CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
FEYYAZ YILMAZ - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:62319/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRASBOURG  
15 Temmuz 2005  
İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup  
bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (62319/00) başvuru no’lu davanın  
nedeni, bu ülke vatandaşı Feyyaz Yılmaz’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(AİHM) 1 Haziran 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi  
uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde İzmir Barosu avukatlarından T.  
Aslan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1982 doğumlu olan başvuran İzmir’de ikamet etmektedir.  
19 Kasım 1998 tarihinde başvuran, İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele  
Şubesi’ne bağlı polisler tarafından yakalanıp gözaltına alınmıştır. Başvuran 16 Kasım 1998’de  
Abdullah Öcalan’ın İtalya’da yakalanmasını protesto etmek amacıyla düzenlenen gösteriye  
katılmak ve adıgeçen kişiye destek vermek için slogan atmakla suçlanmıştır.  
21 Kasım 1998 tarihinde düzenlenen ifade tutanağına göre başvuran gösteriye  
katıldığını ve slogan attığını kabul etmiştir.  
23 Kasım 1998 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet  
Savcısı tarafından dinlenen başvuran, aleyhindeki suçlamaları reddetmiş ve suçsuz olduğunu  
iddia etmiştir. Aynı gün İzmir DGM’ye çıkarılan başvuran hakkında tutuklu yargılama kararı  
verilmiştir.  
17 Aralık 1998 tarihinde Cumhuriyet Savcısı başvuranla birlikte onyedi kişiyi,  
yasadışı silahlı örgüte yardım etmekle suçlayarak Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi ile  
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca mahkum edilmelerini talep  
etmiştir.  
İzmir DGM’de yapılan 2 Şubat 1999 tarihli duruşmada başvuran masum olduğunu ve  
gözaltında kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürmüştür. Başvuran ifadesinin baskı altında  
alındığını iddia ederek içeriğini reddetmiştir. Başvuranın avukatı müvekkili aleyhine yapılan  
suçlamaların TCK’nın 169. maddesine değil 3713 sayılı Kanun’un 8 §1 maddesine ilişkin  
olduğunu ileri sürmüştür.  
11 Mayıs 1999 tarihinde aralarında askeri hakimin de yer aldığı İzmir DGM heyeti,  
başvuranı TCK’nın 169. maddesi ile 3713 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca silahlı örgüte  
yardım etmekten suçlu bulmuştur. Olayların meydana geldiği dönemde başvuran reşit  
olmadığından TCK’nın 55§3 maddesi uyarınca cezası üçte bir oranında indirilmiş, sonuç  
olarak iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Mahkeme ayrıca ilgili kişinin tutuklu  
yargılandığı süreyi dikkate alarak salıverilmesine karar vermiştir.  
Mahkeme başvuranın suçlu olduğuna hükmederken, diğer sanıkların ifade ve  
tanıklıklarını, olay yeri, yüzleştirme ve kimlik teşhisi tutanaklarını ve başvuranın kendisinin  
yargılama sürecinin farklı aşamalarında verdiği ifadeleri gözönünde bulundurmuştur.  
Başvuranın avukatı ve İzmir DGM Cumhuriyet Savcısı sözkonusu kararı temyize  
götürmüşlerdir.  
2
4 Ekim 1999 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı hazırladığı tebliğnamede ilk  
derece mahkemesi tarafından verilen kararın onanmasını talep etmiştir. Sözkonusu tebliğname  
başvurana bildirilmemiştir.  
Yargıtay 25 Ocak 2000 tarihli ve 2 Şubat 2000 tarihinde ilan edilen kararıyla ilk  
derece mahkemesinin verdiği kararı onamıştır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 14. MADDESİ İLE BİRLİKTE 6. MADDESİNİN İHLAL  
EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, bir  
yandan bünyesinde bir askeri hakim bulunmasından, diğer yandan ise gözaltı süresince  
avukattan yararlanamadığından dolayı, kendisine adil bir yargılama sağlayabilecek “bağımsız  
ve tarafsız bir mahkeme” olmadığı iddiasında bulunmaktadır.  
Başvuran ayrıca, gözaltındayken kendi iddiasına göre polislerin baskı ve zorlaması  
altında verdiği ifadenin aleyhinde delil olarak kullanıldığından ve genel ceza hukukunda yer  
alan savunma haklarına ilişkin usullerden daha az elverişli olanlara tabi tutulduğundan şikayet  
etmektedir.  
Son olarak başvuran Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin kendisine  
iletilmediğinden şikayetçi olmaktadır.  
Bu itibarla başvuran AİHS’nin 14. maddesiyle birlikte veya ayrı olarak ele alınmak  
suretiyle 6. maddenin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının b) bendine atıfta bulunmaktadır.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
Hükümet AİHS’nin 35. maddesinde öngörülen altı aylık süre kuralına uyulmadığı için  
AİHM’den, DGM’nin yapısına ilişkin şikayeti reddetmesini istemektedir. Hükümet,  
DGM’nin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğuna ilişkin şikayet hakkında verilen iç  
nihai kararın, yine aynı Mahkeme tarafından verildiğini belirtmektedir. Bu itibarla Hükümet,  
olayların meydana geldiği dönemde Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yapısı iç hukuktan  
kaynaklandığı için Yargıtay’ın sözkonusu şikayet hakkında hüküm vermeye yetkili  
olmadığını belirtmektedir. Sonuç olarak Hükümet, başvuranın başvurusunu, iç hukuk  
yollarının etkisiz olduğunu anladığı andan, yani İzmir DGM’nin kararını verdiği 11 Mayıs  
1999 tarihinden itibaren altı ay içinde yapmış olması gerektiğini ileri sürmektedir. Oysa  
başvuru belirtilen tarihten altı ay geçtikten sonra yapılmıştır.  
AİHM benzer bir itirazı Özdemir-Türkiye (no: 59659/00, § 26, 6 Şubat 2003)  
davasında reddettiğini hatırlatır. Mahkeme önceki kararından ayrılmasını gerektirecek hiçbir  
gerekçe görmediğinden Hükümet’in bu itirazını reddetmiştir.  
AİHM, içtihatlarından doğan kriterler ışığında (bkz., Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998,  
Derleme Hükümler ve Kararlar 1998-VII) ve elindeki mevcut unsurların tümü gözönüne  
alındığında başvurunun esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. AİHM başvuruda  
bunun dışında hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile karşılaşılmadığını tespit etmiştir.  
3
B. Esas hakkında  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında  
AİHM daha önce buna benzer şikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelediğini ve  
bunların AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (bkz.  
adıgeçen Özel, § § 33-34, ve Özdemir-Türkiye no:59659,§§ 35-36, 6 Şubat 2003).  
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak  
hiçbir olgu ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, Ceza Kanunu’nda öngörülen  
suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan başvuranın, aralarında asker  
kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endişe duymasının  
anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı  
olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle başvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız  
olmadığı yönündeki şüphelerinin, nesnel bir biçimde haklı gerekçelere dayandığı kabul  
edilebilir (Incal –Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1573, § 72).  
AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin  
AİHS’nin 6 § 1 maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı  
sonucuna varmıştır.  
2. Ceza Yargılamasının Adilliği Hakkında  
Hükümet bir ihlalin varlığına itiraz etmektedir.  
AİHM, daha önceki benzer davalarda da dile getirildiği üzere, tarafsızlıktan ve  
bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kişilere adil ve  
hakkaniyete uygun bir yargılama süreci temin edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.  
Başvuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının  
ihlal edildiği tespiti ışığında, AİHM, mevcut şikayeti incelemeye gerek olmadığı kanaatine  
varmıştır (bkz. diğerleri arasında, Çıraklar kararı, s. 3074, §§ 44-45; Yargıtay Cumhuriyet  
Başsavcısı’nın tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi konusunda, bkz. Işık-Türkiye, no: 50102/99,  
§§ 38-39, 5 Haziran 2003; gözaltında alınan ifadenin dikkate alınması konusunda, bkz.,  
diğerleri arasında, Akkaş-Türkiye, no: 52665/99, §§ 22-23, 23 Ekim 2003; gözaltı süresince  
avukatın bulunmayışı konusunda, bkz., özellikle, Serdar Özcan-Türkiye, no: 55427/00, 8  
Nisan 2004, ve Ünal-Türkiye, no: 48616/99, 10 Kasım 2004; savunma haklarında ayrımcılık  
yapıldığı iddiası konusunda, bkz., özellikle, Coeme ve diğerleri-Belçika, no: 32492/96,  
32547/96, 32548/96, 33209/96 ve 33210/96, § 108, CEDH 2000-VII, ve Peker–Türkiye, no:  
53014/99, § 26, 23 Ekim 2003).  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Maddi ve Manevi Tazminat  
Başvuran 10.000 Euro değerinde manevi zarara uğradığını iddia etmektedir.  
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmıştır.  
4
İddia edilen manevi zarara ilişkin olarak AİHM, mevcut dava koşullarında ihlal  
tespitinin, adil tazmin için başlı başına yeterli olduğu kanaatine varmıştır (Çıraklar kararı, s.  
3074, § 49).  
AİHM mahkumiyet kararının Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine göre tarafsız ve bağımsız  
olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en uygun  
tazminin, başvuranın gecikmeksizin tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yeniden  
yargılanması olacağı kanaatindedir (Gençel kararı, § 27).  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuran masraf ve harcamalar için 2.500 (ikibin beşyüz) Euro tazminat talebinde  
bulunmaktadır. Başvuran bu harcama miktarını kanıtlayıcı hiçbir belge sunmamıştır.  
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.  
Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda AİHM,  
başvurana tüm masraflar için 1.500 (bin beşyüz) Euro ödenmesinin makul olduğuna karar  
vermiştir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna,  
2. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme  
niteliğinden yoksun bulunması nedeniyle AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 6. maddesine dayanan diğer şikayetlerin incelenmesine gerek  
görülmediğine;  
4. Mevcut kararın kendisinin manevi zararın adil tazmini için yeterli olduğuna;  
5. a) AİHS’nin 44§2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve miktara  
yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından  
başvurana, masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beşyüz) Euro ödenmesine;  
(b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
5
karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 15 Temmuz 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
6