uygun çıkarımlar ile çürütülmemiꢀ benzeri maddi karinelerin birarada mevcut bulunmasından
kaynaklanabileceğini de eklemektedir.
Sözkonusu davada AĐHM öncelikle baꢀvuranın yakalanmasına ve gözaltına alınmasına
iliꢀkin olayların taraflar arasında ihtilaflı olduğunu belirtmektedir. Baꢀvuran, Eskiizmir’deki
evinde yakalandığını ve 30 Haziran 1997 tarihinde gözaltına alındığını ileri sürmektedir.
Hükümet buna itiraz etmiꢀtir. AĐHM, baꢀvuran tarafından imzalanan yakalama emrinin de
dahil olduğu resmi belgelere göre, baꢀvuranın 2 Temmuz 1997 tarihinde Yamanlar’daki bir
evde yakalandığını gözlemlemektedir. Aleyhinde yürütülen cezai takibat sırasında yakalandığı
yere ve tarihe itiraz etmediğini ve iddia edilen olaylardan üç yıl dört ay sonra 1 Kasım
2000’de konuya yetkili yerel makamlara ilettiğini gözönüne alan AĐHM, Cumhuriyet
Savcısı’nın baꢀvuranın 2 Temmuz 1997’de Yamanlar’daki bir evde yakalandığına iliꢀkin
tespitlerine itiraz etmenin gerekli olmadığı kanısındadır.
Sözkonusu davada baꢀvuranın ꢀikayetine konu kötü muamele, dayak, elektrik ꢀoku ve
basınçlı su püskürtülmesini içermektedir. Bununla birlikte, baꢀvuranın iddialarının
güvenilirliği hususunda ꢀüphe uyandıran birçok unsur mevcuttur.
Baꢀvuranın gözaltında tutulması sonunda hazırlanan sağlık raporunda (3 Temmuz
1997), alnında ve sağ bacağında hafif bir sıyrık ve rengi ve boyutları belirtilmeksizin
göğsünde bir kırmızılık olduğu belirtilmektedir. Sağ bacaktaki hafif sıyrık yanında sözkonusu
sağlık raporu, yakalanmasından dokuz saat sonra baꢀvurusu hususunda yayımlanan sağlık
raporu ile aynıdır (2 Temmuz 2003). AĐHM sözkonusu sağlık raporlarında değinilen
göstergelerin, baꢀvuranın ileri sürdüğü kötü muameleye kanıt oluꢀturmakta yetersiz olduğu
kanısındadır. Bu hususta AĐHM, baꢀvuran tarafından iddia edildiği ꢀekilde maruz bırakılan
kötü muamelenin, vücudunda ciddi izler bırakacağını ve polis tarafından gözaltında tutulduğu
sürenin sonunda, resmi olarak tutuklanmasından önce kırk sekiz saatten az bir süre geçmiꢀtir,
kendisini muayene eden doktor tarafından farkedileceğini belirtmektedir. Bu nedenle 2 ve 3
Temmuz 1997 tarihlerinde yayımlanan sağlık raporlarındaki bulgular, baꢀvuranın kötü
muamele tarifini doğrulamamakta ve bu tariflerle uyuꢀmamaktadır.
AĐHM baꢀvurana iliꢀkin yayımlanan sağlık raporlarındaki detay eksiklerinin
farkındadır. Ancak dava dosyasında, sözkonusu rapordaki bulguları kuꢀku verici bulan veya
baꢀvuranın iddialarını destekleyen hiçbir kanıt mevcut bulunmadığını belirtmektedir.
Özellikle dava dosyasında baꢀvuranın, gözaltında tutulduğu süre sonunda baꢀka bir doktoru
görmek istediğine ve bu isteğinin reddedildiğine iliꢀkin bir delilin mevcut olmadığını da
eklemektedir.
Ayrıca yakalandığı sırada baꢀvuranın, 2 Temmuz 1997 tarihli sağlık raporunda
belirtilen yaralanmaların doğruluğunu kanıtladığı kabul edilse dahi, sözkonusu yaralanmaların
niteliği makul ꢀüphenin ötesinde baꢀvuranın yakalandığı tarihte kendisine kaba kuvvet
uygulanmıꢀ olabileceği kuꢀkusunu yansıtmamaktadır. Bununla birlikte, baꢀvuran iddia ettiği
gibi tehditlere ve/veya sözlü hakarete maruz kalmıꢀ ve bunun sonucunda endiꢀe veya
huzursuzluk hissetmiꢀ olsa bile AĐHM bu tür hislerin 3. madde bağlamında küçük düꢀürücü
muamele anlamına gelmediğini yinelemektedir.
Sonuç olarak sunduğu deliller AĐHM’nin, baꢀvuranın makul ꢀüphenin ötesinde
yakalandığı veya gözaltına alındığı sırada iꢀkenceye, insanlık dıꢀı ve küçük düꢀürücü
muameleye maruz kaldığı sonucuna varması için yeterli değildir.
4