aleyhine, özellikle H.K. cinayetinden dolayı ceza davası açılmıştır. 25 Ocak 1999 tarihinden
itibaren davaya Diyarbakır DGM bakmaya başlamıştır.
AİHM delilleri değerlendirirken “her türlü makul şüpheciliğin ötesinde” ilkesinden
yararlanmaktadır (Bkz., mutatis mutandis, Irlanda- Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, A serisi no
25, ss. 64-65, §§ 160-161). Fakat bu türden bir delil, yeteri kadar ciddi, açık ve birbiriyle
uyumlu bir dizi
emareden ya da çürütülemeyecek karinelerden oluşabilir (Bkz.,
Abdurrahman Orak- Türkiye, no 31889/96, § 69, 14 Şubat 2002). Delillerin değerlendirilmesi
konusunda AİHM ikincil bir role sahiptir ve verili bir davanın koşulları kendisini bunu
yapmaya zorlamadığı sürece, olguları ele almakla yetkili olan ilk derece mahkemesinin rolünü
üstlenemez (Tahsin Acar-Türkiye [GC], no: 26307/95, § 213, 8 Nisan 2004).
Mevcut unsurlar ışığında AİHM, H.K.’nin güvenlik güçleri tarafından veya bunların
işbirliğiyle öldürülmüş olduğu yönünde bir sonucun, güvenilir emarelerden çok varsayımlara
ve spekülasyona dayandığı düşüncesindedir. Bu koşullarda AİHM, başvuranın eşinin
öldürülmesinde devletin sorumluluğunun her türlü makul şüphenin ötesinde ortaya
konmadığını tespit etmiştir.
Sonuç olarak bu bakımdan AİHS’nin 2. maddesi ihlal edilmemiştir.
2. Soruşturmanın yetersizliği iddiası hakkında
AİHM, AİHS’nin 2. maddesinde şart koşulan yaşam hakkının korunması
yükümlülüğünün, 1. madde ile Devletlere yüklenen “kendi yetki alanları içinde bulunan
herkese bu Sözleşme[de] .... tanımlanan hak ve özgürlükleri tanı[maları]” yükümlülüğü ile
birlikte, zora başvurmanın bir kişinin ölümüne neden olması halinde etkili bir soruşturma
yürütülmesini öngördüğünü ve bunu zorunlu kıldığını hatırlatır (Bkz., mutatis mutandis,
McCann ve diğerleri- Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995 tarihli karar, A serisi no 324, s. 49, § 161
ve Kaya- Türkiye, 19 Şubat 1998 tarihli karar, Derleme 1998-I, s. 329, § 105). Fail oldukları
iddia edilenler ister devlet görevlileri isterse üçüncü kişiler olsun, zor kullanımının bir kişinin
ölümüyle sonuçlandığı her durumda benzeri bir soruşturma yürütülmelidir (Bkz., Tahsin Acar,
adıgeçen karar, § 220). Soruşturmalar özellikle derin, tarafsız ve özenli olmalıdır (McCann ve
diğerleri- Birleşik Krallık, adıgeçen karar, s. 39, § 161-163 ve Çakıcı, adıgeçen karar, § 86).
AİHM ayrıca, soruşturmanın etkinliğine ilişkin asgari kriteri karşılayan incelemenin
niteliği ve derecesinin davanın koşullarına bağlı olduğu düşüncesindedir. Bu koşullar ilgili
olguların tümü temelinde ve soruşturma çalışmalarının uygulamadaki gerçeklerine bakılarak
değerlendirilir. Ortaya çıkabilecek durumların çeşitliliğini, yalnızca soruşturmaya ilişkin
işlemler listesine veya basitleştirilmiş diğer kriterlere indirgemek mümkün değildir (Bkz.,
Tanrıkulu -Türkiye [GC], no 23763/94, §§ 101-110, CEDH 1999-IV, Kaya, adıgeçen karar,
ss. 325-326, §§ 89-91, Güleç-Türkiye, 27 Temmuz 1998, Derleme 1998-IV, ss. 1732-1733, §§
79-81, Velikova- Bulgaristan, no 41488/98, § 80, CEDH 2000-VI, ve Buldan -Türkiye, no
28298/95, § 83, 20 Nisan 2004).
Yürütülen soruşturma aynı zamanda sorumluların tespit edilip nihayetinde
cezalandırılmalarını sağlayacak şekilde etkili olmalıdır (Oğur-Türkiye, no 21594/93, § 88,
CEDH 1999-III). Burada sözkonusu olan sonuca değil, araçlarla ilişkin bir yükümlülüktür.
Yetkili mercilerin, olaylara ilişkin delillerin toplanabilmesi için makul olarak kendilerine açık
olan tedbirleri almaları gerekmektedir (Tanrıkulu, adıgeçen karar, § 109, ve Salman-Türkiye
[GC], no 21986/93, § 106, CEDH 2000-VII).