AİHS’nin 1. maddesinde yer alan devletin “kendi yetki alanı içinde bulunan herkese AİHS’de
yer alan hak ve özgürlükleri tanıması” genel yükümlülüğüyle birlikte okunduğunda, etkili bir
resmi soruşturma yapılması gerekliliğini içerdiğini hatırlatır. Soruşturma, sorumluların
belirlenmesini ve cezalandırılmasını, ayrıca davacının soruşturma işlemlerine etkili bir şekilde
erişimini sağlar nitelikte olmalıdır (bkz. Assenov ve Diğerleri - Bulgaristan; Aksoy – Türkiye;
ve Labita / İtalya [BD], no. 26772/95).
AİHM, ayrıca, bir devlet memurunun işkence veya kötü muameleyle suçlandığı
durumlarda, soruşturması veya davası süren görevlinin görevinin askıya alınmasının, hüküm
giymesi durumunda ise mesleğinden men edilmesinin önemine dikkat çekmektedir (bkz.
Abdülsamet Yaman - Türkiye, no. 32446/96).
AİHM, sözkonusu davada, başvuranın kötü muamele iddiasını yerel makamlar önünde
dile getirdiğini kaydetmektedir. Daha sonra, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi
Cumhuriyet Savcısı’nın talebi üzerine, Fatih Cumhuriyet Savcısı soruşturma başlatmış ve
emniyet amirliğinde başvuranın ifadesini alan iki polis memuru aleyhinde cezai kovuşturma
yürütmüştür.
Dolayısıyla, AİHM’ye göre, değerlendirilmesi gereken konu, Hükümet tarafından ileri
sürüldüğü gibi usul şartlarına uygun bir hazırlık soruşturmasının yapılıp yapılmadığının
incelenmesi değil, adli makamların sorumluları tespit etmeye kararlı olup olmadıklarıdır
(Türkmen - Türkiye, no. 43124/98).
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, yargılama sırasında, sanık memurları, başvuranı ve
başvuranı yakalayan iki memuru dinlemiş ve kimlik tespiti yapmıştır. Başvuran, sanık
memurlardan birinin kendisine kötü muamelede bulunan kişilerden birisi olduğunu teşhis
etmiştir. İlk derece mahkemesi, B.T. adlı doktordan tıbbi görüş sunmasını talep etmiştir.
Doktor, 21 Mart 1999 tarihinde, başvuranda kulak zarı yırtığı gözlemlemiştir.
Bununla birlikte, AİHM, yargılamada ciddi eksiklikler bulunduğunu gözlemlemektedir.
İlk olarak, B.T., yaranın “taze” olmadığını belirtmiş, ancak bu konuda herhangi bir
açıklamada bulunmamıştır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, yaralanmaların ne zaman ve
hangi koşullarda oluştuğunun belirlenemeyeceği yönünde karar vermeden önce, doktordan
herhangi bir açıklama yapmasını istememiştir.
Ayrıca, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, sanık polis memurları H.G. ile M.K.’nin
başvuranda görülen yaraların neden kaynaklandığına ilişkin vermiş oldukları çelişkili ifadeleri
dikkate almamıştır. 8 Haziran 1999’da, iki polis memuru, Fatih Cumhuriyet Savcısı’na vermiş
oldukları ifadede, başvuranın vücudundaki yaraların, başvuranın yakalanmasından sonra
yapılan olay yeri incelemesi sırasında kaçmaya çalışması üzerine, başvuranla aralarında
yaşanan arbede sırasında oluştuğunu belirtmişlerdir. Ancak, H.G., duruşma sırasında,
başvuran yakalandığı sırada olay yerinde bulunmadığını, başvuran yakalandıktan sonra ise
başvuran ile kendisini yakalayan memurlar arasında arbede yaşandığını duyduğunu ifade
etmiştir. M.K., başvuranın yakalanmasından sonra yapılan olay yeri incelemesi sırasında
başvuran ile polis memurları arasında arbede yaşandığını belirtmiştir.
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin polis memurlarıyla ilgili beraat kararını verirken, dava
dosyasında olay yeri incelemesinin gerçekten yapıldığını gösteren herhangi bir belge
bulunmamasına rağmen, başvuranın olay yeri incelemesi sırasında başına darbeler aldığını
kaydetmesi AİHM’yi şaşırtmıştır.
10