C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
GĐÇ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 8126/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
21 Temmuz 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup, ekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
T.C. vatandaı Nurettin Giç (bavuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 4 Haziran  
2001 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin  
(Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 8126/02 numaralı  
bavuru sonucu bu dava görülmektedir.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul barosu avukatlarından  
M. Đriz ve Đ. Güler tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Bavuran 1960 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
30 Aralık 1992 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi ekipleri  
yasaı örgüt PKK’ya düzenlenen operasyon kapsamında bavuranın evinde arama  
düzenlemive iki el bombası ile Kalanikof mermileri bulmulardır. Bavuran gözaltına  
alınmı, 12 Ocak 1993’te Cumhuriyet Savcısı ve Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) hakimi  
karısına çıkarılmıve tutuklanmasına karar verilmitir.  
25 Ocak 1993 tarihinde cumhuriyet savcısı TCK’nın 168. ve 169. ve 3713 sayılı Terörle  
Mücadele Kanunu’nun 5. maddesine dayalı olarak aralarında bavuranın da yer aldığı on yedi  
sanığı PKK mensubu olmakla itham etmitir.  
DGM 18 ubat 1993 tarihinde ilk durumasını yapmıtır.  
18 Haziran 1999 tarihinde gerçekletirilen yasal değiiklik ile Anayasanın 143. maddesi  
değitirilmive sonuç itibarıyla askeri hakimin yerini sivil hakim almıtır.  
DGM 20 Ekim 1999 tarihinde bavuranı hakkında yapılan ithamlardan suçlu bulmuve  
TCK’nın 125. maddesine dayalı olarak müebbet hapis cezasına çarptırmıtır.  
Yargıtay 28 Kasım 2000 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur. Bu karar 6  
Aralık 2000 tarihinde tebliğ edilmitir.  
18 ubat 1993 ve 28 Kasım 2000 tarihleri arasında görülen ceza davası sürecinde DGM  
düzenli olarak her iki ayda bir duruma gerçekletirmitir. 19 Mart 1993 tarihli tutanaklara  
göre DGM, Bitlis Ağır Ceza Mahkemesi’nden tutuklu suç ortağı sanıklarından A.I.’nın  
ifadesinin istinabe yoluyla alınmasını istemitir. Bu mahkemeden herhangi bir yanıt  
alınamadığından DGM 9 Haziran, 21 Temmuz, 8 Eylül, 1 Kasım ve 24 Aralık 1993  
tarihlerinde talebini yinelemitir. DGM, 26 Nisan 1993 tarihinde ilgili ispat edici belgelerle  
birlikte polis memurlarının dinlenmesini istemitir. 6 Haziran, 21 Temmuz, 1 Kasım ve 24  
Aralık 1993, 25 ubat, 18 Nisan, 13 Haziran, 22 Temmuz, 26 Ağustos, 19 Ekim ve 25 Kasım  
1994, 23 Ocak, 13 Mart, 24 Nisan, 12 Haziran, 24 Temmuz ve 6 Eylül 1995 tarihli  
durumalarda sözkonusu polis memurlarının ifadelerine bavurulması amacıyla savcılığın  
emniyetteki ilgili birimleri harekete geçirmesi talebini yinelemitir. 14 ubat 1996 ve 14  
Kasım 1997 tarihleri arasında DGM, her durumada emniyet müdürlüğünden gelecek yanıtın  
beklendiğini ifade etmitir. 29 Kasım 1996 ve 23 Mayıs 1997 tarihleri arasında DGM Đstanbul  
Barosuna bavuran adına resen bir avukat tayin edilmesi için birçok kez çağrıda bulunmutur.  
Bavuran ise altı durumaya kendi isteğiyle katılmamıtır.  
2
HUKUK  
Bavuran AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmütür.  
Bavuran bünyesinde askeri bir hakimi bulundurması nedeniyle kendisini yargılayıp mahkum  
eden mahkemenin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığından ikayetçi olmaktadır.  
Bavuran ön soruturma kapsamında, ilk derece mahkemesi ve Yargıtay önündeki süreçte  
hakkaniyete uygun olarak yargılanma hakkından yararlanamadığını iddia etmektedir.  
Bavuran son olarak yargılama sürecinin uzunluğundan ikayetçi olmaktadır.  
Hükümet yapılan bavurunun altı ay kuralına (AĐHS’nin 35/1 maddesi) uygun yapılmadığını  
ve dayanaktan yoksun olduğu itirazında bulunmaktadır.  
AĐHM Hükümetin ön itirazı ile ilgili olarak bu yöndeki yerleik içtihadına atıfta  
bulunmaktadır (Bkz. diğerleri arasında Okul-Türkiye kararı no: 45358/99, 4 Eylül 2003).  
AĐHM bu bavuruda yerleik içtihadının dıına çıkılmasını gerektirecek herhangi bir özel  
durumun yer almadığını hatırlatmakta ve AĐHS’nin 35. maddesine uygun olarak bavurunun  
hiçbir kabuledilemezlik unsurunun bulunmadığına itibar etmektedir. Bavuru kabuledilebilir  
niteliktedir.  
AĐHM yargılama sürecinin uzunluğu hususunda dikkate alınması gereken dönemin  
bavuranın yakalandığı 30 Aralık 1992 tarihinde balayıp, Yargıtay’ın 28 Kasım 2000 tarihli  
kararı ile sona erdiğini ifade etmektedir. Đki dereceli mahkemede görülen bu süreç yaklaık  
yedi yıl on bir aydır.  
AĐHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın artları ıığında ve özellikle de  
davanın karmaıklığı, bavuranın ve ilgili mercilerin tutumu, davanın bavuran için arz ettiği  
önem gibi, içtihadında yerlemiölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır  
(Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94). AĐHM, ayrıca,  
yalnızca kamu otoritesinin tutumu nedeniyle meydana gelen uzamalar nedeniyle «makul  
sürenin» aıldığı sonucuna varabilir.  
AĐHM mevcut bavuruda, aralarında bavuranın da bulunduğu çok sanıklı ve sanıkların ağır  
suçlarla itham edildikleri bu davanın belli bir karmaık yapısı olduğunun hakkını vermektedir.  
AĐHM bavuranın altı durumaya katılmadığını tespit etmekte, fakat bu durumun yargılama  
süresinin uzamasını açıklamaya yetmediğini dikkate almaktadır.  
Yetkili mercilerin tutumuna gelince AĐHM, durumaların gerçekletirilmesinde etkisiz  
kalınan herhangi bir dönemin bulunmadığını belirlemekte, ancak adli makamlar arasındaki  
koordinasyon kopukluğunun hatırı sayılır bu gecikmeye yol açtığını gözlemlemektedir.  
AĐHM bu bağlamda, yaklaık iki buçuk yıldan fazla bir süre boyunca Devlet Güvenlik  
Mahkemesi tarafından savcılığa polislerin durumalara katılmaları yönünde çağrı yapıldığını  
ve DGM’nin emniyet müdürlüğünden istenen bir bilgi notunu yaklaık bir yıl dokuz ay  
beklediğini gözlemektedir. Bunlara ilave olarak, Đstanbul Barosu’nun resen bir avukat ataması  
için yaklaık altı ay beklenmitir.  
AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesinin prensip olarak adaletin en iyi ekilde tecelli etmesini  
sağlamaya yöneliktir (Bkz. 12 Ekim 1992 tarihli Boddaert-Belçika kararı). Bununla birlikte,  
bir mahkeme bilhassa diğer adli ve idari mercilerden müteaddit kez birtakım bilgiler talep  
ediyor ve bunlar uzun yıllar yanıtsız kalıyor ise sözü edilen bu ilkenin özü ortadan  
3
kalkmaktadır.. AĐHM ilgili makamların yanıtlarının beklenmesinden kaynaklı bu gecikmenin  
dosyaların incelenme süresini uzatan yargı sisteminden ileri geldiğini not eder. Bu durumda  
Devlete düen yükümlülük bir davanın iyi yürütülebilmesi ve adaletin iyi ileyii bakımından,  
ilgili birimlerin adli organların ilerini aktif ve daimi surette kolaylatırmalarını sağlayacak ve  
bunu güvence altına alacak bir sistemi oluturmaktır.  
Bu bavuruda AĐHM, mahkemeye sunulan bütün unsurları incelemesinin ardından, yerleik  
içtihadını da dikkate alarak yargılama süresinin uzunluğunun aırı olduğuna ve «makul süre»  
kouluna uymadığına itibar etmektedir.  
AĐHM bu noktada AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin bünyesinde askeri bir hakimi bulundurması nedeniyle  
bu mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusundaki ikayet ile ilgili olarak, benzer  
sorunları ortaya koyan birçok ikayetin daha önce incelendiğini ve AĐHS’nin 6/1 maddesinin  
bu bağlamda ihlal edildiği sonucuna varıldığını hatırlatır (Bkz. Aslan ve ancı-Türkiye kararı,  
no: 58055/00, 5 Aralık 2006; Ceylan-Türkiye kararı no: 53431/99, 23 Ekim 2003).  
AĐHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemive Hükümetin bu davada farklı bir sonuca  
ulamasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmitir. AĐHM,  
AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
Bavuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlalinin tespiti ıığında  
AĐHM, bu ikayetin incelenmesini gerekli görmemektedir (Bkz. diğerleri arasında, Çıraklar-  
Türkiye, 28 Ekim 1998).  
Bavuran AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması ve maruz kaldığı manevi zararın  
karılığında manevi tazminatın ödenmesi konusunda takdiri AĐHM’ye bırakmaktadır.  
Bavuran yargılama masraf ve giderleri ile ilgili herhangi bir talepte bulunmamaktadır.  
Sözleme tarafından öngörülen bağımsızlık ve tarafsızlık koullarını yerine getirmeyen bir  
mahkeme tarafından mahkumiyet kararı alındığında, bavuranın talebi doğrultusunda yeni bir  
yargılamanın balatılması ilke olarak tespit edilen ihlalin giderilmesi bakımından uygun bir  
yöntemi oluturur (Bkz. sözü edilen Gençel kararı). Sonuç olarak AĐHM, bavurana  
hakkaniyete uygun 4.200 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlatırmaktadır.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taımaması  
nedeniyle AĐHS’nin 6.maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6. maddesi hakkındaki diğer ikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf tutulmak  
üzere Savunmacı Hükümet tarafından bavurana manevi tazminat olarak 4.200 (dört bin iki  
yüz) Euro ödenmesine;  
4
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, bu meblağlara  
Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eit oranda basit  
faizin uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 21 Temmuz 2009 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
5