olmuꢀ olduğunu ancak daha detaylı bir muayene için hastaneye götürülmemiꢀ olduğunu iddia
etmiꢀlerdir.
AĐHM, baꢀvuranların bu davada iç hukuk yollarını tüketip tüketmediklerini ve
baꢀvurunun altı ay zaman sınırı içinde yapılıp yapılmadığını tespit etmenin gerekli olduğunu
değerlendirmemektedir. Zira aꢀağıda belirtilen nedenlerden dolayı baꢀvuru açıkça dayanaktan
yoksundur.
AĐHM, baꢀlangıç olarak, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği iddiası durumunda
delil değerlendirmesi yaparken, ispat ölçütü olarak “suçun kesin olarak veya her türlü makul
ꢀüpheden uzak olarak kanıtlanmıꢀ olması” ölçütünü benimsediğini anımsar (bkz. Avꢀar –
Türkiye, no. 25657/94, § 282, AĐHM 2001-VII). Böyle bir ispat, ancak, yeterli derecede
kuvvetli, açık ve uygun sonuçların veya benzer çürütülmemiꢀ fiili karinelerin bir arada var
olmasına bağlı olabilir (bkz. Đrlanda – Đngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar, Seri A no. 25, s.
65, § 161).
AĐHM, görevinin yardımcı niteliğine duyarlıdır ve bunun belirli bir davanın ꢀartlarınca
kaçınılmaz kılınmadığı durumda bir ilk derece mahkemesinin görevini üstlenirken dikkatli
olmalıdır (bkz, örneğin, McKerr – Đngiltere (karar), no. 28883/95, 4 Nisan 2000). Ancak, bu
davada olduğu gibi AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca iddialarda bulunulduğu durumda, AĐHM,
özellikle tam bir inceleme uygulamalıdır (bkz., mutatis mutandis, Ribitsch – Avusturya, 4
Aralık 1995 tarihli karar, Seri A no. 336, § 32 ve yukarıda anılan Avꢀar § 283).
Bu davada, baꢀvuranlar, AĐHM’de, gözlerinin kapatılmıꢀ olduğu ve kendilerine yemek
verilmemiꢀ olduğu dıꢀında hiçbir detaydan bahsetmeden iꢀkence görmüꢀ olduklarından
ꢀikayetçi olmuꢀlardır. Caferi Sadık Gökçe, 21 Eylül 1995 tarihinde, ilk derece mahkemesinde,
Filistin askısına maruz kaldığını iddia etmiꢀtir. Bu iddiayı yargılamanın ileriki aꢀamalarında
yinelememiꢀtir. AĐHM, davada, baꢀvuranların Đstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde polis
nezaretinde tutuldukları sırada 3. madde tarafından yasaklanan muameleye maruz kalıp
kalmadıkları hakkında ꢀüphe uyandıran bazı unsurlar olduğunu belirtmektedir.
Đlk olarak, baꢀvuranlar, polis nezareti süresinin bitiminden hemen sonra, 21 Mart 1995
tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı ve Đstanbul Devlet
Güvenlik Mahkemesi huzurunda kötü muamele iddialarını dile getirmemiꢀlerdir. 21 Eylül
1995 tarihinde, baꢀvuranlar ve onların avukatı, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde,
baꢀvuranların polis nezaretinde oldukları sürede kötü muameleye maruz kalmıꢀ olduklarını
ileri sürmüꢀlerdir. Đꢀkence iddiaları karꢀısında, ilk derece mahkemesi baꢀvuranların
bedenlerinde kötü muameleye dair bir iz olmadığını belirten tıbbi raporları okumuꢀtur. 19
ꢁubat 1997 ve 6 ꢁubat 1998 tarihlerinde ilk derece mahkemesinde ve mahkemeye sundukları
28 Nisan 1999 tarihli yazılı ifadelerinde baꢀvuranlar iddialarını yinelemiꢀlerdir; ancak, dava
dosyasında, iddialarını 28 Nisan 1999 tarihinden sonra Đstanbul Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nde ileri sürdüklerini ortaya koyan bir belge mevcut değildir.
Đkinci olarak, 21 Mart 1995 tarihli tıbbi raporlar baꢀvuranların bedenlerinde kötü
muameleye dair bir iz ortaya koymamıꢀtır. AĐHM, bu raporlarda mevcut olan detay
eksikliğinin farkındadır. Bununla beraber, AĐHM, dava dosyasında, bu raporlardaki bulgular
hakkında ꢀüphe uyandıracak veya baꢀvuranların iddialarını destekleyecek baꢀka bir belgenin
mevcut olmadığını belirtmektedir (bkz. Sevgin ve Đnce – Türkiye, no. 46262/99, § 57, 20 Eylül
2005).
3