görevlisine ilişkindir. AİHM, başvuranın Buca İlçe Kaymakamı’nın 30 Ocak 2001’de
kesinleşen 28 Aralık 2001 tarihli kararına itiraz etmediğini kaydeder. Dolayısıyla başvurunun,
jandarma görevlileri aleyhinde takibat yapılmasına ilişkin bu kısmı, iç hukuk yolları
tüketilmediği için AİHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
Hükümet’in, altı ay kuralına uyulmamasına ilişkin ikinci itirazı hususunda AİHM,
erkek gardiyan aleyhindeki takibatın, Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı ile 29 Ocak
2002’de sona erdiğini gözlemler. Taraflar, sözkonusu kararın tebliğ tarihini AİHM’ye
bildirmemiştir. Buna rağmen başvuran, İzmir Tabip Odası’nın 23 Ocak 2003 tarihli kararını
müteakiben altı ay içerisinde, 3 Şubat 2003’te AİHM’ye başvuruda bulunmuştur. AİHM,
başvuranın AİHM’ye başvuruda bulunmadan önce doktor aleyhinde başlatılan takibatın
sonucunu beklemesinin makul olduğu kanaatindedir.
Hükümet’in başvuranın “mağdur” statüsüne ilişkin itirazı hususunda AİHM, “mağdur”
kelimesi ile 34. madde bağlamında sözkonusu eylem ya da ihmalden direkt olarak etkilenen
kişinin ifade edildiğini yineler. Mevcut davada başvuranın şikayeti, kelepçeli ve üç erkek
güvenlik görevlisinin gözetiminde olduğu halde jinekolojik muayene için hastaneye
götürülmesi sonucu yaşadığı sıkıntıya ilişkindir. AİHM, doktorun sözkonusu muayeneyi
yapıp yapmamasının, başvuranın mağdur statüsü üzerinde etkili olmadığı kanaatindedir.
Kısaca AİHM, başvuranın itiraz edilen eylemden mağdur olduğu sonucuna varmakta ve
Hükümet’in itirazının sözkonusu kısmını reddetmektedir.
Hükümet son olarak, jandarma görevlilerinin muayene odasında bulunmasının
güvenlik nedeniyle kanunen gerekli olduğunu çünkü hastanedeki güvenlik düzenlemelerinin
yeterli olmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, başvuranın terör örgütüne üye olmaktan mahkum
edildiğini ve kaçma riskini ortadan kaldırmak için sıkı güvenlik önlemlerinin alınması
gerektiğini belirtmiştir. Hükümet son olarak başvuranın muayeneye edilmeye zorlanmadığını
yineleyerek başvurunun gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür. Bu nedenle şikayet, dayanaktan
yoksundur.
Ancak AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde şikayetin dayanaktan
yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik
unsuru taşımadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru, kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
AİHM, ileri sürülen muamelenin, AİHS’nin 3. maddesi kapsamına dahil olması için
yeterince ciddi olması gerektiğini hatırlatır (bkz. İrlanda/İngiltere, 18 Ocak 1978, 162.
paragraf, A Serisi, no. 25). Ayrıca, kanuna uygun olarak gerçekleştirilen, güç kullanılmayan
ya da başvuranın, makul olmayan şekilde kamuda teşhir edilmesine neden olmayan bir
kelepçelemenin AİHS’nin 3. maddesi kapsamına giren bir sorunu ortaya çıkarmadığını
yineler. Bu hususta, sözkonusu kişinin kaçmasına, kendini veya başkalarını yaralamasına ya
da kendine veya başkalarına zarar vermesine ilişkin bir tehlike olup olmadığının belirlenmesi
önem taşımaktadır (bkz. Mouisel/Fransa, no. 67263/01, 47. paragraf, AİHM 2002-IX;
Raninen/Finlandiya, 16 Aralık 1997, 56. paragraf, Hüküm ve Karar Raporları 1997-VIII;
Tarariyeva/Rusya, no. 4353/03, 109. paragraf, AİHM 2006-…, ve Henaf/Fransa, no.
65436/01, 48. paragraf, AİHM 2003-XI).
4