AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesi kapsamındaki yaşama hakkının korunması
yükümlülüğünün, Devlet’in AĐHS’nin 1. maddesi kapsamındaki “yetkili alanına dahil olan
herkese AĐHS’de tanımlanan hak ve özgürlükleri sağlama” yükümlülüğü ile birlikte, dolaylı
olarak, şahısların güç kullanımı sonucu öldürülmesi hallerinde etkili bir resmi soruşturma
yapılmasını gerekli kıldığını yineler (bkz., mutatis mutandis, McCann - Đngiltere, no.
19009/04, 161. paragraf, 13 Mayıs 2008; Kaya - Türkiye, 19 Şubat 1998 tarihli karar,
Raporlar, 1998-I, 105. paragraf). AĐHM bu bağlamda sözkonusu yükümlülüğün, öldürmeye
bir devlet yetkilisinin neden olmadığının açık olduğu durumlarla sınırlı olmadığını kaydeder
(bkz. Salman - Türkiye [BD], no. 21986/93, 105. paragraf, AĐHM 2000-VII).
Soruşturma, sorumluların kimliklerinin tespit edilmesini ve cezalandırılmalarını
sağlayacak kadar etkili olmalıdır (bkz. Oğur - Türkiye [BD], no. 21954/93, 88. paragraf,
AĐHM 1999-III). Bu, sonuca değil, yönteme dayalı bir yükümlülüktür. Yetkili makamlar,
inter alia, görgü şahitlerinin ifadelerini de kapsayan delilleri güvence altına almak için
mevcut tüm makul adımları atmalıydı (bkz. Tanrıkulu, 109. paragraf). Soruşturmada, sorumlu
kişinin kimliğinin tespit edilmesini zorlaştıracak herhangi bir eksiklik, sözkonusu standardın
çiğnenmesi riskine yol açacaktır.
AĐHM, mevcut dava olayları hususunda, ilk olarak, başvuranların ve görgü şahitlerinin
jandarmaların, yakınlarının kaçırılması ve öldürülmesine dahil olduklarına ilişkin
yineledikleri ifadelerine rağmen, dava dosyasında arama noktasında veya yakınlardaki
Bozalan Köyü Jandarma Karakolu’nda görevli personelin kimliklerini tespit etme ve onları
sorgulama girişiminde bulunulduğunu gösteren bilgiler mevcut değildir. Ulusal makamların,
güvenlik güçlerinin öldürmeye dahil oldukları ihtimaline ehemmiyet vermemeleri, ilk derece
mahkemesinin vardığı sonuçtan da anlaşılmaktadır. Hükümet’in de paylaştığı sözkonusu
sonuca göre, davalılardan birinin sözkonusu tarihte güvenlik güçlerinin düzenledikleri
operasyona yardımcı olması, sözkonusu adam öldürmelere dahil olduğunu göstermez.
AĐHM, adam öldürmekle suçlanan iki itirafçının, hiçbir zaman ilk derece mahkemesi
önüne çıkmadıklarını gözlemler. Türk yasalarına göre, aleyhlerinde yapılan cezai takibat
sırasında tutuklu yargılanmayan davalıların, ilk derece mahkemesi duruşmalarına katılmama
hakları bulunduğunu kaydeder. Mevcut davada olduğu gibi, ilk derece mahkemelerince
yayımlanan istinabe müzekkerelerine göre, bu tür davalıların ifadeleri, yaşadıkları yerlerde
bulunan cezai mahkemelerince alınmaktadır. Ancak AĐHM, mevcut dava koşullarında, ilk
derece mahkemesinin iki davalının katılımını sağlamamasının, etkili bir soruşturmanın
gereklerine uygun olmadığı kanaatindedir. Katılımın sağlanmaması, yalnız ilk derece
mahkemesini direk olarak davalıları başvuranların avukatları huzurunda sorgulamaktan
alıkoymaz, aynı zamanda görgü şahitlerinin davalıları teşhis etmesini de engeller. Bu
bağlamda AĐHM, olayın en önemli tanığının, Cumhuriyet Savcısına iki davalıyı, bir kimlik
kontrolü sırasında teşhis etmek istediğini bildirdiğini gözlemler. Başvuranlar, Yargıtay’ın
dikkatini ilk derece mahkemesinin bu tür bir prosedür sağlayamamasına çekmişlerdir. Ancak,
temyiz dilekçelerinde başvuranların belirtmiş oldukları gibi, Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi
davalılardan birinin fotoğrafını sözkonusu görgü şahidine göstermiştir. AĐHM, bu bağlamda,
sözkonusu fotoğrafları ele geçirmenin bile ilk derece mahkemesinin bir seneden fazla
zamanını aldığını ve birçok hatırlatma gerektirdiğini kaydeder.
AĐHM ayrıca davalılardan birinin bulunduğu yerle ilgili verdiği yanıltıcı bilginin dahi ilk
derece mahkemesini davalıyı bir istinabe müzekkeresi ile bir başka mahkemenin yardımını
alarak direk ya da dolaylı olarak sorgulamaya teşvik etmemiştir.