COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
GEÇGEL ve ÇELĐK/TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 8747/02 ve 34509/03)  
KARAR  
STRAZBURG  
13 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 8747/02 ve 34509/03 no’lu davaların  
nedeni T.C. vatandaları Halis Geçgel ve Recep Çelik’in (“bavuranlar”), Avrupa Đnsan  
Hakları Mahkemesi’ne sırasıyla 27 Kasım 2001 ve 22 Temmuz 2003 tarihlerinde Avrupa  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ  
oldukları bavurulardır.  
Bavuranlar, AĐHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Betatarafından  
temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
Bavuranlar, sırasıyla 1977 ve 1965 doğumludur ve hapis cezalarını çekmektedirler.  
Sözkonusu davalara ilikin ortak olaylar, bavuranların yasadıı bir örgüte mensup oldukları  
üphesiyle yakalanarak gözaltına alınmaları ve polis tarafından gözaltında tutuldukları süre  
boyunca avukat yardımı alma haklarının bulunmamasıdır. Đlk derece mahkemeleri,  
bavuranların sözkonusu süreçte alınan ifadelerine dayanarak onları suçlu bulmutur.  
Bavuranlara ilikin detaylar, aağıda kaydedilen çizelgede gösterilmektedir.  
Bavuru  
numarası  
dava adı  
Polis tarafından Polis tarafından Cumhuriyet  
ve gözaltına alınma sorgulanma Savcısı ve sorgu mahkemesi  
Đlk  
derece  
ve  
tarihi  
tarihi  
hakimi  
Yargıtay  
kararlarının  
tarihi  
tarafından  
sorgulanma  
tarihi  
8747/02  
Geçgel/Türkiye  
34509/03  
Çelik/Türkiye  
26.10.1996  
29.10.1996  
12.11.1996  
13.11.1996  
15.11.1996  
24.10.2002  
11.03.2003  
24.10.2002  
11.03.2003  
ve  
ve  
15.11.1996  
Geçgel davasında (no. 8747/02), ulusal mahkemeler mükerrer olarak “suçun niteliği ve  
delillerin durumu göz önüne alınarak” gibi benzer, basmakalıp ifadeler kullanarak bavuranın  
tutukluluk süresini uzatmıtır.  
HUKUK  
AĐHM, bavuruların benzerliğini göz önüne alarak, onları birletirmeyi uygun  
görmütür.  
AĐHS’nin 5/3 maddesini dayanak olarak gösteren birinci bavuran, tutuklu yargılanma  
süresinin, makul süreyi ağından ikayetçi olmutur. Bavuranların her ikisi de AĐHS’nin  
6/1 maddesi bağlamında aleyhlerinde balatılan cezai yargılama süresinin aırı olduğunu iddia  
etmilerdir. Ayrıca, AĐHS’nin 6. maddesinin 3. paragrafının (c) bendine dayanarak polis  
tarafından gözaltında tutuldukları süre içerisinde avukat yardımı alamadıklarından ve  
sözkonusu süre içerisinde alınan ifadelerinin, kendilerinin suçlu bulunması yönünde  
kullanılğından ikayetçi olmulardır. Son olarak, ikinci bavuran AĐHS’nin 6. maddesinin 3.  
paragrafının (d) bendine dayanarak savcının gösterdiği tanığın ilk derece mahkemesi  
tarafından dinlenmediğini ileri sürmütür.  
Hükümet, 8747/02 no’lu bavuru hususunda, bavuru yapıldığı sırada yargılamanın,  
ulusal mahkemeler önünde derdest olması ve bavuranın, cezai yargılamanın uzunluğuna  
ilikin ikayetini hiçbir zaman ulusal mahkemeler önünde sunmamıolması nedeniyle  
bavurunun, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları bağlamında iç hukuk yollarının  
tüketilmemiolması gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini kaydetmitir. AĐHM, mevcut  
bavuruya benzer davalarda Hükümet’in ilk itirazını incelemive reddetmiolduğunu yineler  
(bkz., ilk bavuru hususunda E.K./Türkiye (karar), no. 28496/95, 28 Kasım 2000, ve ikinci  
bavuru hususunda Mahmut Aslan/Türkiye, no. 74507/01, 15. paragraf, 2 Ekim 2007). AĐHM,  
sözkonusu içtihadından farklı bir yol izlemesini gerektiren özel koulların bulunmadığı  
sonucuna varmıtır. Bu nedenle, Hükümet’in ilk itirazlarını reddeder.  
Hükümet, 34509/03 no’lu bavuru hususunda, bavuranın 6. maddenin 3. paragrafının  
(c) bendi bağlamındaki ikayetinin, polis gözetiminde tutulma süresinin 15 Kasım 1996’da  
sona ermesi nedeniyle, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafınca öngörülen altı aylık süre  
dolduktan sonra yapıldığını ileri sürmütür. AĐHM, yargılamanın adil olup olmadığını  
değerlendirirken, yargılamanın bütününün göz önüne alınması gerektiğini hatırlatır (bkz. John  
Murray/Đngiltere, 8 ubat 1996, 63. paragraf, Hüküm ve Karar Raporları 1996-I). Mevcut  
davada bavuran, bavurusunu AĐHM’ye, Yargıtay’ın nihai kararını verdiği tarihten itibaren  
altı ay içinde sunmutur. - Böylece, bavurusunu AĐHM’ye 35/1 maddenin öngördüğü altı  
aylık süre içerisinde sunmutur. Sonuç olarak, Hükümet’in itirazı kabul edilemez.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavuruların kalan kısmının  
dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru taımadığını tespit eder. Bu nedenle, kabuledilebilir niteliktedir.  
AĐHM, 8747/02 no’lu bavuruda AĐHS’nin 5/3 maddesi bağlamında ortaya konan  
ikayete ilikin olarak, birinci bavuranın tutuklu yargılanmasının, yakalandığı tarih olan 26  
Ekim 1996’da baladığını ve DGM tarafından suçlu bulunduğu 24 Ekim 2002 tarihinde sona  
erdiğini gözlemler. Bu nedenle göz önüne alınması gereken süre, beyıl on bir aydır. Bu süre  
boyunca ulusal mahkemeler mükerrer olarak “suçun niteliği ve delillerin durumu göz önüne  
alınarak” gibi benzer, basmakalıp ifadeler kullanarak bavuranın tutukluluk süresini  
uzatmıtır. AĐHM sıklıkla mevcut bavurudakine benzer konuların ortaya konduğu davalarda  
AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmitir (bkz., örneğin, Atıcı/Türkiye, no.  
19735/02, 10 Mayıs 2007; Dereci/Türkiye, no. 77845/01, 24 Mayıs 2005). Sunulan delilleri  
inceleyen AĐHM, Hükümet’in kendisini mevcut davada farklı bir sonuca varmaya ikna  
edebilecek deliller ya da iddialar ileri sürmediği kanaatindedir. AĐHM, yukarıda kaydedilenler  
ıığında, birinci bavuranın tutuklu yargılanma süresinin, AĐHS’nin 5/3 maddesine aykırı  
olduğu sonucuna varmıtır. Dolayısıyla, sözkonusu madde birinci bavuran bakımından ihlal  
edilmitir.  
AĐHM, her iki bavuranın da dahil olduğu yargılamanın aırı uzun sürmesine ilikin  
ikayet hususunda göz önüne alınması gereken sürenin, sırasıyla bavuranların yakalandıkları  
26 ve 29 Ekim 1996 tarihlerinde baladığını ve 11 Mart 2003’de sona erdiğini gözlemler. Bu  
nedenle, iki aamalı yargılama altı yıl dört ay sürmütür. AĐHM yargılama süresinin  
makulğünün, dava koulları ıığında ve davanın karmaıklığı ve bavuranlar ile ilgili  
makamların tutumları gibi kriterler göz önüne alınarak incelenmesi gerektiğini hatırlatır (bkz.,  
Pélissier ve Sassi/Fransa [BD], no. 25444/94, 67. paragraf, AĐHM 1999-II).  
AĐHM sıklıkla mevcut bavurudakine benzer konuların ortaya konduğu davalarda  
AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmitir (bkz. Pélissier ve Sassi). Sunulan  
delilleri inceleyen AĐHM, Hükümet’in kendisini mevcut davada farklı bir sonuca varmaya  
ikna edebilecek deliller ya da iddialar ileri sürmediği kanaatindedir. Bu nedenle AĐHM,  
mevcut davada yargılama süresinin aırı olduğu ve “makul süre” gereğini karılamadığı  
kanısındadır. Dolayısıyla, her iki bavuran hususunda da AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal  
edilmitir.  
Polis tarafından gözaltında tutuldukları süreçte bavuranlara avukat yardımı  
sağlanmamasına ilikin ikayet hususunda AĐHM, Salduz/Türkiye davasında benzer sıkıntıları  
incelemive AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6. maddesinin 3. paragrafının (c) bendinin  
ihlal edildiğini tespit etmiolduğunu gözlemler ([BD], no. 36391/02, paragraflar 56-62, 27  
Kasım 2008). Mevcut davalarda AĐHM’nin yukarıda kaydedilen Salduz kararında vardığı  
sonuçlardan farklı bir sonuca varmasını gerektiren özel koullar bulunmamaktadır. Bu  
nedenle, her iki bavuran hususunda AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6. maddesinin 3.  
paragrafının (c) bendi ihlal edilmitir.  
Son olarak, AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6. maddesinin 3. paragrafının (c)  
bendinin ihlal edildiğinin tespit edilmesi hususunda AĐHM, ikinci bavuranın AĐHS’nin 6.  
maddesinin 3. paragrafının (d) bendi bağlamındaki ikayetini ayrıca incelemenin gerekli  
olmadığı kanaatindedir (Tezcan Uzunhasanoğlu/Türkiye, no. 35070/97, 23. paragraf, 20 Nisan  
2004).  
Adil tatmin hususunda birinci bavuran Halis Geçgel, manevi tazminat olarak 20,000  
Türk Lirası (yaklaık 9,200 Euro) talep etmitir. Ayrıca Diyarbakır Barosu’nun ücret  
çizelgesini dayanak olarak göstererek yargılama masraf ve giderleri için 9,900 Türk Lirası  
(yaklaık 4,500 Euro) talep etmitir. Đkinci bavuran Recep Çelik maddi tazminat olarak  
30,500 Türk Lirası (yaklaık 14,000 Euro) ve manevi tazminat olarak 40,000 Türk Lirası  
(yaklaık 18,500 Euro) talep etmitir. Diyarbakır Barosu’nun ücret çizelgesini dayanak olarak  
göstererek yargılama masraf ve giderleri için 12,650 Türk Lirası (yaklaık 5,800 Euro) talep  
etmitir.  
Tespit edilen ihlaller ve ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını  
tespit eden AĐHM, sözkonusu talebi reddeder. Ancak, manevi zarar hususunda, hakkaniyet  
temelinde, birinci bavuran Halis Geçgel’e 7,000 Euro ve ikinci bavuran Recep Çelik’e  
4,500 Euro ödenmesine karar vermitir. Ayrıca, en uygun tatmin yolunun bavuranların, talep  
etmeleri halinde, AĐHS’nin 6/1 maddesi gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması  
olacağı kanaatindedir (bkz. Salduz, 72. paragraf).  
AĐHM içtihadına göre, bavuran ancak gerçekten ve gerekli olduğu için yapıldıklarını  
ve miktarın makul olduğunu kanıtlaması durumunda masraflarının tazmin edilmesine hak  
kazanır. Mevcut davada bavuranlar, iddia ettikleri masrafları gerçekten yaptıklarını ispat  
etmemilerdir. Dolayısıyla, bu balık altında tazminat ödenmemesine karar vermitir.  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Bavuruları birletirmeye;  
2. Bavuruların kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
3. Birinci bavuran bakımından AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine (no.8747/02);  
4. Her iki bavuran aleyhinde yapılan yargılamanın süresi açısından AĐHS’nin 6/1 maddesinin  
ihlal edildiğine;  
5. Polis tarafından gözaltında tutuldukları süre içerisinde bavuranlara avukat yardımı  
verilmemesi nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6. maddesinin 3. paragrafının (c)  
bendinin ihlal edildiğine;  
6. Đkinci bavuranın AĐHS’nin 6. maddesinin 3. paragrafının (d) bendi bağlamındaki  
ikayetini ayrıca incelemenin gerekli olmadığına (no. 34509/03);  
7. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Sorumlu  
Devlet tarafından manevi tazminat olarak Halis Geçgel’e 7,000 Euro (yedi bin Euro), Recep  
Çelik’e 4,500 Euro (dört bin beyüz Euro) ve uygulanabilecek her tür verginin ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına  
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının  
üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
8. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.