincan F-tipi cezaevindeki tutukluluk koullarının AĐHS’nin 3.  
maddesine aykırı olduğu konusunda ikayetçi olmutur. Bavuran, diğer mahkumlardan ayrı  
bir hücrede tutulduğunu ileri sürmütür.  
13. Hükümet, bavuranın ikayetçi olduğu cezaevindeki genel durumun AĐHS’nin 3.  
maddesinde öngörülen artlara uygun olduğunu vurgulamıtır. Bu bakımdan, Hükümet,  
bavuranın tutulduğu koğuun bir hücre olarak düünülemeyeceğini ileri sürmütür. Hükümet,  
bu koğuun iki katlı olduğunu ve üç kiinin kalabileceği ekilde tasarlandığını; alt katta bir  
tuvalet, duve küçük bir mutfak bulunduğunu ve üst katın uyuma alanı olarak kullanıldığını,  
burada da yatak ve çekmeceli bir dolap bulunduğunu belirtmitir. Ayrıca, her birimde  
havalandırma amaçlı küçük bir alan bulunmaktadır. Hükümet, ayrıca, AĐHM’nin geçmite F-  
tipi cezaevi koullarını incelediğini ve bununla ilgili olarak AĐHS’nin 3. maddesinin ihlalini  
saptamadığını belirtmitir.  
14. AĐHM, içtihadına göre, kötü muamelenin AĐHS’nin 3. maddesi kapsamına  
girebilmesi için minimum düzeyde sertlik içermesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu minimum  
seviyede sertlik kavramının değerlendirilmesi görecelidir; bu değerlendirme muamelenin  
süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri, bazı durumlarda mağdurun cinsiyeti, yaı ve sağlık durumu  
3
gibi dava koullarına bağlıdır. Ayrıca, AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca muamelenin “onur  
kırıcı” olup olmadığını değerlendirirken, AĐHM, muamelenin amacının sözkonusu kiiyi  
aağılamak ve küçük düürmek mi olduğunu ve sonuçlar dikkate alındığında, yapılan  
muamelenin ahsın kiiliğini AĐHS’nin 3. maddesinin aksine ters bir biçimde etkileyip  
etkilemediğini dikkate alacaktır. Böyle bir amaç sözkonusu olmasa bile, bu AĐHS’nin 3.  
maddesinin ihlal edilmediği anlamına gelmez (bkz. Peers / Yunanistan, no. 28524/95).  
15. AĐHM, sürekli olarak, sözkonusu eziyet ve küçük düürmenin meru bir muamele  
veya cezanın kaçınılmaz bir sonucu olan eziyet veya küçük düürmenin ötesine gitmesi  
gerektiğini vurgulamıtır. Bir kiiyi özgürlüğünden mahrum bırakan önlemler genellikle böyle  
bir unsuru barındırırlar. Her tutuklu, alınan tedbirlerin infaz edilme usul ve yöntemlerinin  
kendisini, tutukluluğun doğasında var olan kaçınılmaz ıstırap düzeyini aacak iddette bir  
sıkıntı veya zorluğa maruz bırakmamasını temin edecek ekilde, insan onuruyla bağdaır  
tutukluluk koullarına tabi olma hakkına sahip olduğundan, hapsetmenin uygulamaya ilikin  
gereklilikleri gözönünde bulundurulduğunda, tutuklunun sağğının yanı sıra esenliği de  
yeterli bir ekilde sağlanmalıdır (bkz. Kudla / Polonya, no. 30210/96).  
16. AĐHM, daha önce benzer ikayetleri incelediğini ve kabuledilemez bulduğunu  
hatırlatmaktadır (bkz. Gündoğan / Türkiye, no. 29/02; Yılmaz Karaka/ Türkiye, no.  
68909/01). AĐHM, sözkonusu davada yasaklanan iddette bir muamele olduğunu gösteren ve  
AĐHM’nin daha önce vermiolduğu kararlardan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel  
koul görmemektedir.  
17. AĐHM, yukarıdaki bilgilere dayanarak, bavuranın savunulabilir bir iddia ortaya  
koymağı ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca dayanaktan yoksun  
olduğu gerekçesiyle bavurunun bu kısmının reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıtır.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
18. Bavuran, yerel makamlar huzurunda kendisini bizzat savunma hakkından  
mahrum bırakıldığı gerekçesiyle, kendisine uygulanan disiplin yaptırımlarının keyfi olduğunu  
ileri sürmütür.  
A. 6. Maddenin Uygulanabilirliği  
19. Hükümet, 6. maddenin disiplin kovuturmasına uygulanamaz olduğu gerekçesiyle  
bu ikayetin ratione materiae (konu bakımından) 6. maddeyle bağdamadığını ve  
reddedilmesi gerektiğini ileri sürmütür.  
20. Bavuran, 6. maddenin uygulanabilir olup olmadığına dair herhangi bir açıklama  
yapmatır.  
21. AĐHM, bu davada yer alan kovuturmada bavuran aleyhinde bir suç isnadının  
belirlenmesinin sözkonusu olmadığını kaydeder. AĐHM, konuyla ilgili yerleik içtihadını  
dikkate aldığında, 6. maddenin cezaya ilikin hükümlerinin sözkonusu davaya  
uygulanamayacağı konusunda Hükümet’le mutabık olur (bkz. Ezeh ve Connors / Đngiltere, no.  
39665/98; Štitić / Hırvatistan, no. 29660/03).  
22. Ancak, yerel yargılama sürecinin sonunda bavuranın yaklaık bir yıl boyunca  
ziyaretçileriyle görüme hakkından mahrum bırakılması nedeniyle, AĐHM’nin 6. maddenin  
4
medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili yönü bakımından uygulanabilir olup olmadığını  
gözönünde bulundurması gerekir. Bunu yaparken, AĐHM’nin iç hukuk uyarınca savunulabilir  
bir hak üzerinde “ihtilaf” olup olmadığını ve bahsedilen hakkın “medeni” bir hak olup  
olmadığını incelemesi gerekir.  
23. AĐHM, ilk koulla ilgili olarak, yerleik içtihadı çerçevesinde, AĐHS’nin 6/1  
maddesinin yalnızca “medeni hak ve yükümlülükler” üzerinde gerçek ve ciddi bir “ihtilaf”  
sözkonusu olduğunda uygulanabilir olduğunu hatırlatmaktadır (bkz. Sporrong ve Lönnroth /  
Đsveç, A Serisi no. 52). Sözkonusu ihtilaf yalnızca bir hakkın varlığıyla değil, aynı zamanda  
bu hakkın kapsamı ve uygulanma ekliyle de ilgili olabilir (bkz. Zander / Đsveç, A Serisi no.  
279-B). Yargılamanın sonucu, doğrudan sözkonusu hakka ilikin kesin bir karar olmalıdır;  
yüzeysel bağlantılar ve dolaylı sonuçlar 6/1 maddesini harekete geçirmek için yeterli değildir  
(bkz. Masson ve Van Zon / Hollanda, A Serisi no. 327-A; Fayed / Đngiltere, A Serisi no. 394-  
B). Ayrıca, “AĐHS’nin 6/1 maddesi, en azından savunulabilir gerekçeler sözkonusu  
olduğunda, AĐHS tarafından da güvence altına alınıp alınmadığından bağımsız olarak iç  
hukukta tanınan (medeni) haklar üzerindeki ‘ihtilafları’ da içine alabilir”(bkz. Editions  
Périscope / Fransa, A Serisi no. 234-B).  
24. Mahkumlara uygulanan disiplin yaptırımlarına karı iç hukukun adli hukuk yolları  
sağladığı gözlemlenmektedir. Dolayısıyla, bavuranın yerel mahkemeler huzurunda disiplin  
yaptırımlarını sorgulama hakkı vardı (bkz. mutatis mutandis, Vilho Eskelinen ve Diğerleri /  
Finlandiya, no. 63235/00).  
25. AĐHM, ikinci koulla ilgili olarak, bavuranın ziyaretçileriyle görüme hakkının  
kısıtlanmasının açık bir ekilde kiisel haklarının kapsamına girdiğini ve bu nedenle de  
medeni hak niteliğinde olduğunu kaydetmektedir (bkz. Ganci / Đtalya, no. 41576/98).  
26. AĐHM, yukarıdaki bilgilere dayanarak, 6. maddenin sözkonusu davaya  
uygulanabileceği sonucuna varmıtır.  
B. 6. Maddeye Uyma  
27. Bavuran, yerel mahkemelerin duruma yapmaksızın dava dosyasına dayanarak  
kararlarını vermeleri nedeniyle, sözkonusu disiplin kovuturması sırasında adil bir ekilde  
yargılanmağını ileri sürmütür.  
28. Hükümet, bu ikayetin esasına ilikin yorumda bulunmamıtır.  
29. AĐHM, mahkemelerin açık duruma yapmalarının AĐHS’nin 6/1 maddesinde  
öngörülen temel bir ilke olduğunu hatırlatmaktadır. Durumaların açık olarak görülmesi,  
davacıları, adaletin kamu denetimine kapalı olarak gizli bir ekilde ilemesinden  
korumaktadır; ayrıca, bu mahkemelere güven duyulmasını sağlamanın yollarından biridir.  
Umuma açık olma, adaletin ileyiini effaf hale getirerek AĐHS’nin 6/1 maddesinin  
amacının, özellikle de AĐHS’ye göre demokratik bir toplumun temel ilkelerinden biri olan adil  
yargılanma ilkesinin gerçeklemesine katkıda bulunur (bkz, Szücs / Avusturya, Hüküm ve  
Karar Raporları 1997-VII; Diennet / Fransa, A Serisi no. 325-A).  
30. AĐHM, ayrıca, AĐHS’nin 6/1 maddesi uyarınca, açık duruma yapılmasının mutlak  
hak olmadığını hatırlatmaktadır. Dava dosyasına ve tarafların yazılı görülerine dayanılarak  
yeterli ekilde çözümlenemeyecek derecede hukuki veya olgusal sorunlar ortaya koymayan  
5
dava koulları sözkonusu olduğunda, duruma yapılmasına gerek olmayabilir (bkz, Döry /  
Đsveç, no. 28394/95). Ayrıca, mahkemeye eriim hakkının, doğası gereği, bireylerin ve  
toplumun ihtiyaçlarına ve kaynaklarına göre yer ve zaman açısından değiiklik gösterebilen  
kurallar konmasını gerektirdiği hatırlatılmaktadır (Golder / Đngiltere, A Serisi no. 18). Böyle  
kurallar koyarken Devlet’in belirli bir takdir yetkisi bulunmaktadır; ancak uygulanan  
kısıtlamalar mahkemeye eriim hakkının özünü zayıflatacak ekilde kiiye verilen eriim  
hakkını kısıtlayamaz (Ashingdane / Đngiltere, A Serisi no. 93).  
31. AĐHM, bu noktada, adaletin çıkarlarının gerektirmesi halinde, disiplin suçlarıyla  
itham edilen mahkumların kendilerini bizzat veya avukatları aracılığıyla savunmalarına izin  
verilmesi gerektiğini öne süren Avrupa Cezaevi Kuralları’nın 59 (c) maddesine atıfta  
bulunmaktadır.  
32. AĐHM, sözkonusu dava olaylarıyla ilgili olarak, sözkonusu zamanda, Ceza Đnfaz  
Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların Đnfazına Dair Tüzüğün 163.  
maddesinde,  
hükümlünün  
savunması  
alınmadan  
hakkında  
disiplin  
cezası  
uygulanamayacağının belirtildiğini gözlemlemektedir. Ancak, 4675 Sayılı Kanun’un 6.  
maddesinde, mahkumların kendilerine uygulanan disiplin cezalarına itirazda bulunmaları  
halinde, bu itirazın dava dosyasına dayanılarak önce infaz hakimi, daha sonra ise en yakın  
ağır ceza mahkemesi tarafından inceleneceği belirtilmitir. Sonuç olarak, bavuranla ilgili  
yargılamada açık duruma yapılmamıtır. Bavuranın davalarına bakan infaz hakimi ile ağır  
ceza mahkemesi, dava dosyasında yer alan belgelere dayanarak karar almılardır. Bavuranın  
savunmaları, yalnızca çeitli cezalar uygulayan Disiplin Kurulu önünde dikkate alınmıtır.  
Ayrıca, disiplin itirazlarını sonuca bağlayan yerel mahkemeler huzurunda bavurana avukat  
aracılığıyla kendini savunma imkanı tanınmamıtır.  
33. AĐHM, yukarıda yer alan bilgilere dayanarak, bavuranın aleyhinde yürütülen  
yargılamayı etkili bir ekilde takip edemediği sonucuna varmıtır.  
34. Buna göre, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
35. Bavuran, yaklaık bir yıl boyunca ziyaretçi kabul etme hakkını kısıtlayan disiplin  
cezalarının AĐHS’nin 8. maddesini ihlal ettiği konusunda ikayetçi olmutur.  
A. Kabuledilebilirlik  
36. Hükümet, 2 Ocak 2001 tarihli ilk disiplin cezasına ilikin ikayetin AĐHS’nin 35/1  
maddesinde öngörülen altı aylık süre dıında yapılmıolması nedeniyle reddedilmesi  
gerektiğini ileri sürmütür. Hükümet, bu bağlamda, karara karı herhangi bir itirazda  
bulunulmadığı için disiplin cezasının 8 Ocak 2001 tarihinde kesinletiğini, ancak 23 Temmuz  
2001 tarihinden önce AĐHM’ye bavuruda bulunulmadığını iddia etmitir.  
37. Hükümet, ayrıca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle bavurunun  
reddedilmesi gerektiğini iddia etmitir. Hükümet, bu bağlamda, yukarıda adı geçen Tüzüğün  
165. maddesi uyarınca, bavuranın Disiplin Kurulu ile infaz hakiminin kararlarına karı  
Cumhuriyet Savcılığı’na itirazda bulunabileceğini belirtmitir.  
6
38. Ancak, AĐHM, altı aylık süreyle ilgili olarak, sözkonusu davada bavuranın ardı  
ardına bedisiplin cezası aldığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, yaklaık bir yıl boyunca  
bavuranın ziyaretçi kabul etme hakkı kısıtlanmıtır. Bu nedenle, AĐHM, bu cezaların bir  
bütün olarak ele alınması gerektiği görüündedir. Buna göre, bavurana son olarak 18 Haziran  
2001 tarihinde disiplin cezası verildiğinden dolayı, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca  
bavurunun altı aylık süre içerisinde yapıldığı düünülmelidir. Sonuç olarak, Hükümet’in  
itirazının bu kısmı desteklenemez.  
39. Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmesine ilikin ikinci itirazıyla ilgili olarak,  
AĐHM, bu itirazın ikayetin esasıyla yakından ilgili olduğu görüündedir. Bu nedenle, AĐHM,  
bu itirazı 8. maddeye ilikin ikayetin esasının incelenmesine dahil etmektedir.  
B. Esas  
40. Hükümet, cezaevi yetkililerinin takdir yetkilerini kullanırken, düzeni korumak için  
bavuranın ziyaretçi kabul etme hakkını kısıtlamayı gerekli gördüklerini belirtmitir.  
Hükümet, Tüzüğün 157. maddesine dayanan kısıtlamanın AĐHS’nin 8/2 maddesini ihlal  
etmediğini ileri sürmütür. Hükümet, son olarak, bavuranın yerel makamlar önünde disiplin  
cezalarına itiraz etme imkanının olduğunu belirtmitir.  
41. AĐHM, mahkumların genel olarak özgürlük hakkı hariç AĐHS ile güvence altına  
alınan temel hak ve özgürlüklerden yararlanmaya devam ettiklerini hatırlatmaktadır (Hirst /  
Đngiltere (no. 2), no. 74025/01). Örneğin, mahkumlar aile hayatına saygı hakkı (Messina /  
Đtalya (no. 2), no. 25498/94; Ploski / Polonya, no. 26761/95; X / Đngiltere, no. 9054/80) ile  
haberlemeye saygı hakkından (bkz, Silver ve Diğerleri / Đngiltere, A Serisi no. 61)  
yararlanmaya devam etmektedirler. Bu haklara getirilen kısıtlamalar, tutukluluk koullarının  
kaçınılmaz bir sonucu olan suç ve düzensizliğin önlenmesi için güvenlik nedeniyle  
uygulamaya konmuolsa da, haklı bir gerekçeye dayanmalıdırlar.  
42. AĐHM, ayrıca, bir bireyin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkına  
yapılan herhangi bir müdahalenin, AĐHS’nin 8/2 maddesi uyarınca meru amaç veya  
amaçlarla yapılmadığı ve “demokratik bir toplumda gerekli olmadığı” takdirde 8. maddeyi  
ihlal ettiğini hatırlatmaktadır. Bu davada Hükümet bavuranın olayları sunubiçimine itiraz  
etmemektedir. Bu nedenle AĐHM, bavuranın ziyaretçi kabul etme hakkı üzerinde yaklaık bir  
yıldır uygulanan kısıtlamanın, AĐHS’nin 8. maddesi kapsamında aile hayatına saygı  
gösterilmesi hakkına balı baına müdahale tekil ettiği kanısındadır.  
43. AĐHM’nin, ikayet konusu olan müdahalenin “yasalara uygun” olup olmadığını  
değerlendirmek için, temel hukukun üstünlüğü ilkesinin koulları ile bağlantılı olarak  
sözkonusu tarihte yürürlükte olan ilgili iç hukuk mevzuatını değerlendirmesi kaçınılmazdır.  
“Yasalara uygun” ifadesi sözkonusu yasanın niteliğine atıfta bulunmaktadır. Hukukun  
üstünlüğü ilkesinin yürütmeye sınırsız yetki verilmesine izin vermemesi doğrultusunda iç  
hukuk, resmi makamların AĐHS ile güvence altına alınan haklara yaptıkları keyfi  
müdahalelere karı koruma tedbiri sağlamalıdır. Sonuç olarak, yasalar, idarenin takdir  
yetkisinin kapsamı ile bunun uygulanıbiçimini gereken açıklıkla belirtmelidirler (bkz. Hasan  
ve Chaush – Bulgaristan [BD], 30985/96). Yasalar, bireylere, resmi makamların dava konusu  
tedbirlere bavurmaya yetkili oldukları durumlar ve koullarla ilgili uygun bir gösterge  
sağlama konusunda yeterince açık olmalıdırlar.  
7
44. Sözkonusu davada, bavuranın ziyaretçi kabul etme hakkına uygulanan kısıtlama,  
Ceza Đnfaz Kurumları ile Tevkif Evlerinin Yönetimine ve Cezaların Đnfazına Dair Tüzük’ün  
157. maddesine dayanmaktadır. AĐHM bu Tüzüğün yayımlanmıolduğunu ve bavuranın  
buna eriebilir konumda olduğunu kaydeder. Öte yandan, ceza gerektiren fiiller ve bunların  
cezaları açık bir dille ifade edilmemitir. AĐHM’ye göre bu durum, uygulanabilecek disiplin  
cezalarını belirlemede yetkili makamlara genibir takdir yetkisi bırakmıtır. Bu davada,  
bavurana, cezaevi malına zarar vermek, slogan atmak ve arama yapılmasına karı koymaktan  
altı disiplin cezası verilmitir. Sonuç olarak, bavuran, yaklaık bir yıl boyunca ziyaretçi kabul  
etme hakkından mahrum bırakılmıtır. Bu noktada AĐHM, Avrupa Cezaevi Kuralları’nın 60/4  
maddesi uyarınca, hiçbir disiplin cezasının aileyle olan iletiim üzerine konacak genel bir  
yasağı kapsayamayacağını da yineler.  
45. AĐHM ayrıca 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe giren yasayı (5275 Sayılı Ceza ve  
Güvenlik Tedbirlerinin Đnfazı Hakkında Kanun) göz önünde bulundurmaktadır. Cezaevi  
disipliniyle ilgili yeni hükümler, ceza gerektiren fiiller, bunların cezaları ve izlenecek  
usullerin listesini vermektedir. Bu yasa Avrupa Đꢀkenceyi ve Đnsanlık Dıı veya Aağılayıcı  
Muamele veya Cezaları Önleme Komitesi tarafından incelenmi, herhangi bir eletiriye maruz  
kalmatır.  
46. Yukarıda belirtilenler göz önünde tutulduğunda, AĐHM, 2001 yılında yürürlükte  
olduğu haliyle Tüzüğün, yetkili makamların bavuranın aile hayatına yaptıkları haksız  
müdahaleye karı yerinde koruma sağlayabilecek derecede açık ve ayrıntılı olduğuna ikna  
olmamıtır.  
47. Davanın özel koullarında, AĐHM, bavuranın aile hayatına yapılan müdahalenin  
AĐHS’nin “kanun niteliği” koulunu karılamayan kanun hükümlerine dayandığı sonucuna  
varmaktadır.  
48. Varılan bu sonuç ıığında, AĐHM’nin, müdahalenin 8. maddenin 2. fıkrası  
uyarınca meru bir amaç veya amaçlar güdüp gütmediğini ve “demokratik bir toplumda  
gerekli” olup olmadığını belirlemesi gerekli değildir. Ayrıca Hükümet’in iç hukuk yollarının  
tüketilmediğine ilikin ön itirazının reddedilmesine karar verir.  
49. Bu nedenle AĐHM, mevcut davada 8. maddenin ihlal edildiği kanısına varır.  
IV. AĐHS’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐA EDĐLEN DĐĞER MADDELERĐ  
50. Bavuran, AĐHS’nin 7. (geçmie dönük cezai mevzuat yasağı) ve 18. (AĐHS’nin  
meru kısıtlamalarının gizli amaçlar için uygulanması yasağı) maddelerine atıfta bulunmutur.  
51. Hükümet bu iddialara itiraz etmitir.  
52. AĐHM, dava dosyasında, bu hükümlerin ihlalini ortaya koyan hiçbir unsur  
bulamamıtır. Dolayısıyla bavurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, AĐHS’nin 35.  
maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.  
V. AĐHS’NĐN 41. VE 46. MADDELERĐNĐN UYGULANMASI  
A. AĐHS’nin 46. maddesi  
8
53. Bu maddeye göre:  
1. Yüksek Sözlemeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkemenin kesinlemikararlarına  
uymayı taahhüt ederler.  
2. Mahkemenin kesinlemikararı, kararın uygulanmasını denetleyecek olan Bakanlar Komitesine  
gönderilir.  
54. AĐHM’nin açık duruma yapılmamasına dair yapılan ikayetler ile ilgili vardığı  
sonuçlar, bavuranın AĐHS’nin 6. maddesi kapsamındaki haklarının ihlalinin, kendilerine  
uygulanan disiplin cezalarına itiraz eden pek çok mahkumu etkileyen Türk mevzuatının (4675  
Sayılı Đnfaz Hakimliği Kanunu) durumundan kaynaklandığına dayanmaktadır. Aynı konuyla  
ilgili diğer pek çok bavuru AĐHM’de görüülmektedir. Bu davaların esasıyla ilgili varılacak  
kararlar saklı tutulmak kaydıyla, yukarıda belirtilen olaylar, sözkonusu sorunun sistemin  
bütününü etkiler nitelikte olduğuna iaret etmektedir.  
55. Bu noktada AĐHM, 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe giren yasayı (5275 Sayılı  
Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin Đnfazı Hakkında Kanun) göz önünde bulundurur. Cezaevi  
disipliniyle ilgili yeni hükümler, ceza gerektiren fiiller, bunların cezaları ve izlenecek  
usullerin listesini vermektedir. Bu hükümlerin, yapılan herhangi haksız bir müdahaleye karı  
yerinde koruma sağlayabilecek derecede açık ve ayrıntılı olduğu anlaılmaktadır. Bununla  
beraber, disiplin ilemleriyle ilgili izlenecek usul değimemitir. Disiplin suçlarıyla suçlanan  
mahkumların kendilerini ahsen veyahut avukat aracılığıyla savunmasına izin  
verilmemektedir.  
56. Benzer bavurularda, bu tür sistemin bütünü etkileyen sorunları ve bunların  
kaynağını, Sözlemeye Taraf Devletlerin uygun çözümü bulmalarına ve Bakanlar  
Komitesi’nin kararların uygulanıp uygulanmadığını denetlemelerine yardımcı olmak için, bu  
tür sistemik sorunları ve bunların kaynağını tehis etmek AĐHM’nin yerine getirdiği bir  
uygulamadır (ayrıntı için bkz. Scordino – Đtalya (no. 1) [BD], 36813/97; Sejdovic – Đtalya  
[BD], 56581/00; Lukenda – Slovenya, 23032/02 ya da Scordino – Đtalya (no. 3) (adil tatmin),  
43662/98).  
57. AĐHM, sistemin bütününe ilikin tehis edilen bu duruma ilikin olarak, mevcut  
kararın uygulanmasında, AĐHS’nin 6. maddesinde belirtilen teminatlarla uyumlu olarak adil  
duruma hakkının etkili biçimde korunmasını sağlamak için ulusal düzeyde genel tedbirler  
alınmasının arzu edilir olduğu görüündedir. Bu bakımdan, Savunmacı Devlet’in mevzuatını,  
Avrupa Cezaevi Kuralları’nın 57. maddesinin 2(b) fıkrası ile 59. maddenin (c) bendinde  
belirtilen ilkelere göre düzenlemesi gerekmektedir (bkz., mutatis mutandis, Dickson –  
Đngiltere [BD], 44362/04).  
B. AĐHS’nin 41. maddesi  
58. AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder. ”  
1. Tazminat  
9
59. Bavuran 10.000 Euro (EUR) manevi tazminat talep etmitir.  
60. Hükümet bu talebe itiraz etmitir.  
61. AĐHM, hakkaniyete uygun surette, bavurana 1000 EUR manevi tazminat  
ödenmesine karar verir.  
2. Yargılama gideri  
62. Bavuran ayrıca AĐHM önünde meydana gelen yargılama gideri için 4000 EUR  
talep etmitir. Bavuran bu talebini desteklemek için, avukatlık masrafı anlaması sunmutur.  
63. Hükümet bu talebe itiraz etmitir.  
64. AĐHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği  
kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde bavurana geri ödenir. Bu davada, AĐHM,  
sahip olduğu bilgiler ve yukarıda belirtilen ölçütler ıığında, bavurana, bu balık altında 1500  
EUR tazminat ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmıtır  
3. Gecikme faizi  
65. AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. AĐHS’nin 6/1 ile 8. maddeleri uyarınca getirilen ikayetlerin kabuledilebilir, bavurunun  
geri kalanının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. (a) AĐHS’nin 44. maddesi’nin 2. fıkrası gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na  
çevrilmek üzere ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından aağıdaki  
meblağların bavurana ödemesine:  
(i)  
(ii)  
1000 EUR (bin Euro) manevi tazminat ve uygulanabilecek tüm vergiler;  
yargılama giderleri için 1500 EUR (bin beyüz Euro) ve bavurana  
uygulanabilecek tüm vergiler;  
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına  
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı  
oranının üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermitir.  
5. Bavuranların adil tatmine ilikin diğer taleplerini reddetmitir.  
10  
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve  
3. fıkraları uyarınca 20 Mayıs 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Françoise Elens-Passos  
Zabıt Katibi  
Françoise Tulkens  
Bakan  
AĐHS’nin 45. maddesinin 2. fıkrası ile Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 74. maddesi’nin 2. fıkrası  
uyarınca, Yargıç Mularoni’nin Yargıç Tsotsoria’nın da mutabık olduğu görüü bu karara ekli  
olarak yer almaktadır.  
F.T.  
F.E.P  
.
11  
YARGIÇ MULARONI’NĐN YARGIÇ TSOTSORIA’NIN DA  
MUTABIK OLDUĞU GÖRÜÜ  
Bu davada AĐHS’nin 6/1 ile 8. maddelerinin ihlal edildiğine ilikin çoğunluk görüünü  
paylamaktayım.  
Ancak benim gerekçem kısmen farklıdır.  
6. madde  
Bu maddenin uygulanabilirliğine ilikin olarak, mahkumlara uygulanan disiplin  
cezalarıyla ilgili AĐHM’nin içtihadının her zaman tutarlı olmadığını söylemek zorundayım.  
AĐHM, bazı ülkelerle ilgili davalarda 6. maddenin ihlal edildiğine karar vermekte, öte  
yandan diğer ülkeler aleyhinde bulunulan benzer ikayetleri kabuledilemez bulmaya devam  
etmektedir.  
Bir yandan 6. maddenin uygulanabilirliğine ilikin Büyük Daire’nin daha ayrıntılı  
ölçütleri belirlemesini sabırsızlıkla beklerken, diğer yandan da, ulusal yargılama sonunda  
bavuran ziyaretçileri ile görüme hakkından neredeyse bir yıla yakın süre mahrum  
edildiğinden, 6. maddenin bu davada hukuki bağı altında uygulanmasına katılabilirim.  
Ganci – Đtalya davasının (41576/98) ilkeleri davanın özel koullarına uygulandığında, 6.  
maddenin uygulanabilirliği meselesi kolayca belirlenmektedir.  
Öte yandan, kararın 29. paragrafında1 Vilho Eskelinen ve diğerleri – Finlandiya Büyük  
Daire kararına atıfta bulunulma nedenini anlamamaktayım. O dava devlet memurlarının  
mahkemeye eriimi ile ilgili olup, mahkumlara uygulanan disiplin cezaları ile kesinlikle bir  
ilgisi bulunmamaktadır. Anılan atfın, bundan böyle 6. maddenin iç hukukun adli müracaat  
yolları sağlaması halinde mahkumlara uygulanan tüm disiplin cezalarına uygulanacağının farz  
edileceği ilkesini getirme amacına hizmet edeceğinden büyük endie duymaktayım.  
AĐHM’nin dairelerinin, Büyük Daire’nin açık kılavuzluğu olmaksızın, uygulanan  
disiplin cezasının niteliği ve ciddiyetine bakılmaksızın, iç hukuk seviyesinde yargısal  
korunmanın sağlandığı her durumda, AĐHS’nin 6. maddesinin disiplin ilemlerine  
uygulanabilir olmadığı bir içtihattan, 6. maddenin her zaman uygulanması gerektiğini öngören  
bir içtihada hızla hareket etmesi biçiminde bir yargı hiperaktivitesine girimemesi gerekir.  
Böyle bir yaklaımın Yüksek Sözlemeci Tarafların, küçük disiplin cezalarına yönelik  
yargısal koruma sağlamaktan caydırabileceğini bir kenara bıraksak bile, AĐHS’nin 6.  
maddesinin kapsamını hem “medeni hak ve yükümlülükler”in belirlenmesi hem de “cezai  
kovuturma” ile ilgili durumalarla sınırladığına iaret etmek isterim. 6. maddenin kapsamının  
genibiçimde geniletilmesi, küçükler de dahil her türlü cezanın medeni haklara tesir ettiği  
biçiminde değerlendirmek amacıyla, mahkumlara uygulanan disiplin cezalarına atıfta  
bulunularak yapılması gerekiyorsa, bu kararın Büyük Daire’ye ait olması gerektiğini  
ünüyorum.  
Yerel mahkemelere, ciddiyetlerine bakılmaksızın, disiplin cezalarıyla ilgili tüm  
ilemlerde açık duruma yapmalarını dayatmak, bana göre mahkemelerin davaları makul  
süreler içinde ele alabilme ehliyetlerini zayıflatan orantısız bir yük ve risk tekil etmektedir.  
1
Bkz bu çevirinin 24. paragrafı  
12  
Büyük Daire bir süre önce “cezai” meselelerin görüldüğü davalarda böyle bir yükümlülüğün  
olmadığı sonucuna varmıtır (bkz. Jussila – Finlandiya [BD], 73053/01). AĐHM’nin bir  
dairesinin, 6. maddenin “medeni hükümlerinin” tehlikede olduğu disiplin cezalarının karığı  
davalarda böyle bir yükümlülük dayatmasının uygun olduğuna inanmıyorum.  
Bu nedenle, bu davada 6. maddenin yalnız bir nedenle ihlal edildiği sonucuna varmıꢀ  
bulunuyorum: bavurana, disiplin cezasına yaptığı itirazı karara bağlayan yerel mahkemeler  
önünde kendini bir avukat vasıtasıyla savunma olanağı verilmemitir. Bavurana uygulanan  
toplam cezanın sertliği yerel mahkemeler önünde hukuki temsil ilkesinden kaçınılmasını haklı  
çıkaramaz.  
8. madde  
Bu maddenin ihlaline ilikin olarak, çoğunluk, incelemesini “kanunilik” meselesine  
indirgemektedir. Bavuranın aile hayatına yapılan müdahalenin AĐHS’nin “kanunun niteliği”  
koulunu karılamayan yasal hükümlere dayandığı, müdahalenin 8. maddenin 2. fıkrası  
uyarınca meru amaç ya da amaçlar güdüp gütmediğinin ve demokratik bir toplumda gerekli  
olup olmadığının belirlenmesinin gerekli olmadığı sonucuna varmıtır.  
Ancak, AĐHM, 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe giren yasayı göz önünde  
bulundurduğu ve yeni yasanın ilke olarak AĐHS’nin kanun niteliği koullarını karılaması  
gerektiğini vurguladığı için, ben de ek bir unsuru belirtmek isterim.  
Yeni benzer davalarda müdahalenin kanuni olduğu ve meru bir amaç güttüğü farz  
edilse bile, böyle bir müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olmadığı görüünde  
olurdum. Aileyle olan iletiimin bir yıl boyunca tamamen yasaklanması açıkça orantısız bir  
disiplin cezasıdır, 8. maddenin özüne temas etmektedir.  
AĐHS’nin 46. maddesinin uygulanması  
Kararın bu kısmıyla ilgili, izleyen nedenlerle, ciddi sorunum bulunmaktadır.  
1) Kararın 60. paragrafı2, AĐHS’nin 6. maddenin ihlalinin tespit edilmesi gerekçesini  
“açık duruma görülmemesi” olarak özetlemektedir. 60. maddenin lafzı, “bavuranın  
hakkında balatılan ilemleri etkili biçimde takip edememesi” nedeniyle AĐHS’nin 6.  
maddesinin ihlal edildiğine hükmedilen 37., 38. paragrafları3 ve sonuç bölümü ile tutarlı  
değildir.  
Çoğunluk 6. maddenin ihlal edildiğinin tespit edilmesinin ana nedeni olarak açık  
duruma yapılmamasını görürken, yukarıda belirtilen nedenlerden ötürü böyle bir sonuca  
kesinlikle katılmamaktayım.  
2) Kararın 63. paragrafının4, ilan edildiği gibi Savunmacı Devlet’in uygun çözümü  
bulmasına ve Bakanlar Komitesi’nin kararın uygulanmasını denetlemesine yardımcı olma  
amacına hizmet edeceği konusunda izleyen iki nedenden ötürü ciddi üphelerim  
bulunmaktadır.  
2 Bkz bu çevirinin 54. paragrafı  
3 Bkz bu çevirinin 32. ve 33. paragrafları  
4 Bkz bu çevirinin 57. paragrafı  
13  
Bir yanda, Avrupa Cezaevi Kuralları’nın “ulusal hukuk disiplin ilemlerinde izlenecek  
usulleri belirlemelidir” biçiminde belirten 57/2(b) maddesine bulunulan atfı anlamada güçlük  
çekmekteyim. Bu tür usuller, kararın 15. paragrafında5 belirtildiği üzere ulusal seviyede zaten  
belirlenmitir. Bu paragraftan açıkça anlaılan, Avrupa Đꢀkenceyi ve Đnsanlık Dıı veya  
Aağılayıcı Muamele veya Cezaları Önleme Komitesi’nin yasayı incelediği ve disiplin  
ilemlerinde avukatların katılımı ve avukatların müvekkillerinin disiplin dosyalarına eriimi  
olmak üzere yalnız iki hususa iaret ettiğidir. Avrupa Cezaevi Kuralları’na yapılan atfı 59(c)  
maddesi ile sınırlamak muhtemelen Savunmacı Devlet ve Bakanlar Komitesi’ne yardımcı  
olma amacına daha iyi hizmet edecektir.  
Đkinci olarak, 46. maddeyle ilgili bölümde Dickson – Đngiltere Büyük Daire kararına  
atıf yapılma nedeni, sözkonusu davada, AĐHM, AĐHS’nin 46. ya da 41. maddesi çerçevesinde  
Avrupa Cezaevi Kuralları’nın herhangi bir hükmünün benimsenmesinin önerilmesinden  
imtina ettiği için, benim için bir muamma olarak kalmıtır.  
5
Kararın iç hukuk mevzuatına atıfta bulunulan 15. paragrafı öyledir: (1 Ocak 2005 tarihli) Ceza ve Güvenlik  
Tedbirlerinin Đnfazı Hakkında Kanun, cezayı gerektiren fiilleri, bu fiillere ilikin cezaları ve izlenmesi gereken  
usulü belirterek cezaevi disipliniyle ilgili yeni hükümler koymaktadır. Avrupa Đꢀkenceyi ve Đnsanlık Dıı veya  
Aağılayıcı Muamele veya Cezaları Önleme Komitesi, raporlarından birinde (CPT/inf (2008) 13) bu kanunu  
incelemive sözkonusu hükümlerin herhangi bir özel yorum gerektirmediğini belirlemitir. Ancak, Komite,  
disiplin ilemlerinde avukatların katılımı ve bunun sonucu olarak avukatların müvekkillerinin disiplin  
dosyalarına eriimi olmak üzere disiplin usulüne ilikin iki hususa iaret etmitir.. Ayrıca, Komite kanunun  
mevcut hükümlerinin avukatın disiplin ilemlerinde yer almasına izin verip vermediğini sorgulamıtır. Komite,  
bu bağlamda, Avrupa Cezaevi Kuralları’nın 59. maddesine atıfta bulunmutur.  
14