CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
FARUK DENĐZ -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 19646/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
12 ubat 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (19646/03) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaı) Faruk Deniz’in (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 20 Aralık 2002  
tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đzmir Barosu avukatlarından S. Pekdatarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1972 yılı doğumludur ve Manisa’da ikamet etmektedir.  
27 Aralık 1995 tarihinde, bavuran, Manisa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi  
ekipleri tarafından yakalanmıve gözaltına alınmıtır. Bavuran, yasadıı bir örgüt olan  
DHKP/C üyesi olmakla suçlanmıtır.  
5 Ocak 1996 tarihinde, bavuran, Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi karısına  
çıkarılve hakim, bavuranın tutuklanmasına karar vermitir.  
25 Mart 1998 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranı serbest bırakmıtır.  
28 Kasım 2000 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranın beraatına karar vermi, bu  
karar 6 Aralık 2000 tarihinde nihai hale gelmitir.  
2 Mart 2001 tarihinde, 466 sayılı yasa uyarınca, bavuran, 27 Aralık 1995 ve 25 Mart 1998  
tarihleri arasında özgürlüğünden mahrum bırakılması nedeniyle maruz kaldığı zarardan dolayı  
Manisa Ağır Ceza Mahkemesi’nde tazminat davası açmıtır. . Bavuran, 10.000.000.000 TL  
[yaklaık 11.765 Euro] maddi tazminat ve 100.000.000.000 TL manevi tazminat [yaklaık  
117.674 Euro] manevi tazminat talebinde bulunmutur.  
17 Nisan, 26 Nisan, 21 Haziran ve 28 Haziran 2001 tarihleri arasında, Ağır Ceza Mahkemesi,  
üç hakimli dört duruma gerçekletirmitir. Đkinci duruma sırasında, mahkeme, davayı  
soruturmak ve rapor hazırlamak için üyelerinden birini murahhas üyesi olarak atamıtır.  
Üçüncü duruma sırasında, mahkeme, bavuranın maddi kaybının hesaplanması için re’sen  
bir bilirkii görevlendirmitir. 28 Haziran 2001 tarihli son duruma sırasında, bilirkii,  
raporunu Ağır Ceza Mahkemesine sunmuve Cumhuriyet Basavcısı’ndan da, bavuranın  
talebine ilikin yazılı görülerini sunması istenmitir. Bilirkii raporu bavurana tebliğ  
edilmemitir.  
Aynı gün, Cumhuriyet Basavcısı görülerini sunmutur. Basavcının görüleri de bavurana  
tebliğ edilmemitir.  
Yine 28 Haziran 2001 tarihinde, Basavcının görüüne dayanarak Ağır Ceza Mahkemesi,  
bavurana, 368.531.000 TL [yaklaık 340 Euro] maddi tazminat ve 750.000.000 TL [yaklaık  
692 Euro] manevi tazminat ödenmesine karar vermitir. Ağır Ceza Mahkemesi, diğer  
taleplerin dayanaktan yoksun olduğu ve iddia edilen kayıpların hukuki mesnedinin  
bulunmadığı kanaatindedir.  
2
11 Temmuz 2001 tarihinde, bavuran temyiz yoluna bavurmutur. Bavuran, ödenen  
miktarın yetersiz olduğunu ve Ağır Ceza Mahkemesi’nin, gecikme faizine ilikin talebi  
hakkında bir karar almadığını, bilirkii raporunun kendisine tebliğ edilmediğini ve duruma  
yapılmadığını savunmutur. Bavuran, AĐHS’nin 6. maddesine ve 1 No’lu Ek Protokol’ün 1.  
maddesine atıfta bulunmuve duruma yapılmasını talep etmitir.  
6 Kasım 2001 tarihinde, Yargıtay Savcısı, bavurunun esasına ilikin görüünü sunmutur.  
Tebliğnamesinde, Savcı, bavuranın sosyal ve ekonomik durumu, atılı suçun niteliği ve 818  
günlük tutukluluk süresini göz önüne alarak ödenmesine hükmedilen manevi tazminat  
miktarının yetersizliğine kanaat getirmesi nedeniyle yetkili Yargıtay Dairesi’nden tazminat  
davasına bakan mahkemenin kararını bozmasını talep etmitir. Bu görübavurana tebliğ  
edilmemitir.  
29 Kasım 2001 tarihinde, Yargıtay, yemin ve bilirkii imzası gibi tutanak düzenlenmesindeki  
bazı formalitelerin tamamlanmamıolması nedeniyle itiraz edilen hükmü bozmutur.  
29 Ocak 2002 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi, tarafların hazır bulunmadığı üç hakimli bir  
duruma gerçekletirmitir. Mahkeme, Yargıtay kararına uygun olarak hareket etme kararı  
almıtır. Cumhuriyet Basavcısı’ndan bavuranın talebine ilikin yazılı görülerini sunması  
istenmitir. Aynı gün, Cumhuriyet Basavcısı, görülerini Ağır Ceza Mahkemesi’ne  
sunmutur. Bu görübavurana tebliğ edilmemitir.  
Yine 29 Ocak 2002 tarihinde, Basavcının görülerine dayanarak Ağır Ceza Mahkemesi,  
bavurana, 368.531.000 TL [yaklaık 324 Euro] maddi tazminat ve 2.000.000.000 TL  
[yaklaık 1.757 Euro] manevi tazminat ödenmesine karar vermitir.  
7 ubat 2002 tarihinde bavuran temyize bavurmutur. Bavuran, ilk temyiz bavurusu  
vesilesiyle ifade ettiği argümanlarını yinelemitir.  
1 Mayıs 2002 tarihinde, Yargıtay Savcısı, bavurunun esasına ilikin görüünü sunmutur.  
Görüünde Savcı, ilk görüünde belirttiği nedenlerden dolayı, yetkili Yargıtay Dairesi’nden  
tazminat davasına bakan mahkemenin kararını bozmasını talep etmitir.  
20 Mayıs 2002 tarihinde, bavurana tebliğ edilmeyen Yargıtay Savcısı’nın görüünü  
incelemesinin ardından Yargıtay, Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını onamıtır. Mahkeme,  
duruma gerçekletirmemitir.  
24 Haziran 2002 tarihinde Yargıtay kararı bavurana tebliğ edilmitir.  
Hükümet tarafından sunulan bilgilere göre, bavuran hiçbir zaman, Ağır Ceza Mahkemesi  
tarafından hükmedilen tazminatın ödenmesi talebinde bulunmamıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6/1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, mahkemede ve Yargıtay’da adil bir yargılama yapılmadığını iddia etmektedir.  
Bavuran ayrıca Ağır Ceza Mahkemesi’nde duruma yapılmamasının, bilirkii raporunun  
tebliğ edilmemesinin ve Yargıtay Savcısı’nın görüünün kendisine tebliğ edilmemesinin  
“çekimeli yargılama” ve “silahların eitliği” ilkelerini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.  
3
Bavuran, bu çerçevede AĐHS’nin 6. maddesinin 1. ve 3. paragraflarına atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet, bu iddiaya karı çıkmaktadır. Hükümet, 466 sayılı Kanun kapsamındaki davalarda  
ilke olarak duruma yapılmasının öngörülmediğini fakat ayet, ulusal mahkemeler, bavuranın  
talebinin kamu yararına ilikin önemli hususlar ortaya koyduğu kanaatine varırsa bir duruma  
yapılabileceğini hatırlatmaktadır. Hükümet, 466 sayılı Kanunun, tazminat taleplerinde  
duruma ile meydana gelebilecek masraf ve gecikmelere mahal vermekten kaçınarak ivedi bir  
çözüm sunmayı amaçladığını belirtmektedir. Ayrıca, Hükümet, sürece ilikin hiçbir kuralın  
talep sahiplerinin görülerini veya bilirkii raporlarına ilikin uygun gördükleri unsurları  
dosyaya koymalarını engellemediğini söylemektedir.  
Öte yandan, Hükümet, kanundıı yakalanan ve tutuklanan kimselerin tazminat taleplerine  
ilikin anlamazlıklarda izlenecek prosedüre dair yapılan değiiklikler hakkında da bilgi  
vermektedir. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 4 Aralık 2004 tarihli Ceza  
Muhakemeleri Usulü Kanunun 142/7. maddesi uyarınca, Mahkeme, davacı tarafı, basavcıyı  
ve Hazine avukatını dinledikten sonra kararını vermektedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. Ulusal yargılama çerçevesinde duruma yapılmaması  
AĐHM yerleik içtihadına göre, duruma yapmamayı haklı gösteren istisnai durumlar  
olmadığı sürece, ilk ve tek derece mahkemesinin huzurundaki yargılamalarda, AĐHS’nin 6/1.  
maddesi uyarınca “açık duruma hakkı” beraberinde “duruma” isteme hakkını getirir (Bkz.  
örneğin, Hakansson ve Sturesson-Đsveç, 21 ubat 1990 tarihli karar; Fredin-Đsveç (no:2), 23  
ubat 1994 tarihli karar, Allan Jacobsson-Đsveç (no:2), 19 ubat 1998 tarihli karar, Göç).  
AĐHM, bavuranın davasının önce Manisa Ağır Ceza Mahkemesi ardından temyiz mercii  
olarak Yargıtay yetkili dairesi tarafından görüldüğünü belirtmektedir. Yargılamanın hiçbir  
safhasında, bavurana, iddialarını ulusal mahkemeler nezdinde sözlü olarak ifade etme imkanı  
sağlanmamıtır.  
Bavuranın tazminat talebine ilikin olarak duruma yapılmamasını haklı kılacak istisnai  
koulların olup olmadığı konusunda ise AĐHM, Manisa Ağır Ceza Mahkemesi’nin bavurana  
ödenecek tazminat miktarının belirlenmesinde takdir yetkisi olduğunu gözlemlemektedir.  
Hükümet, Ağır Ceza Mahkemesi’nin, yalnızca bavuranın tutuklu olduğu gün sayılarını temel  
alan maktu bir tarifeye dayanarak tazminat miktarını belirlediğini iddia etmemektedir. Aksine,  
sözkonusu mahkeme, bavuranın avukatı tarafından sunulan dilekçede yer alan ikayetlerin  
tamamını dikkate almıve özellikle bavuranın ekonomik ve sosyal durumu gibi birçok  
kiisel etken ile tutuklu bulunduğu sürece boyunca bavuranın çekmiolduğu duygusal  
acıların etkisini göz önüne almıtır.  
4
Bavuranın tutuklanmasına neden olan olay ve tutukluluk süresi ile bavuranın ekonomik ve  
sosyal durumunun, bavuranın dinlenmesine gerek olmadan raportör hakim tarafından  
derlenen unsurlardan hareketle saptanabileceği doğru olsa bile bavuran tarafından çektiği  
iddia edilen duygusal acıların değerlendirilmesinde baka mütalaalara da bavurulmalıdır.  
AĐHM’nin görüüne göre, bavurana, tutuklanmasının neden olduğu manevi zararı sözlü  
olarak Ağır Ceza Mahkemesi’nde açıklama imkanı tanınmalıydı. Bavuranın yaadıklarının  
esas olarak kiisel niteliği ve uygun tazminat düzeyinin belirlenmesi, bavuranın dinlenmesini  
zorunlu kılar. Sadece dava dosyasına dayanarak tatmin edici ekilde çözümlenebilecek teknik  
nitelikli sorunların sözkonusu olduğu söylenemez. Aksine AĐHM’ye göre, mevcut davada,  
ulusal mahkemelerde ve kamu kontrolünde gerçekletirilen bir duruma sırasında, bavurana  
kiisel durumunu açıklama imkanı tanınmıolsaydı, adalet daha iyi tecelli etmive devlet  
sorumluluğunu daha iyi yerine getirmiolurdu. AĐHM’nin görüüne göre, bu husus,  
Hükümet’in 466 sayılı Kanun’un altında yattığını ifade ettiği ivedilik ve etkililik  
unsurlarından daha önemlidir. (Göç,51; Özata-Türkiye, 19578/02, 20 Ekim 2005).  
Bu nedenlerden dolayı AĐHM, duruma yapılmamasını haklı çıkaracak istisnai hiçbir koulun  
mevcut bulunmadığı kanaatindedir. Bu nedenle, AĐHS’nin 6/1. maddesi ihlal edilmitir.  
2. Yargıtay Savcısı’nın görüünün tebliğ edilmemesi hakkında  
AĐHM, bavuranın sunduğu ikayete benzer bir ikayeti daha önce incelediğini ve Yargıtay  
Savcısı’nın görülerinin niteliğini ve yargılanan kiinin yazılı olarak bunlara cevap verme  
olanağının bulunmadığını göz önüne alarak Yargıtay Savcısı’nın görüünün tebliğ  
edilmemesinden dolayı AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulağını  
hatırlatmaktadır (Bkz. sözü edilen Göç, Sağır-Türkiye, bavuru no: 37562/02, 19 Ekim 2006;  
Ayçoban ve diğerleri-Türkiye, bavuru numaraları: 42208/02, 43491/02 ve 43498/02, 22  
Aralık 2005).  
AĐHM, Hükümet’in bu davada farklı bir sonuca ulamasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit  
ve delil sunmadığı kanaatindedir. Bu nedenle, AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edilmitir.  
3. Bilirkii raporunun tebliğ edilmemesi  
Yukarıda sözü edilen gerekçelerden dolayı bavuranın adil yargılanma hakkının ihlal edildiği  
sonucunu göz alan AĐHM, bilirkii raporunun tebliğ edilmemesi nedeniyle adil yargılama  
hakkının ihlali iddiasının ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığına hükmeder.  
II. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuran, tazminatının gecikme faizi ile birlikte ödenmemesinden ikayetçidir. Bavuran, 1  
No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet’e göre, bavuran, cebri icra ilemi balatmaması nedeniyle, AĐHS’nin 35/1. maddesi  
uyarınca iç hukuk yollarını tüketmemitir.  
AĐHM, adli bir süreç sonunda Devlet karısında alacaklı konuma gelen bir kimsenin tazminat  
alabilmesi için icra takibi balatmasının art koulmasının uygun bulunmadığına dair  
5
içtihadını hatırlatmaktadır (Metaxas-Yunanistan, bavuru no: 8415/02, 27 Mayıs 2004,  
Mehmet Sait Kaya-Türkiye, bavuru no: 17747/03, 25 Temmuz 2006). Sonuç olarak,  
sözkonusu itiraz kabuledilemez niteliktedir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Hükümet, bavuranın, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ödenmesine hükmedilen tazminatın  
ödenmesini hiçbir zaman makamlardan talep etmediğini belirtmektedir.  
AĐHM, mevcut davada, 20 Mayıs 2002 tarihinde nihai hale gelen 29 Ocak 2002 tarihli Ağır  
Ceza Mahkemesi kararının, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi uyarınca, bavuran yararına,  
kesin, talep edilebilir ve “mülk” olarak nitelendirilebilecek bir alacağı oluturduğunu  
saptamaktadır (Angelov-Bulgaristan, bavuru no: 44076/98, 22 Nisan 2004). Bununla birlikte,  
bavurana ödeme yapılmamıtır. Ayrıca, olayların meydana geldiği dönemde, yıllık  
enflasyon oranı %12’ye ulaken, ulusal mahkemeler tarafından gecikme faizine  
hükmedilmemitir. (Ertuğrul Kılıç-Türkiye, no: 38667/02, 12 Aralık 2006).  
AĐHM’nin görüüne göre, bavuranın alacağının gerçek değeri, ödemenin yapılmamıolması  
ve bu dönemdeki enflasyon oranı ile birlikte değerlendirildiğinde gözle görülür bir biçimde  
azalmıtır. Bavuranın alacağının, Yargıtay karar tarihindeki değeri ile imdiki değeri  
arasındaki fark, bavuranı önemli bir zarara uğratmıtır (Bkz. mutatis, mutandis, Aka-Türkiye,  
23 Eylül 1998; Akku-Türkiye, 9 Temmuz 1997). Yalnızca idarenin eksiklilerine isnat  
edilebilecek bu ödeme yapılmayan süre, AĐHM’yi bavuranın, mahkemece hükmedilen  
miktara göre orantısız bir yüke katlanmak zorunda kaldığı yönünde düünmeye sevk  
etmektedir.  
Bu durumda, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, Türk Hukuku’nda ihtilaflı durumu çözüme kavuturacak mercilerin bulunmaması  
nedeniyle, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ile birlikte AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal  
edildiğini ileri sürmektedir.  
Yukarıda ulaılan sonucu göz önüne alarak AĐHM, sözkonusu ikayetin, bu hüküm  
çerçevesinde incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, maruz kaldığı maddi ve manevi zarar için 50.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, bu iddiaya karı çıkmaktadır. Hükümet, bavuranın tutukluluk süresi ve  
ikayetin kabuledilebilir nitelikte olması nedeniyle AĐHS’nin 5/3. maddesinin ihlalinden  
ikayetçi olduğu Göktavd.-Türkiye davası (dostane çözüm, no: 31787/96, 25 Eylül 2001)  
6
çerçevesinde tarafların üzerinde uzlağı dostane çözüm vesilesiyle, bavuranın 95.000  
Fransız Frankı [yaklaık 14.000 Euro] aldığını hatırlatmaktadır. Hükümet, talebin aynı  
gözaltı süresini içermesinden dolayı bavuranın talebinin mükerrer bir talep olduğunu  
belirtmektedir ve AĐHM’nin daha önce ödenen meblağları göz önüne alarak mevcut  
bavuruda sözkonusu talebi reddetmesi gerektiğini savunmaktadır.  
AĐHM, bavurana yukarıda sözü edilen miktarın ödendiği Göktavd., davasındaki dostane  
çözümün, AĐHS’nin 5/3. maddesi uyarınca gözaltı süresi ile ilgili olduğunu oysa mevcut  
bavurunun, ulusal mahkemeler nezdinde adil yargılamayı ve 466 sayılı Kanun uyarınca,  
bavurana karı açılan ceza davasının beraat ile sonuçlanmasından dolayı kanun dıı  
tutuklanma nedeniyle verilmesine hükmedilen tazminatın gecikmeli olarak ödenmesini  
içerdiğini tespit etmektedir. AĐHS’nin 6. ve 13. maddeleri ve 1 No’lu Ek Protokol’ün 1.  
maddesi uyarınca yapılan mevcut bavuruda, bavuranın AĐHS’nin 5/3. maddesi  
kapsamında da yaptığı ikayet, 19 Eylül 2006 tarihli bir karar ile kabuledilemez ilan  
edilmitir. Ayrıca mevcut davada, dava konusu yargılama ve ulusal mahkemelerce  
ödenmesine hükmedilen meblağlar, yalnızca bavuranın gözaltı süresini değil (27 Aralık  
1995 tarihinden 5 Ocak 1996 tarihine kadar) aynı zamanda tutuklu yargılanmayı (5 Ocak  
1996 tarihinden 25 Mart 1998 tarihine kadar) da içermektedir.  
Sonuç olarak, AĐHM, mevcut bavurunun özü itibariyle sözü edilen Göktave diğerleri  
bavurusu ile aynı olmadığı kanaatindedir ve önceden ödenen miktarların dikkate  
alınmamasına karar vermektedir.  
Konuya ilikin AĐHM içtihadı ıığında (Aka ve Akku) ve sahip olduğu ilgili ekonomik  
veriler ıığında kendi hesaplama yöntemine bavurarak, AĐHM, bavurana 2.480 Euro  
maddi tazminat ödenmesine karar vermektedir.  
Manevi tazminata ilikin olarak, AĐHM, mevcut dava koullarında bavurana 3.000 Euro  
ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, yerel mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıolduğu masraf ve harcamalar için  
1.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, hukuki mesnedi bulunmadığı gerekçesiyle bu iddialara karı çıkmaktadır.  
AĐHM yerleik içtihadına göre, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca, masraf ve harcamaların  
ödenmesi, gerçekliğinin, gerekliliğinin ortaya konulmasını ve miktarlarının makul oranda  
olmasını öngörmektedir (Iatridis-Yunanistan (adil tatmin), bavuru no: 31107/96).  
AĐHM, bavuranların yapmıoldukları masraf ve giderleri belgelendirmediklerini  
gözlemlemekte ve bu durumda bu taleplerinin reddedilmesine karar vermektedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana  
üç puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
7
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. Ulusal mahkemeler önünde duruma yapılmaması nedeniyle AĐHS’nin 6/1.  
maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Yargıtay Savcısı’nın görüünün tebliğ edilmemesi nedeniyle AĐHS’nin 6/1.  
maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Bilirkii raporunun tebliğ edilmemesi hakkında yapılan ikayetin ayrı olarak  
incelenmesine gerek olmadığına;  
5. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
6. AĐHS’nin 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ile birlikte 13. maddesi kapsamında  
yapılan ikayetin ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığına;  
7. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz  
kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavurana  
2.480 Euro (iki bin dört yüz seksen Euro) maddi tazminat ve 3.000 Euro (üç bin Euro)  
manevi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
8. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 12 ubat 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
8