Hükümet, 8747/02 no’lu baꢀvuru hususunda, baꢀvuru yapıldığı sırada yargılamanın,
ulusal mahkemeler önünde derdest olması ve baꢀvuranın, cezai yargılamanın uzunluğuna
iliꢀkin ꢀikayetini hiçbir zaman ulusal mahkemeler önünde sunmamıꢀ olması nedeniyle
baꢀvurunun, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları bağlamında iç hukuk yollarının
tüketilmemiꢀ olması gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini kaydetmiꢀtir. AĐHM, mevcut
baꢀvuruya benzer davalarda Hükümet’in ilk itirazını incelemiꢀ ve reddetmiꢀ olduğunu yineler
(bkz., ilk baꢀvuru hususunda E.K./Türkiye (karar), no. 28496/95, 28 Kasım 2000, ve ikinci
baꢀvuru hususunda Mahmut Aslan/Türkiye, no. 74507/01, 15. paragraf, 2 Ekim 2007). AĐHM,
sözkonusu içtihadından farklı bir yol izlemesini gerektiren özel koꢀulların bulunmadığı
sonucuna varmıꢀtır. Bu nedenle, Hükümet’in ilk itirazlarını reddeder.
Hükümet, 34509/03 no’lu baꢀvuru hususunda, baꢀvuranın 6. maddenin 3. paragrafının
(c) bendi bağlamındaki ꢀikayetinin, polis gözetiminde tutulma süresinin 15 Kasım 1996’da
sona ermesi nedeniyle, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafınca öngörülen altı aylık süre
dolduktan sonra yapıldığını ileri sürmüꢀtür. AĐHM, yargılamanın adil olup olmadığını
değerlendirirken, yargılamanın bütününün göz önüne alınması gerektiğini hatırlatır (bkz. John
Murray/Đngiltere, 8 ꢁubat 1996, 63. paragraf, Hüküm ve Karar Raporları 1996-I). Mevcut
davada baꢀvuran, baꢀvurusunu AĐHM’ye, Yargıtay’ın nihai kararını verdiği tarihten itibaren
altı ay içinde sunmuꢀtur. - Böylece, baꢀvurusunu AĐHM’ye 35/1 maddenin öngördüğü altı
aylık süre içerisinde sunmuꢀtur. Sonuç olarak, Hükümet’in itirazı kabul edilemez.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvuruların kalan kısmının
dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da
kabuledilemezlik unsuru taꢀımadığını tespit eder. Bu nedenle, kabuledilebilir niteliktedir.
AĐHM, 8747/02 no’lu baꢀvuruda AĐHS’nin 5/3 maddesi bağlamında ortaya konan
ꢀikayete iliꢀkin olarak, birinci baꢀvuranın tutuklu yargılanmasının, yakalandığı tarih olan 26
Ekim 1996’da baꢀladığını ve DGM tarafından suçlu bulunduğu 24 Ekim 2002 tarihinde sona
erdiğini gözlemler. Bu nedenle göz önüne alınması gereken süre, beꢀ yıl on bir aydır. Bu süre
boyunca ulusal mahkemeler mükerrer olarak “suçun niteliği ve delillerin durumu göz önüne
alınarak” gibi benzer, basmakalıp ifadeler kullanarak baꢀvuranın tutukluluk süresini
uzatmıꢀtır. AĐHM sıklıkla mevcut baꢀvurudakine benzer konuların ortaya konduğu davalarda
AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (bkz., örneğin, Atıcı/Türkiye, no.
19735/02, 10 Mayıs 2007; Dereci/Türkiye, no. 77845/01, 24 Mayıs 2005). Sunulan delilleri
inceleyen AĐHM, Hükümet’in kendisini mevcut davada farklı bir sonuca varmaya ikna
edebilecek deliller ya da iddialar ileri sürmediği kanaatindedir. AĐHM, yukarıda kaydedilenler
ıꢀığında, birinci baꢀvuranın tutuklu yargılanma süresinin, AĐHS’nin 5/3 maddesine aykırı
olduğu sonucuna varmıꢀtır. Dolayısıyla, sözkonusu madde birinci baꢀvuran bakımından ihlal
edilmiꢀtir.
AĐHM, her iki baꢀvuranın da dahil olduğu yargılamanın aꢀırı uzun sürmesine iliꢀkin
ꢀikayet hususunda göz önüne alınması gereken sürenin, sırasıyla baꢀvuranların yakalandıkları
26 ve 29 Ekim 1996 tarihlerinde baꢀladığını ve 11 Mart 2003’de sona erdiğini gözlemler. Bu
nedenle, iki aꢀamalı yargılama altı yıl dört ay sürmüꢀtür. AĐHM yargılama süresinin
makullüğünün, dava koꢀulları ıꢀığında ve davanın karmaꢀıklığı ve baꢀvuranlar ile ilgili
makamların tutumları gibi kriterler göz önüne alınarak incelenmesi gerektiğini hatırlatır (bkz.,
Pélissier ve Sassi/Fransa [BD], no. 25444/94, 67. paragraf, AĐHM 1999-II).
AĐHM sıklıkla mevcut baꢀvurudakine benzer konuların ortaya konduğu davalarda
AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (bkz. Pélissier ve Sassi). Sunulan