GÖKHAN YILDIRIM – TÜRKĐYE KARARI
AĐHS’nin 2. ve 3. maddesine dayalı iddiaların ortaya atılması halinde AĐHM, iç hukuktaki
belli soruꢁturma ve kovuꢁturmaların tamamlanmıꢁ olsa dahi tam bir titiz inceleme
gerçekleꢁtirmelidir (bkz. mutatis mutandis, Ribitsch, yukarıda anılan; Avꢀar, yukarıda anılan).
AĐHM somut davayı yukarıda belirtilen ilkeler ve taraflarca sunulan belgeye dayalı
deliller; özellikle de baꢁvuranın iddiaları hakkında yürütülen adli soruꢁturmalara iliꢁkin
belgeler ve tarafların esas hakkındaki görüꢁleri ıꢁığında inceleyecektir.
Mevcut davada AĐHM, baꢁvuranın gözaltında tutulduğu sırada, 22 ꢀubat 2001 tarihinde
çeꢁitli yaralanmalara maruz kaldığının tartıꢁmasız olduğunu kaydeder. Ancak taraflar,
yaralanmaların nasıl meydana geldiği ve boyutuna iliꢁkin farklı beyanlar ortaya koymuꢁtur.
AĐHM öncelikle belgeye dayalı delilleri, özellikle de doktor raporlarını dikkate alarak
baꢁvuranın 7-8 polis memuru tarafından mazeretsiz bir ꢁekilde dövüldüğü ꢁeklindeki beyanını
mesnetsiz bulmaktadır. Baꢁvuranın iddia ettiği ꢁekilde uygulanan bir kötü muamelenin,
baꢁvuranın vücudunda, kendisini 22, 23, 27 ve 28 ꢀubat 2001 tarihlerinde muayene eden
doktorların görebileceği, çok sayıda ciddi, belirgin izler bırakmıꢁ olması gerekir (bkz.
Tanrıkulu vd. – Türkiye, no. 29918/96, 29919/96, 30169/96). Bu bağlamda AĐHM, baꢁvuranın
gözaltında kaldığı sürede düzenlenen doktor raporlarının doğruluğuna itiraz etmesine karꢁın
askeri gözaltı sırasında düzenlenen raporlara itiraz etmediğini kaydeder.
Ayrıca AĐHM Hükümetin, Kayseri Devlet Hastanesi, Barbaros Kliniği ve Kayseri Adli
Tıp Kurumu’nun 22 ve 23 ꢀubat 2001 tarihli tıbbi raporlarında kaydedilen, baꢁvuranın baꢁ ve
bileklerindeki yaraların baꢁvuranın hücrede kafasını vurması ya da kelepçeler nedeniyle
oluꢁtuğu tezinin, dava dosyasında yer alan dolaylı ve uyuꢁan deliller ıꢁığında, ilk bakıꢁta
savunulamaz bulunarak reddedilemeyeceği kanaatindedir.
Ancak AĐHM Hükümetin, Sivas Askeri Hastanesi’nde tespit edilen mikrohematüri ve
renal travmanın nasıl meydana geldiğine dair inandırıcı bir açıklama getiremediğini kaydeder.
AĐHM bu bağlamda Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu’nun tıbbi görüꢁlerine göre, travmanın
meydana geldiği zamanın belirlenememiꢁ olmasına karꢁın yaralanmanın doğrudan sert ve
künt cisim darbesi ile oluꢁtuğunun bildirildiğini, bunun da AĐHM'ye göre, baꢁvuranın,
vücudunun çeꢁitli yerlerine copa benzer bir cisimle vurulduğu iddiası ile en azından tutarlı
olduğunu kaydeder. AĐHM, bu sonuca ulaꢁırken yaralanmanın meydana geldiği bölge
itibariyle, nezarethane gibi bir yerde, baꢁvuranın kendisinin sebep olma ihtimalini ortadan
kaldırmasını ve baꢁvuranın 21-28 ꢀubat 2001 tarihleri arasında önce polis karakolunda,
sonrasında da askeri gözaltında tutulmuꢁ olmasını göz önünde bulundurmuꢁtur. AĐHM aynı
zamanda baꢁvuranın gözaltının sona erdiği 23 ꢀubat 2001 tarihinde idrarından kan geldiğini
savcıya iletmiꢁ olmasına önem vermektedir. Sonuç olarak, böyle bir yaralanmanın daha
önceki doktor raporlarında yer almamıꢁ ve baꢁvuranın sırtındaki 10 x 15 cm’lik kızarıklığın
ilk kez Sivas Askeri Hastanesi’ndeki doktor tarafından kaydedilmiꢁ olmasına karꢁın AĐHM
ulusal mahkemenin, sözkonusu travmanın baꢁvuranın polis karakolundaki gözaltından
çıkmasından sonra meydana geldiği değerlendirmesini inandırıcı bulmamaktadır.
Yetkililerin kendi kontrolleri altındaki ꢁahısların uğradığı bedensel zararlar konusunda
hesap verme yükümlülüğünü hatırlatan AĐHM, sözkonusu polis memurlarının beraat
ettirilmesinin devleti bu sorumluluktan kurtarmadığı görüꢁündedir (bkz. Yavuz – Türkiye, no.
67137/01).
6