A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, AİHS'nin 35 maddesi uyarınca başvuranların Borçlar Kanunun
105. maddesine başvurmadıkları gerekçesiyle iç hukuk yollarını
tüketmediklerini iddia etmiştir.
Başvuranlar, Hükümet'in iddialara itiraz ederek söz konusu iç hukuk
yolun yetersiz olduğunu belirtmişlerdir.
AİHM, Aka-Türkiye kararında Hükümet'in ileri sürmüş olduğu benzer ön
itirazın daha önce reddettiğini hatırlatmıştır (Bkz, 23 Eylül 1998 tarihli karara,
§§34-37).
Hükümetin bu sonucu değiştirecek her hangi bir sav sürmemesi
gözönüne alındığında, AlHM, daha evvel ulaştığı neticeden farklı
düşünmediğini ve söz konusu itirazın reddedilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Mahkeme elindeki mevcut unsurlar ve içtihatlardan doğan ilkeler ışığında
(Bkz, 9 Temmuz 1997 tarihli Akkuş-Türkiye kararı), AlHM, söz konusu
şikayetin esas bakımdan incelenmesi gerektiğine itibar etmiş ve başvuruyu
kabul edilemez bulmak için bir gerekçe bulunmadığını belirtmiştir.
B. Esasa ilişkin
Başvuranlar, Yargıtay kararından takriben otuz ay sonra yıllık %30 geç
ikine faizi ile ek bedellerin ödendiğini belirtmişlerdir. Başvuranlar, o tarihte
paranın değer kaybetmesinden dolayı zarara uğradıklarını ileri sürmüşler ve
Türk hukukunda Devletin borçlarının ödemesini sağlayan hükümleri
içermediğini ifade etmişlerdir.
Hükümet, AlHM'nin emsal davasına işaret ederek Ek 1 No'lu Protokol'ün
1. Maddesi'nin istimlakle ilgili tüm davalarda azami tazminatın ödenmesini
gerektirmediğini ifade etmiştir. Hükümet, genel menfaatlerin talebiyle,
şahısların temel haklarının korunması zorunluluğu arasında adil bir dengenin
kurulduğunu ifade etmiştir.
Hükümet, yaratıcı ve etkili kamu hizmetinin ayrılmaz bir parçası olan faiz
oranlarının konulması ve uygulanmasında büyük kıymet bildirim hadlerine
güvenmiştir. Devlete ödenmesi gereken yüksek faiz oranı, kamu hizmetinin
bozulmaması ve vekaletin yerine getirilmesi konusunda kanun koyucu
tarafından karara bağlanan dolaylı bir vergi oluşturmak için tasarlanmıştır.
AİHM'nin daha önce Akkuş kararında da belirttiği üzere, istimlak
tazminatının ödenmesindeki normal olmayan gecikmeler, özellikle belirli
ülkelerde paranın değer kaybetmesi göz önünde tutulduğunda, arsası istimlak
edilen kişiyi belirsizlik içinde bırakarak büyük oranlarda maddi kayıplara yol
açmaktadır (Bkz. yukarıda anılan Akkuş karan, § 29).
Dava kapsamında, AlHM, başvuranlara en sonu 28 Ocak 1998 tarihinde