COUNCIL  
A V R U P A  
OF E U R O P E  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
GÖKÇE VE DEMĐREL – TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 51839/99)  
KARAR  
STRAZBURG  
22 Haziran 2006  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen artlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, ekle  
ilikin değiiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesi  
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Caferi Sadık Gökçe ve Rıza Demirel isimli iki Türk  
vatandaı (“bavuranlar”) tarafından, 3 Haziran 1999 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne yapılan bavurudan (no. 51839/99) kaynaklanmaktadır.  
Kendilerine adli yardım tanınmıolan bavuranlar, Đstanbul Barosu’na bağlı avukat G.  
Tuncer tarafından temsil edilmilerdir.  
9 Ocak 2003 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (Üçüncü Daire), bavurunun  
kısmen kabuledilmez olduğuna karar vermive bavuranların polis nezaretinde kötü muamele  
gördüklerine, tutuklu yargılanma sürelerine, davalarının makul bir süre içinde hakkaniyete  
uygun olarak görülmesini isteme haklarına ve masumiyet karinesine ilikin ikayetlerini  
Hükümet’e bildirmeye karar vermitir.  
OLAYLAR  
Bavuranlar sırasıyla 1975 ve 1969 doğumludurlar ve AĐHM’ye bavuruda  
bulundukları dönemde Gebze cezaevinde tutulmaktaydılar.  
9 Mart 1995 tarihinde, bavuranlar, DEV-SOL (Devrimci Sol) isimli yasa dıı silahlı  
bir örgüte üye olma üphesi üzerine Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi  
polis memurları tarafından yakalanmılardır.  
Bavuranların polis nezaretinde ikenceye maruz kaldıkları iddia edilmitir.  
21 Mart 1995 tarihinde, bavuranlar, Đstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan bir uzman hekim  
tarafından muayene edilmilerdir. Uzman hekim, bavuranların vücudunda herhangi bir yara  
izi olmadığını rapor etmive Caferi Sadık Gökçe’nin omzunda ağrı olduğuna dair ikayeti  
olduğunu kaydetmitir.  
Aynı tarihte, bavuranlar, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
Savcısı’nın ve Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 3. Daire’sinin huzuruna çıkarılmılardır.  
Caferi Sadık Gökçe, hakkındaki suçlamaları kabul etmive gözaltında vermiolduğu  
ifadelerin doğruluğunu teyit etmitir. Öte yandan, Rıza Demirel, polis ifadelerini ve  
hakkındaki tüm suçlamaları reddetmitir. Mahkeme, tutuklu yargılanmalarını emretmitir.  
13 Nisan 1995 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
bavuranları Ceza Kanunu’nun 168 § 2. maddesi uyarınca yasadıı bir örgüte üye olmakla  
suçlayan bir iddianame sunmutur.  
21 Eylül 1995 tarihinde, her iki bavuran da, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi  
önünde tutuklulukları sırasında ikenceye maruz kalmıolduklarını ve polis memurları  
tarafından önceden hazırlanmıolan ifadeleri imzalamak zorunda bırakılmıolduklarını iddia  
etmilerdir. Sonrasında, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, 21 Mart 1995 tarihinde  
düzenlenmiolan ve bavuranların kötü muameleye dair hiçbir iz taımadıklarını belirten tıbbi  
raporları okumutur. Müteakip tarihlerde, bavuranlar ilk derece mahkemesinde kötü  
muamele iddialarını yinelemilerdir.  
1
Her durumanın sonunda, mahkeme, bavuranların tutuksuz yargılanma taleplerini  
reddetmive tutuklu yargılanmalarını emretmitir.  
11 Mayıs 1999 tarihinde, bavuranlar, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Dördüncü  
Daire Bakalığı’na temyiz bavurusunda bulunmular ve tutuksuz yargılanmayı talep  
etmilerdir. 12 Mayıs 1999 tarihinde, talepleri reddedilmitir.  
24 Eylül 1999 tarihinde, ilk derece mahkemesi, bavuranların tutuksuz  
yargılanmalarını emretmitir.  
17 Aralık 2003 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranları mahkum  
etmive on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıtır.  
Bavuranlar temyiz etmilerdir.  
Nisan 2005’de, Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını bozmuve davayı Đstanbul  
Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermitir.  
Dava ilk derece mahkemesinde halen devam etmektedir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca polis nezaretinde kötü muameleye maruz  
kalmıolduklarından ikayetçi olmulardır. 3. madde öyledir:  
“Hiç kimse ikenceye, insanlık dıı ya da onur kırıcı ceza veya ilemlere tabi tutulamaz.”  
Hükümet,  
bavuranların,  
iç  
hukuk  
yollarını  
tüketmiꢀ  
olarak  
değerlendirilemeyeceklerini zira kötü muamele iddialarına yönelik cezai soruturma açılması  
amacıyla Cumhuriyet Savcısı’na resmi bir ikayette bulunmamıolduklarını ileri sürmütür.  
Ayrıca, bavuranların kötü muamele iddialarına karılık tazminat talep etmediklerini iddia  
etmitir. Bundan baka, Hükümet, bavurunun çok geç yapılmıolduğunu zira bavuranların,  
AĐHM’ye polis nezaretlerinin bitiminden itibaren altı ay içinde bavurmuolmaları  
gerektiğini ileri sürmütür.  
Bavuranların ikayetinin esasları hakkında, Hükümet, bavuranlara ilikin tıbbi  
raporların, bavuranların vücutlarında kötü muameleye dair hiçbir iz olmadığı sonucunu  
ortaya koyduğunu belirtmitir. Hükümet, ayrıca, bavuranların, 21 Mart 1995 tarihinde  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi ve Cumhuriyet Savcısı huzurunda, iddia edilen kötü  
muameleye ilikin ikayette bulunmadıklarını ileri sürmütür. Hükümet, bu nedenle,  
bavuranların kötü muamele iddialarının asılsız olduğu sonucuna varmıtır.  
Bavuranlar, yanıt olarak, sözkonusu tıbbi raporların gerçeği yansıtmadığını zira ilgili  
zamanda tıbbi personelin de Devlet yetkilileri tarafından baskı altına alındığını ileri  
sürmülerdir. Ayrıca, Caferi Sadık Gökçe’nin aslında doktora omzundaki ağrıdan ikayetçi  
2
olmuolduğunu ancak daha detaylı bir muayene için hastaneye götürülmemiolduğunu iddia  
etmilerdir.  
AĐHM, bavuranların bu davada iç hukuk yollarını tüketip tüketmediklerini ve  
bavurunun altı ay zaman sınırı içinde yapılıp yapılmadığını tespit etmenin gerekli olduğunu  
değerlendirmemektedir. Zira aağıda belirtilen nedenlerden dolayı bavuru açıkça dayanaktan  
yoksundur.  
AĐHM, balangıç olarak, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği iddiası durumunda  
delil değerlendirmesi yaparken, ispat ölçütü olarak “suçun kesin olarak veya her türlü makul  
üpheden uzak olarak kanıtlanmıolması” ölçütünü benimsediğini anımsar (bkz. Avar –  
Türkiye, no. 25657/94, § 282, AĐHM 2001-VII). Böyle bir ispat, ancak, yeterli derecede  
kuvvetli, açık ve uygun sonuçların veya benzer çürütülmemifiili karinelerin bir arada var  
olmasına bağlı olabilir (bkz. Đrlanda – Đngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar, Seri A no. 25, s.  
65, § 161).  
AĐHM, görevinin yardımcı niteliğine duyarlıdır ve bunun belirli bir davanın artlarınca  
kaçınılmaz kılınmadığı durumda bir ilk derece mahkemesinin görevini üstlenirken dikkatli  
olmalıdır (bkz, örneğin, McKerr – Đngiltere (karar), no. 28883/95, 4 Nisan 2000). Ancak, bu  
davada olduğu gibi AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca iddialarda bulunulduğu durumda, AĐHM,  
özellikle tam bir inceleme uygulamalıdır (bkz., mutatis mutandis, Ribitsch – Avusturya, 4  
Aralık 1995 tarihli karar, Seri A no. 336, § 32 ve yukarıda anılan Avar § 283).  
Bu davada, bavuranlar, AĐHM’de, gözlerinin kapatılmıolduğu ve kendilerine yemek  
verilmemiolduğu dıında hiçbir detaydan bahsetmeden ikence görmüolduklarından  
ikayetçi olmulardır. Caferi Sadık Gökçe, 21 Eylül 1995 tarihinde, ilk derece mahkemesinde,  
Filistin askısına maruz kaldığını iddia etmitir. Bu iddiayı yargılamanın ileriki aamalarında  
yinelememitir. AĐHM, davada, bavuranların Đstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde polis  
nezaretinde tutuldukları sırada 3. madde tarafından yasaklanan muameleye maruz kalıp  
kalmadıkları hakkında üphe uyandıran bazı unsurlar olduğunu belirtmektedir.  
Đlk olarak, bavuranlar, polis nezareti süresinin bitiminden hemen sonra, 21 Mart 1995  
tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı ve Đstanbul Devlet  
Güvenlik Mahkemesi huzurunda kötü muamele iddialarını dile getirmemilerdir. 21 Eylül  
1995 tarihinde, bavuranlar ve onların avukatı, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde,  
bavuranların polis nezaretinde oldukları sürede kötü muameleye maruz kalmıolduklarını  
ileri sürmülerdir. Đꢀkence iddiaları karısında, ilk derece mahkemesi bavuranların  
bedenlerinde kötü muameleye dair bir iz olmadığını belirten tıbbi raporları okumutur. 19  
ubat 1997 ve 6 ubat 1998 tarihlerinde ilk derece mahkemesinde ve mahkemeye sundukları  
28 Nisan 1999 tarihli yazılı ifadelerinde bavuranlar iddialarını yinelemilerdir; ancak, dava  
dosyasında, iddialarını 28 Nisan 1999 tarihinden sonra Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nde ileri sürdüklerini ortaya koyan bir belge mevcut değildir.  
Đkinci olarak, 21 Mart 1995 tarihli tıbbi raporlar bavuranların bedenlerinde kötü  
muameleye dair bir iz ortaya koymamıtır. AĐHM, bu raporlarda mevcut olan detay  
eksikliğinin farkındadır. Bununla beraber, AĐHM, dava dosyasında, bu raporlardaki bulgular  
hakkında üphe uyandıracak veya bavuranların iddialarını destekleyecek baka bir belgenin  
mevcut olmadığını belirtmektedir (bkz. Sevgin ve Đnce – Türkiye, no. 46262/99, § 57, 20 Eylül  
2005).  
3
Sonuç olarak, elindeki deliller, AĐHM’nin, kesin olarak veya her türlü makul üpheden  
uzak olarak bavuranların kötü muameleye maruz kaldıklarına karar vermesini mümkün  
kılmaz.  
AĐHM, bu ikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ve AĐHS’nin 35 §§ 3 ve 4.  
maddesi gereğince reddedilmesi gerektiğine karar vermitir.  
II. AĐHS’NĐN 5 § 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, tutuklu yargılanma sürelerinin AĐHS’nin 5 § 3. maddesi tarafından  
öngörülen “makul süre” artını ağı konusunda ikayetçi olmulardır. Sözkonusu maddenin  
ilgili kısmı öyledir:  
“Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda  
bulunan herkes[in] … makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuturma sırasında  
serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin durumada hazır bulunmasını  
sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”  
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmitir.  
A. Kabuledilebilirlik  
AĐHM, AĐHS’nin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde, bu ikayetin dayanaktan yoksun  
olmadığını belirtmektedir. Ayrıca, baka açılardan da kabuledilmez olmadığını belirtmektedir.  
Bu nedenle, kabuledilebilir bulunmalıdır.  
B. Esaslar  
Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, bavuranların tutuklu yargılanma süresini  
haksız yere uzatmamıolduğunu ileri sürmütür. Bavuranların itham edildikleri suçlar ciddi  
niteliktedir ve tutuklu yargılanmaları aynı zamanda kaçmalarını engellemek için gerekli  
olmutur. Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranların kaçma ve delilleri veya izleri yok etme  
riskini ve bavuranların tutukluluklarının devamının kamu yararına olduğunu göz önünde  
bulundurmutur.  
Bavuranlar, tutuklu yargılanmalarının devamına yönelik olarak Đstanbul Devlet  
Güvenlik Mahkemesi tarafından sunulan gerekçelerin yetersiz olduğunu iddia etmilerdir.  
AĐHM, sözkonusu bir davada sanığın tutuklu yargılanma süresinin makul süreyi  
amamasını sağlama görevinin öncelikle ulusal yargı makamlarına düğünü yinelemektedir.  
Bu amaçla, masumiyet karinesi ilkesine bağlı kalarak, kiisel özgürlüğe saygı kuralına  
uymamayı haklı çıkaran gerçek bir kamu yararı gereğinin mevcudiyetini destekleyen veya  
çürüten delilleri incelemeli ve bunları serbest bırakılma bavurularına ilikin kararlarında  
ortaya koymalıdırlar. AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edilip edilmemiolduğu  
hususunda bir karara varırken esas olarak sözkonusu kararlarda belirtilen nedenler ve  
itirazlarında bavuran tarafından ortaya konan saptanmıgerçekleri temel almalıdır (bkz.  
Assenov ve Diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Reports of Judgments and  
Decisions 1998-VIII, § 154).  
4
Yakalanan kiinin bir suç ilemiolduğuna ilikin makul üphenin devamı,  
tutululuğun devamının geçerliliği için mutlaka aranılan bir kouldur ancak, belirli bir süre  
sonra yeterli olmamaktadır. AĐHM bu durumda adli makamlarca öne sürülen diğer  
gerekçelerin, kiinin özgürlüğünden mahrum bırakılmasını haklı çıkarmaya devam edip  
etmediğini tespit etmelidir (bkz., diğer kararların yanı sıra, Ilijkov – Bulgaristan, no.  
33977/96, § 77, 26 Temmuz 2001 ve Labita – Đtalya [BD], no. 26772/95, §§ 152-153, AĐHM  
2000-IV).  
AĐHM, sözkonusu davada, gözönüne alınacak sürecin, bavuranların polis nezaretine  
alındıkları tarih olan 9 Mart 1995 tarihinde baladığını ve bavuranların tutuksuz  
yargılanmalarına karar verildiği tarih olan 24 Eylül 1999 tarihinde sona erdiğini  
belirtmektedir. Böylece, bu süre dört yıl ve altı aydan fazla sürmütür.  
Bu süre zarfında, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranların  
tutukluluklarının devamı durumunu, kendi gerek görmesi veya bavuranların talebi üzerine  
her durumanın sonunda incelemitir. Ancak, Devlet Güvenlik Mahkemesi, “suçun niteliğini,  
delillerin durumunu ve tutukluluk süresini göz önünde tutarak” gibi klie ifadeler kullanarak  
bavuranların tutuklu yargılanmalarının devamını emretmitir.  
AĐHM, bavuranlara yüklenen suçun ciddiyetini ve ilgili cezanın katılığını göz önüne  
almaktadır. Ancak, AĐHM, kaçma tehlikesinin, yalnızca cezanın katılığı temelinde  
değerlendirilemeyeceğini; ancak, ya böyle bir tehlikenin varlığını doğrulayabilecek ya da bu  
tehlikeyi tutuklu yargılanmayı haklı çıkarmayacak kadar önemsiz gösterebilecek, diğer ilgili  
ek unsurlar açısından incelenmesi gerektiğini hatırlatır (bkz., Letellier – Fransa, 26 Haziran  
1991 tarihli karar, Seri A no. 207, § 43). Bu bağlamda, AĐHM, yerel mahkemenin  
bavuranların tutuklu yargılanma süresini uzatmaya ilikin kararlarında, bu ekilde yeterli  
gerekçelerin mevcut olmadığını kaydeder.  
Ayrıca, genellikle “delil durumu” ifadesi, ciddi suç göstergelerinin mevcudiyeti ve  
devamlığı hususunda ilgili bir etken olsa dahi, sözkonusu davada bu ifade, tek baına,  
bavuranların ikayette bulunduğu gözaltı süresinin uzunluğunu haklı gösteremez (bkz.  
Demirel/Türkiye, no. 39324/98, § 59, 28 Ocak 2003, ve Karagöz/Türkiye, no. 5701/02, § 42,  
20 Ekim 2005).  
Yukarıda anılan kanaatler, AĐHM’nin, ilk derece mahkemesinin basmakalıp  
muhakemesi gözönüne alındığında, bavuranların dört yıl altı aydan fazla süren tutuklu  
yargılanma sürelerinin haklı çıkarılabileceğinin gösterilmemiolduğu sonucuna varması için  
yeterlidir.  
Dolayısıyla AĐHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
A. Adil Yargılama  
Bavuranlar, kendileri ve Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi hususunda balatılan  
cezai takibatın, polis tarafından ikenceye maruz bırakıldıkları sırada alınan ifadelerine  
dayanğını ileri sürmülerdir. Đddialarını, AĐHS’nin aağıda kaydedilen 6. maddesine  
dayandırmılardır:  
5
“Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan ... bir mahkeme  
tarafından davasının ... hakkaniyete uygun ... olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
Hükümet, bu hususta görübelirtmemitir.  
AĐHM, 2005 Nisan ayında Yargıtay’ın, ilk derece mahkemesinin kararını feshettiğini,  
16 Haziran 2004 tarihli 5190 No.lu Kanun’la, Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmıꢀ  
olduğu için davayı Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne devrettiğini ve dava ilemlerinin halen  
ilk derece mahkemesi huzurunda devam ettiğini gözlemlemektedir.  
AĐHM, sonuç olarak, bavuranlar hususunda açılan takibatların kapsamlı bir  
incelemesinde bulunacak konumda değildir ve yerel mahkemelerin vereceği kararlar veya  
bavuranlar, yargılamalarının AĐHM huzurunda iddialarını dayandırdıkları haklarını ihlal  
ettiği kanısına varmıolsalar dahi sözkonusu iç hukuk yolunun, bavuranlara uygulanabilecek  
olması nedeniyle hukuk meselelerinde ikinci bir temyizin doğuracağı sonuçlar üzerinde  
çıkarımlar yapamayacağı kanısındadır.  
Bu nedenle sözkonusu ikayet, iç hukuk yollarının tüketilmemiolması nedeniyle  
AĐHS’nin 35 §§ 1. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmelidir.  
B. Makul Süre  
Bavuranlar, dava ilemlerinin süresinin, AĐHS’nin ilgili kısmı aağıda kaydedilen 6 §  
1. maddesinde öngörülen “makul süre” gereğine uygun olmadığı hususunda ikayette  
bulunmutur:  
Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan ... bir mahkeme  
tarafından davasının makul bir süre içinde ... görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
Hükümet, sözkonusu iddiaya itiraz etmitir.  
Gözönünde bulundurulması gereken süre, 9 Mart 1995 tarihinde balamıtır ve halen  
sona ermemitir. Sonuç olarak, davayı iki kez incelemiolan iki yargı dönemi için yaklaık on  
yıl on ay sürmütür.  
1. Kabuledilebilirlik  
AĐHM, bavurunun sözkonusu kısmının AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca temelden  
yoksun olmadığını belirtmektedir. Ayrıca bavurunun kabuledilemez olduğu sonucuna  
varmak için gerekçe bulunmadığını belirtmektedir. Bu nedenle, kabuledilebilir olduğuna karar  
verilmelidir.  
2. Esaslar  
AĐHM, dava ilemleri süresinin makul olup olmamasının, dava koulları ve aağıda  
kaydedilen kriterler ıığında değerlendirilmesi gerektiğini yineler: davanın karmaıklığı,  
bavuranların ve ilgili makamların tutumları (bkz. Pélissier ve Sassi/Fransa [BD], no.  
25444/94, § 67, AĐHM 1999-II).  
6
Kendisine sunulan delilleri inceleyen ve konuya ilikin içtihatları göz önünde  
bulunduran AĐHM, sözkonusu davada dava ilemleri süresinin, haddinden fazla olduğu ve  
“makul süre” gereğini karılamağı kanısındadır.  
Dolayısıyla, bavuranlar hususunda açılan cezai takibatın süresi nedeniyle AĐHS’nin 6  
§ 1. maddesi ihlal edilmitir.  
C. Masumiyet Karinesi  
Bavuranlar, AĐHS’nin 6 § 2. maddesi uyarınca masumiyet karinesine ilikin  
haklarının, yakalanmalarını müteakiben polis memurlarının, kendilerini gazetecilere suçlular  
olarak tanıtması ve Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce hazırlanan bir fezlekenin, dava  
dosyasına dahil edilmesi nedeniyle ihlal edilmiolduğu hususunda ikayette bulunmulardır.  
6§2. madde aağıda kaydedilmitir:  
“Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.”  
Hükümet, yerel makamlar huzurunda AĐHS’ye ilikin sıkıntılarını dile getirmemiꢀ  
olmaları nedeniyle bavuranların iç hukuk yollarını tüketmiolarak kabul edilemeyeceğini  
ileri sürmütür. Sözkonusu ikayetin esaslarına ilikin olarak 6 § 2. maddenin, yetkili  
makamların devam etmekte olan cezai soruturmaya ilikin halkı haberdar etmesini  
engellemediğini belirtmilerdir.  
Bavuranlar, ilk iddialarını yinelemitir.  
AĐHM, bavuranlar tarafından gerçek olduğu iddia edilen olayların, bavurunun  
sözkonusu kısmının aağıda kaydedilen nedenlerden dolayı kabuledilebilir olmaması  
nedeniyle, AĐHS’nin 6 § 2. maddesinin ihlal edilmiolduğunu ortaya koyup koymadığına  
karar vermenin gerekli olmadığı kanısındadır.  
AĐHM, AĐHS’nin 35 § 1. maddesinde öngörülen iç hukuk yollarının tüketilmesi  
kuralının, uluslararası adli bir makam veya uyumazlık mahkemesi önünde Devlet’e karı  
dava açma yoluna gidenler için öncelikle yerel bir adli sistemce sağlanan iç hukuk yollarını  
tüketme mecburiyetini getirdiğini yinelemektedir. Sonuç olarak Devletlerin, kendi yasal  
sistemleri aracılığıyla davaları çözümlemeden önce uluslararası bir organ önünde fiillerine  
ilikin açıklamada bulunma mecburiyetleri bulunmamaktadır (bkz. De Wilde, Ooms ve  
Versyp/Belçika, 18 Haziran 1971 tarihli kararlı, A Serisi no. 12, § 50).  
AĐHM ayrıca önünde sunulması amaçlanan ikayetlerin, en azından esasen ve resmi  
gereklere uygun olarak yerel makamlar önünde sunulmasının yeterli olduğunu yinelemektedir  
(bkz. Fressoz ve Roire/Fransa [BD], no. 29183/95, § 37, AĐHM 1999-I).  
AĐHM, yerel mahkemelere sundukları yazılı ve sözlü ifadelerinde bavuranların,  
AĐHS’ye ilikin sıkıntılarını ortaya koyduklarını ancak, esasen veya eklen masum  
olduklarının kabul edilmesi hususundaki haklarının, yakalanmalarını müteakiben polis  
tarafından düzenlenen basın toplantısı sonucu ihlal edilmiolduğuna dair ikayette  
bulunmadıklarını belirtmektedir.  
Bu nedenle bavuranlar, iç hukuk yollarını tüketmemilerdir ve bavurunun sözkonusu  
kısmı, AĐHS’nin 35 §§ 1. ve 4. maddeleri uyarınca kabuledilemez olması nedeniyle  
reddedilmelidir.  
7
IV. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, kötü muamele iddiaları hususunda etkin bir iç hukuk yolu bulunmadığına  
ilikin ikayette bulunmulardır. ikayetlerini, AĐHS’nin 13. maddesine dayandırmılardır:  
“Bu Sözleme’de tanınmıolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan  
kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıda olsa, ulusal bir makama etkili bir bavuru yapabilme  
hakkına sahiptir.”  
Hükümet, bavuranların 3. madde bağlamındaki sıkıntıları için “savunulabilir bir  
iddia” ortaya koymamıolmaları nedeniyle yetkili makamların, 13. madde uyarınca bir iç  
hukuk yolu sağlama yükümlülüklerini yerine getirmemioldukları sonucuna varılamayacağını  
belirtmitir.  
Bavuranlar, Asliye Mahkemesi’nde ve sözkonusu mahkemede yer alan Cumhuriyet  
Savcısı’nın, ikence gördüklerine dair iddiaları karısında tamamiyle tepkisiz kalmıꢀ  
olduğunu belirtmitir.  
AĐHM 13. maddenin yerel düzeyde, iç hukuk sisteminde koruma altına alınma halleri  
ne ekilde olursa olsun, AĐHS’ye ilikin hak ve özgürlüklerin esasını yürürlüğe koyacak bir iç  
hukuk yolunu garanti ettiğini hatırlatmaktadır. Ancak 13. madde yalnızca, ahsın AĐHS’nin  
ihlal edilmesinden dolayı mağdur duruma düğüne ilikin “savunulabilir bir iddia” ortaya  
koyması durumunda uygulanır (bkz., 27 Nisan 1988 tarihli Boyle ve Rice/Đngiltere kararı, A  
Serisi no. 131, § 52).  
AĐHM, sözkonusu davada sunulan deliller temel alındığında, bavuranların polis  
tarafından gözaltında tutuldukları sırada kötü muameleye maruz bırakıldıklarının makul  
üphenin ötesinde tespit edilmemiolduğunu yinelemektedir (bkz. paragraf 32). 3. madde  
bağlamındaki ikayetlerinin açıkça temelden yoksun olduğu sonucuna varmasına neden olan  
görülere ilikin AĐHM bavuranların, 13. madde uyarınca bir iç hukuk yolunu gerekli kılacak  
sözkonusu sıkıntıları için “savunulabilir bir iddia” sunmadıkları kanısındadır.  
Bu nedenle sözkonusu ikayet, açıkça temelden yoksundur ve AĐHS’nin 35 §§ 3. ve 4.  
maddelerine uygun olarak reddedilmelidir.  
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi aağıda kaydedilmitir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Zarar  
Bavuranların herbiri, manevi zarar için 30,000 Euro tazminat talep etmitir. Ayrıca,  
maruz kaldıkları maddi zarar için de tazminat istemiler ancak, miktarın belirlenmesini  
AĐHM’nin takdirine bırakmılardır.  
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmitir.  
8
Maddi zarar ilikin AĐHM, bavuranların iddialarını destekleyici hiçbir belge  
sunmaolduklarını gözlemler ve talepleri reddeder.  
Manevi zarara ilikin AĐHM, bavuranların dava koullarında belli bir sıkıntıya maruz  
kalmıolabilecekleri kanısındadır. Adil bir değerlendirmede bulunan AĐHM, bavuranların  
herbirine manevi tazminat olarak 10,000 Euro verilmesine karar verir.  
B. Mahkeme Masrafları  
Bavuranlar ayrıca Mahkeme huzurunda maruz bırakıldıkları masraf ve harcamalar  
için 6,000 Euro tazminat talep etmilerdir.  
Hükümet, sözkonusu talebin haddinden fazla olduğunu ileri sürmütür.  
AĐHM içtihatına göre, bavuran ancak gerekli olduğu için maruz bırakıldığının ve  
miktarının makul olduğunun doğrulanması halinde masraf ve harcamalarının tazminine hak  
kazanır. Sözkonusu davada, kendisine sunulan bilgiler ve yukarıda kaydedilen kriterler  
ıığında AĐHM bavuranlara, AĐHM önündeki davalarda yaptıkları masraf ve harcamalar için  
toplam 1,500 Euro ödemenin makul olduğu kanısındadır.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç  
puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın benimsenmesinin uygun olduğu kanısındadır.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. ikayetlerin, bavuranların tutuklu yargılanma süreleri ve haklarında açılan cezai  
takibata ilikin kısmının kabuledilebilir, kalan kısmının kabuledilemez olduğuna,  
2. AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edilmiolduğuna,  
3. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilmiolduğuna,  
4. (a) Sorumlu Devlet’in, bavurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın  
kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni  
Türk Lirası’na çevrilmek üzere aağıda kaydedilen miktarları ödemesine;  
(i) Manevi zarar için her bir bavurana 10,000 Euro (on bin Euro),  
(ii) Mahkeme masrafları için bavuranlara toplam olarak 1,500 Euro (bin beyüz  
Euro),  
(iii) Yukarıdaki miktarlara uygulanabilecek her tür vergi,  
(b) Yukarıda değinilen üç ayın bitiminden ödemeye kadar, basit faizin Avrupa Merkez  
Bankası’nın gecikme süresi boyunca marjinal ödünç verme oranına üç yüzdelik puan  
eklenerek yukarıdaki miktarların üzerine ödenmesine karar vermi,  
5. Bavuranların adil tazmin taleplerinin kalan kısmını reddetmitir.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıolup 22 Haziran 2006 tarihinde, Đçtüzüğün 77.  
Maddesi’nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
9
Vincent BERGER  
Yazı Đꢀleri Müdürü  
Boštjan M. ZUPANČIČ  
Bakan  
10