benimsemektedir (Bkz. İrlanda-Hollanda kararı, 18 Ocak 1978, seri: A no: 25, s. 64-65, § 161,
ve Labita-İtalya kararı no: 26772/95, § 121, AİHM 2000-IV).
AİHM, gözaltı koşullarının ve sözde işkence iddialarının Hükümet ile başvuran arasında itilaf
konusu olduğunu hatırlatmaktadır. Bu nedenle, gözaltı süresinin başlangıcından sonuna kadar
geçen süreye dair hazırlanan sağlık raporları başvuranın iddialarını desteklemeye imkân
vermemektedir. AİHM, içinde bulunduğu durumun hassas yapısı nedeniyle gözaltında
bulunan bir kimse için sözünü ettiği tecavüz iddiasını kanıtlayacak delilleri elde etmesinin güç
olabileceğini kabul etmektedir (Bkz. Zeynep Avcı-Türkiye kararı, no: 37021/97, § 65, 6 Şubat
2003). İlk olarak, başvuran Almanya’da olduğu ve meydana gelen olayların üstünden birçok
süre geçtiği halde, Berlin İşkence Mağdurları Tedavi Merkezi tarafından hazırlanan sağlık
raporu Dr. Tamer Aker tarafından iletilmiştir. AİHM, bu raporun ulusal yetkililerin bilgisine
sunulmadığını hatırlatır. Kanıt unsurlarının değerlendirilmesi ile ilgili olarak AİHM, ikinci bir
rol üstlenmekte ve tarafınca bir talep olmadığı takdirde bir davanın koşullarına ilişkin ilk
derece mahkemesinin üstleneceği görev öncesinde ihtiyatlı davranmaktadır (Bkz. Seyhan-
Türkiye kararı, no: 33384/96, § 81, 2 Kasım 2004).
Bununla birlikte, başvuran ne bu raporlara karşı çıkmış, ne de 16 Ocak 1996 tarihinde serbest
bırakıldığı halde, hazırlanan raporlardan farklı olarak başka bir doktora görünmek için gerekli
girişimde bulunmuş görünmektedir. Dava dosyasında yer alan hususlardan başvuranın tutuklu
bulunduğu bütün süre boyunca tecavüz iddialarını yetkililere veya cezaevi doktoruna
iletmediği, iddialarını destekleyecek psikolojik ve jinekolojik muayenelerden geçmediği
görülmektedir. Hatta bu iddialarını Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde de dile
getirmemiş görünmektedir. Üstelik, bu olayların ardından gözaltından sorumlu polisler
hakkında şikayette bulunmak için dört yıldan fazla bir süre beklemiştir.
Sonuç olarak, dava dosyasında yer alan unsurlara dayalı olarak AİHM, «her türlü makul
şüphenin ötesinde» başvuranın gözaltından sorumlu polisler tarafından uygulanan kötü
muameleye maruz kaldığını tespit edememektedir.
Bu nedenle, AİHS’nin 3. maddesi ihlal edilmemiştir.
II. AİHS’NİN 13. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLMESİ HAKKINDA
Başvuran, AİHS ile güvence altına alınan haklarını öne sürmek için iç hukuktaki başvuru
yollarının etkisiz olduğundan şikayetçi olmaktadır.
Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM, 13. maddenin AİHS tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlükleri esas alan iç
hukukta etkili bir başvuru yolunu öngördüğünü hatırlatmaktadır. Bu hüküm ile, yetkili «ulusal
makamların» AİHS’ye dayalı olarak yapılan bir şikayetin içeriğinden tam olarak haberdar
olmaları ve Sözleşmeci Devletlere tanınan kimi takdir payları bulunsa dahi bu hükme uygun
başvuru yolunu sunmaları öngörülmektedir. Başvuru, teoride olduğu kadar pratikte de «etkili»
olmalı ve Savunmacı Devletin yetkililerinin haksız fiillerine ve baskılarına yol açmamalıdır.
Bununla birlikte, bu hüküm yalnızca Sözleşme nezdinde savunulabilir şikayetlere
uygulanabilir (Bkz. Boyle ve Rice-İngiltere kararı, 27 Nisan 1988, seri:A no:131, s. 23, § 52).
AİHM, Mahkemeye sunulan kanıtlara dayalı olarak başvuran tarafından yapılan şikayetlerde
hiçbir ihlalin bulunmadığını hatırlatmaktadır. Dile getirilen şikayetler AİHS’nin 13. maddesi
4