B. AİHS’nin 6 § 1. maddesine ilişkin olarak
22. AİHM, bu şikayetin, AİHS kapsamında, belirlenmesi, esasların incelenmesini
gerektirecek, ciddi olgusal ve hukuki konular ortaya koyduğunu not eder. Dolayısıyla
başvurunun bu kısmının AİHS’nin 35 § 3. maddesi kapsamında asılsız olmadığı sonucuna
varmıştır. Kabuledilmez olduğunun ilanı için herhangi bir temel tespit edilmemiştir.
II. AİHS’NİN 5 § 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
23. AİHM, dikkate alınacak sürenin, 14 Aralık 1998’de başlayıp 8 Ekim 2001’de sona
erdiğini not eder. Dolayısıyla, bu süreç, 2 yıl 10 aydır. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi,
“davanın niteliği, kanıtların durumu ve dava dosyasının içeriği”ne dayanarak, başvuranın
kanıtlara zarar vereceği veya kaçacağı olasılığı üzerinde düşünmeksizin, başvuranın tutuksuz
yargılanma talebini geri çevirmiştir.
24. AİHM, bir davada, bir sanığın tutuklu olarak yargılanmasının, makul bir süreyi
geçmemesinin sağlanmasının, öncelikle ulusal yargı makamlarının görevi olduğunu tekrarlar.
Bu amaçla, yargı makamlarının, kişisel özgürlüğe saygı kuralından herhangi bir sapmayı haklı
gösterecek bir kamu çıkarının gerçekten gerekli olduğuna ilişkin lehte ve aleyhte tüm olguları,
masumiyet karinesi ilkesinin gereğince dikkate almak suretiyle incelemesi ve bunları, serbest
bırakılma başvurularına ilişkin verdikleri kararlarında ortaya koyması gerekmektedir. AİHM,
AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edilip edilmediğini belirlerken, öncelikle bu kararlardaki
gerekçeler ve başvuranın temyiz talebinde öne sürdüğü kesinleşmiş olaylar temel alınmalıdır
(bkz. Assenov ve Diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998 kararı, Reports of Judgments and
Decisions 1998 1998-VIII, §154).
25. Yakalanan kişinin bir suç işlediğine ilişkin makul şüphenin bulunması, devam
eden tutukluluk halinin geçerli olması açısından sine qua non’dur, ancak, belirli bir zaman
geçtikten sonra artık yeterli olmaz. AİHM, bu durumda, yargı makamlarınca atıfta bulunulan
diğer temellerin özgürlüğün elden alınmasını haklı kılmaya devam edip etmediğini
belirlemelidir (bkz diğerlerinin yanı sıra, Ilijkov – Bulgaristan, no. 33977/96, § 77, 26
Temmuz 2001, ve Labita – İtalya [BD], no. 26772/95, §§ 152-153, AİHM 2000-IV).
26. Bu davada, Devlet Güvenlik Mahkemesi, kendi inisiyatifi veya başvuranın talebi
üzerine, başvuranın devam eden tutukluluk halini yirmi sekiz kez dikkate almıştır. Bu
anlamda sunduğu son dilekçesinde, başvuran, çok uzun süredir tutuklu bulunduğunu ve tümü
dava dosyasında bulunan kanıtlara zarar verme veya kaçma tehlikesinin olmadığını ifade
etmiştir (yukarıda 14. paragraf).
27. AİHM, dava dosyasındaki materyal temelinde, birçok davanın sonunda, Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nin başvuranın devam eden tutukluluk halinin sürmesine, “suçun
niteliğini, kanıtların durumunu ve dosyanın içeriğini göz önüne alarak” gibi benzer ve
kalıplaşmış ifadelerle, dokuz kez de herhangi bir sebep göstermeksizin karar vermiştir. Genel
olarak, “kanıtların durumu” ifadesi, ciddi suç belirtilerinin bulunması ve bunların varlığını
koruması hususuyla alakalı bir unsur olabilir, ancak bu davada, tek başına, başvuranın
şikayetçi olduğu tutukluluk halinin uzunluğunu haklı çıkaramaz (bkz. Letellier – Fransa, 26
Haziran 1991 kararı, Seri A no. 207, Tomasi – Fransa, 27 Ağustos 1992 kararı, Seri a no.
241-A, Mansur Türkiye, 8 Haziran 1995 kararı, 319 –B, § 55 ve yukarıda anılan Demirel, §
59).
28. AİHM, yaklaşık 2 yıl 10 aylık sürenin, mahkemelerin kalıp haline gelmiş
gerekçeleri çerçevesinde ele alındığında, özellikle, başvuranın halihazırda önceden geçirdiği
üç yıllık tutuklu yargılanma süresi bağlamında haklı gösterilemediği kanısındadır.
29. Bu şartlar altında, AİHM, başvuranın yargılanma öncesi tutukluluk süresinin,
AİHS’nin 5 § 3. maddesini ihlal ettiği sonucuna varmıştır.