C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
GÖMĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 35962/97)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
21 Aralık 2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ( 76855/01 ) bavuru no’lu davanın nedeni, ekte  
adıgeçen bu ülke vatandaı elli sekiz kiinin ( bavuranlar ) 25 Aralık 1996 tarihinde Đnsan  
Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözlemesi’nin ( Sözleme ) eski 25. maddesi  
uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na (Komisyon) yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuranlar, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından M. Narin, A. Düzgün, E. Bolaç  
ve B. Açı, Ankara Barosu avukatlarından Zeki Rüzgar ve Zonguldak Barosu avukatlarından  
F. Bolozoğlu tarafından temsil edilmektedirler.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOULLARI  
Ekte adıgeçen bavuranların tamamı Türk vatandaıdır. Ekin birinci bölümünde adıgeçen  
bavuranlardan kırk dokuzu olayların gerçekletiği tarihte Ümraniye Cezaevi’nde tutuklu  
bulunmaktaydı.  
Ekin ikinci kısmında adıgeçen dokuz bavuran ise 4 Ocak 1996 tarihinde meydana gelen  
olaylar sırasında yaamlarını yitiren tutukluların yakınlarıdırlar.  
Taraflarca anlatıldığı haliyle olaylar aağıdaki ekilde özetlenebilir.  
A. 13 ve 15 Aralık 1995 tarihinde meydana gelen olaylar  
Tutuklu bavuranlar, 1995 Temmuz ayında Ümraniye Cezaevi’ne sevkleri esnasında  
dövüldüklerini iddia etmektedirler. Bunun akabinde kendilerine yönelik hiçbir tıbbi tedavi  
uygulanmamıtır. Ayrıca sözkonusu bavuranlar, üç-dört ay boyunca aileleriyele  
görümelerine hiçbir surette izin verilmediğini, mektup, gazete ve benzeri imkanlardan  
mahrum bırakıldıklarını iddia etmektedirler. Bunun dıında bavuranlar, yakınlarının getirdiği  
gıda maddeleri ve giyecek eyaların infaz koruma memurları tarafından kendilerine teslim  
edilmediğini iddia etmektedirler.  
Bavuranlar, 13 Aralık 1995 tarihinde, cezaevi infaz koruma memurları, jandarma ve  
polislerin cop ve kalaslarla kendilerine saldırdıklarını iddia etmektedirler. Bu olay sonucunda  
yaklaık yetmimahkum özellikle balarından olmak üzere yaralanmıtır. Hastaneye  
kaldırılmalarına karın yaralılardan hiçbirine uygun tıbbi tedavi uygulanmaması bu kiilerde  
kalıcı fiziksel hasarlar ortaya çıkmasına yol açmıtır.  
Diğer yüz dört mahkum ise yaadıkları korku neticesinde bir baka koğuun giriine yatak,  
masa ve çekmeceleri kullanarak bir barikat kurmulardı. Güvenlik güçleri koğuların elektrik  
ve suyunu kesmelerinin akabinde sözkonusu mahalle intikal etmilerdir.  
Hükümet’e göre, 13 Aralık 1995 saat sabah dört sularında Ümraniye Cezaevi’nin D-5 ve D-6  
koğuunda kalan mahkumlar sözkonusu koğuların ana kapısını kırarak cezaevi koridorlarına  
çıkmılardır.  
Ümraniye Cezaevi Jandarma Koruma Bölük Komutanı derhal bir durum değerlendirmesi  
yaparak Cumhuriyet Savcısı ve Đçileri Bakanlığı’nı durum hakkında bilgilendirmitir.  
Tutuklular, koğularda bulunan ranza, masa, dolap ve sıhhi tesisat boruları gibi  
2
malzemelerden yaptıkları demir çubuklarla olay yerinde bulunan infaz koruma memurları ve  
jandarmalara saldırarak yaralanmalarına sebebiyet vermilerdir.  
Đnfaz koruma memurları ve jandarmalar takviye kuvvet beklemek amacıyla geri  
çekilmilerdir. Tutuklular kapılardan birçoğunu kırmılar, bu arada baka tutuklular da  
saldırılara katılmıtır.  
Saat 19:45 sularında, tutuklular tarafından rehin alınan iki infaz koruma memuru güvenlik  
güçlerince kurtarılmıtır. Akabinde teslim ol çağrısı yapılarak tutuklulardan on dakika içinde  
koğularına dönmeleri istenmitir.  
Tutuklular bu uyarıları dikkate almadığından, güvenlik güçleri birinci kattan binaya  
girmilerdir. Kurulan çeitli barikatların tutuklular tarafından kaldırılmaması neticesinde Saat  
21:35’te gözyaartıcı bomba kullanılmıtır. Tutuklular C blokta yer alan 4, 8, 9 ve 10.  
koğuları ve D bloğunda bulunan bir çok koğuu atee vermilerdir.  
Güvenlik güçleri C bloğunun giriine kurulan barikatı alardır. Bu esnada tazyikli su da  
kullanıltır.  
Devamında güvenlik güçleri zemin kata inmilerdir. Güvenlik güçleri 14 Aralık 1995 sabahı  
saat dört sularında D-1 ve D-2 koğularına girerek tutuklulardan birçoğunu etkisiz hale  
getirmeye muvaffak olmulardır. Bu esnada diğer tutuklular C-3 koğuunun giriine yeni bir  
barikat kurmaktaydılar.  
Jandarmalar, tutukluların bereleyici aletlere sahip olduğunu ve saldırıya geçme hazırlığında  
olduklarını farketmilerdir. Bu nedenle güvenlik güçlerinin komutanı operasyonun derhal  
durdurulması emrini vermitir.  
Đçileri Bakanlığı 15 Aralık 1995 tarihinde Đnsan Hakları Derneği avukatlarına yönelik bir  
çağrıda bulunmutur. Avukatlar, tutukluların geriye kalanıyla görümeler yapmıve  
sözkonusu tutuklular isyana son vermilerdir.  
Üsküdar Savcılığı’na bağlı üç savcı bu olaya ilikin bir tutanak hazırlamıtır. Sözkonusu  
savcılar ayrıca otuz üç tutuklunun ifadelerini almılardır.  
B. 4 Ocak 1996 olayları  
Tutuklu bavuranlara göre, güvenlik güçleri bu tarihte kendilerine hiçbir sebep olmamasına  
rağmen yeniden saldırmılardır. Altmıa yakın tutuklu ağır biçimde yaralanmıtır. Yaralanan  
tutuklular Haydarpaa ve Bayrampaa Hastaneleri’ne sevkedilmilerdir.  
Hükümet’e göre tutuklular 4 Ocak 1996 tarihinde, düzenli olarak yapılan sayım ilemine  
mukavemet etmilerdir. Ümraniye Cezaevi Yönetimi, Jandarmaların yardımıyla genel arama  
yapılması yoluna gitmitir. Jandarmalar koridorlarda gerekli önlemleri aldığı esnada B-1, C-1  
ve koğuunda bulunan mahkumlar kapıları tuttarak demir çubuklar, cam ve beton parçalarıyla  
saldırmaya balamılardır.  
Jandarmalar, yatak ve çekmecelerle kurulan barikatı amaya çalılardır. Bu kargaa  
sırasında C-1 koğuunun mahkumları bir jandarmayı rehin almılardır. Jandarma Bölük  
3
Komutanı C-9 koğuundan sorumlu birliği takviye olarak C-1 koğuuna göndermitir. Barikat  
yıkılarak, rehin alınan jandarma kurtarılmıve isyancılar kontrol altına alınmılardır.  
Olaylar esnasında kırk betutuklu ve yirmi bir jandarma yaralanmıtır.  
Tüm yaralılar Haydarpaa Askeri Hastanesi ve Bayrampaa Devlet hastanesi’ne  
sevkedilmilerdir. Tutuklulardan Orhan Özen, Abdülmecit Seçkin, Rıza Boybave Gültekin  
Beyhan aldıkları yaralar sonucu yoğun bakım servisinde yaamlarını yitirmilerdir.  
Akabinde, cezaevinde arama yapılmıtır. Yapılan aramalarda, B-1 koğuunda, iki tanesi siyah  
bir tanesi kestane renginde olmak üzere üç adet erkek peruğu, yasadıı bir örgüte ait bir adet  
bayrak, üzerine orak çekiç amblemi çizilmikırmızı bir giysi, üzerine muhtelif sloganlar  
yazılbir bez parçası, bir kilogram yağlı boya, yasadıı bir örgüt adına düzenlenmiyardım  
makbuzları ve yaklaık bir metre boyunda demir bir sopa ele geçirilmitir. C-1 koğuunda ise  
ranza ve pencerelerden sökülmüon iki adet demir sopa, kalorifer tesisatındansökülmübeꢀ  
adet demir boru ve yasadıı bir örgüte ait birkaç bayrak ve pankart ele geçirilmitir.  
C. Adli koğuturmalar  
Üsküdar Savcısı ( «savcı» ) güvenlik güçleri hakkında kasten adam öldürme, darp ve  
yaralanmaya sebebiyet vermekten, tutuklular hakkında ise cezaevi yönetimine karı isyana  
kalkıma suçundan muhtelif soruturmalar açmıtır.  
1. Devlet görevlileri aleyhinde açılan soruturmalar  
29 ubat 1996 tarihinde 4 Ocak 1996 tarihinde meydana gelen olaylara ilikin olarak  
Cumhuriyet Basavcılığı, konunun jandarma ve polislerle ilgili olması nedeniyle Memurin  
Muhakemat Kanunu hükümleri gereğince yetkisizlik kararı vererek dosyayı Đstanbul Valiliği  
Đl Đdare Kurul’una göndermitir. Bu prosedürün akıbeti bilinmemektedir.  
1 Mart 1996 tarihinde Savcılık, cezaevi yöneticileri ve infaz koruma memurları hakkında  
13-15 Aralık 1995 ve 4 Ocak 1996 tarihlerinde meydana gelen olaylarda kasten adam  
öldürme, yaralanmaya sebebiyet verme ve görevi suistimal etme iddialarına ilikin olarak  
takipsizlik kararı vermitir. Savcı bu türden eylemlerin jandarmaların görev sahasına girmesi  
ve sözkonusu kiilerin operasyona katılmamıolmaları sebebiyle bu karara varmıtır.  
Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi 24 Mayıs 1996 tarihinde 1 Mart 1996 tarihli karara karı  
yapılan itirazı reddetmitir. Bu karar 29 Mayıs 1996 tarihinde ilgililere tebliğ edilmitir.  
2. Tutuklular hakkında yürütülen soruturmalar  
Savcı 29 ubat 1996 tarihinde Aralık 1995’te meydana gelen olaylarla ilgili olarak 208  
tutuklu hakkında cezaevi yönetimine isyan gerekçesiyle Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi’ne  
bir iddianame sunmutur. 4 Ocak 1996 tarihinde meydana gelen olaylarla ilgili olduğu  
gözlenen 1 Mart 1996 tarihli bir baka iddianame ise daha sonra adıgeçen iddianame ile  
birletirilmitir.  
22 Aralık 2000 tarihinde, 23 Nisan 1999 tarihine kadar ilenen suçlara ilikin artla  
salıverilmeye, dava ve cezaların ertelenmesine dair 4616 sayılı kanun kabul edilmitir.  
4
22 Aralık 2003 tarihinde Asliye Ceza Mahkemesi, bu yasayla getirilen düzenlemeler uyarınca  
davanın kesin hükme bağlanmasının beyıl ertelenmesine karar vermitir. Sözkonusu  
düzenlemede bu süre içerisinde herhangi bir suç ilenmesi durumunda ilgililerin herbiri için  
dosyanın yeniden açılacağı belirtilmitir.  
D. Diğer ilgili belgeler  
1. Ölü ahıslarla ilgili belgeler  
Üç tutuklunun ölü muayeneleri hastanede Savcı, doktor ve bir asistan huzurunda  
gerçekletirilmitir. Bu tarihe ait tutanaklarda, Orhan Özen, Abdülmecit seçkin ve Rıza  
Boyba’ın vücutlarının muhtelif yerlerinde lezyonların bulunduğu belirtilmitir. Otopsiler  
izleyen gün gerçekletirilmitir.  
Gültekin Beyhan 11 Ocak 1996 tarihinde yoğun bakım servisinde yaamını yitirmitir. Aynı  
gün tutulan ölü muayene tutanağında ceset üzerinde bir çok lezyona rastlandığı belirtilmitir.  
Otopsi aynı gün gerçekletirilmitir.  
12 Ocak 1996 tarihinde Đstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü otopsi raporlarını  
yayımlamıtır. Yukarıda adıgeçen dört kiiye ilikin otopsi raporlarında ölüm nedeni olarak  
kafatası travmasına bağlı lezyonların neden olduğu beyin kanaması olarak belirtilmitir.  
2. Yaralı ahıslarla ilgili belgeler  
a) 13-15 Aralık 1995 tarihlerinde meydana gelen olaylara ilikin  
Cezaevi Kurumu doktoru tarafından Oktay Karata’a ilikin olarak hazırlanmıbir belgede  
ilgilinin vücudunda bir çok lezyon ve ize rastlandığı ve ilgilinin 14-19 Aralık 1995 ve 22  
Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında hastanede kaldığı belirtilmektedir.  
Dosyada, güvenlik güçlerine yahut tutuklulara ilikin baka hiçbir rapor yer almamaktadır.  
b) 4 Ocak 1996 tarihinde meydana gelen olaylara ilikin  
Acil servisin aynı gün yaptığı müdahaleleri müteakip birçok tutuklu hastaneye kaldırılmıtır.  
Bu ekilde, Muharrem Karadeniz, Metin imek, rasim Özta, Çetin Dönmez ve SavaKırca  
8 Ocak 1996 tarihine kadar hastanede kalmılardır.  
Turan Ada, Mustafa Gök, Asım Özdemir, Haydar Özdemir, Halil Önder, Akın Olgun, Ali  
Rıza Demir,, Oktay Yıldırım, Mustafa Atalay ve Đzzet Çetin 12 Ocak 1996 tarihine kadar  
hastanede kalmılardır.  
Metin Turan 13 Ocak 1996 tarihine kadar, Süleyman Acar 16 Ocak 1996 tarihine kadar,  
Cengiz Çalıkoparan ve Akın Durmaz ise 26 Ocak tarihine kadar hastanede kalmılardır.  
Bu ahıslara ilikin raporlarda birçok lezyon ve izlere rastlanıldığı belirtilmitir.  
Üsküdar Adli Tıp Enstitüsü tarafından 16 ubat 1996 tarihinde hazırlanan raporlarda aynı  
ahıslara ait tıbbi dosyalara göre geçici süreyle igöremez durumda oldukları belirtilmektedir.  
Bu raporlara göre Çetin Dönmez bir gün süresince igöremez durumda iken MetinTuran ve  
Mustafa Atalay için bu süre kırk begün olarak değerlendirilmitir.  
5
Yukarıda adıgeçen ahısların geriye kalanına ilikin igöremezlik süreleri ise yedi ila on gün  
arasında değimektedir.  
Güvenlik güçlerine gelince; olay günü askeri hastanenin acil servisi tarafından on jandarmaya  
ilikin olarak hazırlanan raporlarda, ilgillilerin vücutlarında birçok lezyona rastlanıldığı  
belirtilmekte ve yapılan tıbbi müdahaleler özetlenerek sözkonusu askerlerden bazılarının  
hastaneye yatırılması tavsiye edilmektedir.  
13 ubat 1996 tarihinde yukarıda adıgeçen on jandarmanın da aralarında olduğu yirmi  
jandarmaya ilikin hazırlanan tıbbi raporlarda çeitli lezyonların varlığına iaret edilmekte ve  
üç ila on gün arasında değien igöremezlik raporları verildiği belirtilmektedir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDĐASINA ĐLĐꢁKĐN  
Bavuranlar, Mehmet Özen, Elif Özen, Selim Seçkin, Sultan Seçkin, Salih Boyba, Hasan  
Boyba, ehzade Öztürk, Hamayil Beyhann ve Zülfü Beyhan olayların meydana geldiği  
dönemde tutuklu bulunan müteveffalar Orhan Özen, Abdülmecit Seçkin, Rıza Boybave  
Gültekin Beyhan’ın yakınlarıdırlar. Adıgeçen bavuranlar, yakınlarının 4 Ocak 1996 tarihinde  
meydana gelen olaylar esnasında maruz kaldıkları iddet sonucunda yaamlarını yitirdiklerini  
iddia etmektedirler.  
Cezaevi Kurumu’nda çıkan isyanı öne çıkaran Hükümet, bu isyanın bastırılabilmesi için  
güvenlik güçlerinin kuvvete bavurmasının AĐHS’nin 2 § 2 maddesinin c) bendine uygun  
olarak zorunlu hale geldiği kanaatindedir. AĐHM’nin dikkatini, yetkililer tarafından hiçbir  
ateli silaha bavurmadığı hususuna çeken Hükümet, bu durumun üzüntü verici dört ölümün  
meydana gelmiolmasına rağmen yetkililerin yaam hakkına saldırma niyetinde  
olmadıklarının delili olduğunu belirtmektedir. Bunun yanında ayrıca dava olayları ve cezaevi  
personelinin ve güvenlik güçlerinin aldığı yaralar kuvvete bavurmanın zorunlu olduğunu  
kanıtlamaktadır.  
Bavuranlar, olayların ve sorumlularının ortaya çıkarılmasını sağlayacak uygun bir  
soruturmanın yapılmadığını ileri sürmektedirler.  
A. 2. Maddenin esası bakımından  
AĐHM, 4 Ocak 1996 tarihinde Ümraniye Cezaevinde tutuklularla infaz koruma memurları ve  
güvenlik güçlerini karı karıya geldiği, dört tutuklunun ölümüyle sonuçlanan çatımaların  
meydana geldiği hususunda tarafların hemfikir olduğunu gözlemlemektedir.  
AĐHM, bu olayları oluturan artlarla ilgili olarak 2. maddenin 2. paragrafının c) bendi  
gözönüne alındığında isyanın çıkınedeni ne olursa olsun infaz koruma memurları ve  
jandarmaların saldırıya uğramıolmaları ve aralarından birçoğunun yaralanmıolması  
nedeniyle güvenlik güçlerinin tepkisi meru olarak addedileceği kanaatindedir ( Ceyhan  
Demir ve diğerleri – Türkiye, no: 34491/97, § 97, 13 Ocak 2005 ).  
6
Buna karın, tamamı gözönüne alındığında 2. maddenin ikinci paragrafında hangi hallerde  
kasten öldürmeye izin verildiği hususu tanımlanmamıolup, yalnızca hangi hallerde gayr-i  
kasti bir tarzda ölüme neden olabilecek kuvvete bavurulabileceği belirtilmitir. “kesin  
zorunluluk” teriminin kullanılması normal olarak AĐHS’nin 8 ila 11. maddelerinin 2.  
paragrafında ifade bulan “demokratik bir toplumda zorunlu olan” kuralı uyarınca devletin  
müdahalesinin gerekli olup olmadığının belirlenmesi noktasında daha katı ve zorlayıcı bir  
zorunluluk kriterinin uygulanması gerektiğini ima eder. Bilhassa da kuvvete bavurma 2.  
maddenin 2 a) ila c) bendlerinde sözü edilen amaçların gerçekletirilmesiyle sıkı biçimde  
orantılı olmalıdır. Demokratik bir toplumda bu uygulamanın önemini kabul eden AĐHM bir  
görüe varmak amacıyla, özellikle de öldürücü gücün bilinçli bir ekilde kullanıldığı ölümlü  
olayları son derece dikkatli bir biçimde incelemeli ve yalnızca kuvvete bavuran devlet  
görevlilerinin eylemlerini değil; bilhassa sözkonusu eylemlerin hazırlanıı ve kontrolü olmak  
üzere dava koullarının tamamını dikkate almalıdır  
( McCann  
ve diğerleri – Birleik Krallık, 27 Eylül 1995 tarihli karar, Güleç - Türkiye, 27 Temmuz 1998  
tarihli karar, § 71, ve Oğur – Türkiye, no: 21594/93, § 78 ).  
Bu unsurların değerlendirilmesi için, AĐHM “her türlü makul üphenin ötesinde” kanıt  
ilkesine müracaat etmektedir. Bu türden bir kanıt yeterince ciddi, belirli, tutarlı ve itiraz  
edilmemibir göstergeler demeti yahut karineler demetinden kaynaklanabilir. ( bkz. diğerleri  
arasında, Seyhan – Türkiye, no: 33384/96, § 77, 2 Kasım 2004 ).  
Đçhukuk çerçevesiyle ilgili olarak AĐHM, bavuranların sözkonusu operasyon bağlamında,  
güvenlik güçlerinin bilgi ya da eğitim yetersizliği yahut uygun emir verilmemesi nedeniyle  
görevlerini icra etme noktasında belirsizliğe dütükleri yönünde bir iddiada bulunmadıklarını  
derhal kaydetmektedir ( Perk ve diğerleri – Türkiye, no: 50739/99, § 60, 28 Mart 2006 ).  
AĐHM ilke olarak, çatımalara katılan güvenlik güçlerinin profesyonel eğitim aldıklarını ve  
bu türden olaylara karı koymak üzere yetitirilmiolduklarını varsaymaktadır ( Ceyhan  
Demir, adıgeçen, § 98 ). AĐHM, güvenlik güçlerinin hiçbir surette ateli silahlara  
bavurmadığını ve gözyaartıcı bomba ve hatta basınçlı su kullanarak cezaevi kurumlarına  
ilikin direktife uygun bir biçimde hareket ettiğini tespit etmektedir.  
Yukarıda incelenen koulları gözönünde bulunduran AĐHM elinde bulunan unsurların  
ıığında, mevcut davada isyanı bastırmak için kullanılabilecek baka türde imkanların  
bulunup bulunmadığı noktasında yorum yapmasının zorunlu olmadığı kanaatindedir. Bu  
bakımdan, AĐHM’nin görevi, kendi durum değerlendirmesini güvenlik güçlerinin durum  
değerlendirmesinin yerine koyarak felç edici el bombası gibi etkisiz hale getirici baka  
araçların kullanılmasını empoze etmekten ibaret değildir. üphesiz, eğer ölüme yol açmaya  
müsait yöntemlerin daha da sınırlandırılması isteniyorsa bu türden imkanların kullanımına  
yaygınlık kazandırılması gerekir. Bununla birlikte, bir davanın artları dikkate alınmaksızın  
bir ilke zorunluluğu tesis edilmesi halinde devlete ve yasaların uygulanmasından sorumlu  
devlet görevlilerine gerçekçi olmayan bir yük yüklenmiolacaktır. Đnsan doğasının  
öngörülemez nitelikte oluu gözönüne alındığında, bu görevliler kendi hayatlarını ve  
bakalarının hayatını tehlikeye atmaya zorlanmıolacaklardır ( bkz. mutatis mutandis,  
Andronicou ve Constantinou – Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, 9 Ekim 1997, § 192 ).  
Mevcut davada AĐHM, sözkonusu dört tutuklunun isyana aktif olarak katıldıklarını ya da  
güvenlik güçlerine saldırdıklarını somut bir biçimde ortaya koyacak herhangi bir dosya  
unsuru bulunmaması nedeniyle kuvvete bavurmanın gerekliliğini ve orantısallığını  
değerlendirmenin imkansız olduğunu tespit etmektedir.  
7
Bununla beraber AĐHM, cezaevi kurumlarında potansiyel olarak iddetin varolduğu,  
tutukluların itaatsizliğinin kısa sürede bir isyana dönüebileceği ve bunun sonucunda da  
güvenlik güçlerinin müdahalesinin zorunlu hale gelebileceği olgularını gözardı edemez.  
AĐHM, mevcut davada güvenlik güçlerinin isyanı bastırmak için gözyaartıcı gaz, tazyikli su  
ve cop gibi uygun imkanlara bavurarak kayda değer bir tarzda hareket ettiklerinin altını  
çizmektedir. Cezaevi kurumlarına yönelik direktifte izin verilmesine rağmen – kukusuz son  
çare olarak – güvenlik güçleri makul imkanlara bavurarak ateli silah kullanma yoluna  
gitmemilerdir.  
Böylesi durumlarda, kullanılan gücün sorumluluğunun ve orantısallığının belirlenmesi  
bakımından, alınan önlemlere ilikin bağımsız bir denetim biçimi talep edilmektedir ( bkz.  
sözgelimi Kaya –Türkiye, 19 ubat 1998 tarihli karar, ve mutatis mutandis, Satık ve diğerleri  
– Türkiye ). Ancak bu mesele 2. maddenin usulüne ilikin bir meseledir.  
Sonuç olarak, güvenlik güçleri arasında bulunan yaralıların sayısı durumun katı bir biçimde  
kuvvete bavurulmasını gerektirecek surette ciddiyet arzettiğini göstermektedir. Diğer yandan  
AĐHM, meydana gelen olaylar hakkında varsayımda bulunmaksızın, isyan esnasında yahut  
isyanın bastırılması için yapılan operasyon esnasında yaanan kargaa ortamında farklı  
olayların da cereyan etmiolabileceğini hatırda tutmalıdır.  
Yukarıda yapılan değerlendirmeler gözönüne alındığında AĐHM mevcut davada, sözgelimi  
“isyanın bastırılması” ve / veya “herkesin iddete karı korunması” gibi bir amaç uğruna  
orantısız güç kullanımında bulunulduğunu “her türlü makul üphenin ötesinde” ortaya  
koyabilecek durumda değildir ( bkz. mutatis mutandis, Perk ve diğerleri, § 73 ).  
Bu nedenle AĐHM, sözkonusu ölümlerle ilgili olarak devletin sorumluluğu bulunduğuna  
hükmedemez. Dolayısıyla, bu bakımdan 2. madde ihlal edilmemitir.  
B. 2. Maddenin usulü bakımından  
AĐHS’nin 2. maddesinin icbar ettiği yaam hakkını koruma yükümlülüğü ile devletin, 1.  
maddeden doğan, kendi hukukuna tabi herkese AĐHS’de tanımlanmıhak ve özgürlükleri  
tanıma genel ödevi, kuvvete bavurmanın insan ölümüne yol açması durumunda  
soruturmanın etkin bir biçimde yürütülmesini gerektirir ve ister ( bkz. adıgeçen, McCann ve  
diğerleri, § 161, ve adıgeçen Kaya, § 105 ).  
Yaam hakkının usul bakımından korunması, devlet görevlilerinin öldürücü güç kullanımı  
sonucunda hesap verme yükümlülüğünün olmasını gerektirir. Devlet görevlilerinin eylemleri,  
sözkonusu koullarda kuvvete bavurmanın meru olup olmadığının belirlenmesini  
( bkz. Kaya, adıgeçen, § 88 ) ve sorumluların tespit edilerek cezalandırılmasını  
( bkz., özellikle Oğur, adıgeçen, § 88 ) sağlayacak nitelikte bağımsız ve kamusal bir  
soruturmaya tabi tutulmalıdır. Burada sözkonusu olan sonuç alma yükümlülüğü değil çaba  
gösterme yükümlülüğüdür. Yetkili makamlar ellerinde bulunan imkanları kullanarak  
sözkonusu olaylara yönelik makul tedbirler almıolmalıdırlar. Bir soruturmada ölüm  
nedeninin ve sorumluların tespit edilmesi kabiliyetini zayıflatan herhangi bir eksiklik  
oluması, bu hukuki kurala uygunluğu tehlikeye atar. Đvedilik ve makul özen gerekliği bu  
bağlamda zımnen mevcuttur ( bkz., diğerleri arasında, McKerr – Birleik Krallık, no:  
28883/95, §§ 113-114 ).  
8
Mevcut davada, soruturmayı yürütmekle sorumlu yetkili makamlar tarafından yapılan  
çalımalar konusunda bir itiraz mevcut değildir. Savcılık nezaretinde muhtelif soruturmalar  
açılarak ifadeler alınmıve otopsiler gerçekletirilmitir.  
Bununla beraber, AĐHM elindeki unsurların tümünü dikkate aldığında, ulusal makamların  
yeterli bir ivedilik ve makul bir özen gösterdikleri kanaatinde değildir.  
Hereyden önce, güvenlik güçlerine ilikin prosedür muhakemat-ı memurin kanunu uyarınca  
ratione materiae görevsizlik kararı alınarak Đstanbul Valiliği Đl Đdare Kurulu’na aktarılmıtır.  
Bu prosedürün sonucunun henüz bilinmemesine karın AĐHM, bu organlar tarafından  
yürütülen bir çok soruturmanın ciddi kukulara sebebiyet verdiği ve yürütme organından  
bağımsız olmadığı hükmüne vardığını hatırlatmaktadır ( sözgelimi, Güleç, adıgeçen, §§ 79-  
81, ve Oğur, adıgeçen, §§ 91-92, Kılıç – Türkiye, no: 22492/93, § 72, ve Satık ve diğerleri, §  
60 ). Hiçbir unsur, adıgeçen kurul tarafından derinliğine bir soruturma yürütüldüğüne iaret  
etmemekte ve ilgililerin sözkonusu kurul tarafından mahkemeye çıkarıldığına dair herhangi  
bir bilgi bulunmamaktadır. Bu ekilde soruturmalara son verilmitir ( karılatırınız Ay –  
Türkiye, no: 30951/96, § 62, 22 Mart 2005 ).  
Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi infaz koruma memurları hakkında operasyonlara  
katılmadıkları gerekçesiyle takipsizlik kararı vermitir.  
AĐHM, yetkili makamların sözkonusu olaylar esnasında karı karıya kaldıkları zorlukların  
bilincindedir. Bununla beraber AĐHM, Đl Đdare Kurulunca yapılan soruturmanın bağımsız  
organlar tarafından derinliğine ve sorumluların tespit edilerek cezalandırılmasını sağlayacak  
bir biçimde yürütüldüğü konusunda hiçbir unsura sahip değildir ( Güleç, adıgeçen, § 82 ).  
Sonuç olarak AĐHM, 2. maddenin usul bakımından ihlal edildiği hükmüne varmıtır.  
AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunan tutuklu bavuranlar Aralık 1995 ve 4 Ocak 1996  
olayları sırasında güvenlik güçleri tarafından dövüldüklerini ancak bunun ardından uygun  
tıbbi tedavi görmediklerini iddia etmektedirler.  
Hükümet bizzat ilgililerin tutum ve davranıları sebebiyle kuvvete bavurmanın zorunlu hale  
geldiğini ifade etmektedir. Güvenlik güçleri ve infaz koruma memurlarından birçoğunun  
tutuklular tarafından yaralanmıolması olayların ciddiyetini ve isyanı durdurmak amacıyla  
yapılan müdahalelerin zorunluluğunu açıkça göstermektedir. AĐHS, terörizmle ya da organize  
suçla mücadele gibi en zor koullarda dahi ikence, insanlık dıı ya da onur kırıcı ceza veya  
ilemlerden men eder. 3. madde bu konuda hiçbir sınırlama öngörmemekte ve 15 § 2. madde  
toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike halinde dahi hiçbir istisnaya yer vermemektedir  
( Selmouni - Fransa, no: 25803/94, § 95 ).  
Özgürğünden mahrum bir kimseye karı, fiziki güç kullanımı gerektirmeyen bir davranıı  
sonucunda fiziki güç kullanılması insanlık onuruna karı yapılmıbir saldırıdır ve ilke olarak  
3. maddeyle güvence altına alınmıhakkın ihlalini tekil eder ( Selmouni – Fransa, § 99,  
Tekin - Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, §§ 52 ve 53 ).  
9
Benzer durumlarda, mağdurun iddialarıyla ilgili bir kuku mevcut ise, ancak bu iddialar tıbbi  
kanıtlarla temellendirilmise, kuku doğuran olayları delilleriyle birlikte ortaya koyarak  
yaralanmaların kaynağına ilikin makul bir izahta bulunmak Hükümet’e düer ( bkz., diğerleri  
arasında, Tekin, adıgeçen, §§ 52 ve 53, Altay – Türkiye, no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001,  
ve Esen – Türkiye, no: 29484/95, § 25, 22 Temmuz 2003 ).  
AĐHM, uygun tıbbi tedavi yapılmamasına ilikin yapılan ikayette bavuranların iddialarını  
destekleyecek herhangi bir kanıt sunmadıklarını gözlemlemektedir. Öte yandan, bavuranların  
çoğunluğu uzun sayılabilecek bir süre boyunca hastanade kalmıtır. AĐHM, ikayetin bu  
bölümünde 3. maddenin ihlal edildiğine ilikin hiçbir delil sunulmadığı sonucuna varmıtır.  
Sözde lezyonlara ilikin olarak herhangi bir delil ya da delil balangıcı sunamayan  
bavuranlarla ilgili olarak elindeki mevcut unsurları gözönünde bulunduran AĐHM,  
sözkonusu bavuranların iddia edilen nitelikte bir muameleye maruz kalmadıkları ya da en  
azından 3. maddeye konu olabilecek düzeyde ciddiyet arzeden bir muamele görmedikleri  
kanaatindedir ( Labita – Đtalya, no:26772/95, § 120 ).  
Diğer bavuranlar için ise durum farklıdır. Bu kiilere ilikin tıbbi raporlarda, sözkonusu  
kiilerin vücutlarının çeitli yerlerinde birçok lezyona rastlandığı belirtilmitir. Bu kiilerin  
durumu AĐHM nezdinde sözkonusu ciddiyet düzeyine erimitir. Öte yandan bu bavuranların  
vücutlarında rastlanan lezyonların yukarıda bahsedilen olaylar sırasında gerçekletiği  
noktasında hiçbir itirazda bulunulmamıtır.  
Bununla beraber AĐHM, cezaevi kurumlarında potansiyel olarak iddetin varolduğunu, ve  
tutukluların itaatsizliğinin kısa sürede bir isyana dönüebileceğini ve bunun neticesinde de  
güvenlik güçlerinin müdahalesinin zorunlu hale gelebileceğini gözardı edemez. AĐHM,  
mevcut davada güvenlik güçlerinin isyanı bastırmak için gözyaartıcı gaz, basınçlı su ve cop  
gibi uygun araçlara bavurarak kayda değer bir tarzda hareket ettiklerinin altını çizmektedir.  
Cezaevi kurumlarına yönelik direktifte izin verilmesine rağmen – kukusuz son çare olarak –  
güvenlik güçleri ateli silah kullanma yoluna gitmemilerdir. AĐHM, sözkonusu olaylarda  
alınmıönlemlere ilikin olarak yetkili makamlara hiçbir eletiride bulunamaz.  
Sonuç olarak, güvenlik güçleri arasında bulunan yaralıların sayısı durumun sert biçimde  
kuvvete bavurulmasını gerektirecek surette ciddiyet arzettiğini göstermektedir.  
Sonuç olarak AĐHM, mevcut davanın özel koullarında, Aralık 1995 tarihinde meydana gelen  
olaylarda Oktay Karata’a, 4 Ocak 1996 tarihinde meydana gelen olaylarda ise Muharrem  
Karadeniz, Rasim Özta, Metin imek, Çetin Dönmez, SavaKırca, Turan Ada, Mustafa  
Gök, Asım özdemir, haydar Özdemir, Halil Önder, Akın Olgun, Ali Rıza Demir, Oktay  
Yıldırım, Mustafa Atalay, Đzzet Çetin, Metin Turan, Süleyman Acar, Cengiz Çalıkoparan ve  
Akın Durmaz’a ilikin olarak 3. maddenin ihlal edilmediği sonucuna varmıtır.  
Bununla beraber, benzer koullarda alınan önlemlerin bir tür bağımsız denetime tabi tutularak  
kullanılan gücün sorumluluğunun ve orantısallığının tespit edilmesi gerekirdi ( Satık ve  
diğerleri, adıgeçen, § 58 ).  
Mevcut davada AĐHM, Savcılık tarafından güvenlik güçleri hakkında darp ve yaralama  
suçundan ceza soruturması açıldığını tespit etmektedir. Savcılık jandarmalarla ilgili olarak,  
Memurin Muhakemat Kanunu hükümleri uyarınca ratione materiae görevsizlik kararı vererek  
dosyayı Đstanbul Valiliği Đl Đdare Kurul’una göndermitir.  
10  
Bu prosedürün sonucu AĐHM tarafından bilinmemesine karın Hükümet tıbbi raporlarda  
belirtilen yara izlerinin kaynağını açıklayacak, kullanılan gücün sorumluluğunu belirleyerek  
orantısallığını değerlendirecek nitelikte bir aratırma yapıldığına ilikin belgeler sunamamıtır  
( bkz. mutatis mutandis, Gültekin ve diğerleri – Türkiye ,no: 52941/99, § 39, 31 Mayıs 2005,  
Asenov ve diğerleri – Bulgaristan, 28 ekim 1998, § 102 ).  
Devletin gerçek olayları ortaya koyarak yukarıda belirtilen kriterlere cevap vermek amacıyla  
etkin bir soruturma yürütmediği mevcut davadakine benzer koullarda AĐHM, devletin 3.  
madde anlamında yukarıda adıgeçen kiilere ilikin sorumluluğundan muaf tutulamayacağı  
kanısındadır.  
Bu nedenle AĐHM bu bakımdan AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıtır.  
AĐHS’NĐN 6 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 6 ve 13. maddelerine atıfta bulunan bavuranlar, ikayetleri ile ilgili bir soruturma  
yapılmadığından ve bu konuda bir bavuru imkanı bulunmadığından yakınmaktadırlar.  
Hükümet, içhukukta bavuranların ikayetlerini iletebilecekleri bavuru imkanlarının mevcut  
olduğunu belirtmektedir.  
ikayetlerin sunuluunu ve 2. ve 3. maddelere ilikin sonuçlarını dikkate alan AĐHM,  
AĐHS’nin 6 ve 13. maddeleri bakımından farklı hiçbir sorun bulunmadığı kannatindedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE;  
1. Orhan Özen, Abdülmecit Seçkin, Rıza Boybave Gültekin Beyhan’ın ölümlerine ilikin  
olarak AĐHS’nin 2. maddesinin esası bakımından ihlal edilmediğine;  
2. Adıgeçen kimselerin ölümüne ilikin olarak AĐHS’nin 2. maddesinin usul bakımından  
ihlal edildiğine;  
3. Aralık 1995 olayları esnasında Oktay Karata’a ilikin olarak ve 4 Ocak 1996 tarihinde  
meydana gelen olaylar sırasında ise Muharrem Karadeniz, Metin imek, Rasim Özta, Çetin  
Dönmez, SavaKırca, Turan Ada, Mustafa Gök, Asım Özdemir, Haydar Özdemir, Halil  
Önder, Akın Olgun, Ali Rıza Demir, Oktay Yıldırım, Mustafa Atalay, Đzzet Çetin, Metin  
Turan, Süleyman Acar, Cengiz Çalıkoparan ve Akın Durmaz’a ilikin olarak AĐHS’nin 3.  
maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;  
4. Mevcut kararın birinci bölümünün ekinde adıgeçen diğer bavuranlara ilikin olarak  
AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;  
5. AĐHS’nin 6 ve13. maddeleri yönünden farklı herhangi bir sorun bulunmadığına;  
karar vermitir.  
11  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 21 Aralık 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
12  
EK  
BAVURANLARIN LĐSTESĐ  
I. OLAYLARIN MEYDANA GELDĐĞĐ DÖNEMDE TUTUKLU BULUNAN  
BAVURANLAR  
1. Kemal GÖMĐ, 1969 Mardin doğumlu.  
2. Cengiz ÇALIKOPARAN, 1968 Tekirdağ doğumlu.  
3. Akın DURMAZ, 1962 Uak doğumlu.  
4. Oktay KARATA, 1962 Ardahan doğumlu.  
5. Turan ADA, 1964 Sivas doğumlu.  
6. Metin TURAN, 1967 Trabzon doğumlu.  
7. Serdar KARAÇELĐK, 1971 Hınıs doğumlu.  
8. Süleyman METĐN, 1956 Sivas doğumlu.  
9. Asım ÖZDEMĐR, 1967 Kars doğumlu.  
10. Çetin DÖNMEZ, 1971 Tokat doğumlu.  
11. Đbrahim Halil AHĐN, 1968 anlıurfa doğumlu.  
12. Mustafa ATALAY, 1956 Uak doğumlu.  
13. Mustafa GÖK, 1966 Kayseri.  
14. Ağa YILDIRIM, 1971 Đstanbul doğumlu.  
15. Sezgin ÇELĐK, 1966 Đstanbul doğumlu.  
16. Kenan TANDOĞAN, 1973 Bingöl doğumlu.  
17. Đzzet ÇETĐN, 1974 Sivas doğumlu.  
18. Haydar ÖZDEMĐR, 1965 Gönen doğumlu.  
19. Serdar YILDIRIM, 1970 Erzincan doğumlu.  
20. Đbrahim ERLER, 1972 Ordu doğumlu.  
21. Nurettin ASLAN, 1965 Tunceli doğumlu.  
22. Erdal KOÇ, 1970 Đstanbul doğumlu.  
23. Ümit GÜNGER, 1972 Artvin doğumlu.  
24. Halil ACAR, 1973 Gebze doğumlu.  
25. Halil ÖNDER, 1970 Adana doğumlu.  
26. Đbrahim YERLĐKAYA, 1972 Sivas doğumlu.  
27. Erol ARIKAN, 1962 Balıkesir doğumlu.  
28. Kazım ARSLAN, 1955 Sivas doğumlu.  
29. Süleyman ACAR, 1962 Örencik doğumlu.  
30. SavaKIRCA, 1975 Đzmir doğumlu.  
31. Đsmail BAHADIR, 1972 Kütahya doğumlu.  
32. Ali Rıza DEMĐR, 1973 Adıyaman doğumlu.  
33. BarıPEHLĐVAN, 1976 Đstanbul doğumlu.  
34. Malik KOPARAN, 1964 Samsun doğumlu.  
35. Đbrahim DALKAYA, 1966 Malatya doğumlu.  
36. Rasim ÖZTA, 1963 Elazığ doğumlu.  
37. Feridun Yücel BATU, 1968 Antalya doğumlu.  
38. Serdar ADALI, 1968 Tunceli doğumlu.  
39. Đsmail TOPKAYA, 1969 Kars doğumlu.  
40. Ahmet ÖZDEMĐR, 1970 Sivas doğumlu.  
41. Ahmet GENÇ, 1974 Bayburt doğumlu.  
13  
42. Metin ꢁĐMEK, 1976 Sivas doğumlu.  
43. Muharrem KARADENĐZ, 1973 Sivas doğumlu.  
44. Serhat AKTUĞ, 1970 Eskiehir doğumlu.  
45. Levent NEVRUZ, 1974 Sivas doğumlu.  
46. Akın OLGUN, 1975 Sivas doğumlu.  
47. Ergül ACAR, 1972 Tunceli doğumlu.  
48. Oktay YILDIRIM, 1974 Bayburt doğumlu.  
49. Sadık EROĞLU, 1965 Malatya.  
II. MAKTÜLLERĐN YAKINI OLAN BAVURANLAR  
50. Mehmet ÖZEN, Tunceli’de ikamet etmektedir.  
51. Elif ÖZEN, Tunceli’de ikamet etmektedir.  
52. Selim SEÇKĐN, Bursa’da ikamet etmektedir.  
53. Sultan SEÇKĐN, Bursa’da ikamet etmektedir.  
54. Salih BOYBA, 1952 Readiye doğumlu.  
55. Hasan BOYBA, 1965 Tokat doğumlu.  
56. ehzade ÖZTÜRK, 1945 Readiye doğumlu.  
57. Hamayil BEYHAN, Bursa’da ikamet etmektedir.  
58. Zülfü BEYHAN, Bursa’da ikamet etmektedir.  
14