CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
GÖRKAN -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 13002/05)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
16 Mart 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (13002/05) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
Adnan Görkan’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 25 Mart 2005 tarihinde  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đzmir Barosu avukatlarından D.  
Güzel Gürbüz, Hasan Hüseyin Evin ve Zöhre Dalkıran tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1960 yılı doğumludur ve Aydın’da ikamet etmektedir.  
Bavuran, 13 Haziran 2004 tarihinde Aydın ilinin merkezinde Günlük Evrensel isimli bir  
gazete satmaktaydı. Saat 11 civarında, bavuran bir kafeteryada gazete satıı yaptığı sırada,  
polisler gelmive bavurandan kimliğini göstermesini istemilerdir.  
Bavurana göre, polisler, merkez ile temas ederek, kendisinin aranan bir ahıs olmadığını ve  
satıını yapmakta olduğu gazete ile ilgili bir toplatma kararının da bulunmadığını  
öğrenmilerdir. Bununla birlikte polisler, bavuranın elinde bulunan on adet gazeteyi  
kendilerine vermesini istemilerdir.  
Bavuran, gazeteleri teslim ettiğine dair bir tutanak hazırlanmasını talep etmi, kafeterya  
sahibinin huzurunda tanık sıfatı ile imzaladığı bir tutanak hazırlanmıtır; fakat bavuran  
sözkonusu tutanağın bir nüshasını alamamıtır.  
Bavurana göre, daha sonradan kafeteryaya gelen komiser, polislere hitap ederek bavuranla  
ilgili olarak “götürün onu” ifadesini kullanmıtır. Hazırlanan tutanak polisler tarafından  
yırtılve bavuran karakola götürülmütür.  
13 Haziran 2006 tarihinde saat 12.15’te hazırlanan, bavuran ve üç polis tarafından imzalanan  
tutanak uyarınca, telefonla gelen bir ihbar üzerine, polisler, bir kafeteryada bulunan  
bavuranın kimlik kontrolünü yapmılardır. Bavuranın kimliğini göstermesi üzerine,  
aranmakta olup olmadığı ve satmakta olduğu gazete sayısının toplatılmasına ilikin bir kararın  
olup olmadığını kontrol etmek amacıyla bir ön çalıma ve mülakat yapmak üzere bavuran  
karakola çağırılmıtır. Tutanakta, gazetelerden bir tanesine incelenmek üzere el konulduğunu,  
kalan dokuz gazetenin ise bavurana teslim edildiği ifade edilmektedir.  
Bavuran, 17 Haziran 2004 tarihinde Aydın Savcılığı’na bavurarak 13 Haziran 2004  
tarihinde kendisini yakalayan polis memurları aleyhinde suç duyurusunda bulunmutur.  
Bavuran, ifadesini tekrarlamıve yakalanması ile üç saat boyunca gözaltında tutulmasının  
yasaı ve keyfi nitelikli olduğunu belirtmitir. Bavuran, yakalandığına daire bilgi verilen A.  
K. isimli arkadaının 13:20 civarında kendisini ziyaret ettiğini ve saat 14 civarında da serbest  
bırakılğını ifade etmektedir. Bavuran AĐHS’ye atıfta bulunarak, güvenlik hakkını ve bilgi  
iletme hakkını dile getirmitir.  
6 Ağustos 2004 tarihinde, Savcılık tarafından ifadesi alınan A. U. isimli komiser, bir ahsın  
Evrensel gazetesi satmakta olduğuna dair bir ihbar aldıklarını, bunun üzerine de sözkonusu  
kafeteryaya bir ekip yönlendirdiğini ifade etmitir. Kafeterya müterilerinin, sözkonusu  
2
gazetenin satıı karısında gösterebilecekleri tepkiler nedeniyle ortaya çıkabilecek olası  
olayları önlemek amacıyla komiser de kafeteryaya gitmitir. Komiser, kafeterya sahibi ile  
görü, kafeterya sahibi ise herhangi bir ikayet veya olayın meydana gelmediğini  
belirtmitir. Bunun üzerine komiser, bavuranı gerekli kontrollerin yapılması amacıyla  
karakola çağırmıtır. Komiser, bavuranın hiç direnmeden kendisini takip ettiğini ve hiçbir  
ekilde bir gözaltı durumunun söz konusu olmadığını vurgulamıtır.  
Olayın meydana geldiği sırada orada bulunan iki polis memuru da aynı ekilde ifade  
vermilerdir.  
Bavuranın, A. K. isimli arkadaının, 9 Eylül 2004 tarihinde tanık sıfatıyla ifadesi alınmıtır.  
A. K., bavuranın komiserin odasında bulunduğunu ve gözaltına alınmadığını, komiser ile  
konutuğunu, komiserin bavuranın gazete sattığı gerekçesiyle karakola getirildiğini ve  
sözkonusu gazete ile ilgili aratırmalar biter bitmez de serbest bırakılacağını belirttiğini ifade  
etmitir. Tanık, bavuran serbest bırakılmadan evvel karakoldan ayrılmıtır. Tanığın  
ifadesinde herhangi bir saat ibaresi yer almamaktadır.  
Savcılık, sözkonusu suçu tekil eden unsurların toplanmadığı gerekçesiyle muhakemenin  
men’i kararı vermitir. Savcılık, bavuranın mülakatın gerçekletirilmesi amacıyla polis  
merkezine davet edilmesi üzerine oraya gittiğini ve sattığı gazetenin kontrolünün  
tamamlanması ile de serbest bırakıldığını belirtmektedir.  
Bavuran, 18 Ekim 2004 tarihinde Nazilli Ağır Ceza Mahkemesi’ne bavurarak muhakemenin  
men’i kararına itirazda bulunmutur. Bavuran, her ne kadar yasal olarak gözaltı niteliğinde  
olmasa da yaklaık üç saat boyunca karakolda tutulmuolmasının, en azından özgürlüğünden  
yasaı ve keyfi olarak yoksun bırakılmak anlamına geldiğini vurgulamaktadır. Bavuran  
sözü edilen kontrollerin olayın meydana geldiği yer olan kafeteryada zaten yapıldığını ve olay  
yerine gelen komiserin talimatı uyarınca karakola götürüldüğünü belirtmektedir. Bavuran  
bununla ilgili olarak, bilgilerin iletilmesi özgürlüğüne dikkat çekerek AĐHS’nin 5. ve 10.  
maddelerine atıfta bulunmaktadır.  
Ağır Ceza Mahkemesi, dosya incelemesi neticesinde 29 Kasım 2004 tarihinde bavuran  
tarafından yapılan itirazı reddetmitir.  
HUKUK  
I. DAVA KONUSU HAKKINDA  
Bavuran öncelikle yasadıı ve keyfi olarak üç saat boyunca özgürlüğünden yoksun  
bırakılması nedeniyle AĐHS’nin 5. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
Bavuran ayrıca maruz kaldığı özgürlükten yoksun bırakılma eyleminin, satmakla yükümlü  
olduğu gazeteyi dağıtmasına engel tekil ettiği gerekçesiyle bilgilerin iletilmesi özgürlüğünün  
ihlali niteliğinde olduğunu iddia etmektedir. Bavuran bununla ilgili olarak AĐHS’nin 10.  
maddesine atıfta bulunmaktadır.  
AĐHS’nin 6. ve 13. maddelerine atıfta bulunan bavuran, muhakemenin men-i kararının ve  
yapılan itirazın, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmesinin, olaydan sorumlu olan  
polis memurlarının yargılanmasını imkânsız kıldığı gerekçesiyle, özgürlüğünden yoksun  
3
bırakılmasından sorumlu olan polis memurları aleyhinde açtığı dava çerçevesinde mahkemeye  
bavurma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Bavuran ayrıca, yetkili mercilerin,  
ikayetleri çerçevesinde uygun ve etkili nitelikte bir soruturma yürütmediklerini de ileri  
sürmektedir.  
Mevcut dava koullarında, AĐHM bavuruların tamamının, AĐHS’nin 10. maddesi  
kapsamında incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir (Kamil Uzun-Türkiye, no:37410/97,  
10 Mayıs 2007).  
II. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, bavuranın bilgi iletme özgürlüğüne yönelik hiçbir müdahalede bulunulmadığı  
gerekçesiyle bavurunun bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olduğunu belirtmektedir.  
ikayetin esası ile doğrudan ilintili olduğundan AĐHM, Hükümet’in tüm iddialarını ikayetin  
esastan incelenmesi sırasında inceleyecektir, dolayısıyla ikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi  
uygun olacaktır.  
B. Esas Hakkında  
Hükümet, Evrensel gazetesinin sol görülü TDKP Partisinin resmi gazetesi olduğunu ileri  
sürmekte ve bu gazetenin diğer gazeteler gibi bayilerde satılmadığını belirtmektedir.  
Hükümet’e göre, gazetenin ”sol görüün sözcüsü” niteliğinde olması sebebiyle üphelerin  
meydana gelmesi makuldür. Gazete ile ilgili olarak daha önceki zamanlarda çok sayıda  
yasaklama kararının alındığı bilinmektedir. Hükümet, tüm bu haklı üphelerin polisi, bavuran  
ve bavuranın sattığı gazete ile ilgili olarak rutin kontroller yapmaya ittiğini belirtmektedir.  
Hükümet bununla ilgili olarak hiçbir yasal hükme atıfta bulunmamaktadır.  
Hükümet, olayın meydana geldiği günün tatil günü olan Pazar günü olduğunu ve sözkonusu  
kontrollerin ancak polis merkezinde yapılabileceğini de eklemektedir.  
Hükümet, bavuranın satmıolduğu gazetenin diğer nüshaları ile beraber saat 12:15’te  
karakoldan ayrıldığına da dikkat çekmektedir. Hükümet, bavuranın karakolda geçirmiꢀ  
olduğu yaklaık bir saatlik zaman diliminin çok kısa olduğunu ve ilgilinin hiçbir ekilde bir  
“yakalanma” ya da “gözaltına alınma” durumunun sözkonusu olmadığını ifade etmektedir.  
Hükümet, hiçbir zaman bavurana gazetesini dağıtmasını engelleyecek bir yasaklama  
uygulanmadığını belirtmektedir. Dolayısıyla bavuranın, AĐHS’nin 10. maddesi ile kendisine  
tanınan özgürlük haklarına hiçbir ekilde müdahale sözkonusu olmamıtır.  
Bavuran, Hükümet’in tüm iddialarını reddetmektedir. Bavuran öncelikle Evrensel  
gazetesinin yasal bir gazete olduğunu ve yasadıı bir örgüt olan TDKP’nin sözcülüğünü de  
yapmağını belirtmektedir. Bavuran, böyle bir durumun olması halinde, gazetenin  
yayınlanmasının ve dağıtılmasının yasaklanması ve sorumluların ise cezalandırılması  
gerektiğini ifade etmektedir. Bavuran Evrensel’in de diğer gazeteler gibi bayilerde satıldığını  
ve okuyucularının da tıpkı kendisinin yaptığı gibi gönüllü olarak satıını da yaptıklarını dile  
getirmektedir.  
4
Bavuran ayrıca gazetenin herhangi bir sayısının satıının veya dağıtımının yasaklanması  
halinde ise yasaklama kararının dağıtımdan önce polis merkezine bildirildiğini ve gazetenin  
dağıtımının o anda engellendiğini vurgulamaktadır. Bavuran bu nedenle yetkililer tarafından  
alınan tedbirin, mevcut davada geçerli bir gerekçesinin olmadığını, dolayısıyla da keyfi  
nitelikte olduğunu belirtmektedir.  
Bavuran, polis merkezine gönüllü olarak gitme sebebini, aksi durumda kuvvete bavurulması  
ve gözaltına alınması tehlikesi ile karı karıya kalabileceği ihtimali ile açıklamaktadır.  
Üstelik böyle bir durumda, polise direnmek suçundan, hakkında soruturma açılma ihtimali  
bulunduğunu bilmekteydi.  
AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesine ilikin içtihadından kaynaklanan temel ilkeleri  
hatırlatmaktadır, bu ilkeleri Yalçın Küçük-Türkiye (no:28493, 5 Aralık 2002), Sunday Times-  
Birleik Krallık (no:1) (26 Nisan 1979), Öztürk-Türkiye (no:23118/93) ve Nilsen ve Johnsen-  
Norveç (no:23118/93) kararlarında da tekrarlamıtır.  
AĐHS’nin 10/2 maddesindeki anlamıyla “zorunlu” ifadesi, “zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaç”ın  
varlığını gerektirmektedir. Baka bir ifade ile ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin  
“gerekliliği”, ikna edici bir ekilde ortaya konmalıdır. Hiç kukusuz burada öncelikle bu  
müdahaleyi haklı çıkaracak bir gerekliliğin var olup olmadığının değerlendirmesini ulusal  
mercilerin yapması gerekmektedir ve bu nedenle böyle bir ihtiyacın varlığını tespit ederken  
belirli bir takdir payları bulunmaktadır. Ulusal yetkililerin bu takdir yetkilerini kullanmalarını  
gerektiren ve bir müdahaleyi tekil eden durumlarda AĐHM’nin denetimi ikiye  
katlanmaktadır.  
AĐHM’nin görevi hiçbir ekilde, bu denetimi yerine getirirken, iç hukukun yerini almak değil,  
fakat sözkonusu yargı mercilerinin takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların, baka bir  
ifade ile müdahaleyi tekil eden “kısıtlama” ya da “yaptırımın”, AĐHS’nin 10. maddesi ile  
güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkı ile bağdaıp bağdamadığını denetlemektir.  
AĐHM’nin sözkonusu müdahaleyi, dava olaylarının bütün ıığında değerlendirmesi  
gerekmektedir (Bkz., diğerleri arasında, Lingens-Avusturya, 8 Temmuz 1986, ve Rizos ve  
Daskas-Yunanistan, no: 65545/01, 27 Mayıs 2004).  
Mevcut davada AĐHM öncelikle Evrensel gazetesinin yasal olarak yayınlanan, dağıtılan ve  
satılan bir gazete olduğunu kaydetmektedir. Evrensel gazetesi yetkililerine uygulanan  
yaptırımlar, AĐHM’nin çok sayıda kararına konu olmutur (Bkz. diğerleri arasında, Fevzi  
Saygılı-Türkiye, no: 74243/01, 8 Ocak 2008, Saygılı ve Falakoğlu-Türkiye (no:2), no:  
38991/02, 17 ubat 2009, Ali Erol-Türkiye (no:2), no: 47796/99, 27 Ekim 2005, ve  
Falakoğlu-Türkiye (no:3), no: 16229/03, 23 Ocak 2007).  
AĐHM ayrıca komiserin kafeteryaya geliinden önce meydana gelen olaylara ilikin çelikinin  
bulunduğunu not etmektedir.  
Polislerin bavuranın gazeteyi sattığı sırada uygulanabilecek bir yasaklama kararının var olup  
olmadığına ve dolayısıyla bavuranı beraberlerinde götürmeden bir kontrol yapılıp  
yapılamayacağına dair bilgiler elde edememiolsalar bile, bu türden bir kontrolün haklı  
kılınması gerekmektedir. AĐHM, yasal olarak yayınlanan bütün gazete dağıtıcılarının bu  
ekilde kontrol edilmelerinin gerekli olduğu hususunu dayanaktan yoksun ve gerçekçi  
bulmamaktadır.  
5
Sözkonusu olan bavuranın durumunun, bu ister kiiliğine, ister sattığı gazeteye ya da satıın  
kendisine bağlı olsun, bu türden bir kontrolü gerektirip gerektirmediğini incelemek  
gerekmektedir.  
Bununla ilgili olarak AĐHM, Hükümet’in görülerinin yalnızca bu unsurlardan bir tanesine,  
yani Evrensel gazetesine dayandığını kaydetmektedir.  
Gazetenin yasadıı olduğuna dair iddia bir tarafa bırakılırsa, geriye bir tek gazetenin geçmite  
çok sayıda yasaklama kararına konu olmasının, bütün sayılarının satıının polis tarafından  
kontrol edilmesi eyleminin yerinde olup olmadığının tespit edilmesi ii kalmaktadır.  
AĐHM, Hükümet’in bu yöndeki iddiasının kabuledilemez olduğu ve mevcut davada suç  
ilendiğine dair bir üphenin yetkilileri harekete geçirdiği kanaatindedir. Bu türden bir polis  
kontrolünü gerekli kılacak üphe, bavuranın bilgi iletme özgürlüğüne hiç üphesiz aykırılık  
tekil etmektedir.  
AĐHM, mevcut davada, bavuranın karakola gelmesi yönündeki çağrıya uymaması halinde  
olabileceklerin ve karakolda tam olarak ne kadar süre kaldığının tespit edilmesinin gerekli  
olmadığı kanaatindedir. AĐHM, mevcut davada gerçekletirilen, zorlayıcı nitelikli olması  
sebebiyle, makul bir neden ya da mantıklı bir gerekçe olmaksızın, özgürlüğü kısıtlayıcı olarak  
nitelendirilebilecek “polis merkezine davetin” de yapıldığı bir polis kontrolünün, bavuranın  
bilgi iletme özgürlüğüne yönelik bir müdahale tekil ettiği görüündedir.  
AĐHM, asgari düzeyde de olsa, ifade özgürlüğüne yönelik her türlü müdahalenin, bu  
özgürğün kullanımına olumsuz yönde etki etme ihtimalinin bulunduğunu müteaddit kez  
vurgulamıtır (Bkz., diğerleri arasında, Desjardin-Fransa, no: 22567-03, 22 Kasım 2007).  
AĐHM, bavuranın bilgi iletme özgürlüğüne yönelik olarak yapılan müdahalenin, 10/2  
maddede ifade edilen hiçbir meru amaçla veya hiçbir toplumsal ihtiyaçla  
gerekçelendirilmediğini tespit etmektedir. Bu nedenle, sözkonusu müdahale demokratik bir  
toplumda gereklilik arz etmemektedir.  
Sonuç olarak, AĐHS’nin 10. maddesi ihlal edilmitir.  
III. DĐĞER ĐHLALLER HAKKINDA  
Bavuran, son olarak, genel bir ifade ile, Türkiye’de görev yapan mahkemelerin bağımsız ve  
tarafsız olmadıklarını zira bu mahkemelerde görev yapan hakimlerin, kararlarına itiraz  
edilmesi mümkün olmayan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından  
görevlendirildiklerini ileri sürmektedir. Bavuran bu itibarla AĐHS’nin 6. Maddesine atıfta  
bulunmaktadır.  
AĐHM, ikayetin genel nitelikli ve belirsiz olduğunu tespit etmektedir. AĐHM dolayısıyla bu  
ikayetin AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.  
6
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran maruz kaldığını iddia ettiği manevi zarar olarak 5.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu talebin gerekçelendirilmediğini belirtmektedir.  
AĐHM, bavurana 1.800 Euro manevi tazminatın ödenmesinin uygun olacağına kanaat  
getirmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve giderleri için 1.525 Euro talep  
etmektedir. Bavuran bu miktarı Đzmir Barosunun avukatlık ücret tarifesine dayandırmaktadır.  
Hükümet, bu talebin hiçbir belgeye dayandırılmadığını belirtmektedir.  
AĐHM içtihadına göre, bir bavuran yargılama masraf ve harcamaların geri ödemesini ancak  
gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda olduğu ortaya konulduğu sürece elde edebilir. Mevcut  
davada sahip olduğu unsurları ve sözü edilen kriterleri göz önüne alarak AĐHM, bavuranın  
yargılama masraf ve giderlerine ilikin talebini reddetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM,  
1. Oyçokluğuyla, AĐHS’nin 10. maddesi hakkındaki bavurunun kabuledilebilir, bunun  
ında kalanların kabuledilemez olduğuna;  
2. Đkiye karı beoyla, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Đkiye karı beoyla;  
a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavurana 1.800 (bin sekiz  
yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
7
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 16 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
Mevcut karar ekinde AĐHS’nin 45/2 ve Đçtüzüğün 74/2 maddesine uygun olarak Yargıçlar  
Jociene ve Karaka’ın ayrı oy görüü yer almaktadır.  
8