CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
FRİK - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 45443/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
20 Eylül 2005  
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup  
şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (45443/99) başvuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaşı Mizgin Frik’in (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na 24 Kasım 1998  
tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından  
E. Keskin tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1976 doğumlu başvuran Marbach am Neckar’da (Almanya) ikamet etmektedir.  
15 Ocak 1994 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nin PKK’ya  
yönelik düzenlemiş olduğu operasyon çerçevesinde başvuran yakalanarak gözaltına alınmış,  
başvuran 27 Ocak 1994 tarihine dek gözaltında kalmıştır.  
Yakalandığı gün başvuran ve iki kişi Diyarbakır Devlet Hastanesi’nde muayene edilmiş ve  
herhangi bir kötü muamele izine rastlanmadığı yönünde rapor düzenlenmiştir.  
27 Ocak 1994 tarihinde, başvuran ile birlikte sekiz kişi sağlık kontrolünden geçirilmek üzere  
Diyarbakır Devlet Hastanesi’ne sevk edilmişlerdir. Aynı gün hazırlanan rapora göre bu kişiler-  
in vücutlarında işkenceye yönelik herhangi bir ize rastlanmamış, başvuran tutuklu yargılan-  
mak üzere gözaltına alınmıştır.  
16 Ocak 1996 tarihinde başvuran serbest bırakılmıştır.  
26 Kasım 1996 tarihli kararı ile Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi “DGM” 3713  
sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. ve Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddeleri uyarınca,  
PKK’ya yardım ve yataklık ettiği gerekçesiyle başvuranı dört yıl altı ay ağır hapis cezasına  
çarptırmıştır. DGM, olayın vuku bulduğu sırada başvuranın reşit olmadığını göz önünde bu-  
lundurarak hapis cezasını iki yıl altı ay indirerek hükme bağlamıştır.  
5 Kasım 1997 tarihinde, başvuran 15- 27 Ocak 1994 tarihleri arasında gözaltından sorumlu  
polis memurları hakkında kötü muamelede bulunmaktan Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na  
şikayette bulunmuş ve psikiyatri alanında uzman bir kurum tarafından muayene edilmesini ta-  
lep etmiştir.  
1 Aralık 1997 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı Ocak 1994’de birçok polis memurunun görevli  
olduğunu belirterek, kanıtların zamanla yok olmasından ve memurların sayıca fazla olmasından  
dolayı takipsizlik kararı vermiştir.  
5 Şubat 1998 tarihinde başvuran, sözü edilen takipsizlik kararına karşı Siverek Ağır Ceza  
Mahkemesi’ne başvurmuştur. Başvuran, itirazı sırasında, kötü muamele iddialarını yinelemiş,  
Cumhuriyet Savcısı’nın kendisini dinlemediğini ve muayene talebini reddettiğini ileri  
sürmüştür.  
Bilinmeyen bir tarihte, psikolog Dr A. Tamer Aker tarafından düzenlenen bir rapora göre  
başvuran Filistin askısıyla sallandırılmış, elektrik şoku verilmiş, çırııplak soyularak bağlan-  
mış, gözleri bağlanmış, sıcak mekanda soğuk mekanda bırakılmış, tehdit ve tecavüz edilmiş  
ve kuvvetli ışık verilmiştir. Ayrıca doktor, şahsın tecavüz ve işkence olaylarını hatırladığı  
anda krize girerek kendinden geçtiğini ve olayı anlattığı anda ağlamaya ve  
2
bağırmaya başladığını belirtmiştir. Bu bulgulara istinaden doktor başvuranın psikolojik tedavi  
görmesi gerektiğini ifade etmiştir.  
Belirtilmeyen bir tarihte başvuran Türkiye’yi terk etmiş ve Almanya’ya yerleşmiştir.  
25 Haziran 1999 tarihinde, Berlin İşkence Mağdurları Tedavi Merkezi’nde  
(Behandlungzsentrum für Folteropfer) muayene edilen başvuran hakkında sağlık raporu  
düzenlenmiştir. Bu rapora göre başvuran 9 Şubat 1999 tarihinden itibaren takibe alınmıştır.  
Raporun 1. ve 8. sayfalarında başvuran, Türkiye’den kaçarak Berlin’e yerleştiğini, adı geçen  
merkez tarafından karşılandığını, Abdullah Öcalan’ın tutuklanmasını ve Türkiye’ye naklini  
protesto etmek için kendini ateşe verdiğini ve ardından merkezde tedavi edildiğini  
belirtmiştir. 9. ve 10. sayfalarında, merkezin doktoru, başvuranın psikolojik sorunlarının  
bulunduğunu, uykusuzluk çektiğini, tecavüz sahne kabusları gördüğünü, takip edildiğini ve  
toplum içinde korktuğunu ve ürktüğünü belirterek şahsın belinden ayaklarına kadar ağrıları  
olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca, doktor başvuranın vücudunun bazı bölgelerinde  
Diyarbakır’da tutuklanmasından kaynaklanan veya çocukluktan gelen yara izlerine  
rastladığını vurgulamıştır. 12. sayfadan 14. sayfaya kadar doktor başvuranın ruhsal  
durumunun değerlendirmesini yapmış ve kaynaklarına değinmiştir.  
AİHM Sekreteryası’nın tarihi bilinmeyen rapor konusundaki talebi üzerine, 28 Eylül 2001  
tarihli cevaben yazdığı yazısında başvuranın temsilcisi, Dr. A. Tamer Aker’in yabancı  
meslektaşlarının talebi üzerine sözkonusu raporu düzenlediğini belirtmiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 3. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLMESİ HAKKINDA  
Başvuran, gözaltında bulunduğu esnada kötü muameleye maruz kaldığından şikayetçi  
olmakta ve AİHS’nin 3. maddesini ileri sürmektedir.  
Hükümet, bu iddialara karşı çıkarak başvuranın 15 ve 27 Ocak 1994 tarihlerinde Diyarbakır  
Devlet Hastanesi’nde dört ayrı doktor tarafından muayene edildiğini ve adı geçende yara izine  
rastlanılmadığını hatırlatmaktadır. Hükümet, Dr. A. Tamer tarafından hazırlanan tıbbi raporun  
güvenilirliğine şüphe ile yaklaşmakta, bu raporun ne tarih, ne kayıt numarasını, ne yer ve ne  
de muayene eden doktorun kaşesini içerdiğini eklemektedir. Bu belge başvuranın işkence  
gördüğünü veya tecavüze uğradığını kanıtlamamakta, yalnızca travma sonrası stres  
semptomlarının tedavi edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Sağlık Bakanlığı’ndan edinilen  
bilgilere göre, raporu düzenleyen doktor 24 Aralık 1996 tarihinden itibaren başka bir  
hastanede görevli olmasına karşın bu sağlık raporu hastane ortamında hazırlanmamıştır.  
Hükümet, başvuranın ulusal yetkililer önünde elektroşoka veya farklı işkence yöntemlerine  
maruz kaldığını hiçbir zaman dile getirmediğini ifade etmektedir. Hükümet ayrıca, meydana  
gelen olaylardan sonraki üç yıllık dönemin etkisiz olduğunun ve başvuranın iddialarını  
kanıtlayacak kanıtların bulunmadığının altını çizmektedir.  
AİHM, 3. maddeye aykırı bulunan kötü muamele iddialarının uygun kanıtlar ile birlikte  
desteklenmesi gerektiğini hatırlatır (Bkz. Ay-Türkiye kararı, no: 30951/96, § 47, 22 Mart  
2005). Öne sürülen iddiaların dayanağı konusunda Mahkeme «her türlü şüphenin ötesinde»,  
bir dizi çürütülemeyen karinelerden oluşan, yeterince ciddi, kesin ve uygun kanıt ilkesini  
3
benimsemektedir (Bkz. İrlanda-Hollanda kararı, 18 Ocak 1978, seri: A no: 25, s. 64-65, § 161,  
ve Labita-İtalya kararı no: 26772/95, § 121, AİHM 2000-IV).  
AİHM, gözaltı koşullarının ve sözde işkence iddialarının Hükümet ile başvuran arasında itilaf  
konusu olduğunu hatırlatmaktadır. Bu nedenle, gözaltı süresinin başlangıcından sonuna kadar  
geçen süreye dair hazırlanan sağlık raporları başvuranın iddialarını desteklemeye imkân  
vermemektedir. AİHM, içinde bulunduğu durumun hassas yapısı nedeniyle gözaltında  
bulunan bir kimse için sözünü ettiği tecavüz iddiasını kanıtlayacak delilleri elde etmesinin güç  
olabileceğini kabul etmektedir (Bkz. Zeynep Avcı-Türkiye kararı, no: 37021/97, § 65, 6 Şubat  
2003). İlk olarak, başvuran Almanya’da olduğu ve meydana gelen olayların üstünden birçok  
süre geçtiği halde, Berlin İşkence Mağdurları Tedavi Merkezi tarafından hazırlanan sağlık  
raporu Dr. Tamer Aker tarafından iletilmiştir. AİHM, bu raporun ulusal yetkililerin bilgisine  
sunulmadığını hatırlatır. Kanıt unsurlarının değerlendirilmesi ile ilgili olarak AİHM, ikinci bir  
rol üstlenmekte ve tarafınca bir talep olmadığı takdirde bir davanın koşullarına ilişkin ilk  
derece mahkemesinin üstleneceği görev öncesinde ihtiyatlı davranmaktadır (Bkz. Seyhan-  
Türkiye kararı, no: 33384/96, § 81, 2 Kasım 2004).  
Bununla birlikte, başvuran ne bu raporlara karşı çıkmış, ne de 16 Ocak 1996 tarihinde serbest  
bırakıldığı halde, hazırlanan raporlardan farklı olarak başka bir doktora görünmek için gerekli  
girişimde bulunmuş görünmektedir. Dava dosyasında yer alan hususlardan başvuranın tutuklu  
bulunduğu bütün süre boyunca tecavüz iddialarını yetkililere veya cezaevi doktoruna  
iletmediği, iddialarını destekleyecek psikolojik ve jinekolojik muayenelerden geçmediği  
görülmektedir. Hatta bu iddialarını Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde de dile  
getirmemiş görünmektedir. Üstelik, bu olayların ardından gözaltından sorumlu polisler  
hakkında şikayette bulunmak için dört yıldan fazla bir süre beklemiştir.  
Sonuç olarak, dava dosyasında yer alan unsurlara dayalı olarak AİHM, «her türlü makul  
şüphenin ötesinde» başvuranın gözaltından sorumlu polisler tarafından uygulanan kötü  
muameleye maruz kaldığını tespit edememektedir.  
Bu nedenle, AİHS’nin 3. maddesi ihlal edilmemiştir.  
II. AİHS’NİN 13. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLMESİ HAKKINDA  
Başvuran, AİHS ile güvence altına alınan haklarını öne sürmek için iç hukuktaki başvuru  
yollarının etkisiz olduğundan şikayetçi olmaktadır.  
Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.  
AİHM, 13. maddenin AİHS tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlükleri esas alan iç  
hukukta etkili bir başvuru yolunu öngördüğünü hatırlatmaktadır. Bu hüküm ile, yetkili «ulusal  
makamların» AİHS’ye dayalı olarak yapılan bir şikayetin içeriğinden tam olarak haberdar  
olmaları ve Sözleşmeci Devletlere tanınan kimi takdir payları bulunsa dahi bu hükme uygun  
başvuru yolunu sunmaları öngörülmektedir. Başvuru, teoride olduğu kadar pratikte de «etkili»  
olmalı ve Savunmacı Devletin yetkililerinin haksız fiillerine ve baskılarına yol açmamalıdır.  
Bununla birlikte, bu hüküm yalnızca Sözleşme nezdinde savunulabilir şikayetlere  
uygulanabilir (Bkz. Boyle ve Rice-İngiltere kararı, 27 Nisan 1988, seri:A no:131, s. 23, § 52).  
AİHM, Mahkemeye sunulan kanıtlara dayalı olarak başvuran tarafından yapılan şikayetlerde  
hiçbir ihlalin bulunmadığını hatırlatmaktadır. Dile getirilen şikayetler AİHS’nin 13. maddesi  
4
uyarınca «savunulabilir» nitelikte değildir (Bkz. farklı anlamda, diğerleri arasında, sözü edilen  
Boyle ve Rice kararı, s. 23, § 52, Kaya-Türkiye kararı, 19 Şubat 1998, 1998-I, s. 330-331, §  
107, Yaşa-Türkiye kararı, 2 Eylül 1998, 1998-VI, s. 2442, § 113).  
AİHM, bu doğrultuda AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;  
2. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edilmediğine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 20 Eylül 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
5