COUNCIL  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ D A ĐRE  
GÖKHAN YILDIRIM – TÜRKĐYE DAVASI  
(B a vuru no. 31950/05)  
KARAR  
STRAZBURG  
23 ubat 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecektir. ekli düzeltmelere tâbi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
GÖKHAN YILDIRIM – TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 31950/05 no’lu davanın nedeni Gökhan Yıldırım  
adlı T.C. vatandaının (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”) 4  
Temmuz 2005 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Đlikin  
Sözleme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde Kayseri Barosu avukatlarından U. Altun tarafından temsil  
edilmitir.  
OLAYLAR  
DAVA OLAYLARI  
Bavuran 1976 doğumludur ve Kayseri’de yaamaktadır.  
A. Kötü muamele iddiası  
ubat 2001’de Kayseri Emniyet Müdürlüğü Asayiꢁ ꢀubesi’ne, dolandırıcılık yaptığı  
belirtilen bir ahsın adresi ihbar edilmitir. Belirtilen adreste ailesi ile birlikte kalan  
bavuranın bu ahıs olduğundan üphelenilmitir.  
22 ubat 2001 tarihinde polis ekibi binaya geldiğinde bavuran kaçmaya çalıve  
yan daireye girerek komularını rehin almıtır. Polise direnigösterdiği polis raporunda  
belirtilen bavuran, güç kullanarak yakalanmı, olay yerinde bir adet ruhsatsız silah ve  
mermileri bulunmutur.  
Aynı gün bavuran doktor muayenesinden geçmi, vücudunda kötü muamele izine  
rastlanmamıtır. Daha sonra polis karakoluna götürülmü, bavuranın gözaltında dövüldüğü  
iddia edilmitir.  
Aynı gün polisin düzenlediği ve bavuranın imzasını taımayan bir raporda bavuranın  
kendisine zarar verdiği belirtilerek Kayseri Devlet Hastanesi’ne tekrar muayene edilmek  
üzere götürülmü, hazırlanan doktor raporunda bavuranın endie içerisinde, huzursuz ve  
zayıf göründüğü ve alnında, künt cisim darbesi ile olumukızarıklık ve sıyrık bulunduğu  
belirtilmitir.  
Asker kaçağı olduğu tespit edilen bavuran, 23 ubat 2001 tarihinde askeri makamlara  
teslim edilmi, aynı gün bavuran tekrar muayeneden geçmi, muayenede bavuranın  
vücudunda yeni kötü muamele izi tespit edilmemitir.  
Bavuran aynı gün savcı önüne çıkarılmı, burada avukatının nezaretinde verdiği  
ifadesinde polis aracında ve karakolda 7-8 polis memuru tarafından dövüldüğünü, idrarından  
kan geldiğini ve kendisini nezarethaneye koyan polis memurunun bu duruma ahit olduğunu  
söylemitir.  
Bavuran daha sonra Kayseri Sulh Ceza Mahkemesi’nde hakim önüne çıkarılmı,  
burada asker kaçağı olduğu için kaçmak zorunda olduğunu, polislerin ona silah doğrulttuğu  
için onun da polislere bıçak doğrulttuğunu söylemi, komularını rehin aldığını reddetmitir.  
1
GÖKHAN YILDIRIM – TÜRKĐYE KARARI  
Aynı gün savcı bavuranı Kayseri Adli Tıp Kurumu’na sevk etmi, yapılan muayenede  
bavuranın alnında 5 x 3 cm’lik bir deri lezyonu ve her iki bileğinde çizikler bulunduğu tespit  
edilmitir. Bavuran aynı zamanda yere yatırıldığını ve üzerine basıldığını öne sürmütür.  
Bavuran 23 ubat ile 28 ubat 2001 tarihleri arasında askeri bir nezarethanede  
tutulmutur. Bu süre içerisinde üç kez tıbbi muayeneye tâbi tutulmuolup vücudunda  
rastlanılan tek bulgu alnındaki hafif kabuk bağlamı, 0.5 x 2 cm’lik yaradır.  
28 ubat 2001 tarihinde Sivas Askeri Hastanesi’nde yapılan muayenede bavuranın  
alın, gözkapakları ve bileklerinde ime ile sırtında 10 x 15 cm’lik kızarıklık tespit edilmitir.  
28 ubat – 2 Mart 2001 tarihleri arasında bavuran, mikrohematüri ve renal travma  
tehisiyle bir askeri hastanenin üroloji kliniğinde tedavi görmütür.  
17 Haziran 2002 tarihinde bavuranın kronik antisosyal kiilik bozukluğu nedeniyle  
askerliğe elverili olmadığı tespit edilmitir.  
B. Bavuranın kötü muamele gördüğü iddiası hakkında yürütülen ceza  
soruturması  
26 Mart 2001 tarihinde bavuranın babası karakolda görev yapan polis memurları  
hakkında suç duyurusunda bulunmu, polisin binada bulunan silahla ilgili sorumluluğu  
üstlenmesi için kendisine ve oğluna baskı yaptığını ve oğlunun bu nedenle ikence gördüğünü  
iddia etmitir.  
20 Mart 2001 tarihinde Kayseri savcısı, 22 ve 23 ubat 2001 tarihli doktor raporlarında  
herhangi bir kötü muamele izi tespit edilmediğinden kovuturmaya yer olmadığına karar  
vermi, 31 Mayıs 2001 tarihinde Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesi bavuranın itirazını  
reddederek savcının kararını onamıtır.  
Bavuranın 2 Temmuz 2001 tarihinde yaptığı bavuru üzerine Adalet Bakanlığı yazılı  
bir emir yayınlayarak Yargıtay’ın Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesi kararını bozmasını  
sağlamıtır.  
22 Ocak – 12 ubat 2002 tarihleri arasında savcı olay zamanında karakolda görevli altı  
polis memurunun ifadesini almı, polisler kötü muamele iddialarını reddederek bavuranın  
hücresinin demir parmaklıklarına kafasını vurduğunu savunmutur.  
Savcı, 5 ubat 2002 tarihinde bavuranın anne-babasının ifadesine bavurmutur.  
Bavuranın babası, karakola gittiklerinde polis efinin, bulunan silahın kendilerine ait  
olduğunu kabul etmemelerinin kötü sonuçlar doğuracağını söylediğini, daha sonra polislerin  
bavuranı getirdiğini, bavuranın alnında yara olduğunu, güçlükle yürüdüğünü, bavuranın  
dövülğünü söylediğini, bavuranı döverek geri götürdüklerini ve oğlunun çığlıklarını  
duyduğunu ifade etmitir. Bavuranın annesi de benzer ekilde oğlunun kötü muameleye  
maruz kaldığını iddia etmitir.  
18 ubat 2002 tarihinde Kayseri savcısı sözkonusu altı polis memuru hakkında Kayseri  
Ağır Ceza Mahkemesi’nde, suçunu itiraf ettirmek amacıyla bavurana ikence yaptıkları  
iddiasıyla TCK’nın 243/1 maddesi uyarınca dava açmıtır.  
2
GÖKHAN YILDIRIM – TÜRKĐYE KARARI  
C. Polis memurları hakkında yürütülen ceza kovuturması  
Sanık polis memurları hakkındaki ceza kovuturması 4 Mart 2002 tarihinde Kayseri  
Ağır Ceza Mahkemesi önünde balamı, bavuran davaya üçüncü ahıs olarak dahil olmutur.  
8 Ocak 2003 tarihli ek iddianame ile, Kayseri savcısı iki baka polis memuru hakkında,  
TCK’nın 243/1 maddesine göre, bavurana suçunu itiraf ettirmek amacıyla ikence yapmak  
suçuyla dava açmı, mahkeme sözkonusu davaları birletirmitir.  
Đlk derece mahkemesi, yargılama sırasında sanık polis memurları, bavuran, bavuranın  
anne-babası, bavuranın evine girdiği iki komusu, gözaltı sorumlusu, gözaltına alınan iki  
ahıs, bavuranı orduya teslim etmek için gelen asker, bavuranı Kayseri Devlet  
Hastanesi’nde ve Kayseri Adli Tıp Kurumu’nda muayene eden doktorların ifadelerine  
bavurmutur.  
Bavuran, biri haricinde tüm sanıkların kendisini döven polis memurları olduğunu, yere  
ene kadar yumruklandığını, gözlerinin bağlandığını, copa benzer bir cisimle dövüldüğünü,  
ayaklarından ve kollarından çekilerek yerlerde sürüklendiğini, bir polis memuru tarafından  
boğazının sıkıldığını, üzerine basıldığını ve tekmelendiğini savunmutur.  
Bavuranın anne ve babası karakolda ziyaretine gittiklerinde oğullarının gözleri önünde  
dövülğünü ve bulunan silahın kendilerine ait olduğunu itiraf etmeye zorlandıklarını ifade  
etmitir.  
Sanık polis memurları bavuranın saldırgan davranıları ve hücrede kendine zarar  
vermesi nedeniyle ellerinin kelepçelendiğini iddia etmitir.  
Olay günü bavuranı muayene eden doktor M.Y., bavuranın baındaki yaralanmanın  
baa alınan bir darbe ya da kafanın vurulmasından kaynaklandığını, ikisinin ayrımının tıbben  
mümkün olmadığını belirtmitir. H.D. adlı bir doktor ise bavuranın vücudundaki tüm izleri  
kaydettiğini ancak bavuranın üzerine basıldığı iddiasına karın sırtında herhangi bir lezyona  
rastlamağını ifade etmitir. Bavuranı karakoldan teslim almaya gelen görevli asker E.S. ise  
bavuranın alnında sadece 3 x 3 cm’lik kızarık bölge bulunduğunu ve bileklerindeki yaraların  
kelepçelerden kaynaklandığını belirtmitir.  
Olay anında bavuranla aynı hücrede gözaltında bulunan O.A. ve K.G. adlı üpheliler,  
bavuranın sürekli küfrederek baını duvarlara vurduğunu ve demir parmaklıkları  
tekmelediğini, bavuranın dövüldüğünü görmediklerini ifade etmitir. Gözaltı sorumlusu D.Y.  
de bavuranın kafasını demir parmaklıklara vurup kanattığını gördüğünü, hemen görevli polis  
memurlarına haber verdiğini ve bavuranın hastaneye kaldırıldığını belirtmitir.  
Đlk derece mahkemesinin talebi ile, uzman görüü bildirmek üzere toplanan Adli Tıp  
Kurumu Genel Kurulu, daha önce bavuranla ilgili hazırlanmıtüm tıbbi raporları inceleyerek  
raporlarda tespit edilen bulguların 22 ubat 2001 tarihinde meydana geldiğini, alındaki  
yaranın künt cisim darbesi ya da baın demir parmaklıklara vurularak meydana geldiğini,  
ancak tıbben bunun ayrımının mümkün olmadığını, Sivas Askeri Hastanesi’nin cilt lezyonu  
ve hematüri bulgusunun bavuranın doğrudan sert ve künt bir cisimle olmuolabilecek bir  
travmaya maruz kaldığını gösterdiğini, ancak travmanın oluzamanının tespitinin tıbben  
mümkün olmadığını bildirmitir.  
3
GÖKHAN YILDIRIM – TÜRKĐYE KARARI  
30 Mart 2004 tarihinde ilk derece mahkemesi, dava dosyasında yer alan bilgilere  
dayanarak sanık polis memurlarının atılı suçlardan beraatine karar vermitir. Mahkeme,  
bavuranın baını ve ellerini tutulduğu hücrenin demir parmaklıklarına vurduğunun tıbbi  
raporlar, sanık polis memurlarının ifadeleri ve tanık beyanlarıyla sabit olduğuna  
hükmetmitir. Bu bağlamda mahkeme, bavuranın anne-babasının ifadelerini, bavurana olan  
yakınlıkları ve polis memurlarının ikence gibi ciddi bir suçu birinci derece akrabaların  
önünde ilemeyeceği gerekçesiyle güvenilmez bularak reddetmitir. Ayrıca, 28 ubat 2001  
tarihli raporda kaydedilen bulgulara ilikin olarak, öncelikle bavuran, 23 ubat 2001  
tarihinde muayene edildiğinde bu tür bulgular tespit edilmemitir. Đkinci olarak bavuranın  
idrarındaki hematüri, orduya teslim edilmesinden begün sonra tespit edilmitir. Son olarak,  
bavuranın hematüriye yol açan travmaya hangi tarihte maruz kaldığının belirlenmesi  
mümkün değildir. Bu nedenle travma, bavuranın gözaltından çıkmasından sonra meydana  
gelmiolabilir. Mahkeme, “üpheden sanık yararlanır” ilkesini dikkate alarak dava  
dosyasındaki delillerin sanık polis memurlarının ikence suçundan mahkûm edilmesi için  
yeterli olmadığını değerlendirmitir.  
Bavuran kararı 7 Mayıs 2004 tarihinde temyiz etmitir. Yargıtay, Kayseri Ağır Ceza  
Mahkemesi kararını 5 Haziran 2006 tarihinde onamıtır.  
D. Bavuranın dolandırıcılık ve yalan beyanda bulunulduğu iddialarına ilikin  
olarak yürütülen ceza soruturması  
Bu arada bavuran B.Ö. adlı polis memuru ile E.S. adlı askerin resmi evrakta sahtecilik  
ve O.A. adlı ahsın yalan beyanda bulunmaktan yargılanmasını talep etmiancak ceza  
soruturması sonuç getirmemitir.  
E. Bavuran hakkında yürütülen ceza kovuturması  
23 Aralık 2002 tarihinde Kayseri Ceza Mahkemesi bavuranı, polis memurlarına  
bıçakla direnigöstermek ve komusunun evine izinsiz girmekten suçlu bulmuve 7 ay 17  
gün hapse mahkûm etmitir. Karar, Yargıtay tarafından 21 Mart 2005 tarihinde onanmıtır.  
4 Nisan 2007 tarihinde Kayseri Ceza Mahkemesi bavuranı ruhsatsız silah  
bulundurmaktan suçlu bularak bir yıl hapis ve para cezasına mahkûm etmitir.  
F. Müteakip gelimeler  
Bavuran, gözaltında uğradığı kötü muameleden halen mustarip olduğu iddiasıyla 13  
Mayıs 2009 tarihli bir MR raporu sunmutur. Rapora göre C3/4/5/6 bölgesinde annuler  
eğilme, omurilik düzlemesi ve hafif unkovertebral dejenerasyon tespit edilmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3 VE 6. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran AĐHS'nin 3 ve 6. maddelerine dayanarak gözaltında ikenceye uğradığını ve  
sanık polis memurları hakkında yapılan müteakip yargılamanın adil olmadığını öne  
sürmütür.  
4
GÖKHAN YILDIRIM – TÜRKĐYE KARARI  
AĐHM, sözkonusu ikâyetlerin sadece 3. madde temelinde incelenmesi gerektiği  
kanaatindedir.  
A. Kabuledilebilirlik  
AĐHM, sözkonusu ikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde  
dayanaktan yoksun olmadığını, ikâyetin baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik  
unsuru taımadığını gözlemler. Bu nedenle ikâyet kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. Tarafların ifadeleri  
Hükümet, dava dosyasındaki doktor raporları ve iç hukuktaki yargılamanın sonucuna  
atıfta bulunarak bavuranın kötü muamele iddialarını reddetmitir.  
Bavuran iddialarında ısrarcı olmutur. Özellikle, yerde yatarken bir polis memurunun  
diziyle boynuna bastırması nedeniyle boynunda meydana gelen hasardan halen mustarip  
olduğunu ve idrarında kan tespit edilmesi dahil olmak üzere tıbbi kanıtların iddialarını  
destekler nitelikte olduğunu ifade etmitir.  
2. AĐHM'nin değerlendirmesi  
AĐHM, devletin AĐHS'nin 3. maddesine dayalı yükümlülüklerine ilikin olarak  
kararlarında ortaya koyduğu temel ilkeleri hatırlatır (bkz. özellikle Erdoğan Yağız – Türkiye,  
no. 27473/02; Hacı Özen – Türkiye, no. 46286/99; Mouisel – Fransa; Salman – Türkiye [BD],  
no. 21986/93). AĐHM ayrıca, bir kiinin sağlıklı olarak gözaltına alınıp tahliye olduğunda  
yaralanmıolduğu görüldüğünde sözkonusu yaralanmaların nasıl meydana geldiğine dair  
makul bir açıklama getirmenin ve bavuranın iddialarına, özellikle de bunlar tıbbi raporlarla  
desteklenmise, üphe getirecek deliller ortaya koymanın, devletin görevi olduğunu yineler.  
Aksi halde AĐHS’nin 3. maddesine dayalı açık bir sorun ortaya çıkacaktır (bkz. Selmouni –  
Fransa [BD], no. 25803/94; Ribitsch – Avusturya, A Serisi no. 336).  
AĐHM, kanıtları değerlendirirken genellikle “makul üphenin ötesinde” standardını  
uygulamaktadır (bkz. Avar – Türkiye, no. 25657/94). Ancak böyle bir kanıt yeterince güçlü,  
açık ve uyuan çıkarımların veya çürütülemeyen benzer maddi karinelerin varlığı ile ortaya  
konabilir (bkz. Đrlanda – Đngiltere, A Serisi no. 25). Eğer sözkonusu olaylar, ahsın gözaltında  
kendi kontrolleri altında olduğu durumdaki gibi, tamamıyla veya büyük oranda yetkililerin  
bilgisi dahilinde gerçeklemise gözaltı sırasında meydana gelen yaralanmalarla ilgili güçlü  
maddi karineler ortaya çıkacaktır. Nitekim, tatminkâr ve ikna edici bir açıklama getirme  
yükümlülüğünün yetkililere ait olduğu söylenebilir (bkz. Salman, yukarıda anılan).  
Ne var ki AĐHM, görevinin ikincil niteliklerine karı duyarlıdır ve belli bir davanın  
koullarında kaçınılmaz olmadığı durumlarda olayın birinci derece mercii rolünü üstlenmede  
dikkatli olması gerektiğini kabul eder (bkz. örneğin Solomou vd. – Türkiye, no. 36832/97).  
Ulusal yargılamanın yapılmıolduğu durumlarda AĐHM’nin görevi kendisinin olaylar  
hakkındaki değerlendirmesini ulusal mahkemelerinkinin yerine koymak değildir ve genel bir  
kural olarak sunulan delilleri değerlendirmek o mahkemelerin görevidir (bkz. Klaas –  
Almanya, A Serisi no. 269). AĐHM, ulusal mercilerin bulgularına tâbi olmamakla birlikte  
normal koullarda bu mercilerin olaylara dair bulgularından sapmak için ikna edici ögelere  
ihtiyaç duyar (bkz. aynı karar, Selim Yıldırım vd. – Türkiye, no. 56154/00). Yine de,  
5
GÖKHAN YILDIRIM – TÜRKĐYE KARARI  
AĐHS’nin 2. ve 3. maddesine dayalı iddiaların ortaya atılması halinde AĐHM, iç hukuktaki  
belli soruturma ve kovuturmaların tamamlanmıolsa dahi tam bir titiz inceleme  
gerçekletirmelidir (bkz. mutatis mutandis, Ribitsch, yukarıda anılan; Avar, yukarıda anılan).  
AĐHM somut davayı yukarıda belirtilen ilkeler ve taraflarca sunulan belgeye dayalı  
deliller; özellikle de bavuranın iddiaları hakkında yürütülen adli soruturmalara ilikin  
belgeler ve tarafların esas hakkındaki görüleri ıığında inceleyecektir.  
Mevcut davada AĐHM, bavuranın gözaltında tutulduğu sırada, 22 ubat 2001 tarihinde  
çeitli yaralanmalara maruz kaldığının tartımasız olduğunu kaydeder. Ancak taraflar,  
yaralanmaların nasıl meydana geldiği ve boyutuna ilikin farklı beyanlar ortaya koymutur.  
AĐHM öncelikle belgeye dayalı delilleri, özellikle de doktor raporlarını dikkate alarak  
bavuranın 7-8 polis memuru tarafından mazeretsiz bir ekilde dövüldüğü eklindeki beyanını  
mesnetsiz bulmaktadır. Bavuranın iddia ettiği ekilde uygulanan bir kötü muamelenin,  
bavuranın vücudunda, kendisini 22, 23, 27 ve 28 ubat 2001 tarihlerinde muayene eden  
doktorların görebileceği, çok sayıda ciddi, belirgin izler bırakmıolması gerekir (bkz.  
Tanrıkulu vd. – Türkiye, no. 29918/96, 29919/96, 30169/96). Bu bağlamda AĐHM, bavuranın  
gözaltında kaldığı sürede düzenlenen doktor raporlarının doğruluğuna itiraz etmesine karın  
askeri gözaltı sırasında düzenlenen raporlara itiraz etmediğini kaydeder.  
Ayrıca AĐHM Hükümetin, Kayseri Devlet Hastanesi, Barbaros Kliniği ve Kayseri Adli  
Tıp Kurumu’nun 22 ve 23 ubat 2001 tarihli tıbbi raporlarında kaydedilen, bavuranın bave  
bileklerindeki yaraların bavuranın hücrede kafasını vurması ya da kelepçeler nedeniyle  
olutuğu tezinin, dava dosyasında yer alan dolaylı ve uyuan deliller ıığında, ilk bakıta  
savunulamaz bulunarak reddedilemeyeceği kanaatindedir.  
Ancak AĐHM Hükümetin, Sivas Askeri Hastanesi’nde tespit edilen mikrohematüri ve  
renal travmanın nasıl meydana geldiğine dair inandırıcı bir açıklama getiremediğini kaydeder.  
AĐHM bu bağlamda Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu’nun tıbbi görülerine göre, travmanın  
meydana geldiği zamanın belirlenememiolmasına karın yaralanmanın doğrudan sert ve  
künt cisim darbesi ile olutuğunun bildirildiğini, bunun da AĐHM'ye göre, bavuranın,  
vücudunun çeitli yerlerine copa benzer bir cisimle vurulduğu iddiası ile en azından tutarlı  
olduğunu kaydeder. AĐHM, bu sonuca ulaırken yaralanmanın meydana geldiği bölge  
itibariyle, nezarethane gibi bir yerde, bavuranın kendisinin sebep olma ihtimalini ortadan  
kaldırmasını ve bavuranın 21-28 ubat 2001 tarihleri arasında önce polis karakolunda,  
sonrasında da askeri gözaltında tutulmuolmasını göz önünde bulundurmutur. AĐHM aynı  
zamanda bavuranın gözaltının sona erdiği 23 ubat 2001 tarihinde idrarından kan geldiğini  
savcıya iletmiolmasına önem vermektedir. Sonuç olarak, böyle bir yaralanmanın daha  
önceki doktor raporlarında yer almamıve bavuranın sırtındaki 10 x 15 cm’lik kızarıklığın  
ilk kez Sivas Askeri Hastanesi’ndeki doktor tarafından kaydedilmiolmasına karın AĐHM  
ulusal mahkemenin, sözkonusu travmanın bavuranın polis karakolundaki gözaltından  
çıkmasından sonra meydana geldiği değerlendirmesini inandırıcı bulmamaktadır.  
Yetkililerin kendi kontrolleri altındaki ahısların uğradığı bedensel zararlar konusunda  
hesap verme yükümlülüğünü hatırlatan AĐHM, sözkonusu polis memurlarının beraat  
ettirilmesinin devleti bu sorumluluktan kurtarmadığı görüündedir (bkz. Yavuz – Türkiye, no.  
67137/01).  
6
GÖKHAN YILDIRIM – TÜRKĐYE KARARI  
Dava olayları bir bütün olarak değerlendirildiğinde ve bu sürenin tamamında çeitli  
devlet kurumlarının kontrolü altında bulunan bavuranın mustarip olduğu renal travmaya  
Hükümet tarafından inandırıcı bir açıklama yapılmaması karısında AĐHM, bu hasarın  
Hükümetin sorumluluk taıdığı bir muamelenin sonucu olduğunu tespit etmitir.  
Bu nedenle AĐHS'nin 3. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
26 ubat ve 1 Mart 2005 tarihli iki mektupta bavuran, ayrıca bir polis memuru, B.Ö.,  
bir askeri yetkili ve E.S.’nin resmi evrakta sahtecilik ve O.A.’nın yalan beyanda bulunma  
suçlarından yargılanmaması nedeniyle AĐHS'nin 6 ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini öne  
sürmütür.  
Ancak elindeki deliller ıığında AĐHM, bavuranın yukarıda belirtilen iddialarının AĐHS  
ya da ek Protokollerde tanımlı hak ve hürriyetlere ilikin herhangi bir ihlali ortaya  
çıkarmağına karar vermitir. Bavurunun bu kısmı, AĐHS'nin 35/4 ve 35/4 maddeleri  
uyarınca, açıkça dayanaktan olması nedeniyle reddedilmelidir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran maddi ve manevi tazminat olarak toplamda 200,000 Euro talep etmitir.  
Đꢁkence sırasında aldığı fiziksel ve ruhsal hasarlar nedeniyle isiz kaldığını iddia etmitir.  
Hükümet miktara itiraz etmitir.  
Bavuran tarafından savunulan maddi hasara ilikin olarak AĐHM, bu balık altındaki  
talebin yeterince desteklenmediği kanaatindedir. Bu nedenle talebi reddeder. Ancak AĐHM,  
bavuranın sadece ihlal tespiti ile tazmin edilemeyecek acı ve sıkıntı yaamıolması  
gerektiğini tespit eder. Somut davada tespit edilen ihlalin niteliğini dikkate alarak ve  
hakkaniyete uygun bir değerlendirme ile bavurana 12,000 Euro manevi tazminat ödenmesini  
uygun bulmaktadır.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran ayrıca ulusal mahkemeler ve AĐHM önündeki masraf ve giderler için  
toplamda toplam 3,953 TL (yaklaık 1,848 Euro) talep etmitir. Tercüme ve Türkiye’deki  
çeitli büyükelçiliklere gönderilen mektuplar dahil olmak üzere posta masraflarına ilikin  
belgeler ibraz etmitir.  
Hükümet miktarlara itiraz etmitir.  
7
GÖKHAN YILDIRIM – TÜRKĐYE KARARI  
Yargılama masraf ve giderlerine ilikin olarak AĐHM, bir bavuranın, ancak masrafların  
gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıise bunları geri  
almaya hak kazandığını hatırlatır. Sözkonusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri  
göz önünde bulundurarak AĐHM ulusal mahkeme masraflarının ödenmesi talebini reddeder  
ancak AĐHM önündeki masraflar için 150 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine  
uygulağı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Kötü muamele iddiasına ve sanık polis memurları hakkında yapılan ceza yargılamasının  
adil olmayıına ilikin ikâyetin kabuledilebilir, bavurunun kalan kısmının kabuledilemez  
olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. (a) Savunmacı devletin bavurana, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinletiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına  
çevrilmek ve uygulanabilecek tüm vergilerden muaf tutulmak üzere:  
(i) 12,000 (on iki bin) Euro manevi tazminat;  
(ii) 150 (yüz elli) Euro yargılama masraf ve giderleri ödemesine;  
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa  
Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢁbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları uyarınca 23 ubat 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
8