Başvuran, Hükümetin görüşlerine karşı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe dair
AİHM, yapılan bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı
tespitinde bulunarak esastan incelenmesi gerektiğine karar vermiştir. AİHM, ayrıca hiçbir
kabuledilemezlik gerekçesi tespit etmemiştir.
B. Esas hakkında
AİHM, ilk olarak, ulusal yetkililere düşen sorumluluğun tutulu bulunan bir kimsenin
tutukluluk süresinin uzunluğunun makul sınırı aşmaması için gerekli özeni göstermek
olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla yetkililerin olayların nedenini ortaya çıkarmaları ve
kamu yararına gerçek bir zorunluluğun varlığını ortaya koymaları veya bertaraf etmeleri,
masumiyet karinesi bakımından, bireysel özgürlük esasına saygılı itirazda bulunmaları ve
alacakları kararlarda yetki genişletilmesinin reddedilmesini dikkate almaları gerekir. AİHM
esas itibariyle sözkonusu kararlarda yer alan gerekçelere ve ilgili tarafından aktarılan olaylara
dayanarak AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edilip edilmediğini inceleyecektir (Bkz. Assenov
ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998, 1998-VIII, § 154).
Bu bağlamda, bir suça karışmış kimsenin suçlu olduğunu ortaya koyan gerekçeler üzerinde
durmanın sine qua non olmazsa olmaz koşulu tutukluluk kuralına uygunluğudur, fakat bu her
zaman yeterli olmamaktadır; AİHM, hukuki merciler tarafından belirlenen gerekçelerin
özgürlüğün kısıtlanması bakımdan meşru olup olmadığını tespit etmek durumundadır. Bu
gerekçelerin «ilgili» ve «yeterli» olduğu hallerde, ulusal yetkililerin soruşturmanın
yürütülmesinde yeterli özeni gösterip göstermediğinin belirlenmesi gerekir (Bkz. diğerleri
arasında, Ali Hıdır Polat-Türkiye kararı, no:61446/00, § 26, 5 Nisan 2005).
Mevcut durumda, ilk başvuranın tutuklu yargılanma süresi 25 Temmuz 1994 tarihinde
başlamış ve 9 Kasım 1999 tarihinde şartlı tahliye edilmesi ile sona ermiş, yaklaşık beş yıl üç
ay sürmüştür.
Dava dosyasında yer alan unsurlara göre Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranın yinelediği
serbest bırakılma taleplerini «isnat edilen suçun niteliği», «delillerin durumu» ve «dava
dosyasının durumu» gibi her duruşmada benzer basmakalıp ifadelerle reddetmiştir. Devlet
Güvenlik Mahkemesi dört kez gerekçe belirtmeksizin başvuranın tutukluluk halinin devamına
karar vermiştir.
Fakat, «delillerin durumu» şayet suçluluğun varlığını, derecesinin ağırlığını ortaya koymaya
yetiyor ve olayların nedenlerini genel olarak açıklamaya yetiyor ise AİHM nezdinde dikkate
alınacak husus budur, öte yandan başvuranın bu kadar uzun bir süre tutuklu bulundurulma
nedeninin de doğrulanması gerekmektedir (Sözü edilen Ali Hıdır Polat kararı, § 28).
Son olarak AİHM, Hükümetin görüşlerinde belirttiği firar etme tehlikesi ve kamu düzeninin
korunması zorunluluğu gibi tespitlerin ulusal merciler tarafından dikkate alınmadığını
gözlemlemektedir (Bkz. Acunbay-Türkiye kararı, no: 61442/00 ve 61445/00, § 62, 31 Mayıs
2005).
Bu nedenle AİHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiştir.
4