Baꢀvuran ayrıca gazetenin herhangi bir sayısının satıꢀının veya dağıtımının yasaklanması
halinde ise yasaklama kararının dağıtımdan önce polis merkezine bildirildiğini ve gazetenin
dağıtımının o anda engellendiğini vurgulamaktadır. Baꢀvuran bu nedenle yetkililer tarafından
alınan tedbirin, mevcut davada geçerli bir gerekçesinin olmadığını, dolayısıyla da keyfi
nitelikte olduğunu belirtmektedir.
Baꢀvuran, polis merkezine gönüllü olarak gitme sebebini, aksi durumda kuvvete baꢀvurulması
ve gözaltına alınması tehlikesi ile karꢀı karꢀıya kalabileceği ihtimali ile açıklamaktadır.
Üstelik böyle bir durumda, polise direnmek suçundan, hakkında soruꢀturma açılma ihtimali
bulunduğunu bilmekteydi.
AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesine iliꢀkin içtihadından kaynaklanan temel ilkeleri
hatırlatmaktadır, bu ilkeleri Yalçın Küçük-Türkiye (no:28493, 5 Aralık 2002), Sunday Times-
Birleꢀik Krallık (no:1) (26 Nisan 1979), Öztürk-Türkiye (no:23118/93) ve Nilsen ve Johnsen-
Norveç (no:23118/93) kararlarında da tekrarlamıꢀtır.
AĐHS’nin 10/2 maddesindeki anlamıyla “zorunlu” ifadesi, “zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaç”ın
varlığını gerektirmektedir. Baꢀka bir ifade ile ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin
“gerekliliği”, ikna edici bir ꢀekilde ortaya konmalıdır. Hiç kuꢀkusuz burada öncelikle bu
müdahaleyi haklı çıkaracak bir gerekliliğin var olup olmadığının değerlendirmesini ulusal
mercilerin yapması gerekmektedir ve bu nedenle böyle bir ihtiyacın varlığını tespit ederken
belirli bir takdir payları bulunmaktadır. Ulusal yetkililerin bu takdir yetkilerini kullanmalarını
gerektiren ve bir müdahaleyi teꢀkil eden durumlarda AĐHM’nin denetimi ikiye
katlanmaktadır.
AĐHM’nin görevi hiçbir ꢀekilde, bu denetimi yerine getirirken, iç hukukun yerini almak değil,
fakat sözkonusu yargı mercilerinin takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların, baꢀka bir
ifade ile müdahaleyi teꢀkil eden “kısıtlama” ya da “yaptırımın”, AĐHS’nin 10. maddesi ile
güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkı ile bağdaꢀıp bağdaꢀmadığını denetlemektir.
AĐHM’nin sözkonusu müdahaleyi, dava olaylarının bütün ıꢀığında değerlendirmesi
gerekmektedir (Bkz., diğerleri arasında, Lingens-Avusturya, 8 Temmuz 1986, ve Rizos ve
Daskas-Yunanistan, no: 65545/01, 27 Mayıs 2004).
Mevcut davada AĐHM öncelikle Evrensel gazetesinin yasal olarak yayınlanan, dağıtılan ve
satılan bir gazete olduğunu kaydetmektedir. Evrensel gazetesi yetkililerine uygulanan
yaptırımlar, AĐHM’nin çok sayıda kararına konu olmuꢀtur (Bkz. diğerleri arasında, Fevzi
Saygılı-Türkiye, no: 74243/01, 8 Ocak 2008, Saygılı ve Falakoğlu-Türkiye (no:2), no:
38991/02, 17 ꢁubat 2009, Ali Erol-Türkiye (no:2), no: 47796/99, 27 Ekim 2005, ve
Falakoğlu-Türkiye (no:3), no: 16229/03, 23 Ocak 2007).
AĐHM ayrıca komiserin kafeteryaya geliꢀinden önce meydana gelen olaylara iliꢀkin çeliꢀkinin
bulunduğunu not etmektedir.
Polislerin baꢀvuranın gazeteyi sattığı sırada uygulanabilecek bir yasaklama kararının var olup
olmadığına ve dolayısıyla baꢀvuranı beraberlerinde götürmeden bir kontrol yapılıp
yapılamayacağına dair bilgiler elde edememiꢀ olsalar bile, bu türden bir kontrolün haklı
kılınması gerekmektedir. AĐHM, yasal olarak yayınlanan bütün gazete dağıtıcılarının bu
ꢀekilde kontrol edilmelerinin gerekli olduğu hususunu dayanaktan yoksun ve gerçekçi
bulmamaktadır.
5