C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
GÜLABĐ ASLAN - TÜRKĐYE DAVASI  
(Başvuru no: 36838/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
16 Haziran 2009  
Đşbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, şekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
T.C. vatandaşı Gülabi Aslan (başvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 13 Kasım  
2003 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin  
(Avrupa Đnsan Hakları Sözleşmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 36838/03 numaralı  
başvuru sonucu bu dava görülmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuran 1975 doğumludur.  
Başvuran 6 Mayıs 2001 tarihinde, Đzmir Emniyet Müdürlüğü polisleri tarafından yakalanarak  
gözaltına alınmıştır. Başvuran yasadışı örgüt PKK mensubu olmakla ve bir emlak bürosuna el  
bombalı saldırı düzenlemekle suçlanmıştır.  
Başvuran gözaltı sırasında avukat yardımından yararlanmamıştır.  
Başvuran gözaltı sırasında verdiği ifadesinde, yapılan olay yeri incelemesi ve diğer sanıklarla  
yüzleştirilmesi sırasında itiraflarda bulunmuş, PKK mensubu olduğunu ve bir emlak bürosuna  
bombalı saldırı düzenlediğini kabul etmiştir. Başvuran sözkonusu örgüt bünyesinde katıldığı  
eylemlerin ayrıntılarını polise bildirmiştir.  
Başvuran 7 Mayıs 2001 tarihinde Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet  
Savcısı tarafından dinlenmiş ve polislere vermiş olduğu ifadesini doğrulamıştır. Başvuran  
kandırılğını ve yaptıklarından pişmanlık duyduğunu söylemiştir. Başvuran aynı gün DGM  
nöbetçi hakimi karşısına çıkarılmış, hakim karşısında da savcıya vermiş olduğu ifadesini  
yinelemiştir. Hakim başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.  
DGM 11 Mayıs 2001 tarihinde başvuranın serbest bırakılma talebini reddetmiş ve  
tutukluluğun devamına karar vermiştir.  
Cumhuriyet savcısı 22 Mayıs 2001 tarihli bir iddianame ile TCK’nın 169. ve 3713 sayılı  
Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi gereğince yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık  
etmek suçundan diğer iki kişi ile birlikte başvuranın mahkumiyetini talep etmiştir.  
12 Temmuz 2001 tarihli duruşmada başvuran avukatı tarafından temsil edilmiş, hakkında  
yapılan tüm iddiaları yalanlayarak gözaltında kötü muamele gördüğünü ileri sürmüştür.  
Hakimler bunun üzerine başvuranın savcı ve nöbetçi hakim karşısında vermiş olduğu ve  
birbiriyle uyuşan ifadelerini okumuşlardır. Başvuran bu beyanları verdiğini kabul etmiş ve  
kendisine yardımcı olan bir polis memurunun altı ay içinde serbest bırakılması için birbirini  
tekrar eden ifadeler vermesi yönünde telkinde bulunduğunu açıklamıştır.  
DGM, 13 Kasım 2001 tarihli bir karar ile başvuranı hakkında yapılan ithamlardan suçlu  
bulmuş ve başvuranı TCK’nın 169. maddesi gereğince silahlı bir örgüte yardım ve yataklık  
etmek suçundan üç yıl dokuz ay ve emlak bürosuna el bombası atılması olayına karışmaktan  
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesine dayalı olarak beş yıl altı ay yirmi gün  
hapis cezasına çarptırmıştır.  
2
Başvuran bu karara karşı temyize gitmiştir.  
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 30 Ocak 2002 tarihinde davanın esası hakkındaki görüşlerini  
sunmuş ve ilk derece mahkemesinin kararının onanması yönünde görüş bildirmiştir. Bu görüş  
başvurana tebliğ edilmemiştir.  
Yargıtay 18 Nisan 2002’de kararı bozmuş ve isnat edilen suçların TCK’nın 168/2 maddesi  
uyarınca, silahlı bir örgüte yardım ve yataklık etmek değil bu örgütün bir «üyesi» olmak  
kapsamına girdiğini ifade etmiştir.  
DGM 27 Ağustos 2002 tarihinde Yargıtay’ın kararına uygun olarak TCK’nın 168/2  
maddesinin uygulanmasına istinaden başvuranı aynı cezalara çarptırmıştır.  
Başvuran 28 Ağustos 2002 tarihinde temyize gitmiştir.  
Yargıtay 9. Ceza Dairesi Cumhuriyet Başsavcısı, 16 Ekim 2002 tarihinde davanın esası  
hakkındaki mütalaasını sunmuştur. Savcı ilk derece mahkemesinde yürütülen süreç ile ilgili,  
delillerin elde edilmesi ve değerlendirilmesi göz önüne alındığında bu mahkemece yürütülen  
yargılamanın yürürlükte bulunan usul ve esaslara uygun olduğu ve temyiz başvurusunun  
reddedilmesi ve ilk derece mahkemesinin kararının onanması yönünde görüş bildirmiştir. Bu  
görüş başvurana tebliğ edilmemiştir.  
19 Aralık 2002 tarihinde Yargıtay, ilk derece mahkemesinin cezai yargılamada TCK’nın 264.  
maddesince cezanın süresini tespit ederken hata yaptığı gerekçesiyle 27 Ağustos 2002 tarihli  
kararını bozmuş ve kararı DGM’ye geri göndermiştir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi 18 Mart 2003 tarihinde başvuranı yasadışı silahlı bir örgütün  
mensubu olmak suçundan üç yıl dokuz ay ve bir emlak bürosuna el bombalı saldırı  
düzenlemek suçundan dört yıl iki ay hapis cezasına çarptırmıştır. Mahkeme kararının  
gerekçesinde bilhassa başvuranın gözaltında, cumhuriyet savcısı ve DGM nöbetçi hakimi  
karşısında vermiş olduğu ve birbiriyle uyuşan ifadelerine atıfta bulunulmuştur. Hakimler  
ayrıca başvuranın verdiği beyanları, olay yeri incelemelerini ve başvuranın diğer sanıklarla  
yüzleştirilmesini dikkate almışlardır.  
Başvuran 3 Haziran 2003 tarihinde temyize gitmiş, özellikle Yargıtay 9. Ceza Dairesindeki  
hakimlerin oluşumuna itiraz etmiştir.  
Yargıtay 26 Haziran 2003 tarihinde bu talebi reddetmiştir.  
Yargıtay 3 Temmuz 2003 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.  
Türk Ceza Kanunu’nda reforma gidilmesini öngören 1 Haziran 2005 tarih ve 5237 sayılı  
Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı  
başvuranın mahkumiyetinin uyarlanmasını istemiştir.  
Ağır ceza mahkemesi 14 Haziran 2005 tarihli bir karar ile başvuranın cezalarını, silahlı bir  
örgütün mensubu olmak suçundan üç yıl dokuz ay ve emlak bürosuna saldırı düzenlemekten  
beş ay hapis olarak tespit etmiştir.  
3
3 Mayıs 2006 tarihinde Yargıtay yasal dayanağı olmadığı gerekçesiyle 14 Haziran 2005  
tarihli kararı bozmuştur.  
31 Mayıs 2006 tarihinde ağır ceza mahkemesi başvuran hakkındaki cezaları yinelemiştir.  
10 Ağustos 2006’da başvuran 31 Mayıs 2006 tarihli karara karşı temyize gitmiştir.  
11 Şubat 2008 tarihinde Yargıtay 9. Ceza Dairesi Cumhuriyet Başsavcısı temyiz başvurunun  
kabul edilmesi ve ilk derece mahkemesinin kararının bozulması yönündeki görüşlerini  
bildirmiştir. Bu görüş başvurana tebliğ edilmiştir.  
Tarafların sunmuş oldukları bilgilere göre dava Yargıtay önünde halen derdesttir.  
HUKUK  
AĐHS’nin 6/3 maddesinin c) fıkrasına atıfta bulunan başvuran ön soruşturma kapsamında  
avukat yardımından yararlanamadığından şikayetçidir. Başvuran savunma haklarının ihlal  
edildiğini ileri sürmektedir.  
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Hükümet ayrıca  
AĐHM’nin iç hukuk yollarının etkisiz olduğu sonucuna varması halinde, altı ay kuralına riayet  
edilmediği itirazını yapmaktadır. Hükümet başvuranın esas hakkındaki iddialarına karşı  
çıkmakta, bu bağlamda ilgili diğer kanıt unsurları ile desteklenmediği takdirde Türk  
Hukuku’nda gözaltında verilen ifadelerin dikkate alınmadığını ifade etmektedir. Hükümet bu  
noktada, bilhassa başvuranın polise vermiş olduğu ifadelerin savcı ve Devlet Güvenlik  
Mahkemesi nöbetçi hakimi karşısında verdikleri ile örtüşğünü dile getirmektedir. Hükümet  
bir davanın hakkaniyete uygun olarak gerçekleşip gerçekleşmediğini anlamak için dava  
sürecinin bütününü değerlendirmek gerektiğini, ön soruşturma kapsamında başvuranın avukat  
bulundurma hakkına getirilen sınırlamanın, ilgilinin AĐHS’nin 6. maddesi ile güvence altına  
alınan adil yargılanma hakkına halel getirmediğini belirtmektedir. Hükümete göre başvuranın  
Đzmir DGM’deki yargısı boyunca ve Yargıtay önünde bir avukat aracılığıyla temsil edilmesi  
ölçüsünde adı geçenin hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ihlal edilmemiştir.  
AĐHM, Yargıtay’ın 3 Temmuz 2003 tarihli kararının AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca iç  
hukukta nihai kararı oluşturduğunu kaydetmektedir. AĐHM bu bağlamda, yerleşik içtihadını  
dikkate alarak 5237 sayılı Kanun uyarınca cezaların adapte edilmesinin başvuranın şikayet  
ettiği hususları telafi edecek bir yapıda olmadığını dile getirmektedir (Bkz. mutatis mutandis  
Kartal ve Kızıldağ-Türkiye no: 59641/00, 8 Nisan 2008 ve Yayan-Türkiye kararı no: 9043/03,  
27 Kasım 2007). AĐHM başvuranın iç hukuktaki nihai kararın ardından altı ay kuralına uygun  
olarak 13 Kasım 2003 tarihinde başvurusunu yaptığını not etmektedir. AĐHS’nin 35.  
maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden  
AĐHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit  
eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.  
AĐHM davanın esasına ilişkin, Salduz-Türkiye kararı no: 36391/02, 27 Kasım 2008) kararına  
atıfta bulunmakta ve aynı gerekçelere dayalı olarak AĐHS’nin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak  
6/3 maddesinin c) fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
4
AĐHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunan başvuran, kanıtların değerlendirilmesini ve mahkeme  
kararını şikayet konusu etmektedir. Mahkemelerin oluşumundan şikayetçi olan başvuran, bu  
çerçevede  
kendisini  
yargılayan  
DGM’nin  
tarafsız  
bir  
mahkeme  
olarak  
nitelendirilemeyeceğini, zira Yargıtay’ın bozma kararı verdiği mahkeme kararını veren  
heyette yer alan hakimlerin bir kısmının yeniden görülen davada da mahkeme heyetinde yer  
aldıklarını öne sürmektedir. Başvuran aynı şekilde davasına bakan Yargıtay 9. ceza dairesinin  
oluşumunun her temyiz başvurusunda değişmesi gerektiğini iddia etmektedir. Başvuran son  
olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının temyizine gidilen davaların esası hakkındaki- 30  
Ocak ve 16 Ekim 2002 tarihli- görüşlerinin kendisine tebliğ edilmemesinden dolayı yanıt  
verme olanağının olmayışı nedeniyle Yargıtay önündeki sürecin hakkaniyete uygun  
gerçekleşmediğinden şikayetçidir.  
Başvuran tarafından öne sürülen bu şikayetleri inceleyen AĐHM, AĐHS ile güvence altına  
alınan hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir ihlalin oluşmadığı sonucuna varmaktadır.  
Dayanaktan yoksun bulunan bu şikayetlerin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. maddelerine  
uygun olarak reddedilmesi gerekir.  
Geriye AĐHS’nin 41. maddesinin incelenmesi kalmaktadır. Başvuran 5.000 Euro manevi  
tazminat talep etmektedir. Başvuran yargılama masraf ve giderlerine ilişkin, fotokopi ücreti  
için 200 Euro, posta giderleri için 8,30 YTL (yaklaşık 4 Euro) ve avukatlık ücreti için 3.000  
YTL (yaklaşık 1.595 Euro) talep etmektedir. Başvuran kanıtlayıcı belge niteliğinde posta  
gider makbuzu ila avukatlık ücretine dair faturayı sunmaktadır.  
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.  
AĐHM hakkaniyete uygun olarak başvurana 1.000 Euro manevi tazminat ödenmesini  
kararlaştırmaktadır.  
AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşğında, ilke olarak en uygun  
telafi yolunun, başvuran için, sözkonusu hükmün gerekleri yerine getirilmiş olsaydı  
başvuranın içinde bulunacağı duruma olabildiğince tekabül eden bir durum yaratmak olduğu  
kanaatindedir (Bkz. sözü edilen Salduz, Teteriny-Rusya no: 11931/03, 30 Haziran 2005,  
Jelicic-Bosna Hersek no: 41183/02 ve Mehmet ve Suna Yiğit-Türkiye kararı no: 52658/99, 17  
Temmuz 2007). AĐHM bu ilkenin bu başvuruya uygulanabileceği görüşündedir.  
AĐHM sonuç itibarıyla en uygun telafi yönteminin başvuranın, talep etmesi halinde, AĐHS’nin  
6/1 maddesindeki gereklilikleri karşılayacak şekilde yeniden yargılanması olacağı  
kanısındadır (Bkz. mutatis mutandis Gençel-Türkiye kararı no: 53431/99, 23 Ekim 2003).  
AĐHM yargılama masraf ve giderleri konusunda başvurana yapmış olduğu tüm masraf ve  
giderler için 1.000 Euro ödenmesini kararlaştırmaktadır.  
Bu meblağlara Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanacaktır.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Gözaltı sırasında avukat bulundurma hakkından yararlanılmadığı yönündeki şikayetin  
kabuledilebilir, bunun dışındakilerin kabuledilemez olduğuna;  
5
2. Başvuranın gözaltında avukat yardımından yararlanamaması nedeniyle AĐHS’nin 6/1  
maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 maddesinin c) fıkrasının ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi  
tazminat olarak 1.000 (bin) Euro ve yargılama masraf ve giderleri için 1.000 (bin) Euro  
ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐŞTĐR.  
Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 16 Haziran 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
6