CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
GANİ ÖZCAN -TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:11189/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
4 Kasım 2008  
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (11189/04) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaşı  
Gani Özcan’ın (başvuran), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 15 Mart 2004 tarihinde  
Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları  
Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, AİHM önünde Ankara Barosu avukatlarından H.N. Berker ve M. Yazıcı tarafından  
temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOŞULLARI  
Başvuran, 1938 doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir.  
8 Kasım 1967 tarihinde başvuran, Çankaya’da (Ankara) bulunan birçok taşınmaz almıştır.  
Sözkonusu taşınmazlardan bazıları halihazırda Cumhurbaşkanlığı şkü etrafında oluşturulan  
ve güvenlik bariyerleri ile çevrelenmiş olan güvenlik bölgesi içinde bulunmaktadır.  
11 Kasım 1999 tarihinde kamulaştırmalara ilişkin 2942 sayılı yasanın 38. maddesine  
dayanarak, Milli Savunma Bakanlığı (idare), Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nde başvuran  
hakkında tapu iptal davası açmıştır. İdare, sözkonusu taşınmazlar üzerindeki parsellerden  
birinin tapu kaydının idare adına tescil edilmesini talep etmiştir. Sözkonusu hisse, 5965 ada 1  
no’lu parseli teşkil etmekteydi.  
23 Ekim 2000 tarihinde, bu sefer de başvuran aynı mahkemeye başvurmuş ve de facto  
kamulaştırma nedeniyle tazminat talebinde bulunmuştur. Dava dilekçesinde, başvuran, diğer  
parsellere ve hisselere ilişkin dava açma hakkını saklı tutmuş ve sembolik olarak ihtilaflı  
taşınmazın bir metre karesinin değerini talep etmiştir.  
4 Temmuz 2002 tarihinde, başvuranın talebinin ardından ve başvuranın diğer parsel ve  
hisseler üzerindeki haklarını saklı tutuma isteğini göz önüne alarak, mahkeme, iki davayı  
birleştirmiş ve 28 Haziran 2002 tarihinde bilirkişi raporu düzenlenmesine hükmetmiştir.  
2 Temmuz 2002 tarihinde düzenlenen bir rapor ile Harita ve Kadastro alanındaki bilirkişi,  
Cumhurbaşkanlığı şkü civarındaki güvenlik bölgesinin parçası olarak taşınmazın 1942  
yılından itibaren Devlet tarafından kullanıldığına kanaat getirmiştir. Bilirkişi, ihtilaflı  
taşınmazın tapu kaydının idare adına tescil edilmesi yönünde görüş bildirmiştir.  
22 Ekim 2002 tarihinde, mahkeme, idareyi haklı bulmuş ve mesnetten yoksun olduğu  
gerekçesiyle başvuranın tazminat talebini reddetmiştir. Mahkeme, taşınmazın yirmi beş yıldan  
fazla bir süreden beri Devlet tarafından kullanılması ve Kamulaştırma Kanunu’nun 38.  
maddesinin karşılıksız olarak taşınmazı edinme imkanı sağlaması nedeniyle idarenin haklı  
olduğu kanaatine varmıştır.  
3 Aralık 2002 tarihinde, başvuran temyize gitmiştir. 31 Mart 2003 tarihli bir kararla, Yargıtay,  
ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.  
2
Bu süre zarfında, 10 Nisan 2003 tarihinde alınan ve 4 Kasım 2003 tarihinde Resmi Gazetede  
yayımlanan bir kararla, Anayasa Mahkemesi, 2942 sayılı yasanın 38. maddesinin Anayasa’ya  
aykırı olduğunu ilan etmiş ve sözkonusu maddeyi iptal etmiştir. Anayasa’nın ilgili  
maddelerine ve AİHM kararlarına atıfta bulunarak, Anayasa Mahkemesi, özellikle karşılıksız  
bir kamulaştırmanın, ne Anayasa’nın hükümleri ile ne AİHS’nin hükümleri ile bağdaştığı  
kanaatine varmıştır.  
30 Mayıs 2003 tarihinde, başvuran karar düzeltme başvurusunda bulunmuştur.  
16 Eylül 2003 tarihinde, Yargıtay, mesnetten yoksun olduğu gerekçesiyle, başvuranın talebini  
reddetmiştir.  
HUKUK  
I. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
HAKKINDA  
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin  
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtmektedir. Hükümet, başvuranın, özü  
itibariyle dahi şikayetlerini ulusal merciler önünde ifade etmediğini, bu durumda iç hukuk  
yollarını tüketmiş kabul edilemeyeceğini savunmaktadır.  
Başvuran, sözkonusu argümana karşı çıkmaktadır ve de facto kamulaştırmadan dolayı  
tazminat davası açarak iç hukukta normal yolla müsait olan başvuru yollarını kullandığını ileri  
sürmektedir.  
AİHM, tapu sahibi olan başvuran hakkında idare tarafından bir dava açıldığını  
gözlemlemektedir. Başvuran da, de facto kamulaştırma nedeniyle tazminat davası açmıştır.  
Davasının dayanaktan yoksun olduğuna kanaat getiren ulusal mahkemeler, idareyi haklı  
bulmuş ve karşılıksız olarak başvuranın tapusunu iptal etmiştir.  
AİHM, bir başvuranın etkili ve yeterli olan iç hukuk yollarını uygun bir şekilde kullanmış  
olması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bir başvuru yolu kullanıldığında, uygulamada sonucu  
aynı olacak başka bir başvuru yolunun kullanılması gerekli olmamaktadır (Patricia Raquel  
Real Alves-Portekiz, başvuru no: 19485/02, 9 Kasım 2004).  
AİHM, tazminat davası açan başvuranın, tapusunun iptal edilmesi nedeniyle tazminat elde  
edebilmek amacıyla iç hukuk yollarını tüketmek için kendisinden makul olarak  
beklenebilecek her şeyi yerine getirdiği sonucuna ulaşmaktadır (Bkz; mutatis, mutandis,  
Akıllı-Türkiye, başvuru no: 71868/01, 11 Nisan 2006). Bu durumda AİHM, iç hukukun  
tüketilmediğine dair Hükümet’in yapmış olduğu itirazı reddetmektedir.  
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.  
3
B.Esasa ilişkin  
Başvuran, bir yandan karşılıksız olarak tapusunun iptal edilmesi nedeniyle diğer taraftan da  
Yargıtay’ın Anayasa Mahkemesi’nin kararını göz önüne almaması ve sözkonusu karar Resmi  
Gazete’de yayımlanana kadar Yargıtay’ın kararı incelemek için toplanmayı ertelememesi  
nedeniyle mallarına saygı haklarının ihlalinden şikayetçidir. Başvuran, bu bağlamda, 1 No’lu  
Ek Protokol’ün 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.  
AİHM, ihtilaflı taşınmazın tapusunun başvuran üzerinde bulunduğu hususunun taraflar  
arasında tartışma konusu olmadığını gözlemlemektedir. Ancak başvuranın tapusu idare  
tarafından açılan bir davanın ardından iptal edilmiştir. Yetkili mahkeme, de facto  
kamulaştırma nedeniyle açılan tazminat davasını incelemiş ve mesnetten yoksun olduğu  
gerekçesiyle başvuranın talebini reddetmiştir.  
AİHM, başvuran tarafından sunulan şikayete benzer bir şikayeti incelediğini ve 1 No’lu Ek  
Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığını hatırlatmaktadır (I.R.S. ve  
diğerleri; Akagün-Türkiye, başvuru no: 71901/01, 5 Aralık 2006). AİHM, 38. maddenin  
uygulanması neticesinde, tapususun iptal edilmesi nedeniyle tazminat elde edebilmek için  
başvuranın her türlü imkandan yoksun bırakıldığını yinelemektedir. AİHM, her ne kadar  
olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan bir kanuna dayandırılmış olsa da kamu  
yararının gereklilikleri ile kişisel hakların korunması yükümlülüğü arasında hüküm sürmesi  
gereken adil dengeyi sağlayabilen hiçbir tazminat davasının başlatılmaması nedeniyle bu  
türden bir müdahalenin yalnızca keyfi olarak değerlendirilebileceğini özellikle dile getirmiştir  
(I.R.S. ve diğerleri).  
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in bu davada farklı bir sonuca ulaşmak için ikna  
edici hiçbir argüman sunmadığına kanaat getirmiştir.  
Bu durumda, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran, haksız yere yıllarca taşınmazın işgal edilmesinin ardından, idare tarafından hukuki  
yolla sözkonusu taşınmazın karşılıksız olarak idare adına tescil ettirildiğini iddia etmektedir.  
Başvuran, haksız şekilde işgal edilmesine ek olarak taşınmazın piyasa değerine tekabül  
edecek şekilde zararının tazmin edilmesi gerektiği kanaatindedir. Başvuran, maddi zararının  
543.475 Euro değerinde olduğunu belirtmekte ve talebini desteklemek için özel bir  
gayrimenkul değerleme şirketi tarafından düzenlen bilirkişi raporu sunmaktadır. Manevi  
tazminata ilişkin olarak ise başvuran sembolik olarak 1 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, başvuranın taleplerine karşı çıkmaktadır.  
AİHM, I.R.S ve diğerleri-Türkiye (adil tatmin) (başvuru no: 26338/95, 31 Mayıs 2005)  
kararında, tespit edilen ihlalin kaynağı, taşınmazların başvuranın elinden alınmasının hukuki  
değerlendirilmesi değil de tazminat ödenmemesi olduğundan, idarenin taşınmazların değerini  
tam olarak yansıtma zorunluluğu olmadığını beyan ettiğini hatırlatmaktadır. AİHM, mevcut  
4
davada ulusal mahkemelerin sözkonusu taşınmaz hakkında hiçbir değer takdiri  
yapmadıklarını belirtmektedir. Ulusal mahkemeler sadece, başvuranın tapusunu iptal etmiş ve  
2942 sayılı yasanın 38. maddesi uyarınca taşınmazın tapu kaydının karşılıksız olarak idare  
adına tescil edilmesine karar vermiştir. Karşılıksız olarak taşınmazın tescili AİHM’nin ulaştığı  
1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği tespitinin temelini oluşturmaktadır. Sonuç  
olarak, AİHM, tazminat elde etmek meşru beklentileriyle bağlantılı olarak mamelek değere  
mümkün olduğunca tekabül edecek bir götürü miktarı belirlemenin uygun olacağına  
hükmeder (Börekçioğulları (Çökmez) ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 58650/00, 19 Ekim  
2006). Bu bağlamda, AİHM, taraflar tarafından dosyaya sunulan belgelerin tamamını göz  
önünde tutacaktır.  
Sözkonusu unsurları göz önüne alarak AİHM, hakkaniyete uygun olarak başvurana 300.000  
Euro maddi tazminat ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.  
Ayrıca AİHM, mevcut davada manevi zararın mevcudiyetini ortaya koyabilecek hiçbir özel  
durumun bulunmadığı kanaatindedir (I.R.S. ve diğerleri (adil tatmin)).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuran, ulusal mahkemeler önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 1.000  
Euro talep etmektedir ancak başvuran talebini destekleyecek hiçbir belge sunmamıştır.  
Hükümet, kesinlikle mesnetten yoksun olduğu gerekçesiyle sözkonusu iddialara karşı  
çıkmaktadır.  
AİHM yerleşik içtihadına göre, AİHS’nin 41. maddesi uyarınca, masraf ve harcamaların  
ödenmesi, gerçekliğinin, gerekliliğinin ortaya konulmasını ve miktarlarının makul oranda  
olmasını öngörmektedir (Iatridis-Yunanistan (adil tatmin), başvuru no: 31107/96).  
AİHM, başvuranın yargılama masraf ve giderleri hakkındaki iddialarını desteklemek için  
gerekli belgeleri sunmadığını gözlemlemektedir. Bu durumda, sözkonusu talebin reddedilmesi  
uygun olacaktır.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. İhlal tespitinin kendisinin başvuranın maruz kaldığı manevi zarar için yeterli adil  
tatmin oluşturduğuna;  
4. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, her türlü vergiden  
5
muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvurana 300.000 Euro (üç yüz bin  
Euro) maddi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 4 Kasım 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
6