Benzer durumlarda, mağdurun iddialarıyla ilgili bir kuꢀku mevcut ise, ancak bu iddialar tıbbi
kanıtlarla temellendirilmiꢀse, kuꢀku doğuran olayları delilleriyle birlikte ortaya koyarak
yaralanmaların kaynağına iliꢀkin makul bir izahta bulunmak Hükümet’e düꢀer ( bkz., diğerleri
arasında, Tekin, adıgeçen, §§ 52 ve 53, Altay – Türkiye, no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001,
ve Esen – Türkiye, no: 29484/95, § 25, 22 Temmuz 2003 ).
AĐHM, uygun tıbbi tedavi yapılmamasına iliꢀkin yapılan ꢀikayette baꢀvuranların iddialarını
destekleyecek herhangi bir kanıt sunmadıklarını gözlemlemektedir. Öte yandan, baꢀvuranların
çoğunluğu uzun sayılabilecek bir süre boyunca hastanade kalmıꢀtır. AĐHM, ꢀikayetin bu
bölümünde 3. maddenin ihlal edildiğine iliꢀkin hiçbir delil sunulmadığı sonucuna varmıꢀtır.
Sözde lezyonlara iliꢀkin olarak herhangi bir delil ya da delil baꢀlangıcı sunamayan
baꢀvuranlarla ilgili olarak elindeki mevcut unsurları gözönünde bulunduran AĐHM,
sözkonusu baꢀvuranların iddia edilen nitelikte bir muameleye maruz kalmadıkları ya da en
azından 3. maddeye konu olabilecek düzeyde ciddiyet arzeden bir muamele görmedikleri
kanaatindedir ( Labita – Đtalya, no:26772/95, § 120 ).
Diğer baꢀvuranlar için ise durum farklıdır. Bu kiꢀilere iliꢀkin tıbbi raporlarda, sözkonusu
kiꢀilerin vücutlarının çeꢀitli yerlerinde birçok lezyona rastlandığı belirtilmiꢀtir. Bu kiꢀilerin
durumu AĐHM nezdinde sözkonusu ciddiyet düzeyine eriꢀmiꢀtir. Öte yandan bu baꢀvuranların
vücutlarında rastlanan lezyonların yukarıda bahsedilen olaylar sırasında gerçekleꢀtiği
noktasında hiçbir itirazda bulunulmamıꢀtır.
Bununla beraber AĐHM, cezaevi kurumlarında potansiyel olarak ꢀiddetin varolduğunu, ve
tutukluların itaatsizliğinin kısa sürede bir isyana dönüꢀebileceğini ve bunun neticesinde de
güvenlik güçlerinin müdahalesinin zorunlu hale gelebileceğini gözardı edemez. AĐHM,
mevcut davada güvenlik güçlerinin isyanı bastırmak için gözyaꢀartıcı gaz, basınçlı su ve cop
gibi uygun araçlara baꢀvurarak kayda değer bir tarzda hareket ettiklerinin altını çizmektedir.
Cezaevi kurumlarına yönelik direktifte izin verilmesine rağmen – kuꢀkusuz son çare olarak –
güvenlik güçleri ateꢀli silah kullanma yoluna gitmemiꢀlerdir. AĐHM, sözkonusu olaylarda
alınmıꢀ önlemlere iliꢀkin olarak yetkili makamlara hiçbir eleꢀtiride bulunamaz.
Sonuç olarak, güvenlik güçleri arasında bulunan yaralıların sayısı durumun sert biçimde
kuvvete baꢀvurulmasını gerektirecek surette ciddiyet arzettiğini göstermektedir.
Sonuç olarak AĐHM, mevcut davanın özel koꢀullarında, Aralık 1995 tarihinde meydana gelen
olaylarda Oktay Karataꢀ’a, 4 Ocak 1996 tarihinde meydana gelen olaylarda ise Muharrem
Karadeniz, Rasim Öztaꢀ, Metin ꢁimꢀek, Çetin Dönmez, Savaꢀ Kırca, Turan Ada, Mustafa
Gök, Asım özdemir, haydar Özdemir, Halil Önder, Akın Olgun, Ali Rıza Demir, Oktay
Yıldırım, Mustafa Atalay, Đzzet Çetin, Metin Turan, Süleyman Acar, Cengiz Çalıkoparan ve
Akın Durmaz’a iliꢀkin olarak 3. maddenin ihlal edilmediği sonucuna varmıꢀtır.
Bununla beraber, benzer koꢀullarda alınan önlemlerin bir tür bağımsız denetime tabi tutularak
kullanılan gücün sorumluluğunun ve orantısallığının tespit edilmesi gerekirdi ( Satık ve
diğerleri, adıgeçen, § 58 ).
Mevcut davada AĐHM, Savcılık tarafından güvenlik güçleri hakkında darp ve yaralama
suçundan ceza soruꢀturması açıldığını tespit etmektedir. Savcılık jandarmalarla ilgili olarak,
Memurin Muhakemat Kanunu hükümleri uyarınca ratione materiae görevsizlik kararı vererek
dosyayı Đstanbul Valiliği Đl Đdare Kurul’una göndermiꢀtir.
10