C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
GÜÇLÜ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:27690/03 )  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
10 ubat 2009  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 27690/03 numaralı bavurunun nedeni T.C. vatandaı  
Đbrahim Güçlü’nün 16 Haziran 2003 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence  
altına alan Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu  
bavurudur.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Paris barosu avukatlarından S.  
Aydın-Izouli tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
1949 doğumlu bavuran avukattır ve HAK-PAR’ın (Hak ve Özgürlük Partisi) genel bakan  
yardımcısıdır. Bavuran, ayrıca « demokrasi ve Kürt sorununu çözüm giriimi » balıklı bir  
sivil toplum kuruluunda çalımaktaydı. Bavuran bavurunun yapıldığı tarihte Ankara’da  
hükümlü bulunuyordu.  
22 Ocak 2001 tarihinde bavuran, Demokrasi ve BarıPartisi « DBP » tarafından  
düzenlenen « demokrasi ve Kürt sorunu » balıklı bir toplantının bitiminde gazetecilerin  
sorularına cevap eklinde bir açıklama yapmıtır.  
Polis tarafından alınan video kayıtlarına göre, gazetecilerin sorduğu: « Fransa  
Parlamentosu’nun « Ermeni soykırımı » ile ilgili açıklamaları hakkında ne  
ünüyorsunuz ?» sorusuna cevaben bavuran ahsi görüü olarak Ermeni soykırımı  
olduğunu, ancak hareketleri tarafından bu konuda benimsenmibir tutum olmadığını  
belirtmitir.  
23 Temmuz 2001 tarihinde Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi (« ADGM ») Cumhuriyet  
Savcısı, bavuran hakkında bir ceza kovuturması balatmıtır. Cumhuriyet Savcısı,  
bavuranın yaptığı konumaya dayanarak, kendisini 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın  
8. maddesinin 1. fıkrası anlamında bölücülük propagandası yapmakla suçlamıtır. Savcı  
özellikle Đ. Güçlü’nün 1915 yılında bir Ermeni soykırımı yapıldığını iddia ettiğini  
savunmutur.  
Bavuran, ADGM önünde bu suçlamaları reddetmitir. Bavuran, orada siyasi bir konuma  
yaptığını ve hakkında balatılan ceza kovuturmasının AĐHS ile güvence altına alınan ifade  
özgürğü hakkının ihlâl edildiğini ileri sürmütür. Bavuran özellikle iddianamede  
konumasının ne ekilde bölücü propaganda olduğuna dair bir açıklık bulunmadığını  
savunmutur. Bavuran, basın toplantısında bir gazetecinin, 1915’te meydana gelen olayların  
Ermeni soykırımı olarak tanınması yönünde uluslararası düzeyde meydana gelen son  
gelimeler hakkında sorduğu bir soruya cevap verdiğini ve özellikle Türkiye’nin inkâr etme  
yoluyla sorunu gerçekçi bir ekilde çözemeyeceği, ulusal düzeyde bir tartıma balatılması ve  
hatta Osmanlı arivlerinin kamuya açılması gerektiği yönündeki düüncelerini kamuoyuyla  
paylağını ileri sürmütür. Bavuran, Devlet ve kurumlarının görüleri ile aynı görüleri  
paylamamasının münferiden bir bölücülük eylemi olarak kabul edilemeyeceğini belirtmitir.  
ADGM 29 Mart 2002 tarihli kararında, bavuranı üzerine atılı suçlardan mahkum etmive  
bir yıl hapis ve 1 000 000 000 Türk Lirası (yaklaık 875 Euro) para cezasına çarptırmıtır.  
ADGM, ihtilaflı konumanın bazı bölümlerini kararına gerekçe olarak göstermitir.  
2
Bavuran kararı temyize götürmütür.  
23 Aralık 2002 tarihli kararında Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıve  
«cezanın niteliği» dolayısıyla duruma yapılması talebini reddetmitir.  
Bavuran, 17 Nisan 2003 tarihinde, Ulucanlar cezaevinde cezasını çekmeye balamıtır.  
Bavuran, hükümlülüğü sırasında kendisine karı aağılayıcı bir tavır sergilendiğini ileri  
sürmektedir.  
3713 sayılı yasanın 8. maddesi 1. fıkrasının 18 Temmuz 2003 tarih ve 4928 sayılı yasayla  
yürürlükten kaldırılmasından sonra, Devlet Güvenlik Mahkemesi üç aydan fazla hapis yatan  
bavuranın cezasını iptal etmive bavuran 21 Temmuz 2003 tarihinde tahliye edilmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKIINDA  
Bavuran, bir basın toplantısı sırasında düüncelerini ifade ettiği için ceza mahkemesi  
tarafından mahkûm edilmek suretiyle, AĐHS’nin 10. maddesi anlamında düünce ve ifade  
özgürğü hakkının meru olmayan bir ekilde çiğnendiğini iddia etmektedir:  
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmektedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, ilk olarak, bavuranın, mahkumiyetinin iptal edilmive tahliye edilmiolması  
dolayısıyla mağdur sıfatının ortadan kalktığı kanaatindedir.  
Bu itirazı reddeden bavuran, mevcut dava koullarında ulusal makamların tutumundan  
doğrudan doğruya ve ahsen etkilendiğini hatırlatmaktadır.  
AĐHM, daha önce de buna benzer davaları incelediğini ve mağdur sıfatının olmadığına  
ilikin itirazları reddettiğini hatırlatır. Bavuran lehindeki bir karar ilke olarak, sadece ulusal  
makamlar açıkça ya da özü bakımından AĐHS’nin ihlâlini kabul edip daha sonra telafi ettiği  
sürece “mağdur” sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli olur (Bakınız, mutatis mutandis,  
Fransa aleyhine Amuur davası, 25 Haziran 1996, prg. 36, Karar ve hükümlerin derlemesi  
1996-III ; Türkiye aleyhine Ergin davası (no 5), no 63925/00, prg. 24, 16 Haziran 2005. Yine  
bakınız, kararın ertelenmesi bağlamında Türkiye aleyhine Yaar Kaplan davası, no 56566/00,  
prg. 32-34, 24 Ocak 2006, ve cezanın ertelenmesi bağlamında Türkiye aleyhine Aslı Güneꢀ  
dava, no 53916/00, prg. 26, 27 Eylül 2005).  
AĐHM mevcut davada, cezanın kaldırıldığı tarihte bavuranın üç aydan fazla bir süredir  
hapis yattığını ve verilen para cezasını ödediğini, bütün bunlara Hükümetin bir itirazı  
olmadığını gözlemlemektedir. Bavuranın mağdur sıfatını taıdığını tespit eden AĐHM,  
Hükümetin itirazını reddetmektedir.  
Hükümet, diğer taraftan, bavuranın ikayetlerini iç hukuk düzeyinde dile getirmediğini  
ileri sürmektedir.  
3
AĐHM, bavuranın AĐHS’ye atıfta bulunarak ifade özgürlüğü hakkını sürdüğünü tespit  
etmekte ve Hükümetin bu itirazını da reddetmektedir.  
Ayrıca AĐHM, ikâyetin baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit  
etmektedir. Bu itibarla, kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
Bavuran, 2000 yılında kurduğu «Demokrasi ve Kürt Sorununu Çözüm Giriimi»  
tarafından organize edilen bir konferans çerçevesinde düüncelerini ifade ettiğini  
hatırlatmaktadır. Bavuran ifade özgürlüğünün, hiç kimsenin topluma ilikin izlenimi veya  
anlaı nedeniyle, kiinin fikirlerinin bilinen ve kabul gören veya tam tersine kıkırtıcı ve  
marjinal olmalarından bağımsız olarak, rahatsız edilmemesini gerektirdiğini belirtmektedir  
AĐHM, ihtilaflı önlemin bavuranın AĐHS’nin 10/1 maddesiyle koruma altına alınan ifade  
özgürğü hakkına bir müdahale tekil ettiği ve bu müdahalenin yasayla öngörüldüğü  
konusunda taraflar arasında bir fikir ayrılığı bulunmadığını kaydetmektedir.  
AĐHM’nin görevi, söz konusu müdahalenin AĐHS’nin 10/2. maddesinde belirtilen meru  
amaçlara hizmet edip etmediğini ve « demokratik bir toplumda gerekli » olup olmadığını  
belirlemektir.  
AĐHS’nin 10.maddesinin 2. paragrafında belirtilen meru amaçlarla ilgili olarak ise  
Hükümet, silahlı terör örgütü PKK militanları tarafından ilenen cinayetlere atıfta bulunarak  
Türkiye’de «uzun yıllar boyunca endie verici boyutlara ulaan bir olguya karı mutlak  
gereklilik » oluturan terörle mücadele koullarını hatırlatmaktadır. Hükümet, ihtilaflı  
müdahalenin ulusal güvenlik ile kamu güvenliğinin sağlanması, kamu düzeninin korunması,  
suç ilenmesinin önüne geçilmesi ve bakalarının hak ve özgürlüklerinin korunması gibi  
birçok meru amaca hizmet ettiğini savunmaktadır.  
Bavuran, PKK terör örgütüne karı mücadele ederken Türk Devleti’nin kendisini  
savunma ve ülke güvenliğini sağlamak için köklü tedbirler alma hakkına sahip olduğunu  
ündüğünü kabul etmektedir. Buna karın bavuran, kendisinin PKK terör örgütüyle  
yakından uzaktan hiçbir bağlantısı olmadığını ve aksine adı geçen terör örgütünün  
politikalarını birçok defa açıkça ve alenen eletirdiğini ve bunun herkes tarafından iyi  
bilindiğini ileri sürmektedir. Bavuran, mahkûmiyetinin meru bir amacı olmadığını  
savunmaktadır.  
AĐHM’nin gözlemine göre, bavuranın mahkûmiyetine dayanak olan eski 3713 sayılı  
yasanın 8. madde 1. fıkrasında, « sınır bütünlüğünü » korumak meru amaç bulunduğu açıkça  
ifade edilmektedir. Bununla birlikte, mevcut davada, bu hükmün uygulamasındaki amacın  
« meru » sayılıp sayılamayacağını belirlemek gerekmektedir. AĐHM, bu son soruyla birlikte,  
aralarındaki yakın ilikiye binaen, daha genibir kavram olan, demokratik bir toplumda bu  
müdahalenin gerekli olup olmadığı sorusuna da cevap arayacaktır.  
Mahkûmiyet kararında yer alan bölümlere atıfta bulunan Hükümet, bunların siyasi bir  
tartımanın parçası olarak kabul edilemeyeceğini, içeriğinin halk arasında kin ve nefret  
duyguları uyandırarak iddeti tetikleyecek nitelikte olduğunu savunmaktadır. Hükümet,  
AĐHS’nin 17. maddesine atıfta bulunarak, ihtilaflı söylemin 10. maddenin koruması altında  
olamayacağını ileri sürmektedir.  
4
Bavuran, Hükümetin bu analizinin saçma olduğunu değerlendirmekte ve ihtilaflı  
ifadelerin Devletin geçmie yönelik sorumluluklarıyla yüzlemesine ve birçok demokratik  
ülkenin nitelediği gibi geçmite bir soykırım gerçekletirdiğini kabul etmesine yönelik  
« uygar, ölçülü ve demokratik » bir çağrı olduğunu ileri sürmektedir. Bavuran ayrıca  
söyleminde, Türkiye’yi aynı hataya bir kez daha dümeyerek « sınırları dahilinde yaayan  
yaklaık 20 milyon nüfuslu bir Kürt ulusunun varlığını » kabul etmeye davet ettiğini  
savunmaktadır.  
Bavuran, politikacı sıfatıyla Türk siyasi yaamının bir aktörü olarak düüncelerini ifade  
ettiğini ve söylemini bir basın toplantısı sırasında gerçekletirdiğini, hiçbir surette iddet veya  
silahlı direniçağrısı yapmadığını ve halkı ayaklanmaya tevik etmediğini hatırlatmaktadır.  
Bavuran son olarak, kendisine takdir edilen cezaların Hükümetin atıfta bulunduğu meru  
amaçlar için oldukça sert ve orantısız olduğunu ileri sürmektedir.  
AĐHM, ihtilaflı söylemin içeriğini ve anlatım tarzını daha iyi analiz edebilmek için, olaya  
tarafların sunduğu açıdan bakmakta ve özellikle ulusal mahkemenin mahkûmiyet kararının  
gerekçesine odaklanmaktadır.  
AĐHM, ilk önce, Hükümetin iddiasının aksine olarak, ihtilaflı söylemin açıkça kamu  
yararına bir tartıma olduğunu gözlemlemektedir. Burada, hem Türkiye’nin sosyo-politik ve  
tarihsel gündeminde sıcak bir tartıma konusu olan « Kürt sorunu » hem yine aynı ülkede  
ulusal düzeyde ve uluslararası platformlarda en çok tartıılan konulardan biri olan « Ermeni  
sorunu » söz konusudur. AĐHM, böylesine önemli bir konuda ifade özgürlüğü kısıtlamalarının  
daha dar bir çerçevede yorumlanması gerektiği kanaatindedir .  
AĐHM, ulusal mahkemelerin ihtilaflı söylemde üzerinde durdukları en önemli noktanın  
bavuran tarafından Kürt ve Ermeni sorunu hakkında yapılan bazı eletiriler olduğunu  
kaydetmektedir. Bavuran, Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaayan veya yaamıolan  
Ermeni ve Kürt halkını balı baına ulusal bir halk olarak nitelendirmekte ve bu iki halktan  
1915’te önce Ermenilerin ve daha ileri tarihlerde de Kürtlerin « zorla kendi topraklarından  
uzaklatırıldıklarını » ileri sürmektedir. Konumasında söz konusu iki halkın baına gelenlerin  
benzerliğine dikkat çeken bavuran, kendisini dinleyenlere önce « Ermenilere yapılan  
haksızlığı » kabul etmeleri gerektiğini, zira kanaatince « Kürt sorununu » çözmek için bunun  
bir ön art olduğunu vurgulamaktadır.  
AĐHM, bavuranın konuyla ilgili yaptığı analizin ulusal makamların düüncelerine  
uymağını gözlemlemektedir. Bununla birlikte AĐHM, tartıma kavramının genelde farklı  
üncelerin karı karıya gelmesi olarak tanımlandığını hatırlatmaktadır. Eğer ihtilaflı  
söylem, özellikle Devlet politikasını benimseyen bazı kimselerin düünceleriyle çakıan,  
onları inciten ve hatta endielendiren sonuç ve öneriler içeriyorsa, AĐHM’nin daha önce de  
birçok defa belirttiği gibi, bu tür düünceler, bu kadarla sınırlı kaldığı sürece, ifade özgürlüğü  
kapsamında mütalaa edilebilirler.  
AĐHM, DGM’nin bavuranı halkı iddet veya nefrete tevik ettiği için değil, daha çok  
Türkiye’de yaayan Kürt ve Ermeni kökenli halkı balı baına bir ulus olarak niteleyerek  
bölücülük propagandası yaptığı için mahkûm ettiğini kaydetmektedir. Bavuran, ayrıca  
Türkiye’nin ulusal sınırları içerisindeki bir yeri tarif ederken « Kürdistan » kelimesini  
kullantır.  
5
Bu değerlendirme ulusal makamların öne sürdüğü meru amaçlardan birine uygun olsa  
bile, tek baına bavuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahalenin haklı gösterilmesi  
için yeterli değildir. (bakınız, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine Sürek davası (no 4) [GC],  
no 24762/94, prg. 58, 8 Temmuz 1999 ; Türkiye aleyhine Kızılyaprak davası, no 27528/95,  
prg. 40, 2 Ekim 2003).  
AĐHM, söylemin bütününü ve özellikle mahkûmiyete gerekçe olarak gösterilen bölümünü  
inceledikten sonra, bavuranın ulusal makamların ülkenin güneydoğusundaki icraatlarını  
eletirdiği ve özellikle siyasal ve tarihsel sorunların tartıılmasını desteklediği sonucunu  
çıkarmaktadır.  
Buraya kadar elde edilen bilgiler ıığında AĐHM, ulusal makamların mevcut davada,  
kamuoyunun Türkiye’nin güneydoğusundaki duruma ilikin farklı bir bakıaçısı konusunda  
bilgi alma ve ülkenin politika ve tarihi hakkında demokratik bir tartıma yapma hakkına  
yeterli ihtimamı göstermediği kanaatine varmaktadır (bakınız, mutatis mutandis, Sürek (no 4)  
ilgili bölüm, prg. 58).  
AĐHM, müdahalenin orantılılığını belirlemek için, verilen cezaların niteliğinin ve  
ağırlığının da dikkate alınması gerektiğini kaydetmektedir. Bu konuyla ilgili olarak AĐHM,  
bavuranın balangıçta bir yıl hapis ve ayrıca para cezasına mahkûm edildiğini ve bavuran üç  
ay hapis cezası çektikten sonra ulusal mahkemelerin bu mahkûmiyeti kaldırdıklarını  
hatırlatmaktadır.  
Yukarıdaki unsurları dikkate alan AĐHM, bavuranın DGM tarafından mahkûm edilmesi  
sonucu AĐHS’nin 10. maddesinin ihlâl edildiğini kaydetmektedir.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunarak, devlet güvenlik mahkemesinin  
bünyesinde askeri bir hakim bulunması dolayısıyla bağımsız ve tarafsız bir mahkeme  
tarafından yargılanmadığına ve Yargıtay’da duruma yapılmadığına ilikin iki ikayette  
bulunmaktadır.  
Kabuledilebilirliğe ilikin  
Birinci ikâyetle ilgili olarak AĐHM, mevcut davada, (Anayasanın 143. maddesinin 18  
Haziran 1999 tarih ve 4338 sayılı yasayla değitirilmesinden sonra) Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin bünyesinde hiçbir askeri hakimin yer almadığını, bu nedenle de bağımsız ve  
tarafsızğının olutuğunu kaydetmektedir. Ayrıca, hakimlerin statüleri anayasal ve yasal  
düzenlemelerle teminat altına alınmıtır (bakınız, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine Đmrek  
davası (karar), no 57175/00, 28 Ocak 2003).  
Đkinci ikâyetle ilgili olarak AĐHM, 6. maddenin, karara bağlanacak davanın cinsine  
bakmaksızın, her zaman kamuya açık bir duruma öngörmediğini hatırlatmaktadır.  
Dolayısıyla, dava ilk derece mahkemesinde görülürken kamuya açık durumalar yapıldıysa,  
ikinci ve üçüncü derece mahkemelerinde duruma yapılmaması, söz konusu yargılamanın  
niteliği göz önüne alınarak, makul kabul edilebilir. Bu ekilde özellikle olguların değil  
hukukun tartıılmasına ayrılan durumalar, Yargıtay bavurana mahkeme önünde savunma  
hakkı vermemiolsa dahi, 6. maddenin artlarını yerine getirmisayılır (bakınız, diğerleri  
arasından, Đsveç aleyhine Ekbatani davası, 26 mayıs 1988, prg. 31, seri A no 134 ; Đsveç  
6
aleyhine Jan-Ake Andersson davası, 29 Ekim 1991, prg. 27-28, seri A no 212-B kararları, ve  
Türkiye aleyhine Hasan Celal Güzel davası (karar), no 54479/00, 10 Haziran 2003).  
AĐHM, mevcut davada Yargıtay’ın davaya esastan bakmadığını ve yalnızca hukuk  
kurallarını yorumladığını ve bir ilk derece mahkemesi olan DGM’deki durumaların kamuya  
açık görüldüğünü hatırlatmaktadır (bakınız, a contrario, Türkiye aleyhine Göç davası [GC],  
no 36590/97, CEDH 2002-V). Bu itibarla AĐHM’nin kanaatine göre, ikinci derece  
mahkemede durumaların kamuya açık yapılmaması, AĐHS’nin 6. maddesinde öngörülen adil  
yargılama ilkesini zedelemez.  
AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesi anlamında dile getirilen ikâyetlerin açıkça dayanaktan  
yoksun olduğu kanaatindedir. Bu nedenle, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.maddeleri  
gereğince kabuledilemez ilan edilmeleri uygun olacaktır.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
A. Tazminat  
Bavuran 35.426,88 Euro maddi tazminat talep etmektedir. Bu miktarın dağılımını u  
ekilde sıralamaktadır: para cezası için ödediği 875 Euro, mahkeme masrafları için 51,88  
Euro, avukatlık yapamadığı üç aylık dönemde uğradığı gelir kaybı için 33.000 Euro, 3713  
sayılı Kanun’un 8/1 maddesinin yürürlükten kaldırılması ile serbest bırakılması arasında  
geçen, günlüğü 500 Euro’dan üç günlük çalıma ücreti olarak 1.500 Euro.  
Bavuran manevi tazminat olarak 93.000 Euro talep etmektedir. Bavuran bu rakam ile  
ilgili olarak u gerekçeleri saymaktadır: bir yıl hapis cezasına mahkum edilmesi ve üç gün  
fiilen hapis yatması, olayların meydana geldiği dönemdeki yaı dikkate alındığında çekmiꢀ  
olduğu sıkıntı ve üzüntüler, kötü muamele görmesi, ailesinden ayrı kalması ve profesyonel iꢀ  
yaamında kaybettiği itibar.  
Hükümet bu meblağların dayanaksız olduğunu savunmaktadır.  
Yukarıda dile getirilen çeitli unsurlar ıığında ve hakkaniyete uygun olarak AĐHM,  
bavurana uğradığı tüm zarar için 5.000 Euro ödenmesini uygun görmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran iç hukuktaki mahkemeler nezdinde ve AĐHM’de yapmıolduğu yargılama  
giderleri için 13.825 Euro talep etmektedir. Bavuran öncelikli olarak ulaım ve Türkiye’deki  
iki avukatın giderlerini hesaba katmaktadır. Bavuran bunlara einin hapishane ziyareti için  
yaptığı giderleri eklemektedir. Bavuran ikinci olarak avukatlık ücretini, tercüme masraflarını,  
avukatının Türkiye’deki konaklama ve haberleme giderlerini eklemektedir. Bavuran ekte  
avukatı tarafından hazırlanan 5.000 Euro’luk gider makbuzu ile 239,02 Euro’luk tercüme  
faturasını ve ayrıca bunlara ilikin 100 ve 150 Euro’luk iki tercüme faturasını sunmaktadır.  
Hükümet bu talebin dayanaksız ve aırı olduğunu savunmaktadır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Bu bavuruda mahkemede sunulan belgeler ve  
sözü edilen kıstaslar ıığında AĐHM, bavuranın ulusal mahkemeler nezdinde yapmıolduğu  
7
yargı giderlerine ilikin talebini reddetmive bavurana AĐHM önündeki yargılama masraf ve  
giderleri için 2.000 Euro ödenmesini kararlatırmıtır.  
C. Gecikme Faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 10. maddesi hakkındaki bavurunun kabuledilebilir, bunun dıında kalanların  
kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından bavurana uğradığı bütün  
zararların karılığında toplam 5.000 (bebin) Euro ve yargılama giderleri için 2.000 (iki bin)  
Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 10 ubat 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
8
9