C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
GÖK VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:71867/01, 71869/01, 73319/01 ve 74858/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
27 TEMMUZ 2006  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek  
olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 71867/01, 71869/01, 73319/01 ve 74858/01 bavuru  
no’lu davanın nedeni, dört Türk vatandaı Dilber Gök, Yeil’in ei Ayno Gök, Naciye Gök ve  
Ersöz’ün ei Dursun Gök’ün (Bavuranlar), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 15  
ubat (ilk üç bavuran) ve 9 Mayıs 2001 (son bavuran) tarihlerinde, Avrupa Đnsan Hakları ve  
Temel Özgürlükleri Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıoldukları  
bavurudur. Bavuranlar, anlıurfa Barosu avukatlarından A. Elçi ve O. Kaysı tarafından  
temsil edilmektedirler.  
OLAYLAR  
Bavuranlar anlıurfa’da ikamet etmektedir.  
Bavuranlar, Karaköprü’de (anlıurfa) bulunan tapu sicil kaydına 740 parsel numarasıyla  
kayıtlı olan bir arsanın miras yoluyla mülkiyet hakkına sahiptirler. Dosyada bulunan belgelere  
göre bavuranların arsadaki pay dağılımı u ekildedir: 6.616 m² Ersöz’ün ei Dursun Gök’e  
ait olup, diğer üç bavuranın her birinin 1.654 m² payı bulunmaktadır.  
Arsa Milli Savunma Bakanlığı tarafından igal edilmitir.  
1. 71867/01, 71869/01, 73319/01 ve 74858/01 Numaralı Bavurular  
a) De facto kamulatırma gerekçesiyle tazminat bavurusu  
Bavuranlar, 24 Eylül 1996 tarihinde kamulatırma tazminatı almak amacıyla anlıurfa Asliye  
Hukuk Mahkemesi önünde dava açmılardır (dava no: 1998/24). Bavuranlar, parsellerinin  
Milli Savunma Bakanlığı tarafından kamulatırmasız el atılmasının de facto fiilen  
kamulatırma anlamına geldiğinden, bu amaçla kamulatırma tazminatı olarak  
25.000.000.000 TL [o dönemde yaklaık olarak 225.680 Euro] istemilerdir.  
Milli Savunma Bakanlığı, fiilen kamulatırmanın 1977 yılında gerçekletiğinden dolayı  
Kamulatırma Kanunu’nun 38. maddesi gereğince zamanaımına uğradığını ve sözüedilen  
davanın, arsaya kamulatırmasız el atılmasından sonra yirmi yıl içinde açılmadığını ileri  
sürmektedir.  
Asliye Hukuk Mahkemesi’nin talebi üzerine hazırlanan bilirkii raporunda dava konusu  
arsanın bedeli 49.669.647.300 TL [o dönemde yaklaık olarak 145.000 Euro] olarak  
belirlenmitir.  
Asliye Hukuk Mahkemesi daha sonra, arsa kefini gerçekletirmive davacı tarafın tanıklarını  
dinlemitir. Tanıklar, 1988-89 yılında dava konusu parselin yakınlarında bulunan mühimmat  
deposunun patlamasının ardından, arsanın dikenli tellerle çevrildiğini ve giriin  
yasaklandığını belirtmilerdir.  
Ayrıca Asliye Hukuk Mahkemesi’nin talebi üzerine Malatya Belediyesi, dava konusu parselin  
1977 yılından bu yana, ordu tarafından atıeğitim alanı olarak kullanıldığını belirtmitir.  
2
Asliye Hukuk Mahkemesi 27 Ekim 1998 tarihli kararla, bavuranları haklı bulmuve  
taleplerini kabul etmitir. Asliye Hukuk Mahkemesi, fiili kamulatırmadan dolayı  
bavuranlara 24 Eylül 1996 tarihinden itibaren ilemek üzere yasal faizle birlikte  
25.000.000.000 TL [o dönemde yaklaık olarak 71.955 Euro] tazminat ödenmesine karar  
vermitir. Asliye Hukuk Mahkemesi, özellikle Đdare’nin, dava konusu parselin 1977 yılından  
bu yana ordu tarafından igal edildiğini ortaya koyamadığına ve sonuç olarak sözkonusu  
igalin 1991 yılında gerçekletiğini ve yirmi yıllık zamanaımı süresinin dolmadığını kabul  
etmek gerektiğine kanaat getirmitir. Asliye Hukuk Mahkemesi ayrıca, Hazine adına arsanın  
tapuya kaydedilmesine karar vermitir.  
Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararı 3 Aralık 1998 tarihinde Yargıtay 5. Dairesi tarafından  
onanve kesin hükme bağlanmıtır.  
b) De facto kamulatırma gerekçesiyle tazminatın artırılması bavurusu  
Bavuranlar, 16 Temmuz 1999 tarihinde ek tazminat almak amacıyla dava açmılardır.  
1998/24 no’lu dava çerçevesinde hazırlanan bilirkii raporunun sözkonusu taınmazın  
bedelinin önceki taleplerinden fazla olduğunu ortaya koyduğunu ve bu miktardan fazlasını  
talep etme haklarını saklı tuttuklarını belirterek 7.296.260.000 TL [o dönemde yaklaık olarak  
16.580 Euro] ek tazminat talep etmilerdir.  
Đlk aamada, Asliye Hukuk Mahkemesi 5 Ekim 1999 tarihli bir kararla, 1998/24 no’lu davada  
alınan sonuçlara dayalı olarak bavuranların davasının zaman aımına uğramadığına itibar  
ederek bavuranların tazminat talebini bütün olarak ele almıtır.  
Bununla birlikte, 9 Aralık 1999 tarihinde Yargıtay 5. Dairesi Kamulatırmaya dair 2942 sayılı  
Kanun’un 38. maddesine dayalı olarak ek tazminat davasının zamanaımına uğradığı  
gerekçesiyle bu kararı bozmutur.  
Bavuranlar tarafından 19 Nisan 2000 tarihinde 9 Aralık 1999 tarihli kararın tashihi için  
yapılan itiraz, zamanaımı kuralının yargının her evresinde hukuki bir güvenlik etkenini  
oluturması doğrultusunda Yargıtay 5. Dairesi tarafından reddedilmitir. Yüksek Mahkeme  
bir yanda 1998/24 no’lu hukuk davasının zamanaımı incelemesi yapılmadan hükme  
bağlandığını, öte yanda sözkonusu parselin kamulatırmasız el atma tarihi tespitinin mevcut  
davada kesin bir delil oluturmağını kaydetmitir. Yargıtay, dava dosyasından ve Malatya  
Belediyesi’nin mahkemeye sunduğu belgeden sözkonusu arsanın fiilen 1977 yılında istimlak  
edildiği sonucuna varmıtır.  
Asliye Hukuk Mahkemesi 5 Haziran 2000 tarihli bir kararla, Yargıtay’ın 9 Aralık 1999 ve 19  
Nisan 2000 tarihli kararlarındaki gerekçelere dayalı olarak bavuranların talebini reddetmitir.  
Bavuranlar 11 Temmuz 2000 tarihinde temyiz bavurusunda bulunmu, Đdarenin  
beyanlarında arsanın 1977 yılında kullanılmaya balandığını kanıtlayıcı hiçbir belgenin yer  
almağını ileri sürmülerdir.  
27 Eylül 2000 tarihli bir kararla, bu karar bavuranlara 17 Ekim 2000’de tebliğ edilmitir,  
Yargıtay 5. Dairesi temyizine gidilen bavuruyu onamıtır. Bu karar 18 Ekim 2000 tarihinde  
kesin hükme bağlanmıtır.  
3
2. 74858/01Numaralı Bavuru  
a) De facto kamulatırma gerekçesiyle tazminat bavurusu  
Aralarında bavuranın da yer aldığı Abdurrahman Gök’ün mirasçıları 24 Eylül 1996 tarihinde  
bavurarak arsalarına fiilen kamulatırmasız el atıldığını belirterek anlıurfa Asliye Hukuk  
Mahkemesi önünde tazminat davası açmı, (dava no: 1998/21) 80.000.000.000 TL. [o  
dönemde yaklaık olarak 722.000 Euro] kamulatırma bedeli istemitir.  
Mahkeme 8 Temmuz 1997 tarihinde yer keif incelemesinde bulunmuve davacı taraftan iki  
görgü tanığını dinlemitir.  
Asliye Hukuk Mahkemesi’nin talebi doğrultusunda hazırlanan bilirkii raporunda sözkonusu  
arsanın bedeli 162.555.120.000 TL. [o dönemde yaklaık olarak 733.000 Euro] olarak  
belirlenmitir.  
Kamulatırmasız el atan Đdare, Mahkemenin talebi üzerine, 1977 yılından bu yana sözkonusu  
parseli atıve askeri eğitim alanı olarak kullandığını belirtmi, buna dayanak olarak anlıurfa  
Belediyesi’nden alınan bilirkii raporunu sunmutur.  
Asliye Hukuk Mahkemesi, 10 Ekim 1997 tarihli bir kararla bavuran da dahil Abdurrahman  
Gök’ün mirasçılarının talebinin tamamını kabul etmitir.  
Bununla birlikte 20 Kasım 1997 tarihinde Yargıtay, Đlk derece mahkemesinin derinlemesine  
inceleme yapmadan sözü edilen parseli ina edilebilir olarak nitelendirdiğine kanaat getirerek  
kararı bozmutur.  
27 Ekim 1998 tarihinde, Mahkeme Abdurrahman Gök’ün mirasçılarını haklı bularak  
taleplerini yeniden bir bütün olarak değerlendirmeye almıtır. Mahkeme kamulatırma için,  
24 Eylül 1996 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yasal faizi ile birlikte de facto  
80.000.000.000 T.L. (olayların meydana geldiği dönemde yaklaık 230.257 Euro) ödenmesine  
karar vermitir. Mahkeme, Đdare’nin, dava konusu parselin 1977 yılından beri askeriye  
tarafından kullanıldığını ve bunun sonucunda sözkonusu arazi igalinin 1991 yılında meydana  
geldiğinin kabul edilmesinin uygun olacağını, yirmi yıllık zamanaımı süresinin halen  
dolmağını ortaya koyamadığına dikkat etmitir. Ayrıca arazının, Hazine’nin kaydına  
ilenmesine karar vermitir.  
26 Kasım 1998 tarihinde, Yargıtay 5. Dairesi temyiz edilen kararı onamıtır.  
b) De facto kamulatırma gerekçesiyle tazminatın arttırılması bavurusu  
Bavuran, 16 Temmuz 1999 tarihinde, ek kamulatırma bedelinin ödenmesi için dava  
açmıtır. Bavuran, 1998/21 sayılı dava çerçevesinde hazırlanan bilirkii raporunda,  
sözkonusu arazi bedelinin, balangıçta talep ettiği tutardan az olduğunun belirtildiğini ifade  
etmektedir. Daha fazlasını isteme hakkını kullanmadığını hatırlatan bavuran, 27.518.373.000  
T.L. (olayların meydana geldiği dönemde yaklaık 62.555 Euro) tutarında tazminat talep  
etmitir.  
4
Đlk aamada Mahkeme, 21 Ocak 200 tarihli bir kararla bavuranın davasının zamanaımına  
uğramadığına kanaat getirerek, bavuranın 1998/21 sayılı davanın sonuçlarına dayanan  
tazminat talebini kabul etmitir.  
Bununla birlikte, 15 Haziran 2000 tarihinde Yargıtay 5. dairesi kamulatırma davasının, 2942  
sayılı Kamulatırma Kanunu’nun 38. maddesi uyarınca zamanaımına uğradığı gerekçesiyle  
sözkonusu kararı bozmutur. Dosyada yer alan unsurlardan anlaıldığı üzere dava konusu  
parsel 1977 tarihinden beri kullanılmı, oysa ki dava 28 Haziran 1999 tarihinde açılmıtır.  
Bununla ilgili olarak, Yargıtay iki unsura dayanmaktadır: araziyi kullanan Đdare’nin, 1977  
yılının Ocak ayından itibaren dava konusu parselin askeriye tarafından atıve eğitim alarak  
kullanılğına ilikin yazısı ve bu tahsisi onaylayan anlıurfa Belediyesi tarafından sunulan  
bilirkii raporu.  
Mahkeme, 4 Ekim 2000 tarihinde Yargıtay kararı ile aynı doğrultuda hareket ederek,  
bavuranın talebini zamanaımına uğradığı gerekçesiyle reddetmitir.  
11 Temmuz 2000 tarihinde bavuran kararın temyizine gitmitir. Bavuran, Đdare’nin  
beyanlarının dıında, arazinin igalinin 1977 tarihinden itibaren baladığını kanıtlayacak belge  
ve unsurların bulunmadığını belirtmektedir. Bavuran, Asliye Hukuk Mahkemesi’nin arazinin  
igal tarihini 1991 olarak kabul ettiği bir önceki kararının, Yargıtay tarafından onandığını  
belirtmektedir.  
1 ubat 2001 tarihli bir kararla Yargıtay temyiz edilen kararı onamıtır.  
Aynı ekilde, bavuran tarafından yapılan kararın düzeltilmesi bavurusu 28 Mart 2001  
tarihinde Yargıtay tarafından reddedilmitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢁKĐN  
Bavuranlar, AĐHS’nin 6. maddesinin ve Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal  
edildiğini iddia etmektedirler.  
Hükümet bavuranların tezlerine karı çıkmakta ve öncelikli olarak bavurunun iki açıdan  
kabuledilemez olduğunu belirtmektedir.  
A. Mağdur Sıfatı  
Hükümet, 71867/01, 71869/01 ve 73319/01 numaralı bavurular çerçevesinde, ulusal  
mahkemelerin de facto kamulatırma nedeniyle kamulatırma bedellerinin ödenmesine karar  
verdiği dikkate alındığında, bavuranların, tazminat almaksızın mülkiyet haklarından yoksun  
bırakıldıklarından dolayı mağdur olarak nitelendirilemeyeceğini belirtmektedir. Bavuranlar  
tarafından açılan 1998/24 numaralı dava, ilk yargılama çerçevesinde gerçekletirilen bilirkii  
incelemesi ile dava konusu arazinin değerinin tespit edilmesi esasına dayanmaktaydı. ayet  
bilirkii raporunda bavuranların taleplerinden farklı olarak bir değer tespit edilmiolsaydı,  
bavuranlar hiçbir zaman bu ikinci yargılamayı balatmayacaklardı. Ayrıca, ilk yargılama  
5
sonrasında, Mahkeme dava konusu parselin Hazine’nin kaydına geçmesine karar vermiti.  
Bununla ilgili olarak, ikinci yargılamanın balatılması sırasında, ilgili kiilerin hiçbirinin Ek 1  
no’lu Protokol’ün 1. maddesi ile güvence altına alınan mülk sahibi sıfatı bulunmamaktaydı.  
Bavuranlar bu sava itiraz etmektedir.  
AĐHM’nin daha önce de ifade ettiği gibi, ulusal mahkemelerin AĐHS’nin ihlal edildiğini  
alenen ya da özü itibariyle kabul etmedikleri ve ihlali gidermedikleri sürece, bavuran lehine  
alınan bir karar ya da tedbir, bavuranın mağdur sıfatını kaybetmesi için yeterli olmamaktadır  
(Amuur-Fransa, 25 Haziran 1996, Derleme Hükümler ve Kararlar, Dalban-Romanya, no:  
28114/95).  
Mevcut dava ile ilgili olarak AĐHM, bavuranların tapularının iptal edilmesi nedeniyle  
tazminat almıolmalarının, AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca mağdur sıfatlarını ortadan  
kaldırmadığı görüündedir. Esasında, ilk yargılamalar davanın incelenmesinde dikkate  
alınması gereken önemli bir unsur gibi olsalar da, bunlar ulusal makamlar tarafından yasal bir  
düzenlemenin geriye dönük olarak uygulanması nedeniyle tazminat taleplerinin  
reddedilmesinden ikayetçi olan ilgililerin iddialarının bilinmesi ya da tanınması anlamına  
gelmemektedir.  
Yukarıda yer alan bilgiler ıığında AĐHM, bavuranların halen AĐHS ile güvence altına alınan  
haklarının ihlal edilmesi nedeniyle mağdur olduklarını iddia edebilecekleri kanaatindedir.  
B. Đç hukuk yollarının tüketilmesi  
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtmektedir.71867/01, 71869/01 ve 73319/01  
numaralı davalar çerçevesinde, kararın düzeltilmesi talebinde bulunmayan bavuranların, iç  
hukuk yollarını tüketmiolduklarının düünülemeyeceğini belirtmektedir. Hükümet,  
74858/01 numaralı dava ile ilgili olarak bavuranın, hiçbir zaman Kamulatırma Kanunu’nun  
38. maddesinin Anayasa’ya uygunluğu konusunda bir itirazda bulunmadığını belirtmektedir.  
Bavuranlar bu sava itiraz etmektedirler.  
Hükümet tarafından dile getirilen kararın düzeltilmesi talebi ile ilgili olarak AĐHM, Türk  
Hukuku’nda bu bavurunun, Yargıtay tarafından yapılan bir hata nedeniyle sözkonusu kararı  
tekrar gözden geçirme amacının olduğunu not etmektedir. Tarafların tekrar bavuru yapması  
üzerine, yeni unsurlar olmadan Mahkeme ikinci bir inceleme balatmaktadır (Đsmail Çınar-  
Türkiye, no: 28602/95, 13 Kasım 2003, ve mutatis mutandis, Karaduman-Türkiye, no:  
16278/90, Komisyon’un 3 Mayıs 1993 tarihli kararı).  
AĐHM, bir bavuranın büyük olasılıkla etkili ve yeterli olan iç hukuk yollarını kullanmıꢀ  
olması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bir bavuru yolu kullanıldığında, uygulamada aynı amacı  
taıyan baka bir bavuru yolunun kullanılması zorunlu değildir (Bkz, en son olarak, Patricia  
Raquel Rela Alves-Portekiz (karar), no: 19485/02, 9 Kasım 2004). Mevcut davada, AĐHM  
için, Asliye Hukuk Mahkemeleri tarafından, bavuranların taleplerinin reddedilmesine ilikin  
verilen kararları Yargıtay’ın kesin olarak onadığının tespit edilmesi yeterli olacaktır.  
Sözkonusu Kanun’un Anayasa’ya uygunluğunun denetlenmesi ile ilgili olarak AĐHM, bu  
bavuru yolunun doğrudan ahıslara açık olmadığını ve Anayasa’nın geçici 15. maddesi  
6
uyarınca, 2942 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte kabul edilen Kanunların, anayasal bir  
denetimin yapılmasına imkân tanımadığını tespit etmektedir.  
Yukarıda yer alan bilgiler ıığında AĐHM, Türk Hukuku’nda belirtilen süre içerisinde  
kamulatırma davası açan bavuranların, mülkiyet sıfatlarının iptal edilmesi nedeniyle  
tazminat elde etmek amacıyla iç hukukta yer alan bavuru yollarını tükettikleri kanaatindedir.  
Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazı AĐHM tarafından reddedilmektedir.  
C. Sonuç  
AĐHM, bavuruların AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı  
tespitini yapmaktadır. Bavuruların kabuledilemezliği hakkında hiçbir gerekçe yer  
almamakta, bavuruların esasa birletirilerek kabuledilmesi gerekmektedir.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, iç hukuktaki mahkemeler önünde hakkaniyete uygun bir yargılamanın  
olmaından ikayetçi olmakta, AĐHS’nin 6 § 1. maddesine göndermede bulunmaktadır.  
Bavuranlar, 1991 yılında taınmazlarına yargı kararları ile nihai surette kamulatırmasız el  
atma ile sürecin önceden tamamlandığı halde, sonraki dönemde, mahkemelerin Kamulatırma  
Kanunu’nun 38. maddesinin uygulanmasına istinaden tamamlayıcı tazminat taleplerini haksız  
yere reddettiğini ileri sürmektedir.  
Hükümet bu sava karı çıkmaktadır.  
AĐHM, iç hukuk mercilerinin tamamlayıcı tazminat taleplerine yönelik almıoldukları  
kararların AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlaline yol açıp açmadığını incelemek durumundadır.  
AĐHM, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ile güvence altına alınan ve bir mahkeme önünde adil  
yargılanma hakkının Sözlemeci Devletlerin ortak değerinden biri olan hukukun üstünlüğü  
çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Hukukun üstünlüğünün temel  
unsurlarından biri de hukuki ilikilerin güvenliği ilkesidir ve diğerlerinin yanı sıra,  
mahkemeler tarafından nihai çözüme kavuturulan ithilafın artık dava konusunu  
oluturmaması gerektiğini öngörür (Bkz. Brumarescu-Romanya kararı, no: 28342/95).  
Bu bavuruda AĐHM ilk olarak, sunulan kanıt unsurlarını değerlendirmesinin ve tarafları  
dinlemesinin ardından anlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesi’nin dava konusu parselin 1991  
yılında kullanıldığı tespitini yaparak idarenin zamanaımı itirazını reddettiğini  
hatırlatmaktadır. Böylece, sözkonusu 38. maddede öngörülen süre, iki dereceli yargı ile 27  
Ekim 1998 tarihinde alınan kararlar ile aılmadığından, mahkeme bavuranların mülkiyet  
sıfatlarının iptali sonucunda tazminat taleplerini kabul etmitir. Aynı ekilde, bilirkiiler bu  
süreç boyunca idare tarafından taınmaza el konulması nedeniyle ilgililerin uğramıoldukları  
zarar miktarına kıymet biçebilirlerdi. Bu yargı kararları Yargıtay 5. Dairesi tarafından  
onanve kesin hükme bağlanmıtır.  
7
Sonuç itibariyle, AĐHM açısından ilke olarak, sözü edilen 38. madde uyarınca zamanaımı  
süresinin tarihinin belirlenmesine ilikin bavuranların «hukuki güvenliğinin» baladığına  
üphe yoktur.  
Ayrıca, Asliye hukuk mahkemesi daha önceki süreçte 5 Ekim 1999 ve 21 Ocak 2000 tarihli  
kararlarda vardığı sonuçlara dayalı olarak bavuranların tamamlayıcı tazminat taleplerini  
yerinde bulmutur. Mahkeme böylelikle, Đdarenin 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesine göre  
öne sürdüğü zamanaımı itirazını kabul etmemi, bavuranların davasının zamanaımına  
uğramadığına kanaat getirmitir.  
Buna karın, Yargıtay 5. Dairesi daha evvel de tespit edildiği üzere bahse konu el atmanın  
1991 yılında değil 1977 yılında gerçekletiğini ve 38. madde gereğince tazminat davasının  
zamanaımına uğradığını vurgulayarak bu kararları bozmutur. Yargıtay son olarak davayı  
taraflara geri göndermi, Asliye hukuk mahkemesi bu hükmün uygulanmasına istinaden  
bavuranların taleplerini nihai surette reddetmitir.  
AĐHM, mahkemenin bu yöndeki yerleik içtihadına göre ulusal mahkemelerin görevini  
üstlenmek gibi bir konumda olmadığını vurgulayarak, ayet AĐHS ile güvence altına alınan  
hak ve özgürlüklerin ihlaline yol açmamıise, iç hukuktaki yargıdan kaynaklandığı öne  
sürülen olaylara ve hukuka dair yanlılıkların incelenmesi amacıyla yapılan bavuruları  
değerlendirme yetkisinin olmadığını ifade etmektedir (Bkz. örneğin Garcia Ruiz-Đspanya  
kararı no:30544/96). Aynı ekilde, hukuki alanda, 6. madde kesin hükmün dokunulmazlığını  
güvence altına almamaktadır (Ulusal serbest hemireler sendikası (O.N.S.I.L)-Fransa kararı,  
no: 39971/98).  
Yargıtay 5. Dairesi, zamanaımı süresinin balangıç tarihine ilikin süreçlerle ilgili  
saptamaların uygunluğunun değerlendirilmesinde hiçbir yeni hususu ortaya koymamı, önceki  
yargı sürecinde üzerinde durulan benzer kanıt unsurlarını yeniden incelemekle yetinmitir.  
Kesin hüküm ile sonuçlanan «geri alınamaz» bir yargı kararı sözkonusu değildir. Fakat  
bavuranların meru olarak iki yargı kararının ardından kesin hükme varılan dava hakkındaki  
ihtilafın giderilmesi beklentisinde olduğu ölçüsünde, Yargıtay 5. Dairesi’nin daha önce kabul  
gören kararlara tümüyle ters yöndeki bu yeni değerlendirmesi hukuki güvenlik açısından  
sorunlar tekil etmektedir. (Bkz. Riabykh-Rusya kararı, no: 52854/99).  
Sonuç olarak, daha önce ihtilafı çözümlenmibir davayı yeniden değerlendiren ve hiçbir  
geçerli gerekçe olmaksızın nihai karar alan Türk mahkemeleri hukuki güvenlik ilikisinin  
ihlaline yol açmıtır. Bu nedenle, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi uyarınca bavuranların adil  
yargılanma hakkı ihlal edilmitir.  
AĐHS’nin bu maddesi ihlal edilmitir.  
III. EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuranlar aynı olaylara dayalı olarak Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini  
ileri sürmektedir.  
8
AĐHM, 6. maddeye ilikin yapılan tespit ıığında bu hükmün ihlal edilip edilmediğinin  
incelenmesini gerekli görmemektedir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
A. Tazminat, masraf ve harcamalar  
Naciye Gök, Dilber Gök ve Yeil’in ei Ayno Gök 43.000.000.000 TL. maddi ve aynı  
miktarda manevi tazminat talep etmektedir. Bavuranlar AĐHM önünde yapmıoldukları  
yargı giderleri için 3.487 Euro istemektedir.  
Ersöz’ün ei Dursun Gök 137.912.373.000 TL [yaklaık 86.195 Euro] maddi zarara  
uğradığını ileri sürerek aynı miktarda manevi tazminat talep etmektedir. Masraf ve harcamalar  
konusunu AĐHM’nin takdirine bırakmıtır.  
Hükümet, bavuranların taleplerine karı çıkmıtır.  
AĐHM, dava dosyasında yer alan delillerin bütünü ıığında ve hakkaniyete uygun olarak  
maruz kalınan tüm zarar için ilk üç bavuranın her birine 1.700 Euro, Ersöz’ün ei Dursun  
Gök’e 10.000 Euro ödenmesini kararlatırmıtır.  
AĐHM yargı giderleri ile ilgili olarak, bavuranlara birlikte 1.500 Euro ödenmesine karar  
vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM,  
1. Oybirliğiyle, bavuruların birletirilmesine;  
2. Oybirliğiyle, bavuruların kabuledilebilir olduğuna;  
3. Bee karı iki oyla, AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Bee karı iki oyla, Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesine dair ikayetin incelenmesine gerek  
olmadığına;  
5. Oybirliğiyle,  
a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin;  
i.  
uğranılan bütün zarar için, bavuranların her biri Naciye Gök, Dilber Gök ve  
Yeil’in ei Ayno Gök’e 1.700 (bin yedi yüz) Euro ve Ersöz’ün ei Dursun Gök’e  
10.000 (on bin) Euro tazminat;  
ii.  
masraf ve harcamalar için dört bavuranlara toplam 1.500 (bin beyüz) Euro  
ödenmesine;  
iii.  
belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
9
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez  
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eit oranda basit faizin  
uygulanmasına;  
6. Oybirliğiyle, adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 27 Temmuz 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
Mevcut karar ekinde AĐHS’nin 45 § 2. ve Đçtüzüğün 74 § 2. maddelerine uygun olarak Yargıç  
Cabral Barreto ve Jociene’in ayrık oy görüü yer almaktadır.  
10