COUNCIL  
AVRUPA  
OF E U R O P E  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
GÖKTA– TÜRKĐYE  
(B a vuru no. 66446/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
29 Kasım 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir.  
ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 66446/01 no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaı Mahir Gökta’ın (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”) 4  
Ekim 2001 tarihinde Đnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına Đlikin  
Sözleme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Sekretarya’ya gönderilen 21 Kasım 2006 tarihli bir mektupla, bavuran Mahir Gökta’ın  
19 Ağustos 2006 tarihinde vefat ettiği bildirilmitir. Bavuranın babası Muharrem Göktaile  
annesi Fatma Gökta, 18 Aralık 2006 tarihinde, bavuruyu devam ettirme niyetlerini beyan  
etmilerdir. Dolayısıyla ailesi bavuran sıfatı taımasına karın, karııklığa sebebiyet  
vermemek için Mahir Göktakararda “bavuran” olarak anılmaya devam edilecektir.  
Bavuran Đzmir Barosu avukatlarından Sn. Terzi tarafından temsil edilmektedir.  
AĐHM, 20 Haziran 2005 tarihinde bavuruyu Hükümet’e bildirmeye ve AĐHS’nin 29/3.  
maddesini uygulayarak, bavurunun kabuledilebilirliğiyle esasını beraber incelemeye karar  
vermitir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
1981 doğumlu bavuran Đzmir’de ikamet etmitir.  
Bavuran 29 Aralık 1995 tarihinde yakalanıp, yasadıı terör örgütü DHKP-C’ye  
(Devrimci Halk KurtuluPartisi-Cephesi) üye olduğu üphesiyle gözaltına alınmıtır.  
Bavuran sözkonusu tarihte on dört yaındaydı.  
Bavuran 5 Ocak 1996 tarihinde Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi önüne çıkarılmı,  
tutuklu yargılanmasına karar verilmitir.  
Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, suçun ilendiği tarihte bavuranın yaını göz önünde  
bulundurarak, 15 Ekim 1996 tarihinde, bavuranın suçun niteliğinin ve doğuracağı sonuçların  
farkında olmadığına, dolayısıyla cezalandırılmasına gerek görülmediğine karar vermitir.  
Bavuran 20 Ağustos 1997 tarihinde Bergama Ağır Ceza Mahkemesi’ne bavurmu, 466  
Sayılı Kanun uyarınca, yasalara aykırı biçimde gözaltına alınıp tutuklanan kimselere ödenen  
tazminatlarla ilgili olarak hem maddi hem de manevi tazminat talep etmitir.  
Bergama Ağır Ceza Mahkemesi, 31 Mart 1998 tarihinde, bavurana, 59.925.000 Türk  
Lirası (TL) maddi tazminat, 150.000.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermitir.  
Yargıtay, 28 Aralık 1998 tarihinde, olayların meydana geldiği tarihte öğrenci olan  
bavuranın, maddi tazminat taleplerini destekleyecek hiçbir belge ya da gerekçe sunmadığı  
sonucuna varmıtır.  
1
Yargılamaya 28 Ocak 1999 tarihinde Bergama Ağır Ceza Mahkemesi’nde balanmıtır.  
Mahkeme 5 Mart 1999 tarihinde duruma görülmesine karar vermitir. Bavuran ve  
temsilcisine duruma celbi gönderilmitir. Bavuranın temsilcisi 21 ubat 1999 tarihinde  
AĐHM’ye bir dilekçe göndermi, dilekçesinde bavurana yeterli tazminat ödenmesi  
gerektiğini belirtmitir. Ne bavuran ne de avukatı 5 Mart 1999 tarihinde Bergama Ağır Ceza  
Mahkemesi’nde görülen durumaya katılmıtır. Bergama Ağır Ceza Mahkemesi 10 Mart 1999  
tarihinde bavurana 150.000.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermi, maddi  
tazminata ilikin talepleri reddetmitir. Mahkeme olayların meydana geldiği tarihte öğrenci  
olan bavuranın maalı bir ite çalımamakta olduğu sonucuna varmıtır. Ayrıca manevi  
tazminat olarak ödenmesine karar verdiği meblağa gecikme faizi uygulanmamasına karar  
vermitir.  
Yargıtay 25 Nisan 2000 tarihinde yukarıda belirtilen kararı onamıtır.1  
Bavuranın ailesine 21 Haziran 2007 tarihinde 150 Yeni Türk Lirası (YTL) ödenmitir.2  
HUKUK  
I. HÜKÜMET’ĐN ÖN ĐTĐRAZI  
Hükümet, bavuranın ailesinin meydana geldiği iddia edilen ihlallerden etkilenmedikleri,  
dolayısıyla AĐHS’nin 34. maddesi çerçevesinde mağdur olamayacakları gerekçesiyle davanın  
kayıttan düürülmesi gerektiğini belirtmitir.  
AĐHM, bavuranın 19 Ağustos 2006 tarihinde vefat ettiğini kaydeder. Bavuranın ailesi 18  
Aralık 2006 tarihinde bavurunun devam etmesi isteklerini ifade etmitir. AĐHM,  
bavuranların yargılama süreci devam ederken vefat ettiği pek çok davada, bavuranın  
varisleri veyahut yakın aile üyelerinin AĐHM’de görülen davanın sürmesi isteklerini dile  
getirdikleri ifadelerini göz önünde bulundurduğunu yineler (diğerlerinin yanı sıra bkz. Dalban  
– Romanya [BD], 28114/95; Latif Fuat Öztürk – Türkiye, 54673/00 ve Mutlu – Türkiye,  
8006/02).  
Yukarıda belirtilenler ıığında, AĐHM, bavuranın ailesinin, bavuranın yerine, mevcut  
sürecin devam etmesi yönünde karar verdikleri sonucuna varmıtır. Sonuç olarak Hükümet’in  
davanın kayıttan düürülmesi talebi reddedilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, davasının hakkaniyete uygun ve açık biçimde görülmesi hakkının üç biçimde  
ihlal edildiğini ileri sürmütür. Đlk olarak, bavuran, tazminat talebinin değerlendirilmesi için  
sözlü olarak dinlenmemitir. Đkinci olarak, bavurana, Cumhuriyet Savcısı’nın Bergama Ağır  
Ceza Mahkemesi’ne ve Cumhuriyet Basavcısı’nın Yargıtay’a bavuranın itirazının esasına  
ilikin sundukları yazılı görülerini yanıtlama olanağı verilmemitir. Üçüncü olarak bavurana  
ödenmesine karar verilen tazminat düük bir meblağdır.  
AĐHS’nin 6/1. maddesinin ilgili kısmına göre:  
1 150.000.000 Türk Lirası 2000 yılının Nisan ayında yaklaık olarak 265 Euro’ya karılık gelmektedir.  
2 150 Yeni Türk Lirası 2007 yılının Haziran ayında yaklaık olarak 85 Euro’ya karılık gelmektedir.  
2
“Herkes ... medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar ... konusunda karar verecek olan ... [bir]  
mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek  
hakkına sahiptir...”  
A. Ulusal yargılama sürecinde bavuranın durumada sözlü ifade vermemesi  
Bavuran tazminat talebine ilikin değerlendirmelerde sözlü ifade veremediğini  
savunmutur.  
Hükümet iddiayı reddetmitir. Bavuran ve avukatına 5 Mart 1999 tarihinde görülen  
duruma için celp gönderildiğini belirtmitir.  
AĐHM Yargıtay’ın kararının ardından, yargılamanın Bergama Ağır Ceza Mahkemesi’nde  
devam ettiğini kaydeder. Mahkeme, 28 Ocak 1999 tarihinde, bavuran ve temsilcisine, 5 Mart  
1999 tarihli durumaya katılmaları için celp gönderilmesine karar vermitir. Bavuranın  
temsilcisi mahkemeye 23 ubat 1999 tarihinde bir dilekçe göndermi, ancak ne kendisi ne de  
bavuran 5 Mart 1999 tarihinde durumaya gelmilerdir.  
Yukarıda belirtilenler göz önünde bulundurulduğunda, AĐHM, bavuranın bu balık  
altındaki iddialarının temelsiz oldukları kanısına varır. AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.  
fıkraları çerçevesinde açıkça dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle reddedilmeleri  
gerektiği sonucuna varmıtır.  
B. Cumhuriyet Savcıları’nın Bergama Ağır Ceza Mahkemesi ile Yargıtay’a  
sundukları yazılı görülerinin bildirilmemesi  
1. Kabuledilebilirlik  
AĐHM, bu ikayetin AĐHS’nin 35/ 3. maddesi kapsamında dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeder. Ayrıca ikayetin baka bir gerekçe altında da kabuledilmez olarak  
değerlendirilemeyeceğine iaret eder. Bu nedenle ikayet kabuledilebilir olarak ilan edilmek  
durumundadır.  
2. Esas  
Bavuran ne Cumhuriyet Savcısı’nın Bergama Ağır Ceza Mahkemesi’ne ne Cumhuriyet  
Basavcısı’nın Yargıtay’a sunduğu yazılı görülerin kendisine bildirildiğini iddia etmitir. Bu  
nedenle savcıların görülerine yanıt verme ve kendi argümanlarını sunma olanağı  
bulamadığını savunmutur.  
Hükümet tüm iddiaları reddetmitir. Yargıtay’a sunulan tüm belgeler taraflar tarafından  
incelenebileceği için, bavuranın Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı görülerini öğrenebileceğini  
ifade etmitir.  
AĐHM, aynı mağduriyeti daha önce de incelemi, Göç – Türkiye kararında AĐHS’nin 6/1.  
maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini kaydetmitir. Anılan kararda AĐHM, Cumhuriyet  
Basavcısı’nın görülerinin niteliği ile bavuranın cevaben yazılı görüiletme olasılığı  
bulunmadığını göz önünde bulundurduğunda, bavuranın çekimeli yargılama hakkının ihlal  
edildiğine karar vermitir.  
3
AĐHM mevcut davayı incelemi, yukarıda sözü edilen davada vardığı sonuçlardan  
sapmasını gerektirecek özel koullar tespit etmemitir.  
Dolayısıyla, Cumhuriyet Savcıları’nın Bergama Ağır Ceza Mahkemesi ile Yargıtay’a  
sundukları görülerinin bavurana bildirilmemesi AĐHS’nin 6/1. maddesini ihlal etmitir.  
C. Yargılamanın hakkaniyete uygunluğu  
Bavuran manevi tazminat olarak ödenmesi uygun bulunan meblağın yeterli olmadığını  
savunmutur. Ayrıca ulusal mahkemelerin, maddi tazminat talebini reddederek, kararlarında  
hata yaptıklarından ikayetçi olmutur.  
AĐHM, ulusal mahkemelerin kararları için bir temyiz mahkemesi veyahut bazen denildiği  
üzere bir ilk derece mahkemesi olarak hareket etme görevi bulunmadığını hatırlatır. Đçtihada  
göre ilk derece mahkemesi, tanıkların güvenilirlikleri ile dava konularıyla ilgili kanıtların  
ilintisini en iyi değerlendirecek makamdır (diğerlerinin yanı sıra bkz. Vidal – Belçika;  
Edwards - Đngiltere).  
Mevcut davada, ulusal mahkemelerin, kararlarını, iç hukuka dayalı olarak ve davanın özel  
koullarına göre verdikleri gözlemlenmitir. AĐHM, ulusal mahkemelerin olguları tespit  
ederken veyahut iç hukuku yorumlarken keyfi veya makul olmayan bir biçimde hareket  
ettikleri yönünde bir sonuca varmasını sağlayabilecek bir unsur bulunmadığı kanısındadır. Bu  
nedenle, bu bakımdan 6/1. maddenin ihlal edildiğine dair bir emare bulunmamaktadır.  
Yukarıda belirtilenler ıığında AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkralarına uygun  
olarak bu ikayetin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği  
sonucuna varır.  
III. AĐHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI  
Bavuran, AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi çerçevesinde, yetkili makamların  
Türkiye’de yıllık enflasyon oranının çok yüksek olduğu bir tarihte kendisine ödenmesine  
karar verilen, fakat 466 Sayılı Kanun uyarınca gecikme faizine tabi tutulmayan tazminatı  
ödemede geciktiklerinden ikayetçi olmutur.  
AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ilgili kısmı aağıdaki gibidir:  
“Her gerçek ve tüzel kiinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.  
Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koullara ve uluslararası hukukun  
genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. ...”  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHM, bu ikayetin AĐHS’nin 35/ 3. maddesi kapsamında dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeder. Ayrıca bavurunun baka bir gerekçe altında da kabuledilmez olarak  
değerlendirilemeyeceğine iaret eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir olarak ilan edilmek  
durumundadır.  
4
B. Esas  
AĐHM, Bergama Ağır Ceza Mahkemesi’nin 10 Mart 1999 tarihli kararla bavurana  
manevi tazminat ödenmesine karar verdiğini, bu kararın 25 Nisan 2004 tarihli Yargıtay  
kararıyla nihailetiğini gözlemler. Ayrıca ulusal mahkemenin ödenmesine karar verdiği ve  
gecikme faizine tabi tutulmayan manevi tazminatın, bavuranın ailesine 21 Haziran 2007  
tarihine dek ödenmediğini kaydetmitir.  
AĐHM, bu davadakine benzer meseleleri ele alan pek çok davada AĐHS’ye Ek 1 No’lu  
Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini hatırlatır (özellikle bkz. Ertuğrul Kılıç  
– Türkiye, 38667/02).  
AĐHM, Hükümet’in sunduğu delil ve görüleri incelemi, önceki davalarda vardığı  
sonuçlardan sapmasını gerektirecek bir neden tespit etmemitir.  
Bu nedenle AĐHM, yetkili makamların tazminatı ödemeyi geciktirmeleri ve tazminata  
gecikme faizi uygulanmaması nedeniyle, bavuranın, kamu yararının gereksinimleri ile mal  
ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesi hakkının korunması arasında muhafaza edilmesi  
gereken adil dengeyi bozan büyük yük altına tek baına girmek zorunda kaldığı sonucuna  
varmıtır.  
Dolayısıyla AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, 466 Sayılı Kanun’un, tutulu kaldığı süreyi telafi etmek için etkili bir hukuk  
yolu olmadığını ileri sürmütür.  
Hükümet iddiayı reddetmi, bavurana tutulu kaldığı süre için tazminat ödendiğini  
belirtmitir.  
AĐHM, AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesine ilikin olarak varılan sonuçlar  
ıığında, 13. maddenin ayrı olarak incelenmesinin gerekli olmadığı kanısındadır.  
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi’ne göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran 6.000 Euro (EUR) maddi tazminat, 30.000 EUR manevi tazminat talep etmitir.  
Hükümet taleplerin aırı olduğunu belirtmitir.  
AĐHM, bavuranın maruz kaldığı maddi zararın, ulusal mahkemelerin nihai kararlarını  
verdikleri tarihte alması gereken tazminatın ödenmesinde yaanan gecikme ile ilintili  
olduğunu kaydeder. AĐHM, Aka – Türkiye davasında uygulanan hesaplama yönteminin  
5
kullanarak, eldeki ekonomik verileri göz önünde bulundurduğunda, bavuranın ailesine maddi  
tazminat olarak 250 EUR ödenmesine karar vermitir.  
AĐHM ayrıca ihlal tespit edilmesinin bavuranın maruz kaldığı manevi zarar için balı  
baına yeterli tatmin tekil ettiğini kaydeder. Bu nedenle bu balık altındaki talepleri reddeder.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran yargılama giderleri için 3.000 EUR talep etmitir. Bu talebini destekleyici  
herhangi bir belge sunmamıtır.  
Hükümet talebin aırı ve dayanaksız olduğunu belirtmitir. Bavuranın taleplerini  
kanıtlamak için hiçbir fatura veyahut baka bir belge sunmadığını savunmutur.  
AĐHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı  
ve makul bir meblağ olduğu takdirde bavurana geri ödenir. Bu davada, AĐHM, bavuranın  
taleplerini destekleyici hiçbir belge sunmadığını kaydeder. Bu nedenle AĐHM bu talebi  
reddeder.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına  
üç puanlık bir artıın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Cumhuriyet Savcıları’nın Bergama Ağır Ceza Mahkemesi ile Yargıtay’a sundukları yazılı  
görülerinin bavurana bildirilmemesi ile yetkili makamların tazminatı ödemeyi  
geciktirmelerine ilikin ikayetlerin kabuledilebilir, bavurunun geri kalanının  
kabuledilemez olduğuna;  
2. Cumhuriyet Savcıları’nın yazılı görülerinin bavurana bildirilmemesi nedeniyle AĐHS’nin  
6/1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Bavuranın AĐHS’nin 13. maddesine ilikin ikayetinin ayrı olarak incelenmesinin gerekli  
olmadığına;  
5. Đhlallerin tespit edilmelerinin manevi zarar için yeterli adil tatmin tekil ettiğine;  
6. (a) AĐHS’nin 44. maddesi’nin 2. fıkrası gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na  
çevrilmek üzere ve uygulanabilecek her türlü vergi kesintisinden muaf tutularak  
Savunmacı Hükümet tarafından bavurana 250 EUR (iki yüz elli Euro) maddi tazminat  
ödenmesine;  
6
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına  
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı  
oranının üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
7. Bavuranların adil tatmine ilikin diğer taleplerinin reddedilmesine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. maddesi’nin 2. ve  
3. fıkraları uyarınca 29 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Santiago QUESADA  
Zabıt Katibi  
Boštjan M. ZUPANČIČ  
Bakan  
7