GÖK VE GÜLER – TÜRKĐYE KARARI
kaldığını ve beline silah dayandığını, ikinci baꢀvuranın ise tehdit edildiğini, dövüldüğünü ve
yalancı infaza tâbi tutulduğunu öne sürdüğünü kaydeder. Birinci baꢀvuranın TBMM Đnsan
Hakları Komisyonu’na gönderdiği dilekçe, orada belirttiği olayların AĐHM önünde dile
getirdikleriyle uyuꢀup uyuꢀmadığının değerlendirilmesi amacıyla AĐHM'ye sunulmamıꢀtır.
Đkinci olarak AĐHM, baꢀvuranların kötü muamele iddialarını destekler nitelikte kesin ya
da ikna edici kanıt sunmadıklarını kaydeder. Bu bağlamda, baꢀvuranların gözaltı süresi
bitiminde doktor muayenesinden geçtiklerini ve düzenlenen tıbbi raporların birinci baꢀvuranın
alt dudağında küçük bir yara ve ikinci baꢀvuranın sağ dizinin alt kısmında iki küçük çizik
olduğunu göstermiꢀ olduğunu gözlemler. Ne var ki AĐHM bu tespitlerin baꢀvuranların
baꢀvuru formunda son derece kısa ve genel ifadelerle tarif ettikleri ciddi kötü muameleyi
desteklemek için yetersiz kaldığı kanaatindedir (bkz. Ahmet Mete – Türkiye (no. 2), no.
30465/02 ve Yıldırım – Türkiye, no. 436140/98). AĐHM, baꢀvuranların iddia ettiği ꢀekilde
yapılan bir kötü muamelenin, özellikle de birinci baꢀvuranın mektubunda bahsettiği
muamelenin 28 Kasım 1995 tarihinde, yani gözaltından çıkıꢀlarından sırasıyla 5 ve 10 gün
sonra kendilerini muayene eden doktor tarafından gözlemlenebilecek izler bırakmıꢀ olması
gerektiğini hatırlatır (bkz. Tanrıkulu vd., yukarıda anılan). AĐHM, sözkonusu raporlardaki
ayrıntı eksikliğinin farkındadır. Buna rağmen baꢀvuranlar sözkonusu raporun bulgularına
itiraz etmemiꢀtir ve dava dosyasında sözkonusu rapor bulgularını sorgulayacak ya da
baꢀvuranların iddialarının ispat gücünü artıracak delil bulunmamaktadır.
Sonuç olarak, tarafına sunulan deliller AĐHM’nin, baꢀvuranların 3. madde kapsamına
girmesine yetecek derecede bir muameleye uğradığını tüm makul ꢀüphelerin ötesinde tespit
etmesine imkan vermediğinden, iddia konusu kötü muamele nedeniyle AĐHS'nin 3.
maddesinin ihlal edildiğine hükmetmek için yeterli delil bulunmadığı düꢀüncesindedir (bkz.
Labita – Đtalya, yukarıda anılan).
2. Savunmacı devletin AĐHS'nin 3. maddesinin usule iliꢀkin yönü ıꢀığında sorumluluğu
AĐHM, AĐHS'nin 3. maddesinin aynı zamanda yetkililerin “savunulabilir” olan ve
“makul ꢀüphe uyandıran” kötü muamele iddialarını soruꢀturmasını gerektirdiğini hatırlatır
(bkz. özellikle Assenov vd. – Bulgaristan, Karar Raporları 1998-VIII).
Somut davada AĐHM, delil yetersizliği nedeniyle, baꢀvuranların kötü muameleye
uğradığının kanıtlandığını tespit etmemiꢀtir. Ne var ki geçmiꢀteki davalarda hükmettiği gibi
bu durum, ꢀikâyetlerinin, soruꢀturma yapma pozitif yükümlülüğü gereği, 3. madde
bağlamında “savunulabilir” bir iddia olmasına engel değildir (bkz. Böke ve Kandemir –
Türkiye, no. 71912/01, 26968/02 ve 36397/03). AĐHM, bu sonuca varırken baꢀvuranların
gözaltı süresi sonunda hazırlanan tıbbi raporda belirtilen bulguları özellikle dikkate almıꢀtır.
Bu nedenle bir soruꢀturma yapılması gerekmekteydi.
AĐHM, 28 ꢁubat 1996 tarihinde Đstanbul DGM’de yapılan ilk duruꢀmada baꢀvuranların
gözaltında kötü muameleye uğradıklarını iddia ettiğini ve ne tür bir muamele gördüklerine
iliꢀkin bazı ayrıntılar verdiklerini kaydeder. Sonraki duruꢀmalarda daha fazla ayrıntı
vermemiꢀ olmalarına karꢀın baꢀvuranlar en azından iꢀkenceye uğradıklarını Yargıtay önünde
de olmak üzere sürekli olarak tekrarlamıꢀlardır. 28 Kasım 1995 tarihinde yapılan doktor
muayenesinin baꢀvuranların vücutlarının çeꢀitli bölgelerinde darp izleri bulunduğunu ortaya
çıkarması ve yargı makamları önündeki iddialarının ciddi niteliğine rağmen, iddialarını
soruꢀturmak adına, tatbikatın görüntü kayıtlarının 12 Aralık 1997 tarihinde incelenmesi
dıꢀında giriꢀimde bulunulmamıꢀtır. AĐHM, bir savcının suç iꢀlendiğine dair ꢀüphe ortaya
çıkaran bir durumdan herhangi bir ꢀekilde haberdar edilmesi halinde olay anında yürürlükte
4