C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
GÖZEL VE ÖZER - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 43453/04 ve 31098/05)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
6 Temmuz 2010  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (43453/04 ve 31098/05) no’lu davanın nedeni  
T.C. vatandaları Aylin Gözel ve Aziz Özer’in (bavuranlar) Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne 25 Mayıs 2005 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına  
ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ  
olduğu bavurudur.  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu  
avukatlarından Ö.Kılıç tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, Bayan Aylin Gözel, 1978 doğumlu olup, Đstanbul'da ikâmet etmektedir.  
Bavuran, merkezi Đstanbul'da bulunan aylık Maya dergisinin sahibi ve yazı ileri müdürüdür.  
Bavuran, Bay Aziz Özer, 1964 doğumlu olup, Đstanbul'da ikâmet etmektedir. Bavuran,  
merkezi Đstanbul'da bulunan aylık Yeni Dünya Đçin Çağgazetesinin editörü ve yazı ileri  
müdürüdür. Bavuran aynı zamanda merkezi yine Đstanbul'da bulunan yayınevi Çağrı Basın  
Yayın Ltd. ti.'nin sahibidir.  
Bavuranlar tarafından sunulduğu ekliyle olaylar aağıdaki gibi özetlenebilir.  
A. Bavuru no 43453/04  
ubat 2003'de, Maya dergisinin 11 sayılı baskısında « Ortadoğu'da Yaklaan SavaTürkiye  
Burjuvazisini Tehdit Ediyor! » balıklı bir makale yayınlanmıtır (prg. 6-9). Sözkonusu  
sayının 24. sayfasında ayrıca yasadıı Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist «TKP/ML »  
örgütü merkez komitesi tarafından yapılan bir açıklama yayınlanmıtır.  
Bu ihtilaflı açıklamada, güvenlik güçlerinin 19 Aralık'ta yirmi cezaevinde gerçekletirdiği  
ve güvenlik güçleri ile tutuklular arasında birçok polis ve tutuklunun ölümüne ve yine çok  
sayıda tutuklunun yaralanmasına neden olan iddetli çatımaların yaandığı müdahaleden  
sonra tutukluların balattıkları açlık grevine gönderme yapılmaktadır. Yüzden fazla kii bu  
açlık grevini ölene kadar sürdürmütür.  
Cumhuriyet savcısı, 13 Mart 2003 tarihli iddianamesinde Bayan Gözel'i basın yoluyla  
Devlet'in bölünmez bütünlüğüne karı propaganda yapmak ve yasadıı silahlı bir örgüt  
tarafından yapılan bir açıklamayı yayınlamakla suçlamıtır. Bu iki eylem sırasıyla 3713 sayılı  
Terörle Mücadele Kanunu'nun 8. maddesinin 2 ve 4. fıkraları ile 6. maddesinin 2 ve 4.  
fıkralarında suç olarak nitelendirilmitir.  
29 Eylül 2003 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Devlet'in bölünmez  
bütünlüğüne karı propaganda yaptığı yönündeki suçlamayla ilgili olarak bavuranın beraatına  
karar verirken, kendisini 289 Yeni Türk Lirası (TRY) yani yaklaık 170 Euro (EUR) para  
cezasına mahkum etmitir. Mahkeme, ayrıca 3713 sayılı kanunun 6. maddesinin 2 ve 4.  
fıkralarına ve 5680 sayılı ek kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, yasadıı örgüte  
sayfalarını açtığı gerekçesiyle ilgili ahısın dergisine bir haftalık yayın yasağı getirilmesine  
hükmetmitir.  
2
20 Ekim 2003 tarihinde, bavuran kararı temyize götürmütür.  
22 Mart 2004 tarihinde, Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamıtır.  
15 Eylül 2004 tarihinde, bavuran verilen para cezasını ödemitir. Bu arada, ihtilaflı aylık  
dergiye bir haftalık yayın yasağı uygulaması da yerine getirilmitir.  
B. Bavuru no 31098/05  
Haziran 2002'de, Yeni Dünya Đçin Çağgazetesinin 6. sayısının 5, 6 ve 7. sayfalarında «  
15-16 Haziran Büyük Đsçi Direnii ve Türkiye'de Devrimci Hareket » balıklı bir makale  
yayınlanmıtır. Đsmi belirtilmeyen makale yazarı, 15 ve 16 Haziran 1971 tarihlerinde  
gerçekletirilen içi gösterilerini barıçıl olarak nitelendirmitir. Yazar, özellikle bu  
gösterilerde sol hareketin üstlendiği rolü analiz etmive bu olaylardan sonra, dönemin yasal  
sol partilerinin pasif kalmaları yüzünden THKP/C (Türkiye Halk KurtuluPartisi / Cephe) ve  
THKO (Türkiye Halk KurtuluOrdusu) gibi solcu birçok örgütün kurulduğunu belirtmitir.  
Yazar ayrıca, TKP/ML (Türkiye Komünist Partisi / Marksist-Leninist örgütünün kurucusu  
olan Đbrahim Kaypakkaya'nın 15-16 Haziran gösterilerinden sonra belirleyici bir rol  
oynağını ve Türkiye'deki marksist hareketi etkili bir biçimde yönlendirdiğini iddia etmitir.  
Ayrıca, derginin ilgili sayısının 17. sayfasında yasadıı örgüt üyesi oldukları gerekçesiyle  
haklarında yürütülen ceza davası kapsamında tutuklanan sekiz kiinin açıklamaları da yer  
almıtır. « Halkımıza » bağı altında yapılan bu açıklamada, tutuklular F tipi cezaevlerindeki  
tutukluluk koullarını protesto etmek amacıyla balattıkları açlık grevine son verdiklerini,  
ancak bu koullara karı sürdürdükleri direnie devam etmeye kararlı olduklarını  
bildirmilerdir.  
19 Haziran 2002 tarihinde sunduğu iddianamede Cumhuriyet savcısı, Bay Özer'i 3713  
sayılı kanunun 6. maddesinin 2 ve 4. fıkralarında suç olarak nitelenen yasadıı silahlı bir  
örgütün fikir, görüve ifadelerini yayınlamakla suçlamıtır.  
23 Ekim 2003 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 3713 sayılı kanunun 6.  
maddesinin 2 ve 4. fıkraları gereğince bavuranı 218 TRY, yani yaklaık 120 EUR para  
cezasına mahkûm etmitir. Öte yandan, mahkeme sözkonusu suçun ulusal güvenliği  
zayıflatmaya yönelik olduğuna hükmetmive Basın Kanunu'nun geçici 2. maddesinin 1.  
fıkrasına istinaden aylık derginin on begün süreyle kapatılmasına karar vermitir.  
29 Ekim 2003 tarihinde, bavuran kararı temyize götürmütür. AĐHS'nin 10. maddesine  
atıfta bulunan bavuran, özellikle hakkında ceza davası açılması dolayısıyla ifade özgürlüğü  
hakkının çiğnendiğini iddia etmitir.  
10 Kasım 2004 tarihinde, Yargıtay yapılan itirazı reddetmive ilk derece mahkemesinin  
kararını onamıtır. Bavuran, bu kararın kendisine tebliğ edilmediğini ve kararı kendi  
çabasıyla öğrendiğini belirtmitir.  
28 Ocak 2005 tarihinde, Beyoğlu Basavcısı para cezasının ödenmesi için bir ihbarname  
düzenlemitir.  
27 Nisan 2005 tarihinde, bavuran para cezasını ödemitir.  
3
HUKUK  
I. DAVALARIN BĐRLETĐRĐLMESĐ  
AĐHM bu bavuruların dile getirilen ana ikâyetler ve temel sorunlar bakımından benzer  
olduklarını tespit etmektedir. Bunun sonucunda AĐHM, içtüzüğün 42. maddesinin 1. paragrafı  
gereğince bu bavuruların birletirilmesinin uygun olacağına karar vermektedir.  
III. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA  
A. Bavuru no 43453/04  
Bayan Gözel, yazı ileri müdürü olduğu aylık derginin sayfalarında yasadıı bir örgütün  
yaptığı bir açıklamaya yer verdiği gerekçesiyle mahkûm edilmesi ve bu dergiye yayın yasağı  
getirilmesi dolayısıyla AĐHS'nin 10 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
AĐHM, bu ikâyetin AĐHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan  
yoksun olmadığını ve baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir.  
Dolayısıyla sözkonusu ikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
B. Bavuru no 31098/05  
1. AĐHS'nin 6. maddesinin 1 ve 3 d) paragrafları ile 13 ve 14. maddelerine dayalı  
ikâyetlerin kabuledilebilirliğine ilikin  
AĐHS'nin 6. maddesinin 1 ve 3d) paragraflarına 14. maddeyle bağlantılı olarak atıfta  
bulunan Bay Özer, kendi düüncesine göre, bu tip davaların 5680 sayılı Basın Kanunu  
gereğince ceza mahkemeleri ya da ağır ceza mahkemelerinin yetkisinde olduğunu ileri  
sürmekte ve Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkûm edilmesinden ikâyetçi  
olmaktadır. Öte yandan, Bay Özer kendisini yargılayan Devlet Güvenlik Mahkemesinin  
tarafsız ve bağımsız olmadığını iddia etmektedir.  
AĐHS'nin 13. maddesine atıfta bulunan bavuran, iç hukukta mahkûmiyetine itiraz etme  
yollarının bulunmadığından ikâyetçi olmaktadır. Son olarak, AĐHS'nin 10. maddesiyle  
bağlantılı olarak 14. maddesi zemininde bavuran, bilgi alma ve verme hakkının ayrımcı bir  
ekilde ihlal edildiğini savunmaktadır.  
Devlet Güvenlik Mahkemesinin tarafsız ve bağımsız olmadığı iddiasıyla ilgili olarak  
AĐHM, bu mahkeme heyetinde askeri bir yargıcın yer almadığını kaydetmektedir.  
Dolayısıyla, AĐHM bavuranı yargılayan mahkeme heyetinin tarafsızlık ve bağımsızlığının  
sorgulanamayacağı kanaatine varmaktadır. Üstelik, hakimler kanunu ilgili ahıslara yasal ve  
anayasal güvence vermektedir (bakınız, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine Đmrek davası  
(karar), no 57175/00, 28 Ocak 2003). Bunun sonucu olarak, sözkonusu ikâyetler açıkça  
dayanaktan yoksun olduğundan, AĐHS'nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca  
reddedilmelidir.  
AĐHM, bavuranın diğer ikâyetlerini genel bir biçimde dile getirdiğini ve argümanlarının  
kanıtlanmadığını tespit etmektedir. Öte yandan, ihtilaflı tedbirlerin AĐHS'nin 14. maddesi  
anlamında farklı uygulandığını düündürecek bir unsur bulunmamaktadır (Türkiye aleyhine  
Đbrahim Aksoy davası, no 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, prg. 83, 10 Ekim 2000, Türkiye  
aleyhine Demirtadavası (karar), no 37452/97, 31 Ağustos 1999, ve, mutatis mutandis,  
4
Türkiye aleyhine Gerger davası [GC], no 24919/94, prg. 69, 8 Temmuz 1999). Bunun sonucu  
olarak, sözkonusu ikâyetler de açıkça dayanaktan yoksun olduğundan, AĐHS'nin 35.  
maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.  
2. Diğer ikâyetlerin kabuledilebilirliğine ilikin  
Bay Özer, Basavcı'nın yazılı görüünün tebliğ edilmemesi nedeniyle AĐHS'nin 6.  
maddesinin, ayrıca 7. ve 10. maddelerinin ve yine 1 Nolu Ek Protokol'ün 1. maddesinin ihlal  
edildiğinden ikâyetçi olmaktadır.  
Hükümet, altı aylık süre kuralına uyulmadığı gerekçesiyle bavurunun kabuledilemez  
olduğunu ileri sürmekte ve iç hukuktaki kesin kararın 10 Kasım 2004 tarihinde verildiğini,  
dolayısıyla bu tarihten itibaren sözkonusu bavurunun sunulduğu 25 Mayıs 2005 tarihine  
kadar altı aydan fazla bir sürenin geçtiğini savunmaktadır.  
Bavuran, Hükümetin savına karı çıkmakta ve Yargıtay kararının kendisine hiçbir zaman  
tebliğ edilmediğini ileri sürmektedir. Bavurana göre, altı aylık süre, kendisini mahkûm eden  
ilk derece mahkemesine bağlı savcılığın ödeme emrini tebliğ ettiği 28 Ocak 2005 tarihinde  
balamaktadır.  
AĐHM, dosyaya bakıldığında Yargıtay Cumhuriyet Savcısı'nın iç hukuktaki kesin kararı,  
yani 10 Kasım 2004 tarihli kararı ilk derece mahkemesi kalemine 25 Kasım 2005 tarihinde  
gönderdiğini gözlemlemektedir. Genellikle, altı aylık sürenin balangıç noktası sözkonusu  
karar metninin ilk derece mahkemesi kalemine ulağı tarihtir. Bay Özer, mevcut bavuruyu  
25 Mayıs 2005 tarihinde sunduğuna göre, bu süreye uymutur.  
Bu nedenle AĐHM, Hükümetin altı aylık süreye uyulmadığı yönündeki iddialarını  
reddetmektedir.  
AĐHM, bu ikâyetlerin AĐHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan  
yoksun olmadığını ve baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir.  
Dolayısıyla, sözkonusu ikâyetlerin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
IIII. AĐHS'NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, mahkûmiyetlerinin ifade özgürlüğü haklarının ihlalini tekil ettiğini  
savunmaktadır. Bayan Gözel, ayrıca sahibi ve yazı ileri müdürü olduğu aylık dergiye yayın  
yasağı getirilmesinden de ikâyetçi olmaktadır.  
Bavuranların her ikisi de 10. maddeye atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet, ihtilaflı metinlerin bir terör örgütünün açıklamaları olduğunu belirtmekte ve  
terörizm sorununun hassasiyeti göz önüne alındığında müdahalenin ulusal güvenlik, kamu  
düzeni ve suçun önlenmesi gibi meru amaçlar doğrultusunda haklı olduğunu savunmaktadır.  
Bu argümana karılık olarak bavuranlar, bavuruların sunulduğu sırada dile getirdikleri  
gözlemlemelerini yinelemektedir.  
A. Müdahalenin mevcudiyeti hakkında  
AĐHM, ihtilaflı mahkûmiyetin ve Bayan Gözel'in sahibi ve yazı ileri müdürü olduğu aylık  
dergiye yayın yasağı getirilmesinin, bavuranların AĐHS'nin 10. maddesinin 1. paragrafında  
5
koruma altına alınan bilgi verme ya da fikir beyan etme haklarına müdahale oluturduğu  
hakkında taraflar arasında bir tartıma olmadığını not etmektedir.  
B. Müdahalenin haklı sebebe dayanması hakkında  
Bu tür bir müdahale 10. maddenin ikinci paragrafındaki gereksinimleri yerine getirmediği  
sürece sözkonusu maddeyi ihlal etmektedir. Bu sebepten dolayı, müdahalenin “kanun  
tarafından öngörülen ekilde”, anılan paragrafta belirtilen bir ya da daha fazla meru amaca  
yönelik olup olmadığının ve ilgili amaçların gerçekletirilmesi için “demokratik bir toplumda  
gerekli” bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.  
1. « Kanunla öngörülme »  
10. maddenin 2. paragrafı anlamında « kanunla öngörülme » ibaresi, öncelikle ihtilaflı  
müdahalenin iç hukukta bir temeli olmasını istemekte ve aynı zamanda sözkonusu yasanın  
niteliğine vurgu yaparak, ilgili ahıs tarafından eriilebilir olmasını, onun için doğuracağı  
sonuçların öngörülmesini ve hukukun üstünlüğü ilkesi ile uyumlu olmasını art komaktadır.  
Đlk artın yerine getirilip getirilmediği konusu mevcut davada tartıılmamaktadır.  
Gerçekten de, sözkonusu müdahalelerin yasal temeli bulunduğuna, yani « terör örgütünün  
bildiri ve açıklamalarını basan ya da yayınlayan » herkesi hedef alan 3713 sayılı kanunun 6.  
maddesinin 2 ve 4. fıkralarına uygun olduğuna hiç kimse itiraz etmemektedir. Dolayısıyla,  
müdahaleler AĐHS'nin 10. maddesinin 2. paragrafı anlamında « kanunla öngörülme »  
gereksinimini yerine getirmektedir. Maya dergisine yayın yasağı getirilmesi konusunda ise,  
5680 sayılı yasanın 2. maddesinin 1. fıkrasının bu maddeye aykırı olarak makale yayınlayan  
bir gazeteye üç günden bir aya kadar yayın yasağı getirilmesini öngördüğü anlaılmaktadır.  
Geriye sözkonusu yasal normların eriilebilir ve öngörülebilir olup olmadığının tespit  
edilmesi kalmaktadır. Bununla birlikte, AĐHM müdahalenin gerekliliği konusunda ulaılan  
sonucu göz önüne alarak, bu hususla ilgili bir karar vermenin gerekli olmadığı kanaatine  
varmaktadır.  
2. « Meru amaç »  
Taraflar, terörle mücadele sorununun hassasiyeti ve yetkili mercilerin iddetin artmasına  
neden olacak eylemlere karı dikkatli olması gerektiği göz önüne alındığında, AĐHS'nin 10.  
maddesinin 2. paragrafı anlamında kamu güvenliğinin sağlanması, kamu düzeninin korunması  
ve suçun önlenmesi gibi meru amaçlar doğrultusunda müdahalenin haklı olduğuna itiraz  
etmemektedir.  
3. « Demokratik bir toplumda gereklilik »  
Son olarak, bu müdahalenin sözkonusu meru amaçlara ulamak için « demokratik bir  
toplumda gerekli » olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. AĐHS'nin 10. maddesinin 2.  
paragrafı kapsamında « gerekli » sıfatı « acil bir sosyal ihtiyaç » anlamını taımaktadır.  
Sözlemeci Devletler anılan ihtiyacın mevcut olup olmadığının değerlendirilmesi konusunda  
belli bir marja sahiptir, ancak bağımsız bir mahkeme tarafından verilenler de dahil olmak  
üzere, tabi olduğu yasama ve kararları kapsayacak ekilde Avrupa denetimi ile iç içe  
olmalıdır. AĐHM bu nedenle bir « sınırlamanın » AĐHS'nin 10. maddesinin güvencesinde  
olan ifade özgürlüğü ile bağdaıp bağdamadığı konusunda nihai kararı verme yetkisine  
sahiptir.  
Özellikle, AĐHM'nin ihtilaflı müdahalenin « meru amaçlar ile orantılı » ve ulusal yetkililer  
tarafından dile getirilen müdahalenin meru gösterilmesi için belirtilen gerekçelerin « ilgili ve  
6
yeterli » olup olmadığını tespit etmesi gerekmektedir. AĐHM, bunu yaparken, ilgili olayların  
kabuledilebilir bir değerlendirmesine dayanmalı ve ulusal yetkililerin 10. maddedeki ilkelere  
uygun kuralları uygulayıp uygulamadığından emin olmalıdır.  
AĐHM, 10. maddeyle ilgili içtihadında ortaya çıkan temel ilkeleri hatırlatmaktadır (bakınız,  
diğerleri arasından, Đspanya aleyhine Castells davası, 23 Nisan 1992, prg. 46, seri A no 236,  
Türkiye aleyhine Zana davası, 25 Kasım 1997, prg. 51, Karar ve hükümlerin derlemesi 1997-  
VII, Fransa aleyhine Fressoz ve Roire davası [GC], no 29183/95, prg. 45, CEDH 1999-I, ve  
Türkiye aleyhine Ceylan davası [GC], no 23556/94, prg. 32, CEDH 1999-IV). üphesiz ulusal  
yetkililerin terörle mücadele çerçevesinde aldığı tedbirlerde bu ilkeler uygulanmıtır.  
Mevcut davanın özelliklerinden biri, bu iki periyodik derginin sahibi, editörü ve yazı ileri  
müdürü, yani medyanın profesyonelleri olan bavuranların, ulusal yargıçların « terör örgütü  
açıklamaları » olarak nitelendirdiği üç yazıyı yayınladıkları için mahkûm edilmeleridir.  
Özellikle, Bayan Gözel Maya dergisinde yasadıı bir örgütün merkez komitesinin imzasını  
taıyan bir açıklamayı yayınladığı gerekçesiyle mahkûm edilmitir. Sözkonusu yazı, bu  
örgütün güvenlik güçlerinin 19 Aralık 2000 tarihinde yirmi cezaevinde gerçekletirdiği  
müdahale sonrasında tutukluların balattığı açlık grevi hakkındaki düüncelerini  
yansıtmaktadır. Aynı ekilde, Bay Özer'in sahibi ve yazı ileri müdürü olduğu Yeni Dünya  
Đçin Çağgazetesinde yayınladığı « Halkımıza ! » balıklı metin, yasadıı örgüt üyesi  
oldukları gerekçesiyle haklarında ceza davası açılan tutukluların imzasını taıdığı  
varsayılarak, bu ahısların bildirisi gibi değerlendirilmitir. Bu iki metin sunum ya da analiz  
amaçlı herhangi bir gazeteci yorumu eklenmeksizin olduğu gibi yayınlanmıtır.  
« 15-16 Haziran Büyük Đsçi Direnii ve Türkiye'de Devrimci Hareket » balıklı makale  
konusunda AĐHM, burada daha çok sol hareketin barıçıl bir ortamda gerçekletirilen 15-16  
Haziran 1971 içi gösterilerindeki rolünün analiz edildiği kanaatine varmaktadır.  
Đfade özgürlüğü kısıtlamasının « gerekliliğinin » inandırıcı bir ekilde ortaya konup  
konmağını değerlendirmek için AĐHM, kendisini, içtihadına uygun olarak, Türk hakimlerin  
gerekçelerine göre konumlandırmalıdır (Türkiye aleyhine Gündüz davası, no 35071/97,  
prg. 46, CEDH 2003-XI). Bu noktada, AĐHM hakimlerin sadece bavuranların dergilerinin  
Türk hukukunda terörist olarak nitelendirilen bir örgütün yazılarını yayınladığını dikkate  
aldığını ve yalnızca bu temelde ilgili ahısların 3713 sayılı kanunun 6. maddesinin 2.  
fıkrasında belirtilen suçu ilediklerine hükmettiğini tespit etmektedir. Özellikle, hakimler,  
ihtilaflı yazıların içeriğini ve AĐHM'nin ifade özgürlüğü ile ilgili davalarda ortaya koyduğu ve  
dile getirdiği kıstaslar bakımından hangi bağlamda yazıldığını analiz etmemilerdir.  
AĐHM, ihtilaflı yazı sahibinin kiiliğini terörle mücadele bağlamında değerlendirdiğini  
hatırlatmaktadır (bakınız, örneğin, Türkiye aleyhine Falakaoğlu ve Saygılı davası,  
no 22147/02 ve 24972/03, prg. 34, 23 Ocak 2007, ve Türkiye aleyhine Demirel ve Atedavası,  
no 10037/03 ve 14813/03, prg. 37, 12 Nisan 2007). Bununla birlikte, AĐHM'nin kanaatine  
göre ne yasaklanmıbir örgütün mensubu olan bir kiinin konuması ya da açıklama yapması,  
ne de herhangi bir kimsenin hükümetin politikalarını sert bir ekilde eletirmesi, ifade  
özgürğü hakkına müdahale edilmesini haklı kılamaz. AĐHM, metinlerin bütünüyle ele  
alındığında iddete tevik edip etmediğinin belirlenmesi için, metinde kullanılan terimlerin ve  
hangi bağlamda yazıldığının da dikkate alınmasının uygun olacağını her zaman vurgulamıtır  
(bakınız, örneğin, Türkiye aleyhine Özgür Gündem davası, no 23144/93, prg. 63, CEDH  
2000-III, Türkiye aleyhine Sürek davası (no 4) [GC], no 24762/94, prg. 12 ve 58, 8 Temmuz  
7
1999, ve Türkiye aleyhine Sürek ve Özdemir davası [GC], no 23927/94 ve 24277/94, prg. 61,  
8 Temmuz 1999).  
Diğer taraftan, AĐHM « üçüncü bir ahısın yaptığı açıklamaların yayınlanmasına yardım  
eden bir gazetecinin cezalandırılmasının (…) basının genel ilgi alanına giren konuların  
tartıılmasındaki katkılarını ciddi bir biçimde engelleyeceğini ve çok önemli bir neden  
olmadıkça bunun kabul edilemeyeceğini » hatırlatmaktadır (Danimarka aleyhine Jersild  
dava, 23 Eylül 1994, prg. 35, seri A no 298).  
Yukarıda belirtilen içtihattan çıkan sonuç, AĐHM'nin sözkonusu yayının yasaklanması için  
bir makale yazarının kiiliğinin tek baına belirleyici unsur olamayacağı kanaatinde  
olduğudur. Böylesi bir değerlendirme, bazı kii ya da grupların 10. madde tarafından sunulan  
teminatlardan yararlanamamasına neden olacağından AĐHS bakımından kabuledilebilmesi  
oldukça zordur (bakınız, örneğin, Türkiye aleyhine Đmza davası, no 24748/03, prg. 25, 20  
Ocak 2009). Her ne kadar burada yasadıı bir örgütün merkez komitesinin yaptığı bir  
açıklama sözkonusu olsa da, Bayan Gözel davasında bu değerlendirmeler mutatis mutandis  
uygulanmıtır.  
üphesiz AĐHM, terörle mücadele ile ilgili zorlukları ve buna bağlı koulları göz önüne  
almak durumundadır (Türkiye aleyhine Karatadavası, no 23168/94, prg. 51, CEDH  
1999-IV). üphesiz Devletler terörizmi ve özellikle kamuyu tahrik edecek terör suçlarını  
önlemek için etkili tedbirler alabilirler (bu kavram için, bakınız Leroy, ilgili bölüm, prg. 19).  
Bununla birlikte, yasaklanmıörgütlerin yazılarını yayınlamanın kamuyu terör suçlarını  
ilemeye özendirme ya da terörizmi yüceltme riski taıyıp taımadığını değerlendirmek için,  
sadece mesajı verenin doğasına ve kime verildiğine değil, AĐHM'nin içtihadı anlamında  
sözkonusu yazının içeriğine ve hangi bağlamda yayınlandığına da dikkat etmek gerekir.  
Karıt görüler arasındaki dengenin kurulmasını sağlayacak olan bu uygulamada, ulusal  
yetkililer, kendisi için hiç hoolmasa da, kamunun çeliik durumlarda muhalif taraflardan  
birinin farklı görüleri ile ilgili bilgi edinme hakkını yeterince dikkate almalıdır.  
Bu konuyla ilgili olarak AĐHM'nin içtihadından çıkan sonuca göre, görüler iddete tahrik  
içermediği sürece – yani iddet eylemlerine ya da kanlı bir intikama bavurmayı savunmuyor,  
partizanlarının hedeflerini gerçekletirmesi amacıyla terör eylemlerini haklı göstermiyor, ve  
kimliği belli kiilere karı derin ve mantıksız bir nefret duygusunun olumasını desteklemiyor  
ise – Sözlemeci Devletler, toprak bütünlüğü, milli güvenliğin korunması veya suç ve  
asayisizliğin engellenmesine atıfta bulunarak medyanın üzerine ceza kanununun yüklenmesi  
suretiyle halkın bilgi alma hakkına sınırlama getiremez (bakınız, mutatis mutandis, Sürek (no  
4), ilgili bölüm, prg. 60).  
Diğer taraftan, AĐHM siyasal demokrasinin iyi bir ekilde ilemesinde basının oynadığı  
önemli rolün altını çizen yerleik içtihadını hatırlatmaktadır (bakınız, diğerleri arasından,  
Avusturya aleyhine Lingens davası, 8 Temmuz 1986, prg. 41, seri A no 103, ve Fressoz ve  
Roire, ilgili bölüm, prg. 45). Aynı ekilde, 10. madde ifade edilen fikir ve bilgilerin içeriği  
yanında yayınlanma eklini de korumaktadır (Avusturya aleyhine Oberschlick davası (no 1),  
23 Mayıs 1991, prg. 57 seri A no 204).  
Mevcut davada, ulusal mahkemelerin medya profesyoneli olan bavuranları mahkûm  
ederken ileri sürdükleri gerekçeler, alakalı olsa bile, ilgili ahısların görübildirme ve bilgi  
verme özgürlüğünü de içine alan ifade özgürlüğü haklarına yapılan müdahaleyi haklı  
göstermek için yeterli değildir. AĐHM, özellikle bu gerekçe eksikliğine neden olan unsurun,  
8
«terör örgütlerinin bildiri ve açıklamalarını basan ya da yayınlayan herkesin » mahkûm  
edilmesini öngören ve ulusal hakimlere AĐHS'nin 10. maddesi kapsamında dile getirilen ve  
uygulanan kıstaslarını dikkate alarak yazıların içeriğini ve hangi bağlamda yazıldığını  
inceleme yükümlülüğü vermeyen 3713 sayılı kanunun 6. maddesinin 2. fıkrasının bizzat  
kendisi olduğunu gözlemlemektedir.  
AĐHM, öte yandan Türk hukukunda « terörist » olarak nitelendirilen bir örgütün bildiri ya  
da açıklamalarını yayınladığı için dergi sahiplerini, yazı ileri müdürlerini ya da editörlerini  
3713 sayılı kanunun 6. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen suçu ilediklerine hükmederek  
mahkûm etmesi nedeniyle Türkiye aleyhine açılan birçok davada AĐHS'nin 10. maddesinin  
ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (bakınız, diğer birçoğu arasından, Özgür  
Gündem, ilgili bölüm, prg. 62-64, Türkiye aleyhine Yıldız ve Tadavası (no 1'den 4'e kadar),  
no 77641/01, 77642/01, 477/02 ve 3847/02, 19 Aralık 2006, Türkiye aleyhine Karakoyun ve  
Turan davası, no 18482/03, 11 Aralık 2007, Türkiye aleyhine Çapan davası, no 71978/01,  
25 Temmuz 2006, Đmza, ilgili bölüm, Türkiye aleyhine Kanat ve Bozan davası, no 13799/04,  
21 Ekim 2008 ve Demirel ve Ate, ilgili bölüm, v.s.).  
Bu davalarda, yasadıı terör örgütü PKK (Kürdistan Đꢀçi Partisi ) yöneticilerinin,  
Türkiye'deki tutukluluk koulları ve Türk ordusunun Irak'ın kuzeyinde yapacağı olası bir  
müdahale (Yıldız ve Ta(no 1), ilgili bölüm, prg. 7 ve 32), AĐHM önünde görülen bir davanın  
koulları (Yıldız ve Ta(no 2), ilgili bölüm, prg. 6 ve 34), Irak'ta bir siyasi parti bakanı olan  
Talabani'nin Türkiye ziyareti (Yıldız ve Ta(no 3), ilgili bölüm, prg. 6 ve 33), kürt sorunu  
hakkında Türk yetkililerin yürüttüğü politikalar (Yıldız ve Ta(no 4), ilgili bölüm, prg. 6 ve  
35), uluslararası kadın günü (Kanat ve Bozan, ilgili bölüm, prg. 7 ve 18) ya da örgütün  
görülerini ifade eden bir PKK yöneticisiyle yapılan söylei ve dünya barıgünü  
münasebetiyle PKK'nın bir beyanatı (Demirel ve Ate, ilgili bölüm, prg. 6, 17 ve 38,  
Karakoyun ve Turan, ilgili bölüm, prg. 9 ve 28, ve Çapan, ilgili bölüm, prg. 8 ve 41)  
hakkında yaptıkları açıklama ya da konumalar söz konusu olmutur.  
Bu davalarda, mevcut davada olduğu gibi, ulusal hakimler yazıların içeriğini ve hangi  
bağlamda yazıldığını dikkate almadan, sadece terör örgütünün açıklamalarını yayınladığı için  
medya profesyonellerini mahkûm etmitir. AĐHM, yaptığı analizde ayrıca bu yazılardan  
hiçbirinin iddet kullanımını, silahlı direnii ya da ayaklanmayı tevik etmediğini ve kin  
güden bir söylem içermediğini tespit etmitir.  
AĐHM'nin 3713 sayılı kanunun 6. maddesinin 2. fıkrasında hedef alınan böylesi  
açıklamalarla ilgili az sayıdaki bazı davalarda 10. maddenin ihlal edilmediğine hükmetmiꢀ  
olması, bu tespiti etkilememektedir: sözkonusu bazı davalarda AĐHM, ulusal mahkemelerin  
ilgili gazetelerin sahipleri, editörleri ya da yazı ileri müdürlerini mahkûm etmek için yetersiz  
kalan gerekçelerine rağmen ihtilaflı metni kendisi analiz etmitir (bakınız, diğerleri arasından,  
Falakaoğlu ve Saygı, ilgili bölüm, prg. 34, ve Türkiye aleyhine Saygılı ve Falakaoğlu davası  
(no 2), no 38991/02, prg. 28, 17 ubat 2009).  
AĐHM'nin gözünde, sadece 3713 sayılı kanunun 6. maddesinin 2. fıkrasında hedef alınan  
açıklamaların yayınlanmasını gerekçe göstererek periyodik dergi sahipleri, editörleri ya da  
yazı ileri müdürlerinin tekrar tekrar mahkûm edilmesi ve buna ek olarak dergilere yayın  
yasağı getirilmesi, – elbette doğrudan ve dolaylı olarak terör suçlarını savunmadığı sürece –  
kamuoyu gündeminde bir yere sahip olan medya profesyonellerinin kısmen sansürlenmesi ve  
bir görüün kamuoyuna açıklanmasının sınırlandırılması anlamına gelebilecektir. Üstelik,  
mevcut davada görüldüğü gibi, « terör örgütlerinin bildiri ve açıklamalarında » kullanılan  
terimler belirsiz bir biçimde yorumlanmıtır. Özellikle, amaçları ya da kamuoyunun çeliik  
9
durumlara farklı bir görüaçısıyla bilgilendirilme hakkı göz önüne alınmadan medya  
profesyonellerine yukarıda belirtilen hüküm gereği mekanik bir baskı uygulanması (Jersild,  
ilgili bölüm, prg. 36 ile karılatırınız), bilgi ve fikir alma ya da verme özgürlüğü ile  
bağdaamaz.  
Bu değerlendirmeler ıığında ve sözkonusu mevzuatın incelenmesi sonrasında AĐHM,  
bavuranların 3713 sayılı yasanın 6. maddesinin 2. fıkrası gereğince mahkûm edilmesine ve  
dergiye yayın yasağı getirilmesine neden olan müdahalenin « demokratik bir toplumda  
gerekli » olarak nitelendirilemeyeceği ve meru amaçların gerçekletirilmesi için de zaruri  
olmadığı sonucuna varmaktadır. Bu itibarla, AĐHS'nin 10. maddesi ihlal edilmitir.  
IV. AĐHS'NĐN 6 VE 7. MADDELERĐ ĐLE 1 NOLU EK PROTOKOL'ÜN 1.  
MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS'nin 6. maddesine atıfta bulunan Bay Özer, Yargıtay Basavcısı'nın yazılı görüünün  
tebliğ edilmediğinden ikâyetçi olmaktadır.  
AĐHM, benzer ikâyetleri sık sık incelediğini ve basavcının yazılı görüünün tebliğ  
edilmemesi, basavcının yaptığı gözlemlerin içeriği ve davalının yazılı olarak cevap  
verememesi dolayısıyla AĐHS'nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiği sonucuna  
vardığını hatırlatmaktadır (bakınız, diğer birçoğu arasından, Türkiye aleyhine Göç davası  
[GC], no 36590/97, prg. 55-58, CEDH 2002-V ve Türkiye aleyhine Tosun davası, no 4124/02,  
prg. 22-24, 28 ubat 2006). AĐHM, Hükümetin mevcut davada benzer ikâyetler için varılan  
sonucu değitirecek herhangi bir argüman ve olgu sunmadığı kanaatindedir.  
Dolayısıyla, 6. maddenin 1. paragrafı ihlal edilmitir.  
AĐHS'nin 7. maddesi zemininde Bay Özer, kendisinin yazmadığı bir yazı için mahkûm  
edildiğinden ikâyetçi olmaktadır. Son olarak, Bay Özer mevcut davada ağır ceza mahkemesi  
tarafından konulan tedbirin 1 Nolu Ek Protokol'ün 1. paragrafını ihlal ettiğini ileri  
sürmektedir.  
AĐHM, bu ikâyetlerin AĐHS'nin 10. maddesi açısından incelenen ikâyetle bağlantılı  
olduğunu gözlemlemektedir. AĐHM, 10. madde zemininde vardığı sonucu göz önüne alarak,  
mevcut davada bu hükümlerin ihlal edilip edilmediğinin incelenmesine gerek olmadığı  
kanaatine varmaktadır (bakınız, 7. madde ile ilgili olarak, Türkiye aleyhine Salihoğlu davası,  
no 1606/03, prg. 40, 21 Ekim 2008, ve, 1 Nolu Ek Protokol'ün 1. maddesi ile ilgili olarak,  
Türkiye aleyhine Öztürk davası [GC], no 22479/93, prg. 76, CEDH 1999-VI).  
V. AĐHS'NĐN 41 VE 46. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bayan Gözel ve Bay Özer, dergilerinin yayınlanmaması sonucu uğradıkları satıkaybının  
ve ödedikleri para cezalarının karılığı olarak sırasıyla 3 000 ve 4 000 EUR maddi ve yine  
sırasıyla 2 000 ve 3 000 EUR manevi tazminat talep etmektedir. Yargı gider ve masrafları  
bağı altında bavuranlar her biri için 2 190 EUR talep etmektedir. Bavuranlar, ulusal  
mahkemeler ve AĐHM önünde görülen davalarda avukatlarının çalıma ve ücretleriyle ilgili  
olarak AĐHM'ne detaylı bir liste sunmaktadır.  
Hükümet, bu tutarlara itiraz etmektedir.  
Maddi zararla ilgili olarak AĐHM, bavuranlardan alınan para cezasının AĐHS'nin 10.  
maddesinin ihlal edildiği sonucunu doğrudan etkilediğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, ilgili  
10  
ahısların bu balık altında ödediği tutarların aynen iade edilmesi gerekmektedir. Bu  
bağlamda AĐHM, Bayan Gözel'e 170 EUR ve Bay Özer'e 120 EUR ödenmesine  
hükmetmektedir. Sözkonusu dergilere yayınlama yasağı getirilmesi dolayısıyla uğranan zarar  
için AĐHM, bavuranların bu balık altında uğradıkları zararı kesin olarak belirlemeyi  
mümkün kılacak herhangi bir unsur sunmadıklarını kaydetmektedir. Bu itibarla AĐHM, bu  
balık altında yapılan talebi reddetmektedir.  
Manevi tazminatla ilgili olarak AĐHM, mevcut dava koullarının bavuranlarda büyük bir  
akınlık yarattığı kanaatine varmaktadır. AĐHS'nin 41. maddesi gereğince AĐHM, manevi  
tazminat taleplerinin tamamının, yani Bayan Gözel'e 2 000 EUR ve Bay Özer'e 3 000 EUR  
ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağına karar vermektedir.  
Diğer taraftan, AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini  
kanıtlağı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Mevcut davada, elindeki  
belgeleri ve yukarıda belirtilen kıstasları dikkate alan AĐHM, her bir bavurana tüm giderler  
için 2 000 EUR ödenmesinin makul olacağı kanaatine varmaktadır.  
AĐHM, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı faiz oranına 3 puanlık bir artıeklenmesinin uygun olacağına hükmetmektedir.  
AĐHM, diğer taraftan mevcut davada 3713 sayılı yasanın 6. maddesinin 2. fıkrasının  
uygulanması sonucu ortaya çıkan ihtilaflı mahkûmiyetin görüve bilgileri açıklama  
özgürğünü de içine alan ifade özgürlüğü ile bağdamadığına karar verdiğini  
hatırlatmaktadır. AĐHM, özellikle 3713 sayılı yasanın 6. maddesinin 2. fıkrasında kaleme  
alınan « terör örgütünün bildiri ve açıklamalarını » hedef alan hükümlerin ulusal hakimlere  
AĐHS'nin 10. maddesi kapsamında dile getirilen ve uygulanan kıstaslarını dikkate alarak  
yazıların içeriğini ve hangi bağlamda yazıldığını inceleme yükümlülüğü vermediğinin altını  
çizmektedir. Varılan bu sonuçlar, bavuranların AĐHS'nin 10. maddesinde güvence altına  
alınan haklarının ihlalinin sözkonusu hükmün kaleme alınıı ve uygulanmasıyla ilgili bir  
sorundan kaynaklandığını göstermektedir. Bu konuyla ilgili olarak AĐHM, ilgili iç hukuk ile  
AĐHS'nin yukarıda belirtilen hükmüne uygun hale getirilmesinin tespit edilen ihlale son  
verilmesini mümkün kılan uygun bir telafi yöntemi oluturacağı kanaatine varmaktadır  
(benzer bir yaklaım için, bakınız Türkiye aleyhine Ürper ve diğerleri davası, no 14526/07,  
14747/07, 15022/07, 15737/07, 36137/07, 47245/07, 50371/07, 50372/07 ve 54637/07, prg.  
52, 20 Ekim 2009).  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavuruların birletirilmesine;  
2. AHS’nin 6/1 maddesi (basavcının görüünün tebliğ edilmemesi) 7. ve 10. Maddesi ve Ek  
1 no’lu Protokol’ün 1. Maddesi hakkındaki ikayetlerin kabuledilebilir olduğuna;  
3. Bunun dıında kalan ikayetlerin kabuledilemez olduğuna;  
4. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. Yargıtay Cumhuriyet Basavcısının görüünün bavuran Özer’e tebliğ edilmemesi  
nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
11  
6. AĐHS’nin 7. ve Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi hakkındaki ikayetlerin ayrıca  
incelenmesine gerek olmadığına;  
7. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından bavuranlara:  
i. bavuran Gözel’e 170 (yüz yetmi) Euro ve bavuran Özer’e 120 (yüz yirmi) Euro maddi  
tazminat ödenmesine;  
ii. bavuran Gözel’e 2.000 (iki bin) Euro ve bavuran Özer’e 3.000 (üç bin) Euro manevi  
tazminat ödenmesine;  
iii. yargılama masraf ve giderleri için bavuranların her birine 2.000 (iki bin) Euro  
ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
8. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 6 Temmuz 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
12