Bu davada, AĐHM, 11 Nisan 1995 tarihinde, iki hukuk ve bir askeri hakimden oluşan
DGM önünde başvuran aleyhinde bir ceza davasının açıldığını tespit etmektedir. 13 Temmuz
1999 tarihinde askeri hakimin hukuk hakimi ile değiştirilmesinden önce –kovuşturmaların
başlatıldığı tarihten yaklaşık dört yıl sonra-, tanıkların dinlenmesi, bazı olayların video
kayıtlarının incelenmesine ayrılan esas hakkındaki birçok duruşma yapılmış ve çok sayıda
usul muamelesi gerçekleştirilmiştir. Askeri hakim yerine gelen hukuk hakimi, daha sonra
tekrarlanmayan bu usul muamelelerini olduğu gibi geçerli saymıştır (a contrario Ceylan-
Türkiye, no: 68953/01, 30 Ağustos 2005 ve Yılmaz-Türkiye, no: 62230/00).
AĐHM, Hükümet’in, başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararının dayandığı esasa
ilişkin usul muamelelerinin askeri hakimin hukuk hakimi ile değiştirilmesinden sonra
yinelendiğini ortaya koymadığını not etmektedir.
Bu koşullarda mevcut dava adıgeçen Öcalan davasından farklı değildir. Dolayısıyla
AĐHM yargılama sona ermeden askeri hakimin değiştirilmesinin başvuranın kendisini
yargılayan mahkemenin tarafsız ve bağımsız olmasına ilişkin makul şüphelerini ortadan
kaldırdığını kabul edemez.
Dolayısıyla AĐHM, başvuranı yargılayıp mahkum ederken DGM’nin 6§1 maddesi
uyarınca tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.
2. Cezai Yargılama Usulünün Hakkaniyeti Hakkında
Hükümet ihlalin bulunmadığını ileri sürmektedir.
AĐHM, benzer birçok davada tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğu ortaya
konulan mahkemenin, her halükarda yargısına tabi kişilere adil yargılanmayı
sağlayamayacağına kanaat getirdiğini hatırlatmaktadır.
AĐHM, başvuranın davasının tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından görülmesi
hakkının ihlal edildiği tespitini gözönünde bulundurarak, gözaltı sırasında avukat yardımından
faydalanamaması ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin tebliğ
edilmemesinden dolayı DGM önündeki yargılamanın adil olmadığına dair şikayetleri
incelemeye gerek olmadığına kanaat getirmektedir (Bkz. diğerleri arasında Çıraklar).
II. DĐĞER ŞĐKAYETLER HAKKINDA
Başvuran AĐHS’nin 6. maddesi ile beraber 5, 6, 10, 11 ve 14. maddeleri uyarınca
yapmış olduğu diğer şikayetleri sunmaktadır.
Hükümet, ihlalin bulunmadığını ileri sürmekte ve AĐHM’den başvuranın
şikayetlerinin kabuledilemez ilan edilmesini rica etmektedir.
Başvuran, cezai yargılamanın beş yıl dokuz ay altı gün sürdüğünü gözlemlemektedir.
Adli makamların bu tutumu tartışma götürmemektedir. Sözkonusu süre boyunca DGM ve
Yargıtay, her biri üç kez hükme varmış ve yüksek mahkeme başvuranın temyiz başvuruları
çerçevesinde müdahalede bulunmuştur. AĐHM birçok sanığın çok sayıdaki şiddet olayından
yargılandığı karmaşık bir davanın sözkonusu olduğunu not etmektedir. Başvuran cezai
yargılamada yetkili makamlara atılacak herhangi bir boşluğun bulunduğunu ortaya
koymamıştır. Mahkemeler, senede bir defa karar verme gibi bir ritimde çalışmışlardır.
4