CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
FÜSUN ERDOĞAN VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 16234/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
30 Haziran 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (16234/04) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaları) Füsun Erdoğan, Đbrahim Çiçek, Birol Paa ve Delil Đldan’ın (bavuranlar)  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 26 Mart 2004 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel  
Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS)  
34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu  
avukatlarından F. N. Ertekin, T. Ayçık, K. Öztürk ve Đ. C. Halavurt tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1960, 1956, 1967 ve 1973 doğumludur.  
15 Mart 1996 tarihinde Đstanbul polisi yasadıı örgüt MLKP’ye (Marksist Leninist Komünist  
Partisi) karı yürütmüolduğu operasyon kapsamında Füsun Erdoğan, Đbrahim Çiçek, Birol  
Paa ve Delil Đldan’ı yakalayarak Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesinde  
gözaltına almıtır.  
Bavuranlar 29 Mart 1996 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenilmitir.  
Bavuranlar aynı gün Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) nöbetçi hakimi karısına  
çıkarıllar, burada hakim tutuklu yargılanmalarına karar vermitir.  
Bavuranlar çeitli ekillerde kötü muameleye maruz kaldıklarını ileri sürerek 4 Nisan 1996  
tarihinde Fatih Cumhuriyet Savcılığına giderek gözaltından sorumlu polisler hakkında  
ikayette bulunmulardır.  
Bavuranların kötü muamele iddiaları u ekilde sıralanmaktadır: gözleri bandajla kapatmak,  
vücuda tazyikli su sıkmak, buzlu zeminde yatmaya zorlamak, boğazı sıkmak, el ve ayak  
parmaklarına elektrook vermek, filistin askısına asmak, uykusuz bırakmak, ayakta uzun süre  
bekletmek, testislere baskı uygulamak.  
Bavuranlar hakkında hazırlanan sağlık raporlarına ilikin bilgiler aağıda sunulmaktadır:  
-
Füsun Erdoğan:  
20 Mart 1996 tarihinde Vakıf Gureba Hastanesi’nde düzenlenen rapora göre adı geçenin  
vücudunda darp ya da yara izine rastlanılmamıtır.  
29 Mart 1996 tarihinde Vakıf Gureba Hastanesi’nde hazırlanan rapora göre vücudun sağ  
tarafında bel hizasında hassasiyet tespit edilmitir.  
Đstanbul DGM Adli Tabipliği’nin 1 Nisan 1996 tarihli raporunda bel hizasında ve  
koltukaltında harekete bağlı olarak ağrılar, sol dizin iç kısmında 2x2 cm. büyüklüğünde kabuk  
2
bağlamıyara izi, sağ uyluk hizasında 0,5 cm.lik yara tespit edildiği kaydedilmitir. Raporda  
nörolojik bir rahatsızlığa rastlanmamıolup, hayati tehlike bulunmamakla birlikte üç günlük  
bir istirahatın uygun olacağı belirtilmitir.  
-
Đbrahim Çiçek:  
20 Mart 1996 tarihinde Vakıf Gureba Hastanesi’nde düzenlenen rapora göre adı geçenin  
vücudunda darp ya da yara izine rastlanılmamıtır.  
29 Mart 1996 tarihinde Vakıf Gureba Hastanesi’nde hazırlanan rapora göre nörolojik bir  
rahatsızğa rastlanılmamıtır.  
Đstanbul DGM Adli Tabipliği’nin 1 Nisan 1996 tarihli raporunda hasta sağ omuz ve her iki  
kürek kemiğinde uyuukluk olduğundan ikayetle, sırtın sağ hizasında çizgisel olarak 2 ve 4  
cm. çapında kabuk bağlamıiki yara izini ve 1 numaralı dikemiğinde kısmi çıkıklık  
olduğunu göstermitir. Raporda nörolojik bir rahatsızlığa rastlanmamıolup, hayati tehlike  
bulunmamakla birlikte begünlük bir istirahatın uygun olacağı belirtilmitir.  
-
Birol Paa:  
18 Mart 1996 tarihinde Vakıf Gureba Hastanesi’nde düzenlenen rapora göre bavuranın  
çenesinin altındaki 2 cm’lik kesik haricinde vücudunda darp ya da yara izine  
rastlanılmamıtır.  
Vakıf Gureba Hastanesi’nin 29 Mart 1996 tarihli raporuna göre kalp kapakçığı düzeyinde 4-6  
iddetinde yoğunluk ve olası bir kalp yetmezliği saptanmıtır.  
Đstanbul DGM Adli Tabipliği 1 Nisan 1996 tarihli raporunda çenenin sol kısmında 2 cm.  
büyükğünde bir yara izi, kalp kapakçığının ilevini yeterince görememesi nedeniyle 4-6  
yoğunlukta kalp rahatsızlığı tespit etmekle birlikte bavuranın hayati tehlikesinin  
bulunmadığını belirtmitir. Adli tıp üç günlük istirahatın verilmesini uygun görmütür.  
-
Delil Đldan:  
Vakıf Gureba Hastanesi’nin 20 Mart 1996 tarihli raporunda bavuranın vücudunda darp ya da  
yara izine rastlanılmadığı kaydedilmitir.  
29 Mart 1996’da Vakıf Gureba Hastanesi adı geçenin sağ kolunda parestezi saptamıtır.  
Đstanbul DGM Adli Tabipliği’nin 1 Nisan 1996 tarihli raporunda adı geçenin özellikle 4. ve 5.  
parmakların atardamarlarında parestezi tespit edilmekle birlikte bavuranın hayatını tehlikeye  
sokacak bir durumun sözkonusu olmadığı belirtilerek begünlük rapor verilmitir.  
Đstanbul Cumhuriyet Savcısı 16 Mayıs 1997 tarihli bir iddianame ile Đstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesi önünde yedi polisi ikence uygulayarak itirafa zorlamakla itham etmive  
TCK’nın 243. maddesine «bir kimseye cürümlerini söyletmek bir tanığın olayları bildirmesini  
engellemek, ikayet veya ihbarda bulunmasını engellemek (…) sebebiyle veya diğer herhangi bir  
nedenle ikence eden veya zalimane veya gayriinsani veya haysiyet kırıcı muamelelere  
bavuran memur veya diğer kamu görevlilerine beyıla kadar ağır hapis ve sürekli veya geçici olarak  
kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezası verilir.» dayalı olarak polislerin mahkumiyetlerini talep  
etmitir. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davaya bavuranlar müdahil taraf olarak katılmılardır.  
3
13 ubat 1998 tarihli durumada tanıkların ifadelerine bavurulmutur.  
Ağır Ceza Mahkemesi 25 Eylül 2002 tarihli bir karar ile iki polisin serbest bırakılmasına karar  
vermitir. Mahkeme kararında ayrıca TCK’nın 243/1 maddesine istinaden bepolisi bir yıl iki  
ay hapis cezasına çarptırmıve üç ay on begün süreyle görevlerinden açığa alınmalarına  
karar vermitir.  
Sanık polisler mahkumiyet kararına karı temyize gitmilerdir.  
Bavuranlar Yargıtay’daki davaya müdahil olmamılardır.  
Bavuranların avukatı 16 Ekim 2003 tarihli bir dilekçe ile Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki  
yargılamanın gidiatından endie duyduğunu ifade etmitir.  
Ağır Ceza Mahkemesi’nin kaleminden aynı gün yazılı olarak verilen cevapta sanık polislerin  
temyize bavurmalarını müteakip dosyanın 30 Eylül 2003 tarihinde Yargıtay’a gönderildiği  
bilgisi verilmitir.  
Cumhuriyet Savcısı da Yargıtay’daki dosyanın incelenmesini talep etmitir.  
Dava dosyası 3 Mart 2004 tarihinde Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesi’ne gönderilmitir.  
Yargıtay 4 Ekim 2004 tarihli bir karar ile kamu davasının zamanaımına uğradığına  
hükmetmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerine atıfta bulunan bavuranlar Terörle Mücadele ubesinde  
gözaltında bulundukları sırada ikenceye maruz kaldıklarından ve sözkonusu kötü muamele  
iddialarına karı etkili bir bavuru yolu bulunmadığından ikayetçi olmaktadır.  
Hükümet bir yandan bavuranların Ağır Ceza Mahkemesi’nin 25 Eylül 2002 tarihli kararına  
karı temyize gitmemeleri, öte yandan hukuk mahkemeleri ve idari mahkemeler nezdinde  
maddi-manevi tazminat talebiyle dava açmamaları doğrultusunda iç hukuk yollarının  
tüketilmediği itirazında bulunmaktadır.  
Bavuranlar AĐHS’nin 35. maddesinde yer alan tüm gerekleri yerine getirdiklerini öne  
sürmektedir.  
AĐHM bu ikayetlerin AĐHS’nin 3. maddesi çerçevesinde incelenmesi gerektiğine itibar  
etmektedir (Bkz. Okkalı-Türkiye kararı no: 52067/99, 17 Ekim 2006).  
AĐHM temyize itirazı hususunda, iki polis memurunun serbest bırakılmasına hükmetse bile  
Ağır Ceza Mahkemesi’nin 25 Eylül 2002 tarihli kararının bavuranlar lehine olduğunu  
gözlemlemektedir. Bu nedenle bavuranların temyize bavurma zorunlulukları  
bulunmamaktadır. Maddi-manevi tazminat talebiyle dava açılmamıolması yolundaki itiraza  
ilikin AĐHM, geçmite konuya ilikin olarak müteaddit defalar görübildirerek bu itirazı  
reddettiğini anımsatır (Bkz. diğerleri arasında, Karayiğit – Türkiye, no: 63181/00, 5 Ekim  
4
2004). AĐHM, mevcut davada evvelce verdiği kararlardan ayrılmasını gerektirecek herhangi  
bir durum tespit etmemitir. AĐHM sonuç itibarıyla Hükümetin bu itirazını reddetmektedir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavuruların dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavurular kabuledilebilir niteliktedir.  
Hükümet davanın esası hakkında, AĐHS’nin 3. maddesine dayalı olarak bavuranlar  
tarafından öne sürülen kötü muamele iddialarının iç hukukta Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2002  
tarihli kararı ile incelenip karara bağlandığını, buna karın sözkonusu davanın zamanaımına  
uğradığını ifade etmektedir.  
AĐHM ulusal mahkemelerin bu bağlamda yaptıkları tespitten sapmayı gerektirecek herhangi  
özel bir neden gözlemlemediğini kaydetmekte ve bavuranların belirli bir düzeyde kötü  
muameleye maruz kaldıklarının sağlık raporları ile ortaya konulduğunu dikkate almaktadır.  
AĐHM bu koullar çerçevesinde, aynı olaylara dayalı olarak AĐHS’nin 3. maddesinin esas  
bakımından ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
AĐHM yürütülen soruturmaların etkili bir yapıda olup olmadığı hususunda ise, bavuranlar  
tarafından yapılan ikayeti müteakip bir soruturma gerçekletirildiğini ve ceza davasının  
açıldığını gözlemlemektedir. Bununla birlikte Yargıtay 4 Ekim 2004 tarihli bir karar ile  
TCK’nın 102. maddesi gereğince ceza davasının zaman aımına uğradığı gerekçesiyle  
yargılamayı sonlandırmıtır. Bu bağlamda, AĐHM’ye göre ulusal mahkemelerin ikence ile  
itham edilen Devletin görevlilerinin ivedilikle yargı önüne çıkarılmasını gözetmemeleri ve  
sanıkların zamanaımından yararlanmalarına engel olmamaları üzüntü vericidir (Bkz. Hüseyin  
imek-Türkiye kararı, no: 68881/01, 20 Mayıs 2008).  
Sonuç itibarıyla, AĐHM gözaltından sorumlu polislerin yargılanmaları için toplam yedi yıldan  
fazla bir sürenin geçtiği göz önüne alındığında, iddet eylemi faillerinin ikence suçuyla  
yargılandıkları halde neredeyse cezasız kalmaları nedeniyle ulusal mercilerin yeterli düzeyde  
ivedilikle ve gerekli ihtimamı gösterir ekilde hareket etmedikleri kanısındadır (Bkz. Türkmen-  
Türkiye, no: 43124/98, 19 Aralık 2006 ve sözü edilen Okkalı).  
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunan bavuranlar sorumlu polisler hakkında sürdürülen ceza  
davasının uzunluğundan ikayetçi olmaktadır.  
AĐHS’nin 3. maddesi bakımından ortaya konulan bu temel sorunun incelendiğini belirten  
AĐHM, 6. madde doğrultusunda yapılan bu ikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına  
itibar etmektedir (Bkz. diğer birçokları arasında, Kamil Uzun-Türkiye kararı, no: 37410/97, 10  
Mayıs 2007).  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuranlar maruz kaldıkları manevi zarar için 320.000 Euro manevi tazminat talep  
etmektedir.  
Hükümet bu miktara karı çıkmaktadır.  
5
Bavuranların 3. madde alanında mağdur oldukları ve AĐHS’nin önemli açılardan ihlal  
edilmesi dikkate alındığında, AĐHM bavuranların her birine 10.000 Euro manevi tazminat  
ödenmesini kararlatırmaktadır.  
Bavuran yargılama giderleri ve harcamalarına ilikin 26.881 Euro talep etmektedir.  
Bavuranlar kanıtlayıcı belge niteliğinde avukatlık sözlemelerini, ödeme makbuzlarını,  
tercüme giderlerini gösteren faturayı ve Đstanbul Barosu’nun avukatlık ücret tarifesini  
sunmaktadır.  
AĐHM bavuranlar tarafından yapılan yargılama giderlerinin iç hukukta olduğu kadar AĐHS  
organları nezdinde de AĐHS’nin ihlallerinin giderilmesi amacını taıdığını kaydetmektedir.  
AĐHM kendisine sunulan deliller ve yargılama gider ve harcamalarına ilikin kıstaslar ıığında  
yapılan tüm yargılama giderleri için bavuranlara toplam 10.000 Euro ödenmesini  
kararlatırmıtır.  
AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı orana üç puanlık bir artıın ekleneceğini ifade etmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas ve usul bakımından ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’ye ilikin yapılan diğer ikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından;  
i.  
ii.  
bavuranların her birine 10.000 (on bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;  
yargılama masraf ve giderleri için bavuranlara ortaklaa toplam 10.000 (on bin) Euro  
ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 30 Haziran 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6
7