CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
GIYASETTİN ALTUN – TÜRKİYE  
(Başvuru no. 73038/01)  
KARAR  
STRAZBURG  
24 Mayıs 2005  
Bu karar AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle ilişkin  
değişiklik yapılabilir.  
Gıyasettin Altun – Türkiye davasında,  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire),  
Başkan J.-P COSTA,  
Yargıçlar, A.B. BAKA,  
I.CABRAL BARRETO,  
R. TÜRMEN,  
K. JUNGWIERT,  
A. MULARONI,  
E. FURA-SANDSTRÖM,  
ve Bölüm Sekreteri S. DOLLE’nin katılımı ile 3 Mayıs 2005 tarihinde toplanmış ve anılan  
tarihte izleyen kararı vermiştir:  
USÜL  
1. Dava, 26 Temmuz 2001 tarihinde Türk varandaşı Gıyasettin Altun tarafından İnsan  
Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi  
uyarınca AİHM’ye Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan başvurudan (no. 73038/01)  
kaynaklanmaktadır.  
2.Başvuran, İstanbul Barosu’na bağlı E. Kanar ve Y. Başara isimli avukatlar  
tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) AİHM’deki işlemler için herhangi  
bir Ajan tayin etmemiştir.  
3. 31 Mart tarihinde, AİHM, başvuruyu bildirmeye karar vermiştir. AİHS’nin 29 § 3.  
maddeleri kapsamında, kabuledilebilirliği ile birlikte başvurunun esaslarını inceleme kararı  
almıştır.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
4. Başvuran, kabuledilebilirlik ve esaslara ilişkin görüşlerini dosyaya eklemiştir (İç  
Tüzük 59 § 1). Hükümet, zaman sınırının aşılmasından sonra görüşlerini iletmiştir.  
Dolayısıyla, bunlar dava dosyasına konulmamıştır.  
5. 1 Kasım 1994 tarihinde, AİHM, Dairelerinin kompozisyonunu değiştirmiştir (İç  
Tüzük 25 § 1). Bu dava, yeni oluşturulan İkinci Daire’ye verilmiştir (İç Tüzük 52 § 1).  
OLAYLAR  
I. DAVA ŞARTLARI  
6. Başvuran 1965 doğumludur ve Muş’ta ikamet etmektedir.  
7. Başvuran, 11 Mayıs 1994 tarihinde yakalanmış ve yasadışı örgüt PKK (Kürdistan  
İşçi Partisi) mensubu olduğu şüphesiyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele  
Şubesi’ne bağlı polisler tarafından tutuklanmıştır.  
8. 19 Mayıs 1994 tarihinde, Cumuhuriyet Savcısı huzuruna, daha sonra da İstanbul  
Devlet Güvenlik Mahkemesi tetkik hakimi huzuruna çıkarılmıştır. Aynı gün, tetkik hakimi,  
başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.  
9. 1 Haziran 1994 tarihli bir iddianamede, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Cumhuriyet Savcısı, PKK mensubu oldukları gerekçesiyle başvuran ve on bir kişi hakkında  
cezai işlem başlatmıştır. Savcı, başvuranın Türk Ceza Kanunu’nun 168 § 2. maddesi ve 5.  
Bölüm 3713 sayılı Kanun uyarınca (Terörle Mücadele Kanunu) cezalandırılmasını talep  
etmiştir.  
10. Başvuran, 29 Mayıs 1997 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin öne  
sürdüğü suçlardan hüküm giymiş ve on iki yıl altı ay hapis cezasına mahkum olmuştur.  
11. 14 Aralık 1998 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin başvuranın nihai  
ifadesini almaması ve dolayısıyla başvuranın savunma haklarını kısıtlamasından ötürü,  
Yargıtay, başvuranın mahkumiyet kararını bozmuştur. Dava, tekrar incelenmek üzere İstanbul  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne geri gönderilmiştir ve başvuranın tutukluluk hali devam  
etmiştir.  
12. 16 Mart 1999 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde ilk duruşma  
yapılmıştır.  
13. Cezai işlemler sürerken, başvuran, pek çok kez tutuksuz yargılanma talebinde  
bulunmuştur. Masum olduğunu ve çok uzun bir süredir tutuklu yargılanmasının devam  
ettiğini ve bunun uluslararası normlara aykırı olduğunu ifade etmiştir. Mahkeme, 11 Ağustos  
1994 ve 28 Kasım 1995 tarihleri arasında yaptığı otuz beş duruşmanın hepsinde herhangi bir  
neden belirtmeden serbest bırakılma talebini reddetmiştir. 1 Şubat 1996 ve 17 Nisan 2001  
tarihleri arasında yapılan otuz beş duruşmanın hepsinde “kanıtların durumu ve dava  
dosyasının içeriği” nedeniyle talebi reddetmiştir.  
14. Bu arada, başvuranın avukatı, başka bir mahkemede müvekkilinin devam eden  
tutukluluk halinin kaldırılmasına ilişkin girişimde bulunmuştur. 7 Kasım 2000 tarihli  
dilekçesinde, tamamı dava dosyasına katılmış olan kanıtlara zarar vereceğine ve kaçacağına  
dair hiçbir tehlike bulunmamasına rağmen, müvekkilinin altı yıl altı aydır tutuklu olduğunu  
belirtmiştir. Mahkeme de aynı gerekçelerden (yukarıda in fine 13. paragraf), yani, “suçun  
niteliği, kanıtların durumu ve dava dosyasının içeriği” nedeniyle talebi reddetmiştir.  
15. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, nihai kararını vermeden önce yirmi sekiz  
duruşma daha yapmıştır. Bunların on beşinde, mahkeme yalnızca başvuranın devam eden  
tutukluluk halini gözden geçirmiştir ve başvuran bu duruşmalara katılmamıştır. Diğerlerini ise,  
mahkeme, yaklaşık olarak iki aylık aralıklarla yapmıştır.  
16. 12 Nisan 2001 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi ilk kararıyla uyumlu olarak,  
başvuranı suçundan dolayı mahkum etmiştir.  
17. 8 Ekim 2001 tarihinde, Yargıtay, kararı onamıştır.  
II. İLGİLİ İÇ HUKUK  
18. İç hukuka dair detaylı ıklama Demirel – Türkiye kararında bulunabilir (no.  
32324/98, §§ 47-49, 28 Nisan 2003).  
HUKUK  
19. Başvuran, tutuklu yargılanmasının ve kendisine yönelik cezai işlemlerin AİHS’nin  
5 § 3. ve 6 § 1. maddesindeki “makul süre” şartını aştığından şikayetçi olmuştur, ilgili  
maddeler şöyledir:  
Madde 5 § 3  
“Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda  
bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli  
önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest  
bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata  
bağlanabilir.“  
Madde 6 § 1  
“Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine  
yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir  
mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini  
istemek hakkına sahiptir. Hüküm açık oturumda verilir; ancak, demokratik bir toplumda genel ahlak,  
kamu düzeni ve ulusal güvenlik yararına, küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel  
hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde, veya davanın açık oturumda görülmesinin adaletin selametine  
zarar verebileceği bazı özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar dava  
süresince tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir”  
I.KABULEDİLEBİLİRLİK  
A. AİHS’nin 5 § 3. maddesine ilişkin olarak  
20. AİHM, bu davada, yargılama öncesi iki tutukluluk hali döneminin olduğunu not  
eder. Birincisi, 11 Mayıs 1994 tarihinde başlamış ve Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin karar  
tarihi olan 29 Mayıs 1997’de sona ermiştir. Bu tarihten sonra, Yargıtay’ın 14 Aralık 1998  
tarihli kararına kadar başvuran “yetkili mahkemece mahkum edildikten” sonra tutuklanmıştır;  
ki bu AİHS’nin 5 § 1 (a) maddesinin kapsamına girmektedir. Ancak, başvuran, başvurusunu  
AİHM’ye 26 Temmuz 2001 tarihinde yapmıştır, ki bu, şikayetçi olunan tutukluluk süresinin  
sonundan itibaren altı aydan fazla bir süre demektir. Sonuç olarak, şikayetin bu kısmı, zaman  
sınırlamasını aştıktan sonra yapılmıştır ve AİHS’nin 35 §§ 1. ve 4. maddeleri uyarınca altı ay  
kuralına uymadığından dolayı reddedilmesi gerekmektedir.  
21. İkinci süreç, 14 Aralık 1998 tarihinde başlayıp 8 Ekim 2001’de sona ermiştir.  
AİHM, şikayetin bu kısmının AİHS kapsamında, belirlenmesi, esasların incelenmesini  
gerektirecek, ciddi olgusal ve hukuki konular ortaya koyduğunu not eder. Dolayısıyla bu  
hususun AİHS’nin 35 § 3. maddesi kapsamında asılsız olmadığı sonucuna varmıştır.  
Kabuledilmez olduğunun ilanı için herhangi bir temel tespit edilmemiştir.  
B. AİHS’nin 6 § 1. maddesine ilişkin olarak  
22. AİHM, bu şikayetin, AİHS kapsamında, belirlenmesi, esasların incelenmesini  
gerektirecek, ciddi olgusal ve hukuki konular ortaya koyduğunu not eder. Dolayısıyla  
başvurunun bu kısmının AİHS’nin 35 § 3. maddesi kapsamında asılsız olmadığı sonucuna  
varmıştır. Kabuledilmez olduğunun ilanı için herhangi bir temel tespit edilmemiştir.  
II. AİHS’NİN 5 § 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
23. AİHM, dikkate alınacak sürenin, 14 Aralık 1998’de başlayıp 8 Ekim 2001’de sona  
erdiğini not eder. Dolayısıyla, bu süreç, 2 yıl 10 aydır. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi,  
“davanın niteliği, kanıtların durumu ve dava dosyasının içeriği”ne dayanarak, başvuranın  
kanıtlara zarar vereceği veya kaçacağı olasılığı üzerinde düşünmeksizin, başvuranın tutuksuz  
yargılanma talebini geri çevirmiştir.  
24. AİHM, bir davada, bir sanığın tutuklu olarak yargılanmasının, makul bir süreyi  
geçmemesinin sağlanmasının, öncelikle ulusal yargı makamlarının görevi olduğunu tekrarlar.  
Bu amaçla, yargı makamlarının, kişisel özgürlüğe saygı kuralından herhangi bir sapmayı haklı  
gösterecek bir kamu çıkarının gerçekten gerekli olduğuna ilişkin lehte ve aleyhte tüm olguları,  
masumiyet karinesi ilkesinin gereğince dikkate almak suretiyle incelemesi ve bunları, serbest  
bırakılma başvurularına ilişkin verdikleri kararlarında ortaya koyması gerekmektedir. AİHM,  
AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edilip edilmediğini belirlerken, öncelikle bu kararlardaki  
gerekçeler ve başvuranın temyiz talebinde öne sürdüğü kesinleşmiş olaylar temel alınmalıdır  
(bkz. Assenov ve Diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998 kararı, Reports of Judgments and  
Decisions 1998 1998-VIII, §154).  
25. Yakalanan kişinin bir suç işlediğine ilişkin makul şüphenin bulunması, devam  
eden tutukluluk halinin geçerli olması ısından sine qua non’dur, ancak, belirli bir zaman  
geçtikten sonra artık yeterli olmaz. AİHM, bu durumda, yargı makamlarınca atıfta bulunulan  
diğer temellerin özgürlüğün elden alınmasını haklı kılmaya devam edip etmediğini  
belirlemelidir (bkz diğerlerinin yanı sıra, Ilijkov – Bulgaristan, no. 33977/96, § 77, 26  
Temmuz 2001, ve Labita – İtalya [BD], no. 26772/95, §§ 152-153, AİHM 2000-IV).  
26. Bu davada, Devlet Güvenlik Mahkemesi, kendi inisiyatifi veya başvuranın talebi  
üzerine, başvuranın devam eden tutukluluk halini yirmi sekiz kez dikkate almıştır. Bu  
anlamda sunduğu son dilekçesinde, başvuran, çok uzun süredir tutuklu bulunduğunu ve tümü  
dava dosyasında bulunan kanıtlara zarar verme veya kaçma tehlikesinin olmadığını ifade  
etmiştir (yukarıda 14. paragraf).  
27. AİHM, dava dosyasındaki materyal temelinde, birçok davanın sonunda, Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’nin başvuranın devam eden tutukluluk halinin sürmesine, “suçun  
niteliğini, kanıtların durumunu ve dosyanın içeriğini göz önüne alarak” gibi benzer ve  
kalıplaşmış ifadelerle, dokuz kez de herhangi bir sebep göstermeksizin karar vermiştir. Genel  
olarak, “kanıtların durumu” ifadesi, ciddi suç belirtilerinin bulunması ve bunların varlığını  
koruması hususuyla alakalı bir unsur olabilir, ancak bu davada, tek başına, başvuranın  
şikayetçi olduğu tutukluluk halinin uzunluğunu haklı çıkaramaz (bkz. Letellier – Fransa, 26  
Haziran 1991 kararı, Seri A no. 207, Tomasi – Fransa, 27 Ağustos 1992 kararı, Seri a no.  
241-A, Mansur Türkiye, 8 Haziran 1995 kararı, 319 –B, § 55 ve yukarıda anılan Demirel, §  
59).  
28. AİHM, yaklaşık 2 yıl 10 aylık sürenin, mahkemelerin kalıp haline gelmiş  
gerekçeleri çerçevesinde ele alındığında, özellikle, başvuranın halihazırda önceden geçirdiği  
üç yıllık tutuklu yargılanma süresi bağlamında haklı gösterilemediği kanısındadır.  
29. Bu şartlar altında, AİHM, başvuranın yargılanma öncesi tutukluluk süresinin,  
AİHS’nin 5 § 3. maddesini ihlal ettiği sonucuna varmıştır.  
30. Dolayısıyla, bu madde ihlal edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
31. Başvuran, bundan sonra, kendisine yönelik cezai işlemlerin makul bir sürede  
tamamlanmadığından şikayetçi olmuştur. AİHM, işlemlerin 11 Mayıs 1994’te başvuranın  
yakalanmasıyla başlayıp 8 Ekim 2001 tarihinde Yargıtay’ın başvuranın mahkumiyetini  
onamasıyla sona erdiğini gözlemler. Dolayısıyla, bu süre yaklaşık olarak yedi yıl beş aydır.  
32. AİHM, bu başvurudakine benzer konular ortaya koyan davalarda AİHS’nin 6 § 1.  
maddesinin ihlal edildiğini sıklıkla tespit etmiştir (bkz. diğerlerinin yanı sıra Pélissier ve Sassi  
– Fransa [BD], no. 25444/94, § 67, AİHM 1999-II ve Ertürk – Türkiye, no. 15259/02, 12  
Nisan 2005).  
33. AİHM, kendisine sunulan tüm belgeleri inceleyerek bu davada Hükümet’in, farklı  
bir sonuca varmasını sağlayacak herhangi bir olgu veya sav ortaya koymadığı kanısına  
varmıştır. Konuyla ilgili içtihadını dikkate alarak, AİHM bu davada, işlemlerin haddinden  
uzun sürdüğü ve “makul süre” şartını karşılamadığı kanısındadır.  
34. Dolayısıyla, AİHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
35. AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:  
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A.Tazminat  
36. Başvuran, 20.000 Euro maddi, 20.000 Euro manevi tazminat talep etmiştir.  
37. Hükümet bu konuya ilişkin olarak herhangi bir görüş bildirmemiştir.  
38. Davanın şartlarını dikkate alarak ve yaptığı tarafsız değerlendirme sonucunda,  
AİHM, başvurana bu başlık altında 5.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
B.Mahkeme Masrafları  
39. Başvuran, mahkeme masraflarına ilişkin olarak ayrıca tutar talep etmemiştir. Yerel  
işlemler ve AİHM’deki mahkeme masraflarının maddi tazminat ile birlikte ele alınmasını ileri  
sürmüştür.  
40. Hükümet bu hususa değinmemiştir.  
41. Elindeki belgeler temelinde ve eşitlik temelinde yaptığı değerlendirme sonucunda,  
AİHM başvurana mahkeme masraflarına ilişkin olarak 1.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
C. Gecikme faizi  
42. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına  
üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın benimsenmesine karar vermiştir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1.  
Başvuranın 14 Aralık 1998’den sonra tutuklu yargılanmasının uzunluğuna  
ve bir bütün olarak cezai işlemlerin uzunluğuna dair başvurunun  
kabuledilebilir olduğuna ve başvurunun geri kalan kısmının kabuledilmez  
olduğuna;  
2.  
3.  
4.  
tutuklu yargılanmanın uzun sürmesine ilişkin şikayetle ilgili olarak  
AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
işlemlerin uzun sürmesine ilişkin şikayetle ilgili olarak AİHS’nin 6 § 1.  
maddesinin ihlal edildiğine;  
(a) Sorumlu Devlet’in başvurana AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın  
kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur  
üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere  
(i)  
(ii)  
5.000 Euro (beş bin Euro) maddi ve manevi tazminat;  
mahkeme masrafları için ise 1.000 Euro (bin Euro)  
ödemesine;  
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar  
geçen süre için Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan  
eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
başvuranın adil tazmine ilişkin talebinin kalan kısmının reddine  
5.  
KARAR VERMİŞTİR.  
İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri  
uyarınca 24 Mayıs 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
S. DOLLE  
Sekreter  
J.-P. COSTA  
Başkan