CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
GÖÇ / TÜRKİYE DAVASI (36590/97)  
(36590/97)  
Strazburg  
9 Kasım 2000  
USULĐ ĐLEMLER  
1. Davanın nedeni, bir Türk vatandaı olan Mehmet Göç'ün ("bavuran"), 28 Nisan 1997  
tarihinde, Đnsan Haklarını ve Temel Hakları Korumaya Dair Sözleme'nin ("Sözleme")  
eski  
25.maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu'na  
("Komisyon") yaptığı bavurudur (bavuru no. 36590/97).  
2. Yasal yardım alan bavuran Đzmir'de faaliyet gösteren bir Avukat olan Sn. Güney Dinç  
tarafından temsil edilmektedir.Türk Hükümeti (“Hükümet”) bu yargılamaya yönelik olarak  
Ajan tayin etmemitir.  
3. Bavuran, gözaltındayken kötü muameleye maruz kaldığını ve tazminat talebini  
inceleyecek adil bir yargılanmadan mahrum bırakıldığını iddia etmektedir.  
4. Bavuru, Mahkeme'ye, 1 Kasım 1998 tarihinde, Sözleme'nin 11 No'lu Protokolü yürürlüğe  
girdiğinde (11 No'lu Protokol'ün 5. maddesinin 2. fıkrası) gönderilmitir.  
5. Bavuru, Mahkeme'nin 4. Bölümü'ne verilmi(Đçtüzük, 52. madde, 1.fıkra) ve bu bölüm  
içinde davayı inceleyecek olan daire (Sözleme'nin 27§1 Maddesi), Đçtüzüğün 26§1  
maddesine uygun olarak teekkül etmitir.  
6. 14 Ekim 1999 tarihli bir kararla davaya bakan Daire bavuranın Sözleme'nin 3. ve 6.  
maddeleri uyarınca yapmıolduğu ikayetleri açıklamıve bavurunun kalan kısmını ka-  
buledilemez bulmutur. 6 Nisan 2000 tarihli ek bir kararla, ilgili Daire, bavuranın 3. ve 6.  
madde kapsamındaki ikayetini bildirmive bavurunun geri kalanını kabuledilemez  
bulmutur.6 Nisan 2000 tarihli bir baka kararla Mahkeme, bavuranın 3.Madde uyarınca  
yaptığı ikayeti kabul edilemez bulmu; 6. Madde uyarınca yaptığı ikayeti ise esastan  
incelemeye karar vermitir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2000. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî Đler  
Genel Müdürlüğütarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam  
olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı  
Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan  
amaçlarla alıntılanabilir.  
7. Davanın esaslarına ilikin olarak sadece bavuran görübildirmitir (Đçtüzük 59/1). Davaya  
bakan Daire, taraflara danıtıktan sonra, davanın esaslarına ilikin olarak herhangi bir  
duruma yapılmasına gerek görmemitir.  
OLAYLAR  
I.DAVAYA ESAS TEKĐL EDEN OLAYLAR  
8. Davaya esas tekil eden olaylar, tarafların sunduklarından hareketle, aağıdaki gibi  
özetlenebilir.  
9. Bavuran olay tarihinde, Đzmir 2.Vergi Mahkemesi'nde memur olarak çalımaktadır. 18  
Temmuz 1995 tarihinde Đzmir Asliye Hukuk Mahkemesi bir boanma davasına ilikin  
evrakları çaldığı ve bu evraklarda tahrifat yaptığı gerekçesiyle bavuranın ismini ve iadresini  
Đzmir Cumhuriyet Savcılığı'na bildirmitir.  
10. 25 Temmuz 1995 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı dosyayı Emniyet Müdürlüğüne  
göndermitir.  
11. 26 Temmuz 1995 günü saat 17.10'da bavuran Đzmir Emniyet Müdürlüğü'nde gözaltına  
alınmıve üstteki ithamlarla suçlanmıtır. Bavuran Mahkeme'nin dava dosyasıyla ilgili olaya  
karımadığına ilikin ifade vermitir. Bavuran ailesiyle ve avukatıyla görütürülmediğini  
ayrıca iki saat boyunca aağılandığını ve kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmektedir.  
12. Bavuranın dıında iki üpheli daha gözaltına alınarak ifadeleri alınmıtır. Söz konusu  
boanma davasının taraflarından olan Adilye Bilecen'in de ifadesine bavurulmutur.  
13. 27 Temmuz 1995 tarihinde bavuran ve diğer iki üpheliye ilikin olarak bir soruturma  
tutanağı düzenlenmitir. Aynı gün saat 17.00'de bavuran savcının emriyle serbest bırakılmıꢁ  
diğer iki üpheli ise gözaltında tutulmaya devam edilmitir.  
14. 25 Temmuz 1995 akamında serbest bırakılmasını müteakiben bavuran Đzmir Devlet  
Güvenlik Mahkemesi'ne gitmive kendisine dört günlük igöremezlik raporu verilmitir.  
Hastaneden verilen rapor bavuranın yüzdeki kıl köklerinin yanmasından kaynaklanan bir  
hastalıktan muzdarip olduğuna iaret edilmektedir.  
15. 31 Temmuz 1995 günü Karıyaka Cumhuriyet Savcılığı kanıt yetersizliği nedeniyle  
bavuran hakkında takipsizlik kararı vermitir. Karar 19 Ağustos 1995 tarihinde bavurana  
tebliğ edilmitir.  
16. Savcı, 28 Ağustos 1995 tarihinde bavuranının ifadesini almıtır. Bavuran bu ifadede,  
kendisini yetkililere ikayet eden ahıs hakkında soruturma balatılması için Adalet  
Bakanğına bavurduğunu belirtmitir.  
17. 29 Ağustos 1995 tarihinde Savcı, bavuranın bahsettiği ahıs hakkında takipsizlik kararı  
vermitir.  
18. 5 Eylül 1995 tarihinde bavuran 466 Sayılı Kanun uyarınca Karıyaka Ağır Ceza  
Mahkemesinde "24 ve 27 Temmuz 1995" tarihlerinde gözaltında tutulduğu için Hazine  
aleyhine 200.000.000 TL tutarında tazminat davası açmıtır. Dava dilekçesinde, bavuranın  
avukatı, gözaltında tutulduğu sürece bavuranın ikence ve kötü muameleye maruz  
tutulduğunu ve ailesi ve avukatıyla görüme hakkından mahrum bırakıldığını, ve ldığı yaralar  
neticesinde bavurana dört günlük igöremezlik raporu verildiğini belirtmitir.  
19. 14 Eylül 1995 tarihinde üç yargıçlı Karıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, üyelerinden birini  
naip hakim olarak olayı aratırarak bir rapor hazırlamak üzere atamıtır. Bu amaçla  
görevlendirilen hakim Đzmir Cumhuriyet Basavcılığının bavuran aleyhine yapılan  
suçlamalar için verdiği takipsizlik kararını teyit etmitir. Ayrıca naip hakim bavuranın kiisel,  
mali ve sosyal statüsüyle ilgili bilgiler de toplamıtır. Naip hakim toplanan kanıtların raporu  
yazması için yeterli olduğu sonucuna varmıve 466 Sayılı Kanunun 3. maddesi uyarınca  
takdir hakkını kullanarak bavuranı dinlemenin gereksiz olduğuna karar vermitir.Savcıdan  
bavuranın iddialarıyla ilgili yazılı mütalaasını sunması istenmive 7 Aralık 1995 tarihinde  
savcı, 466 sayılı Kanunun öngördüğü ekilde, mütalaasını Karıyaka Ağır Ceza Mahkemesine  
sunmutur. Savcı sözkonusu mütalaada bavuranın 25 Temmuz 1995 tarihinde gözaltına  
alındığına ve iddia edildiği gibi 24 Temmuz 1995'te değil 27 Temmuz 1995 tarihinde serbest  
bırakılğına dikkat çekmitir. Savcı bavuruna mahkemenin takdir edeceği miktarda manevi  
tazminat ödenmesini tavsiye etmitir. Bu mütalaa bavurana bildirilmemitir.  
20. Naip Hakim 7 Aralık 1995 tarihinde Karıyaka Ağır Ceza Mahkemesine sunduğu raporda  
bavuranın 25-27 Temmuz 1995 tarihleri arasında iki gün süreyle gözaltında tutulduğunu ve  
serbest bırakılması üzerine de bavuranın, kendisine darp edildiğini gösteren bir rapor aldığını  
belirtmitir. Naip hakim, bavuranın kiisel, mali ve sosyal konumu dikkate alınarak  
gözaltında tutulmasıyla ilgili olarak bavurana manevi tazminat ödenmesini tavsiye etmitir.  
21. 7 Aralık 1995 tarihinde Karıyaka Ağır Ceza Mahkemesi bavuranın iki gün gözaltında  
tutulduğu ve tazminata hak kazandığı sonucuna varmıtır. Mahkeme sözkonusu kararında  
bavuranın avukatının sunduğu dilekçede belirtilen tüm ikayetleri dikkate almıtır.  
Bavuranın kiisel, mali ve toplumsal konumunu dikkate alan mahkeme, bavurana tazminat  
tutarı olarak 10,000,000 TL ve yargılama masrafları olarak da 1,500,000 TL ödenmesine  
hükmetmitir.  
22. Karar hem bavuranın avukatı hem de hazine kararı temyiz etmitir. Bavuranın avukatı  
temyiz bavurusunda bavuranın gereksiz yere yakalanması ve gözaltında tutulması nedeniyle  
hükmedilen tazminat tutarının uğranılan zararı karılamakta yetersiz olduğunu iddia etmitir.  
Avukat mahkemenin tespit ettiği gözaltı tarihlerine karı çıkmamıtır. 17 Ekim 1996 tarihinde  
Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı her iki tarafın temyiz bavurularının esasına ilikin  
tebliğnamesini sunmutur. Sözkonusu tebliğnamede, Basavcı her iki tarafın da temyiz  
gerekçelerinin dayanaksız olduğunu ve dolayısıyla reddedilmesi gerektiğini belirtmitir. Bu  
tebliğname bavurana tebliğ edilmemitir.  
23. 7 Kasım 1996 tarihinde Yargıtay 6. Ceza Dairesi 7 Aralık 1995 tarihli kararı onamıtır.  
24. Hükümetin sunduğu bilgilere göre bavuran kendisine tazminat ödenmesi için Karıyaka  
Ağır Ceza Mahkemesine hiç bavurmatır.  
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK  
25. Anayasanın 19. maddesi öyledir:  
Herkes, kii hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.  
Kimse aağıdaki haller ve kanunda öngörülen ekil ve esaslar haricinde hürriyetinden yoksun  
bırakılamaz:  
...  
Yakalanan veya tutuklanan kii, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için  
gerekli süre hariç en geç kırksekiz saat ve toplu olarak ilenen suçlarda en çok onbegün  
içinde hakim önüne çıkarılır...Bu süreler olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savahallerinde  
uzatılabilir...  
...  
Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kii, kısa sürede durumu hakkında karar  
verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını  
sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine bavurma hakkına sahiptir. Bu esaslar dıında bir  
ileme tabi tutulan kiilerin uğradıkları zarar, kanuna göre, Devletçe ödenir.  
26. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 128. maddesi uyarınca yakalanan ahıs 24 saat  
içinde sulh hakiminin önüne çıkarılır. Birden fazla ahıs tarafından ilenen suçlarda bu süre  
dört güne kadar uzatılabilir.  
27. Haksız yere yakalanan ya da tutuklanan ahıslara tazminat ödenmesine ilikin 466 Sayılı  
Kanununun 1. maddesi öyledir:  
1. Anayasa ve diğer kanunlarda gösterilen hal ve artlar dıında yakalanan veya tutuklanan  
veyahut tutukluluklarının devamına karar verilen;  
2. Yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar kendilerine yazılı olarak  
hemen bildirilmiyen;  
3. Yakalanıp veya tutuklanıp da kanuni süresi içinde hakim önüne çıkarılmıyan;  
4. Hakim önüne çıkarılmaları için kanunda belirtilen süre geçtikten sonra hakim kararı  
olmaksızın hürriyetlerinden yoksun kılınan;  
5. Yakalanıp veya tutuklanıp da bu durumları yakınlarına hemen bildirilmiyen;  
6. Kanun dairesinde yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuturma  
yapılmasına veya son soruturmanın açılmasına yer olmadığına veyahut beraetlerine veya  
ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen;  
7. Mahküm olup da tutuklu kaldığı süre hükümlülük süresinden fazla olan veya tutuklandıktan  
sonra sadece para cezasına mahküm edilen kimselerin uğrıyacakları her türlü zararlar, bu  
kanun hükümleri dairesinde Devletçe ödenir.  
28. 466 Sayılı Kanunun 2. maddesine göre, 1 inci maddede yazılı sebeplerle zarara,  
uğrayanlar, kendilerine zarar veren ilemlerin yapılmasına esas olan iddialar sebebiyle  
haklarında açılan davalar sonunda verilen kararların kesinletiği veya bu iddiaların mercile-  
rince karara bağlandığı tarihten itibaren üç ay içinde, ikametğahlarının bulunduğu mahal  
asliye hukuk mahkemesine tazminat talebiyle bavurmalıdırlar.  
Aynı kanunun 3. maddesine göre 2 nci maddede yazılı yetkili mahkeme, zarar istemine dair  
dilekçe üzerine, üyelerinden birisini iin incelenmesiyle görevlendirir. Görevlendirilen üye,  
ilk önce, istemin kanuni süre içerisinde yapılmıolup olmadığını inceler. Đstem süresi içinde  
yapılsa, görevli üye, hüküm ve karar dosyasını aldırtmak, her türlü incelemeleri yapmak  
ve gerekiyorsa, tazminat isteminde bulunan kimseyi de dinlemek suretiyle delilleri topladıktan  
sonra, yazılı düüncesini bildirmesi için evrakı Cumhuriyet Savcılığına gönderir. Mahkeme,  
Cumhuriyet Savcısının yazılı görüü üzerine, duruma yapmaksızın kararını verir. Bu karar  
aleyhine tebliğ tarihinden balayarak bir hafta içinde temyiz yoluna bavurulabilir.  
HUKUK  
1. SÖZLEMENĐN 6/1 HÜKMÜNÜN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
29. Bavuran Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı'nın temyize ilikin tebliğnamesinin kendisine  
bildirilmediği ve tazminat talebine yönelik sözlü duruma hakkından mahrum bırakıldığı  
gerekçesiyle Sözleme'nin 6 / 1 hükmünün ihlal edildiğini iddia etmektedir. Sözlemenin 6/1  
hükmü aağıdaki gibidir:  
"Herkes medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalarda......bağımsız bir mahkeme  
tarafından...adil ve açık yargılanma hakkına sahiptir."  
30. Davanın bu hüküm çerçevesindeki "bir medeni hakla" ilgili olduğu hususu  
tartıılmamaktadır. Mahkeme de aksine bir görübenimsemek için herhangi bir sebep  
görmemektedir (29 Mayıs 1997 tarihli Georgiadis – Yunanistan kararı, Reports of Judgments  
and Decisions 1997-III, s.959, § 35; ve 24 Kasım 1997 Szücs-Avusturya kararı Reports 1997-  
VII, s.2480, § 37).  
31. Bavuran, Basavcının, bavuranla Hazinenin temyiz gerekçelerine ilikin tebliğnamesini  
Yargıtay'a sunduğunu iddia etmektedir. Fakat kendisine bu tebliğnamenin bir örneği  
gönderilmemidolayısıyla bunlara yanıt verme hakkından mahrum bırakılmıtır. Bavuran, iç  
hukuk mahkemesinin, tazminat talebini 466 sayılı Kanunun 3 (2) maddesi uyarınca yalnızca  
savcının yazılı mütalaasını temel alarak değerlendirdiğini ileri sürmütür. Bavuran, iç  
hukukta gerek 466 Sayılı Kanun, gerek Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu (HMUK)  
gerekse de Đdari Yargılama Usulü Kanunun (ĐYUK) genel hükümleri uyarınca kendisine  
duruma hakkı tanınmadığını ileri sürmütür. Kaldı ki son iki kanuna bavurulması  
durumunda bile kendisine tazminat verilmeyeceğini zira 466 Sayılı Kanun hükümlerinin lex  
specialis olarak uygulanacağını ifade etmitir.  
32. Hükümet, bavuranın, Basavcının tebliğnamesinin kendisine bildirilmemesine ilikin  
ikayetiyle ilgili herhangi bir görübelirtmemitir. Duruma yapılmaması hususunda ise  
Hükümet, bavuranın Yargıtay'dan duruma yapılmasını talep edebileceği halde etmediğini,  
zira bavuranın talebinin HMUK 438. maddenin duruma yapılması için önart olarak  
öngörğü sınırın üstünde olduğunu dile getirmektedir.Hükümet, 466 Sayılı Kanunun kanun  
ı yakalanan ya da tutuklanan ahıslar için özel tazminat yöntemi öngördüğünü  
belirtmektedir. Kanunun amacı tazminat taleplerinin bir gecikmeye mahal vermemek için  
duruma yapılmaksızın dava dosyası üzerinden incelenerek karar verilmesini olanaklı  
kılmaktır. Bavuranın iddiası dayanaklı olduğu ve sözlü duruma yapılmasında bir kamu  
yararı bulunmadığı için duruma yapılmamıtır. Böylelikle bavuranın iddiası dörtbuçuk ayda  
sonuçlandırılabilmitir.  
33. Mahkeme, Yargıtay Cumhuriyet Basavcısının rolünün bavuran ve Hazine tarafından  
yapılan temyiz bavurularına ilikin mütalaada bulunmak olduğunu gözlemlemektedir.  
Basavcı ilk derece mahkemesi tarafından hükmedilen tazminat tutarının onanmasına ilikin  
mütalaada bulunmutur. Basavcının mütalaası bu nedenle Yargıtay kararını etkileyici  
niteliktedir.  
34. Mahkemeye göre, basavcının tebliğnamesinin niteliği ve bavurana, buna cevaben yazılı  
görübildirme olanağının tanınmaması göz önünde bulundurulduğunda bavuranın çekimeli  
dava hakkının ihlal edildiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu hak ilke olarak, ulusal hukuk  
sisteminin bağımsız bir üyesi tarafından -bu davadaki Basavcı gibi- mahkemenin kararını  
etkilemek üzere toplanan kanıtlar ve sunulan mütalaalarla ilgili olarak bir hukuk ya da ceza  
davasının taraflarına bilgi verilmesi ve bu taraflara da görübildirme olanağının tanınması  
anlamına gelmektedir.  
35. Basavcının Hazinenin temyiz bavurusunun reddine yönelik mütalaada bulunduğu da  
doğrudur. Fakat bu tarafsız yaklaım temyiz aamasında taraflar arasında silahların eitliğini  
sağlasa da bavuranın kendisi için ilk derece mahkemesi tarafından hükmedilen tazminat  
tutarına yönelik itirazı sürmektedir. Bu nedenle bavuran Yargıtay önündeki baarı ansını  
zedeleyen her türlü mütalaadan haberdar edilme hakkına sahiptir.  
Gerçekten, hakkaniyet açısından, bu tür mütalaaların bildirilmesi bavuranın iç hukuk  
mahkemeleri önünde sözlü duruma hakkına sahip olmaması gerçeği karısında daha da  
zorunlu olmaktadır.  
36. Dolayısıyla, bavurana, Basavcının Yargıtay'a sunduğu tebliğnamenin bildirilmemesi göz  
önünde bulundurulduğunda Sözlemenin 6/1 hükmünün ihlal edildiği sonucuna ulaılmaktadır.  
37. Üstte belirtilen nedenden ötürü bavuranın adil yargılanma hakkının ihlal edildiği  
sonucunu göz önünde bulunduran Mahkeme, bavuranın sözlü duruma yapılmaması  
nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilikin ikayetini ayrıca incelemeyi  
gerekli görmemektedir.  
II. SÖZLEMENĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
38. Sözlemenin 41. maddesi aağıdaki gibidir:  
"Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği  
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder ."  
A. Zarar  
39. Bavuran, manevi tazminat tutarı olarak 50,000 Fransız Frangı talep etmitir. Herhangi bir  
maddi tazminat talebinde ise bulunmamıtır.  
40. Hükümet bavuranın talebiyle ilgili herhangi bir yorumda bulunmamıtır.  
41. Mahkeme, bavuranın çekimeli dava hakkının ihlali bakımından Sözleme'nin 6/1  
maddesinin ihlal edildiğine karar vermesinin tek baına manevi tazminat için yeterli olduğunu  
ünmektedir.  
B. Masraflar  
42. Bavuran, bu balık altında 13,500 Fransız Frangı talep etmitir. Bavuran, bu miktarın  
10,000 Frangının avukat ücretini, geri kalanın ise diğer masrafları tekil ettiğini öne sürmütür.  
43. Hükümet bu taleple ilgili olarak da yorumda bulunmamıtır.  
44. Mahkeme bavurana Avrupa Konseyi'nden aldığı yasal yardım tutarı olan 4,100 Frank  
ülerek 10,000 Frank ödenmesine karar vermitir.  
C. Temerrüt faizi  
45. Mahkemenin önündeki mevcut bilgilere göre, ibu kararın benimsendiği tarihte  
Fransa'daki yasal faiz oranı yıllık % 2.74'tür.  
BU NEDENLERLE MAHKEME OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı'nın mütalaasına cevap olanağı sunulmadığından dolayı  
Sözleme'nin 6/1 hükmünün ihlal edildiğine,  
2. Bavuranın iç hukukta sözlü duruma olmadığına ilikin ikayetinin ayrı olarak  
incelenmesine gerek olmadığına,  
3. Bavuranın hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmasının, tek baına, bavuranın uğradığı  
manevi zararın adil tatmini için yeterli olduğuna,  
4. (a) Davalı devletin kararın kesinletiği tarihten itibaren 3 ay içinde, miktara yansıtılabilecek  
KDV ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL'sına çevrilmek üzere  
10.000 Fransız Frangı'ndan yasal yardım için alınan 4100 Fransız Frangının kararın verildiği  
tarihteki döviz kuru üzerinden TL'sına çevrilip düürülerek ödenmesine,  
(b) üç aylık süre sonunda yapılan ödemeler için yıllık % 2.74 faiz uygulanmasına  
5. bavuranın adil tatmine ilikin geri kalan taleplerinin reddine,  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢁbu karar Đngilizce olarak verilmive 9 Kasım 2000 tarihinde, Đçtüzüğün 77.maddesinin 2.ve  
3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Vincent Berger Georg Ress  
Sekreter Bakan  
Sözleme'nin 45/2 ve Mahkeme içtüzüğünün 74/2 hükümleri uyarınca, Sn. Türmen ve Sn.  
Makarczyk'in ortak mutabakat erhleri bu karara eklenmitir.  
YARGIÇ MAKARCZKY VE TÜRMEN'ĐN ORTAK  
MUTABAKAT ERHĐ  
Yargıtay Cumhuriyet Basavcısının ilgili Yargıtay dairesine sunduğu tebliğnamenin  
bavurana bildirilmemesi nedeniyle Sözlemenin 6/1 hükmünün ihlal edildiğine ilikin  
Mahkeme kararına katılıyoruz.  
Bavuranın tazminat talebiyle ilgili çekimeli duruma hakkından mahrum bırakıldığına  
ilikin bir iddia sözkonusu olduğunda ise, aağıda sunduğumuz sebeplerle, Mahkemenin bu  
ikayeti 6/1'in ihlal edilmediği sonucuna varacak ekilde incelemesini tercih ederdik.  
Mahkeme içtihatları doğrultusunda, ilk ve son derece mahkemesi önündeki yargılamada 6/1  
hükmü uyarınca "açık duruma" hakkının, aksini gerektirecek istisnai artlar olmadıkça "sözlü  
duruma" yapılmasını gerektirdiği doğrudur ( bkz.19 ubat 1998 tarihli Allan Jacobsson-Đsveç  
kararı (no.2), Reports 1998-I, s.168, §46).  
Bu davada tespit edilmesi gereken tek hususun bavuranın gözaltında geçirdiği süre içerisinde  
uğradığı zararın miktarı olduğunu düünüyoruz. Bavuran ne gözaltında geçirdiği sürenin  
uzunluğunu ne de zararın hesaplanmasında esas alınan yöntemi tartımaktadır. Ayrıca,  
bavuran iç hukuk mahkemelerinin bavuranın iddialarına yönelik olarak sözlü duruma  
yapmasını gerektirecek istisnai koullar da öne sürememitir. Belirlenmesi gereken hususların  
sınırlı niteliği göz önünde bulundurulsaydı, bavuranın davasının yazılı usulde görülmesinin  
uygunluğu ortaya çıkacaktı.  
Gerçekten, üstte anılan Allan Jacobsson davasında Mahkeme, kararın 49. paragrafında öyle  
demektedir: " (...) Mahkeme, önündeki kanıtlar ıığında, bavuranın Danıtay'a sunduğu, bina  
yapma hakkının niteliği gereği sözlü duruma gerektirdiğine ilikin görülerinin hukuk ve  
gerçeğe yönelik sorunlar ortaya çıkardığını kabule yeterli olmadığını düünmektedir. Aksine,  
Danıtay tarafından tespit edilmesi gereken sorunların sınırlı niteliği göz önünde  
bulundurulduğunda, sözkonusu davada ilk ve son derece mahkemesi olarak görev yapmasına  
karın Danıtay, sözlemenin 6/1 hükmü uyarınca sözlü duruma yapma yükümlülüğünden  
muaftır. Dolayısıyla bu hükmün ihlali sözkonusu değildir."  
Ayrıca, 466 Sayılı Kanunda yer alan tazminat sisteminin ileyiini de dikkate almalıyız.  
Sözkonusu sistem dava dosyasındaki tazminat taleplerinin hızlı ve etkili bir biçimde  
belirlenmesini ve bu taleplerin esasına ilikin ilk hukuksal değerlendirmeyi sağlamaktadır.  
Açık bir kamu çıkarı mülahazası bulunması durumunda sözlü durumanın yapılabileceği  
tartıılmamaktadır. Fakat, özel çıkar mülahazası mevcutsa, ulusal makamların etkinlik ve  
iktisadilik kavramlarını göz önünde bulundurmaları gerektiği anlaılabilir bir durumdur.  
Sistematik olarak duruma yapılması ibu davadaki gibi bir yasal tazminatın hızlı bir biçimde  
belirlenmesi önünde engel tekil edecek ve sonuç olarak da Sözleme'nin 6/1 hükmü uyarınca  
"makul süre" gerekliliğine uyulmasını engelleyecektir (bkz. 24 Haziran 1993 tarihli Schuler-  
Zgraggen – Đsviçre kararı, Series A no.263, s.19-20, § 58).  
Bu sebeplerden ötürü, bavuranın davasında sözlü duruma yapılmadığı için Sözlemenin 6/1  
hükmünün ihlal edildiği sonucuna varılmaması gerektiğini düünüyoruz.