CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
FALAKAOĞLU - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:77365/01)  
NİHAİ KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRASBOURG  
26 Nisan 2005  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (77365/01) başvuru no’lu davanın  
nedeni, bu ülke vatandaşı Bülent Falakaoğlu’nun (başvuran) Avrupa İnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (AİHM) 22 Ekim 2001 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin  
(AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran İstanbul Barosu avukatlarından K.T. Sürek tarafından temsil edilmektedir.  
5 Haziran 2003 tarihinde AİHM başvuruyu kısmen kabuledilebilir bulmuştur.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
OLAYLAR  
I. Davanın Koşulları  
Başvuran 1974 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği  
dönemde başvuran, merkezi İstanbul’da bulunan Yeni Evrensel gazetesi yazı işleri müdürüdür.  
17 Mart 2000 tarihinde Yeni Evrensel gazetesinin 541. sayısında “Ateşten bir bayram  
Newroz” başlıklı bir yazı yayınlanmıştır. Nevruz bayramında meydana gelebilecek olayların  
incelendiği sözkonusu yazıda, bu bayramın ortaya çıkışı ile 1990’lı yıllardan bu yana Türki-  
ye’de Nevruz bayramının gelişimi de anlatılmıştır.  
27 Mart 2000 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı,  
gazetenin yazı işleri müdürü olan başvuranı, sözkonusu yazının yayınlanmasıyla Devletin  
bölünmez bütünlüğüne karşı propaganda yapmakla suçlayarak, 3713 sayılı Terörle Mücadele  
Kanunu’nun 8 §§ 1 ve 2. maddeleri uyarınca dava açmıştır.  
Başvuran İstanbul DGM’de görülen davasında, dava konusu makalenin gazetecilik ürünü  
olduğu ve Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü bozmak ya da ırk veya bölge ayrımcılığı  
gözeterek halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek gibi bir amaç gütmediğini ileri sürmüş ve  
özellikle AİHS’nin 6. ve 10. maddeleri ile sağlanan güvenceye atıfta bulunmuştur.  
23 Kasım 2000 tarihinde, üç sivil hakimden oluşan İstanbul DGM heyeti, Türk Ceza Kanunu’nun  
312§2 maddesi uyarınca başvuranı suçlu bularak, 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırmış,  
ardından hapis cezasını para cezasına çevirerek başvuranı 1.992.510.000 TL (yaklaşık 1760  
Euro) ödemeye mahkum etmiştir. Mahkeme ayrıca 5680 sayılı Basın Kanunu’nun 2§1 mad-  
desi gereğince gazetenin geçici olarak yayınını durdurmasına karar vermiştir.  
3 Temmuz 2001 tarihinde Yargıtay, ilk derece mahkemesinin gerekçeleri ile dosyanın  
içeriğini, aynı zamanda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesini dikkate alarak temyize  
gönderilen kararı onamıştır. Başvuran sözkonusu tebliğname hakkında bilgilendirilmemiştir.  
Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesinin değiştirilmesinin ardından İstanbul DGM  
davayı re’sen esastan incelemiş ve 3 Ekim 2002 tarihinde, dava konusu makalenin Türk Ceza  
Kanunu’nun 312 § 2 maddesine uygun kabul edilemeyeceğine karar vermiştir. Sonuç olarak  
DGM başvuranı, ilgili gazetenin yazı işleri müdürü sıfatıyla iki yıl hapis cezasına çarptırmış,  
ardından hapis cezasını para cezasına çevirerek başvuranı 1.840.410.000 TL (yaklaşık 1.050  
Euro) para cezası ödemeye mahkum etmiştir.  
Başvuran 3 Ekim 2002 tarihli kararı temyize götürmüştür.  
31 Ocak 2003 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesi başvuranın  
avukatına tebliğ edilmiştir.  
26 Şubat 2003 tarihinde 3 Ekim 2002 tarihli kararı onamıştır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 6§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, yapmış olduğu temyizin esası hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın Yargıtay’a  
sunduğu yazılı görüşe cevap verme olanağı bulamadığı için Yargıtay’daki yargılamanın adil  
olmadığından şikayet etmektedir.  
Hükümet başvuranın şikayetinin dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmektedir. İki yasa  
değişikliğine gönderme yapan Hükümet, başvuranın davasının iç mahkemeler tarafından yen-  
iden esastan görüldüğünü ve yargılama sürecinin bu ikinci aşamasında, Yargıtay Cumhuriyet  
Başsavcısı’nın tebliğnamesinin ilgili kişiye iletildiğini belirtmektedir.  
Yargılama sürecinin birinci aşamasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnames-  
inin kendisine bildirilmediğinden şikayet eden başvuran, Hükümet’in görüşü hakkında görüş  
bildirmemiştir.  
AİHM, başvurunun yapıldığı sırada Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesi  
kendisine iletilmeden mahkum edilen başvuranın, cezai yargılama sürecinden şikayetçi olmakta  
tamamen haklı olduğunu kaydeder (Göç-Türkiye [GC], no: 36590/97, § 58, CEDH 2002-V).  
Bununla birlikte AİHM, Türk Ceza Kanunu’nun 312 § 2 maddesinin değiştirilmesinin  
ardından başvuranın davasının yeniden esastan görüldüğünü ve yargılama sürecinin ikinci  
aşamasında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin başvurana iletildiğini, dolayısıyla  
başvuranın dilediği takdirde buna cevap yazma olanağının bulunduğunu gözlemlemiştir. Bu  
durumda dava bütün olarak değerlendirildiğinde, yargılama sürecinin birinci aşamasında Yar-  
gıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin başvurana iletilmeyişinden ötürü davanın  
adil olmadığı sonucuna varılamaz.  
Sonuç olarak ilgili kişinin vicahi yargılanma hakkının ihlal edildiğine dayanan şikayet  
ıkça dayanaktan yoksun olup, AİHS’nin 35§§3 ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmelidir.  
II. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran Yeni Evrensel gazetesi yazı işleri müdürü sıfatıyla mahkum edilmesinden  
şikayetçi olarak, AİHS’nin 10. maddesine gönderme yapmaktadır.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
AİHM bu şikayetin AİHS’nin 35§3 maddesine göre açıkça dayanaktan yoksun kabul  
edilemeyeceğini saptamıştır. Bunun dışında hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile  
karşılaşılmadığından Mahkeme, sözkonusu şikayeti kabuledilebilir bulmuştur.  
B. Esas hakkında  
Başvuran Yeni Evrensel gazetesi yazı işleri müdürü sıfatıyla mahkum edilmesinin  
ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.  
Hükümet başvuranın bu savına karşı çıkmaktadır. Başvuranın ifade özgürlüğü  
hakkında yönelik bir müdahalenin varlığını kabul etmekle birlikte Hükümet, bunun AİHS’nin  
10. maddesinin 2. paragrafıyla haklı kılındığını savunmaktadır.  
AİHM sözkonusu mahkumiyet kararının, Sözleşme’nin 10 § 1 maddesi ile güvence  
altına alınan ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği hususunun taraflar  
arasında bir ihtilafa yol açmadığını belirtir. AİHS’nin 10 § 2 maddesi uyarınca müdahalenin  
yasa ile öngörüldüğüne ve toprak bütünlüğünün korunması gibi meşru bir amaç güttüğüne  
yönelik bir itirazda da bulunulmamıştır (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, § 40, 4  
Haziran 2002). AİHM bu değerlendirmeyi kabul etmektedir. Bu durumda anlaşmazlık,  
müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.  
AİHM, dava konusu makalede, Türkiye’deki Nevruz bayramının açıklanıp 1990’lı  
yıllardan bu yana Nevruz bayramının gelişiminin anlatıldığını ve yazarın kürt sorununa  
eleştirel bir bakış getirerek, özellikle olaylar döneminde Türkiye’de hüküm süren durumun bir  
tablosunu sunduğunu ortaya koyar.  
AİHM, İstanbul DGM’nin iki kez, sözkonusu makalenin ırk ve bölge ayrımcılığı  
gözeterek halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden ifadeler içerdiği sonucuna vardığını belirtir.  
AİHM iç mahkemeler tarafından belirtilen gerekçeleri dikkatle incelemiş ve bu  
gerekçelerin tek başına, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı  
kılmaya yeterli olamayacağı sonucuna varmıştır (Bkz., mutatis mutandis, Sürek-Türkiye  
(no:4) [GC], no: 24762/94, § 58, 8 temmuz 1999). AİHM, dava konusu makalenin özellikle  
bazı paragraflarının 1990’lı yılların başındaki Nevruz kutlamaları sırasında Türk makamları  
hakkında olumsuz bir tablo çizdiğini gözlemlemekteyse de, bu paragrafların şiddet  
kullanmaya, silahlı direnişe veya ayaklanmaya teşvik etmediğini ve söylemin kin dolu  
olmadığını görmüştür –ki bu son husus Mahkeme’nin gözönünde bulunduracağı en önemli  
unsurdur (Bkz., a contario, Sürek-Türkiye (no:1) [GC], no: 26682/95, § 62, CEDH 1999-IV  
ve Gerger-Türkiye [GC], no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999).  
Diğer yandan AİHM daha önce bu davanınkine benzer soruları gündeme getiren başka  
davalar da incelediğini ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır  
(Bkz. özellikle Ceylan-Türkiye, no: 23556/94, § 38, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, § 74,  
İbrahim Aksoy-Türkiye no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, § 80, Karkın-Türkiye,  
no:43928/98, § 39, Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003). AİHM mevcut  
davayı içtihatları ışığı altında incelemiş ve terörle mücadeleye bağlı zorluklara karşın,  
Hükümetin davayı farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit  
etmiştir. (Bkz. İbrahim Aksoy, adı geçen karar, § 60, ve İncal-Türkiye, 9 Haziran 1998,s. 1568,  
§ 58).  
Sonuç olarak AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
AİHS’nin 41. maddesinde belirtilen unsurlar.  
A. Tazminat  
Başvuran öncelikle ödediği para cezasının kendisine geri ödenmesini talep etmektedir.  
Başvuran sözkonusu tutarı 1.000 Euro olarak hesaplamıştır. Diğer yandan ise 5.000 Euro  
değerinde manevi zarara uğradığını iddia ederek bunun tazmin edilmesini talep etmektedir.  
Başvuran hiçbir kanıtlayıcı belge sunmamıştır.  
Hükümet talep edilen miktarların aşırı olduğunu ileri sürerek bu iddialara karşı  
çıkmaktadır.  
AİHM başvuranın para cezasını ödediğini kanıtlayan bir belge sunmadığını kaydeder.  
Bununla birlikte Hükümet’in sözkonusu para cezasının ödenmediğini yönünde bir iddiasını  
olmadığı ve cezanın, AİHS’nin 10. maddesinin ihlalinin doğrudan sonucu olduğu gözönüne  
alındığında bu paranın geri ödenmesi uygun görülmüştür. Sonuç olarak AİHM başvurana  
talep ettiği tutarın tamamının, yani 1.000 Euro (bin) ödenmesine karar vermiştir.  
Manevi tazminata ilişkin olarak ise AİHM, başvuranın, davanın koşulları nedeniyle bir  
tür karmaşaya maruz kalmış olabileceğine kanaat getirerek, AİHS’nin adil tazmin öngören 41.  
maddesi gereğince ve bu alandaki içtihatlarını dikkate alarak, başvurana 3.000 (üç bin) Euro  
tutarında manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuran, AİHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptığı masraf ve harcamalar için  
3.000 (üç bin) Euro tazminat talebinde bulunmaktadır. Başvuran bu harcama miktarını  
kanıtlayıcı hiçbir belge sunmamıştır.  
Hükümet bu talebe karşı çıkmaktadır.  
Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda, AİHM tüm  
masraflarla birlikte başvurana 1.500 (bin beş yüz) Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3 'lük  
bir faiz oranının uygulanacağını belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddiasının kabuledilebilir,  
geri kalanının ise kabuledilemez olduğuna;  
2. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet  
tarafından başvurana,  
i.  
maddi tazminat için 1.000 (bin) Euro ödenmesine,  
ii.  
iii.  
iv.  
manevi tazminat için 3.000 (üçbin) Euro ödenmesine,  
masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beş yüz) Euro ödenmesine;  
KDV, pul, harç ve masrafların yukarıdaki miktarlara yansıtılabilmesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar,  
Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit  
oranda basit faizi uygulamasına;  
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 26 Nisan 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.