HUKUK
Baꢀvuran AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüꢀtür.
Baꢀvuran bünyesinde askeri bir hakimi bulundurması nedeniyle kendisini yargılayıp mahkum
eden mahkemenin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığından ꢀikayetçi olmaktadır.
Baꢀvuran ön soruꢀturma kapsamında, ilk derece mahkemesi ve Yargıtay önündeki süreçte
hakkaniyete uygun olarak yargılanma hakkından yararlanamadığını iddia etmektedir.
Baꢀvuran son olarak yargılama sürecinin uzunluğundan ꢀikayetçi olmaktadır.
Hükümet yapılan baꢀvurunun altı ay kuralına (AĐHS’nin 35/1 maddesi) uygun yapılmadığını
ve dayanaktan yoksun olduğu itirazında bulunmaktadır.
AĐHM Hükümetin ön itirazı ile ilgili olarak bu yöndeki yerleꢀik içtihadına atıfta
bulunmaktadır (Bkz. diğerleri arasında Okul-Türkiye kararı no: 45358/99, 4 Eylül 2003).
AĐHM bu baꢀvuruda yerleꢀik içtihadının dıꢀına çıkılmasını gerektirecek herhangi bir özel
durumun yer almadığını hatırlatmakta ve AĐHS’nin 35. maddesine uygun olarak baꢀvurunun
hiçbir kabuledilemezlik unsurunun bulunmadığına itibar etmektedir. Baꢀvuru kabuledilebilir
niteliktedir.
AĐHM yargılama sürecinin uzunluğu hususunda dikkate alınması gereken dönemin
baꢀvuranın yakalandığı 30 Aralık 1992 tarihinde baꢀlayıp, Yargıtay’ın 28 Kasım 2000 tarihli
kararı ile sona erdiğini ifade etmektedir. Đki dereceli mahkemede görülen bu süreç yaklaꢀık
yedi yıl on bir aydır.
AĐHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın ꢀartları ıꢀığında ve özellikle de
davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve ilgili mercilerin tutumu, davanın baꢀvuran için arz ettiği
önem gibi, içtihadında yerleꢀmiꢀ ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır
(Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94). AĐHM, ayrıca,
yalnızca kamu otoritesinin tutumu nedeniyle meydana gelen uzamalar nedeniyle «makul
sürenin» aꢀıldığı sonucuna varabilir.
AĐHM mevcut baꢀvuruda, aralarında baꢀvuranın da bulunduğu çok sanıklı ve sanıkların ağır
suçlarla itham edildikleri bu davanın belli bir karmaꢀık yapısı olduğunun hakkını vermektedir.
AĐHM baꢀvuranın altı duruꢀmaya katılmadığını tespit etmekte, fakat bu durumun yargılama
süresinin uzamasını açıklamaya yetmediğini dikkate almaktadır.
Yetkili mercilerin tutumuna gelince AĐHM, duruꢀmaların gerçekleꢀtirilmesinde etkisiz
kalınan herhangi bir dönemin bulunmadığını belirlemekte, ancak adli makamlar arasındaki
koordinasyon kopukluğunun hatırı sayılır bu gecikmeye yol açtığını gözlemlemektedir.
AĐHM bu bağlamda, yaklaꢀık iki buçuk yıldan fazla bir süre boyunca Devlet Güvenlik
Mahkemesi tarafından savcılığa polislerin duruꢀmalara katılmaları yönünde çağrı yapıldığını
ve DGM’nin emniyet müdürlüğünden istenen bir bilgi notunu yaklaꢀık bir yıl dokuz ay
beklediğini gözlemektedir. Bunlara ilave olarak, Đstanbul Barosu’nun resen bir avukat ataması
için yaklaꢀık altı ay beklenmiꢀtir.
AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesinin prensip olarak adaletin en iyi ꢀekilde tecelli etmesini
sağlamaya yöneliktir (Bkz. 12 Ekim 1992 tarihli Boddaert-Belçika kararı). Bununla birlikte,
bir mahkeme bilhassa diğer adli ve idari mercilerden müteaddit kez birtakım bilgiler talep
ediyor ve bunlar uzun yıllar yanıtsız kalıyor ise sözü edilen bu ilkenin özü ortadan
3