C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
GÜLER - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 49391 / 99)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
10 Ocak 2006  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek  
olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (49391 / 99) bavuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaı Đrfan Güler’in (bavuran) 23 Mayıs 1999 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ  
olduğu bavurudur. Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul  
Barosu avukatlarından H. Bostancı tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Bavuran 1968 doğumlu olup, Santiago de Compostella’da (Đspanya) ikamet etmektedir.  
22 Eylül 1995 tarihinde aralarında bavuranın da yer aldığı Đstanbul Đnsan Hakları  
Derneği’nden bir heyet Buca Cezaevinde meydana gelen olaylarda yaamını yitiren üç  
mahkumun ölümü konusunda bilgi almak için buraya bir ziyarette bulunmutur.  
Heyetin Cezaevi bekleme salonunda bekletildiği sırada,i nsan hakları platformundan ve  
mahkum yakınlarından oluan kalabalık grup cezaevi önünde basın açıklaması yapmak  
istemitir. Bu kiiler ile polisler arasında sürtüme yaanmıve bavuran bu esnada  
yaralanmıtır.  
Bu olayda içinde bavuranın da bulunduğu on biri avukat elli üç kii yakalanmıtır.  
Cumhuriyet Savcısı’nın hazırladığı ve avukatların yalnızca kimlik bilgilerinin teyit edileceği,  
tutuklanmayacağını belirten tutanak cezaevi müdürlüğüne gönderilmitir.  
Aynı gün saat 15.20’de Đzmir Devlet Hastanesi acil servisine gönderilen bavuranın kırılan  
küçük el parmağı alçıya alınmı, vücudunun çeitli bölgelerinde ezik ve ekimozlara  
rastlanıldığı rapor edilmitir.  
Bavuran sağlık kontrolünden geçmek üzere daha sonra Đzmir Adli Tıp Kurumu’na sevk  
edilmi, kendisine burada da benzer tehisler konulmutur.  
Aynı gün saat 20.50’de Cumhuriyet Savcısı bavuranın da bulunduğu elli üç kiiyi 2911 sayılı  
Toplantı ve Gösteri Yürüyüleri Kanunu uyarınca suç ilemekle itham etmi, aynı Kanun’un  
32. maddesi uyarınca izinsiz gösteri yapmakla mahkumiyetlerini istemitir.  
23 Eylül 1995 tarihinde Asliye Ceza Mahkemesi sanıkların ifadelerini dinlemitir. Bu  
durumada ayrıca yaralı polisler mağdur sıfatıyla dinlenmitir. Bavuran, ifadesinde diğer  
hususlar meyanında, parmağının olaydan sonra bindirildiği araçta, sivil giyimli bir polis  
tarafından kırıldığını, görevlinin bundan önce kendisine “parmağını kıracağım” dediğini  
söylemitir.  
Mahkeme ayrıca, Cumhuriyet Savcılığı’ndan bavuranın yakalanmasından sorumlu polislerin  
kimliklerinin tespitini ve haklarında kötü muamelede bulunmaktan soruturma açılmasını  
istemitir.  
Asliye Ceza Mahkemesi 26 Nisan 1996 tarihinde ilgili yasal hükümler uyarınca suç  
kapsamına girmeyen elli üç sanığın beratına karar vermi, delil yokluğundan bu karar nihai  
hale gelmitir.  
2
Bavuran 7 Kasım 1995 tarihinde Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmitir.  
Bavuran kötü muamele iddialarını tekrarlayarak ikayetçi olmutur.  
Cumhuriyet Savcısı 19 Mart 1996 tarihinde üç polis memurunu ve bir bakomiseri makul  
sınırları ama ve zor kullanma suçu ile itham etmitir.  
8 Nisan 1996 tarihinde Đzmir Asliye Ceza Mahkemesi önünde devam eden dava Beyoğlu  
Asliye Ceza Mahkemesindeki davayla birletirilmi, durumada bavuran istinabe yoluyla  
dinlenmitir.  
9 Haziran 1997 tarihinde Cumhuriyet Savcısı esas hakkındaki görülerinde bavuranın  
yaralanmasına neden oldukları tespit edilen polislerin delil yetersizliğinden serbest  
bırakılmasını istemitir.  
Bu duruma sırasında Asliye Ceza Mahkemesi soruturma balatılan polislerin delil  
yetersizliğinden serbest bırakılmalarına karar vermitir.  
Bavuran bu kararın bozulması talebiyle 25 Haziran 1997 tarihinde temyiz bavurusunda  
bulunmutur.  
Yargıtay 25 Kasım 1998 tarihinde bavuranın talebini reddederek Đlk derece mahkemesinin  
kararını onamıtır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, yakalanması sırasında uygulanan kötü muameleden ikayetçi olmakta ve AĐHS’nin  
3. maddesini ileri sürmektedir.  
Hükümet, 21 Eylül 1995 tarihinde meydana gelen olayların kalabalık grubun polise talar ve  
sandalye atarak saldırdığı bir ayaklanma oluturduğunu ve herkes için tehlike oluturan  
kalabalık grubun dağıtılması için kullanılan gücün yerinde olduğunu savunmaktadır.  
Buca cezaevindeki durum ve cezaevi dıında meydana gelen son derece ciddi olaylar dikkate  
alındığında orantılı güç kullanımı gereklilik arz etmitir.  
AĐHM dile getirilen soruları dava dosyasında yer alan unsurlar, özellikle Hükümet tarafından  
adli soruturmaya değin sunulan belgeler ve tarafların görüleri ıığında inceleyecektir.  
Bu bağlamda, AĐHS’nin 3. maddesinin alanına girmesi için kötü muamelelerin asgari bir  
ciddiyet seviyesine ulaması gerekmektedir. Asgari seviye hakkında yapılacak değerlendirme  
özü bakımından görecelidir; bu değerlendirme davaya özgü koulların tümüne bağlıdır. Bir  
kimse özgürlüğünden yoksun bırakıldığında veya genel olarak güvenlik güçlerine bağlı  
görevlilerle karı karıya kaldığında, davranıları fiziksel güce bavurmayı gerektirmese bile  
kendisine fiziksel güç kullanılması, insan onuruna zarar vermekte ve prensip olarak 3.  
maddenin güvence altına aldığı hakkın ihlalini oluturmaktadır (Özellikle 9 Haziran 1998  
3
tarihli Tekin-Türkiye kararı, 1998-IV, §§ 52 ve 53 ve Labita Đtalya, no: 26772/95, § 120,  
2000-IV).  
AĐHM, sözkonusu olayları müteakiben hazırlanan Adli Tıp raporlarında bavuranda birçok  
yaralanma ve ekimozlara rastlanıldığını hatırlatmaktadır.  
Hükümet, bu yaralanmalara güvenlik güçlerinin yol açtığı tespitine karı çıkmamakta, fakat  
bunların Buca cezaevi önünde bulunan kalabalığı dağıtmak, tüm takın fiillerden kaçınmak  
amacıyla meru güç kullanımı sonucu olutuğunu ifade etmektedir.  
O halde AĐHM’ye düen, mevcut durumda kullanılan gücün orantılı olup olmadığını  
bilmektir. Bu bağlamda AĐHM, meydana gelen yaralanmalara ve olaylara özgü koullara  
büyük önem vermektedir (Bkz. R.L. ve M-J.D.-Fransa kararı, no: 44568/98, § 68, 19 Mayıs  
2004).  
Bu bavuruda AĐHM, Adli Tıp uzman raporunun bavuranın yaralanmalarının ciddiyeti ve  
sağlık durumu ıığında on begün igöremez raporu verdiği ve iyilemesi için kırk begün  
gerektiği sonucuna vardığı tespitinde bulunmaktadır.  
AĐHM’ye göre bavuranın yasadıı olarak bir araya gelen kalabalıkta taraf tuttuğu ve güvenlik  
güçlerinin müdahalesine direndiği farz edilse dahi, dava dosyasında yer alan hiçbir delil bu  
denli yoğun ve iddetli bir güç kullanımının gerekli olduğunu kanıtlamamaktadır. AĐHM  
nezdinde kalabalığın dağıtılması bavuranın yüzüne ve baına gelen darpların ciddiyetini,  
vücudunda yer alan çeitli ekimozları, köprücük kemiğinin ve küçük parmak kemiğinin  
çatlamasını açıklamaya yetmemektedir.  
AĐHM, Hükümetin bavuranın parmağının nasıl kırıldığına ilikin hiçbir açıklama  
yapmağını not etmektedir.  
Yapılan değerlendirmeler ıığında AĐHM, yukarıda sözü edilen ve bavurana uygulanan güç  
kullanımının yasadıı kabul edilen grubun dağıtılması gibi öngörülen bir amaç dahi olsa kesin  
olarak gerekli olmadığı kanısındadır. Üstelik bavuranın küçük parmağının çatlamasına, ciddi  
pek çok yaralanmaların olumasına ilikin makul açıklamaların yapılmaması, polislerin  
ilgilinin tutumu nedeniyle güç kullandıklarına karılık verdikleri anlamına gelmemektedir  
(Bkz. Zülcihan ahin ve diğerleri-Türkiye kararı, no: 53147/99, § 54, 3 ubat 2005).  
Bu nedenle AĐHS’nin 3. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran iddialarını iç hukukta dile getirecek etkili bir bavuru yolu bulunmadığından  
ikayetçi olmakta ve AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedir.  
Hükümet, bavuranın istifade edebileceği birçok tazmin yolunun bulunduğu cihetle  
iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu savunmakta, bu çerçevede ikayet konusu olayların  
faillerinin tespiti amacıyla ulusal ceza yargısının inisiyatifinde özenli soruturmaların  
yürütülğünün altını çizmektedir.  
4
Hükümet, soruturmaların büyük bir titizlikle sürdürüldüğünü, ikayetçi taraflarla birlikte  
polislerin ifadelerinin alındığını, bavuranın müdahil olarak bu sürece dahil olduğunu ve  
yetkili merciler karısında iddialarını dile getirme olanağını elde ettiğini belirtmektedir.  
Bavuran, sorumlu polisleri koruyarak dava dosyası hakkında muhakemenin men’i kararı  
verdikleri iddiasıyla ulusal yetkililerin taraflı olduğunu iddia etmektedir.  
AĐHM, mahkemenin bu yöndeki yerleik içtihadını hatırlatarak buna göre 13. maddenin 3.  
maddeye aykırı muamelelerden sorumlu kiilerin bulunmasına ve cezalandırılmasına  
götürecek derinlemesine soruturmayı, etkili bavuruyu ve gerektiğinde tazminatı zorunlu  
kıldığını hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Anguelova-Bulgaristan kararı, no:  
38361/97, § 161, AĐHM 2002-IV). Bu çerçevede, soruturma kapsamını yavalatacak her  
türlü eksiklik davaya neden olan olayları ve sorumlularını tespit etmede istenilen düzeye  
eriilmesini engelleyecektir (Bkz. Kelly ve diğerleri-Đngiltere, no: 30054/96, §§ 96-97, 4  
Mayıs 2001 ve sözü edilen Anguelova kararı, §§ 139 ve 144).  
Mevcut bavuruda AĐHM, yetkili merciler tarafından bir ceza soruturmasının yürütüldüğü  
tespitinde bulunmakta, bununla birlikte bu soruturmanın «etkili» olup olmadığının  
incelenmesi gerektiğini kaydetmektedir.  
Bu çerçevede AĐHM, bavuran tarafından polis memurları hakkında yapılan ikayetin amirler  
hakkında men-i muhakeme kararı ile sonuçlandığını, iç hukuktaki yargılama sürecinde yalnız  
olay yeri tutanaklarında adı geçen dört güvenlik görevlisinin itham edildiğini, bunların da  
beraat ettiklerini hatırlatmaktadır.  
Üstelik, bavuranın parmağının kırılmasına neden olduğunu ileri sürğü olayları teyit ederek  
veya bu iddiaları çürütecek hiçbir özel aratırma yapılmamı, ilgilinin bu konudaki iddialarına  
karı sessiz kalınmıtır. AĐHM, Hükümetin « soruturmaların titizlikle yürütüldüğü»  
savunmasını kabul edememektedir.  
AĐHM ayrıca, Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararında bavuranın yaralarının ciddiyetine  
rağmen güç kullanımının orantılılığı hakkında bir kayda yer vermediğini, oysa ulusal  
mercilerin bu yaralanmalar hakkında güvenlik güçlerinin aırı güç kullanıp kullanmadıklarını  
tespit etmiolmaları gerektiğini hatırlatmaktadır.  
Ulusal yetkililerin sözkonusu olaylar sırasında bavurana vuran ve naklini gerçekletiren  
polislerin kimliklerinin tespitinde eksikliklerinin bulunması dikkate alındığında AĐHM, ulusal  
merciler tarafından sürdürülen soruturmaların ilgiliye uygulanan muamelelerden sorumlu  
kiilerin kimliklerinin ifa edilmesi, cezalandırılması ve bavuranın tazmini konusunda etkili  
ve yerinde olmadığını değerlendirmektedir.  
Bu nedenle AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
A. Tazminat  
Bavuran 20.000 Euro manevi, 3027,24 Euro maddi tazminat talep etmektedir.  
5
Hükümet bu miktarlara karı çıkmıtır.  
AĐHM, bavuranın yaralarının ciddiyeti ve özellikle igöremezlik raporları ıığında  
bavurana maddi ve manevi zarar için 10.000 Euro ödenmesini kararlatırmıtır.  
C. Masraf ve harcamalar  
Bavuran, iç hukukta yapmıolduğu yargı masrafları için 182 Euro, avukatlık gideri için 947  
Euro ve AĐHM nezdinde yaptığı harcamalar için 4423,50 Euro talep etmekte, bu yönde  
Đstanbul Barosu’nun avukatlık ücret tarifesini ve harcamalara ilikin ödeme makbuzları  
sunmaktadır.  
AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca masraf ve harcamalar için gerçekliği ve gerekliliği  
ispat edilmimakul miktarların ödendiğini hatırlatmaktadır. Ayrıca yargı giderleri yalnızca  
tespit edilen ihlalle bağlantılı oldukları ölçüde istirdat edilebilmektedir (Bkz. Beyeler-Đtalya  
kararı (dostane çözüm), no: 33202/96, § 27, 28 Mayıs 2002).  
Bavuranın bazı kanıtlayıcı belgeler sunmuolması ıığında AĐHM, hakkaniyete uygun olarak  
kendisine 2.500 Euro ödenmesine karar vermitir.  
D. Gecikme Faizi  
Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına 3 puan eklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin  
bavurana:  
i.  
manevi ve maddi zarar için 10.000 (on bin) Euro;  
ii.  
iii.  
masraf ve harcamalar için 2.500 (iki bin beyüz) Euro ödemesine;  
belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez  
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eit oranda basit faizin  
uygulanmasına;  
4. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
6
KARAR VERMĐꢀTĐR  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 10 Ocak 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
7