CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
GÜLBAHAR ve TUT -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:24468/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
24 ubat 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (24468/03) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaları) sırasıyla 1973 ve 1972 doğumlu olan Süleyman Gülbahar ve Hüseyin Tut’un  
(bavuranlar) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 24 Temmuz 2003 tarihinde Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) Temel Đnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi  
uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuranlar, Đstanbul Barosu avukatlarından G. Tuncer tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
27 Temmuz 1995 tarihinde, terörle mücadele çerçevesinde yürütülen operasyonlar sırasında  
bavuranlar, Đstanbul polisi tarafından yasadıı silah bulundurmaktan yakalanmılardır. 9  
Ağustos 1995 tarihinde, Đstanbul 3 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi  
bavuranların tutuklanmasına karar vermitir. 21 Eylül 1995 tarihli iddianame ile Devlet  
Güvenlik Mahkemesi Savcısı yasadıı örgüt adına cinayet, silahlı saldırı ve patlayıcı  
kullanmak gibi terör eylemlerinde bulunmaktan dört sanıkla birlikte bavuranların  
mahkumiyetini talep etmitir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, her iki bavuran için üç ayda bir durumalar gerçekletirmitir.  
Mahkeme, atılı suçların niteliği ve kanıtların durumunu göz önüne alarak her seferinde  
bavuranların tutukluluk halinin devamına karar vermitir. 9 Ekim 2001 tarihinde, Đstanbul 4  
No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, sağlık durumu nedeniyle Gülbahar’ın serbest  
bırakılmasına karar vermitir. Gülbahar izleyen durumaların hiçbirine katılmamıtır.  
Hükümet, bavuranların ve avukatlarının ondan fazla durumada hazır bulunmadığını ifade  
etmektedir.  
12 Mart 2003 tarihinde gerçekletirilen 41. duruma sırasında Devlet Güvenlik Mahkemesi,  
Devletin anayasal düzenine saldırıda bulunmaktan bavuranları ömür boyu hapse mahkum  
etmitir. Ancak 21 Ekim 2003 tarihinde sözkonusu karar, usul hatası nedeniyle Yargıtay  
tarafından bozulmutur.  
21 Ekim 2005 tarihinde de tutuklu bulunduğu süre göz önüne alınarak Tut serbest  
bırakıltır. 30 Haziran 2004 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılmasıyla  
dava Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye balanmıolup halen derdesttir.  
HUKUK  
Bavuranlar, AĐHS’nin 6/1 maddesi kapsamında haklarında açılan dava süresinin  
uzunluğundan ikayetçilerdir. Bavuranlar, AĐHS’nin 6/3 maddesine atıfta bulunarak,  
gözaltında bulundukları süre esnasında avukat yardımından faydalanmamaları nedeniyle de  
ikayetçi olmaktadırlar. Ayrıca Tut, tutukluluk süresinin çok uzun olmasından ikayetçi  
olmakta ve AĐHS’nin 5/3 maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet, dava halen derdest olduğundan iç hukuk yollarının tüketilmediği kanaatindedir.  
Hükümet ayrıca, iç hukuk yollarının etkisiz olduğuna kanaat getirildiği takdirde, altı ay  
2
kuralına riayet edilmediği itirazında bulunmaktadır. Son olarak Hükümet, bavuranların esasa  
ilikin itirazlarına karı çıkmaktadır.  
AĐHM, daha önce benzer ikayet ve görüleri incelediğini hatırlatmaktadır (bkz, örneğin,  
E.K.-Türkiye, bavuru no: 28496/95, 28 Kasım 2000 ve Yücel-Türkiye (no:2), bavuru no:  
31152/04, 8 Nisan 2008). Mevcut davada AĐHM, yukarıda sözü edilen davalarda ulağı  
sonuçlardan farklı bir sonuca ulamak için hiçbir neden görememektedir. AĐHS’nin 35.  
maddesinde belirtilen kabuledilemezliğe ilikin hiçbir gerekçe tespit edemeyen AĐHM,  
sözkonusu ikayetlerin kabuledilebilir nitelikte olduğunu beyan etmektedir.  
AĐHS’nin 6/1 maddesinde ileri sürülen ihlale ilikin olarak ise, dikkate alınacak süre 27  
Temmuz 1995 tarihinde balamaktadır. AĐHM’nin elindeki unsurlara göre ulusal mahkemeler  
önünde halen derdest olan dava iki dereceli mahkemede üç kere görülerek yaklaık on üç yıl  
altı ay sürmütür.  
AĐHM, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan davaları incelemive konuya ilikin  
yerleik içtihadından çıkan kriterleri göz önüne alarak “makul süre” gerekliliğine riayet  
edilmediğini tespit etmitir (bkz, diğerleri arasından, Frydlender-Fransa, bavuru no:  
30979/96).  
Bavuranlar ve avukatları tarafından yinelenen eksiklikler ile ilenen suçların karmaıklığını  
göz önüne alarak mevcut davada farklı bir sonuca ulamak için hiçbir neden göremeyen  
AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.  
Bavuranların gözaltı sırasında avukat yardımından yoksun kalmalarına ilikin AĐHS’nin 6/3  
c) maddesi ile ilgili olarak AĐHM, Salduz-Türkiye (bavuru no: 36391/02, 27 Kasım 2008)  
kararına atıfta bulunmakta ve aynı gerekçelerle sözkonusu hükmün ihlal edildiğini tespit  
etmektedir.  
Bavuranın ikayetçi olduğu tutukluluk yaklaık dokuz yıl on ay sürmütür. AĐHM, benzer  
davaları incelemive bu kadar süre tutuklu tutulmanın AĐHS’nin 5/3 maddesini ihlal ettiğine  
kanaat getirmitir (bkz, Dereci-Türkiye, bavuru no: 77845/01, 24 Mayıs 2005 ve Taciroğlu-  
Türkiye, bavuru no: 25324/02, 2 ubat 2006). Hükümetin sözkonusu sonuçlardan farklı  
sonuçlara ulatıracak hiçbir tespit ve argüman sunmamasından dolayı AĐHM, Tut açısından  
AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulamaktadır.  
AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanmasına ilikin olarak ise bavuranlar maruz kaldıkları  
manevi zarar için sırasıyla 25.000 ve 40.000 Euro talep etmektedirler. Hükümet, AĐHM’ye  
sözkonusu talepleri reddetme çağrısında bulunmaktadır.  
Bavuranların belli bir manevi zarara uğramalarından dolayı AĐHM, hakkaniyete uygun  
olarak Gülbahar’a 7000 Euro ve Tut’a 13.000 Euro manevi tazminat ödenmesine  
hükmetmektedir.  
Bavuranlar, yaklaık 6.500 Euro avukatlık ücretine ve 200 Euro masraflara tekabül eden  
miktarı talep etmektedirler. Belgelendirilmediğini göz önüne alan AĐHM, masraflara ilikin  
talepleri reddetmektedir. Buna karın, avukatlık ücreti ile ilgili taleplere ilikin olarak, AĐHM,  
bavuranların avukatı tarafından iletilen çalıma tablosunu göz önüne almakta ve hakkaniyete  
uygun olarak bavuranlara 1.000 Euro ödenmesine hükmetmektedir.  
3
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE;  
1. Bavurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6/3 c) maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Bavuran Hüseyin Tut açısından AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;  
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet  
tarafından aağıdaki miktarların ödenmesine:  
(i)her türlü vergiden muaf tutularak Süleyman Gülbahar’a 7.000 Euro (yedi bin Euro)  
manevi tazminat;  
(ii)her türlü vergiden muaf tutularak Hüseyin Tut’a 13.000 Euro (on üç bin Euro)  
manevi tazminat  
(iii)her türlü vergiden muaf tutularak avukatlık ücreti için bavuranlara ortaklaa  
olarak 1.000 Euro (bin Euro).  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 24 ubat 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
4