Bu değerlendirme ulusal makamların öne sürdüğü meꢀru amaçlardan birine uygun olsa
bile, tek baꢀına baꢀvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahalenin haklı gösterilmesi
için yeterli değildir. (bakınız, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine Sürek davası (no 4) [GC],
no 24762/94, prg. 58, 8 Temmuz 1999 ; Türkiye aleyhine Kızılyaprak davası, no 27528/95,
prg. 40, 2 Ekim 2003).
AĐHM, söylemin bütününü ve özellikle mahkûmiyete gerekçe olarak gösterilen bölümünü
inceledikten sonra, baꢀvuranın ulusal makamların ülkenin güneydoğusundaki icraatlarını
eleꢀtirdiği ve özellikle siyasal ve tarihsel sorunların tartıꢀılmasını desteklediği sonucunu
çıkarmaktadır.
Buraya kadar elde edilen bilgiler ıꢀığında AĐHM, ulusal makamların mevcut davada,
kamuoyunun Türkiye’nin güneydoğusundaki duruma iliꢀkin farklı bir bakıꢀ açısı konusunda
bilgi alma ve ülkenin politika ve tarihi hakkında demokratik bir tartıꢀma yapma hakkına
yeterli ihtimamı göstermediği kanaatine varmaktadır (bakınız, mutatis mutandis, Sürek (no 4)
ilgili bölüm, prg. 58).
AĐHM, müdahalenin orantılılığını belirlemek için, verilen cezaların niteliğinin ve
ağırlığının da dikkate alınması gerektiğini kaydetmektedir. Bu konuyla ilgili olarak AĐHM,
baꢀvuranın baꢀlangıçta bir yıl hapis ve ayrıca para cezasına mahkûm edildiğini ve baꢀvuran üç
ay hapis cezası çektikten sonra ulusal mahkemelerin bu mahkûmiyeti kaldırdıklarını
hatırlatmaktadır.
Yukarıdaki unsurları dikkate alan AĐHM, baꢀvuranın DGM tarafından mahkûm edilmesi
sonucu AĐHS’nin 10. maddesinin ihlâl edildiğini kaydetmektedir.
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunarak, devlet güvenlik mahkemesinin
bünyesinde askeri bir hakim bulunması dolayısıyla bağımsız ve tarafsız bir mahkeme
tarafından yargılanmadığına ve Yargıtay’da duruꢀma yapılmadığına iliꢀkin iki ꢀikayette
bulunmaktadır.
Kabuledilebilirliğe iliꢁkin
Birinci ꢀikâyetle ilgili olarak AĐHM, mevcut davada, (Anayasanın 143. maddesinin 18
Haziran 1999 tarih ve 4338 sayılı yasayla değiꢀtirilmesinden sonra) Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin bünyesinde hiçbir askeri hakimin yer almadığını, bu nedenle de bağımsız ve
tarafsızlığının oluꢀtuğunu kaydetmektedir. Ayrıca, hakimlerin statüleri anayasal ve yasal
düzenlemelerle teminat altına alınmıꢀtır (bakınız, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine Đmrek
davası (karar), no 57175/00, 28 Ocak 2003).
Đkinci ꢀikâyetle ilgili olarak AĐHM, 6. maddenin, karara bağlanacak davanın cinsine
bakmaksızın, her zaman kamuya açık bir duruꢀma öngörmediğini hatırlatmaktadır.
Dolayısıyla, dava ilk derece mahkemesinde görülürken kamuya açık duruꢀmalar yapıldıysa,
ikinci ve üçüncü derece mahkemelerinde duruꢀma yapılmaması, söz konusu yargılamanın
niteliği göz önüne alınarak, makul kabul edilebilir. Bu ꢀekilde özellikle olguların değil
hukukun tartıꢀılmasına ayrılan duruꢀmalar, Yargıtay baꢀvurana mahkeme önünde savunma
hakkı vermemiꢀ olsa dahi, 6. maddenin ꢀartlarını yerine getirmiꢀ sayılır (bakınız, diğerleri
arasından, Đsveç aleyhine Ekbatani davası, 26 mayıs 1988, prg. 31, seri A no 134 ; Đsveç
6