CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
GÜLÇER ve ASLIM -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:19914/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
16 Haziran 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (19914/03) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaları) Mehmet Tahir Güçler ve Kasım Aslım’ın (bavuranlar) Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne 2 Nisan 2003 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına  
ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ  
oldukları bavurudur.  
Bavuranlar, Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Özbekli tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
26 Mart 2000 tarihinde, bavuranlar yakalanmıve gözaltına alınmıtır. 21 Mart 2002 tarihli  
bir kararla Devlet Güvenlik Mahkemesi, silahlı bir örgüt olan Hizbullah’a üye olmaktan  
bavuranları hapis cezasına mahkum etmitir. Mahkeme, kararını verirken, diğerleri  
meyanında bavuranların gözaltı sırasında polis tarafından alınan ifadelerini de dikkate  
almıtır. 7 Ekim 2002 tarihli bir kararla, Yargıtay, Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın yazılı  
görüü bavuranlara tebliğ edilmeden itiraz edilen kararı onamıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, gözaltı sırasında avukat yardımından faydalanamamaktan ikayetçidirler. Ayrıca  
bavuranlar, Yargıtay Basavcısı’nın görüünün tebliğ edilmemesinden de ikayetçidirler.  
AĐHM, sözkonusu ikayetlerin AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ve 3. paragrafının c)  
bendi kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatindedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet’e göre, Devlet Güvenlik Mahkemesi ve Yargıtay önündeki yargılama sırasında  
avukat tarafından temsil edilmeleri nedeniyle bavuranların adil yargılanma hakkı ihlal  
edilmemitir.  
AĐHM, Salduz kararında bu konuyu inceleme imkanı bulduğunu hatırlatmaktadır. Đꢀbu dava  
çerçevesinde hiçbir ey sözkonusu karardan farklı hareket etmeyi gerekli kılmamaktadır.  
Ayrıca Hükümet, yakalanma tutanaklarına göre bavuranların avukat yardımından yararlanma  
isteklerini beyan etmediklerini savunmaktadır.  
AĐHM, 18 Kasım 1992 tarihli 3842 sayılı yasanın 31. maddesi uyarınca Devlet Güvenlik  
Mahkemeleri’nin yetki alanına giren suçları ilemekle suçlanan kiilerin gözaltında avukat  
yardımı haklarının bulunmadığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, ilgili haktan yararlanma  
yasal olarak imkansızdır.  
Bu gerekçelerden dolayı, AĐHM, Hükümet’in iddialarını reddetmektedir. AĐHM, bavuruya  
ilikin olarak hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi tespit edememektedir. Dolayısıyla bavuru  
kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
AĐHM, bavuranların sunmuolduğu ikayete benzer ikayetleri daha önce incelediğini ve  
Yargıtay Basavcısı’nın görüünün tebliğ edilmemesi nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin  
(sözü edilen Göç) ve bavuranların gözaltı sırasında avukat yardımından yoksun  
bırakılmalarına ilikin olarak AĐHS’nin 6/3 c) maddesinin (sözü edilen Salduz) ihlal edildiği  
sonucuna ulağını hatırlatmaktadır. AĐHM, ibu davayı incelemive mevcut davada  
Hükümet’in farklı bir sonuca ulamak için ikna edici hiçbir tespit ve argüman sunmadığına  
kanaat getirmitir.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 6/1 ve 6/3 c) maddesi ihlal edilmitir.  
AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanmasına ilikin olarak, bavuranlar, maruz kaldıkları maddi  
ve manevi zarar için 40.000 Euro talep etmektedirler. Yargılama masraf ve giderlerine ilikin  
olarak ise bavuranlar hiçbir talepte bulunmamaktadırlar.  
AĐHM, tespit edilen ihlalle ileri sürülen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görememekte  
ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Manevi tazminata ilikin olarak ise AĐHM, bavuranların  
her birine 1.000 Euro yani toplamda 2.000 Euro ödenmesi gerektiği kanaatindedir.  
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı  
orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ve 3. paragrafının c) bendinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü  
vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından bavuranların her birine 1.000  
Euro manevi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Fransızca olarak hazırlanan ibu karar,16 Haziran 2009 tarihinde Strazburg’da Đnsan Hakları  
Mahkemesi’nde karara bağlanmıtır.