CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DÖRDÜNCÜ DAĐRE  
FAHRĐYE ÇALIKAN -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:40516/98)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
2 Ekim 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (40516/98) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaı) Fahriye Çalıkan’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na 28 Kasım  
1997 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) Temel Đnsan Haklarını güvence  
altına alan eski 25. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đzmir Barosu avukatlarından S.Cengiz tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Hekimlik mesleğini yürütmekte olan bavuran 1952 yılı doğumlu olup Manisa’da ikamet  
etmektedir.  
A. Bavuruya neden olan olay  
11 Ağustos 1994 tarihinde, bavuran, Gölmarmara’da (Manisa) Komiser S.Ç hakkında suç  
niteliği taıyan bazı davranılar sergilediği iddiasıyla idari soruturma talebinde bulunmutur.  
Fakat bavuran bir sonuç elde edememitir.  
Ardından, bavuranın üyesi olduğu kültürel bir dernek tarafından organize edilen gösteriye ait  
biletlerin satılarının izinsiz olup olmadığı konusunda da bavuran ve sözkonusu Komiser  
arasında baka bir uyumazlık meydana gelmitir.  
11 Ekim 1994 tarihinde saat dokuza doğru, polis memurları, biletleri ve toplanan parayı  
vermesi için Gölmarmara Karakolu’na çağrıldığını bavurana bildirmek için bavuranın  
muayenehanesine gelmilerdir. Bavuran, talep edilen biletleri ve toplanan parayı  
muayenehanesinde bulunan polis memurlarına sunmak istemitir. Ancak polis memurları  
bavurana biletlerin bizzat celp kağıdında imzası bulunan Komiser S.Ç.’ye verilmesi  
gerektiğini söylemilerdir.  
Böylece bavuran bekleyen hastaların bakıları altında polis memurlarının eliğinde karakola  
getirilmitir. Bavuran karakolda S.Ç.’den baka bir memurla görümek istemitir.  
Đzleyen olaylar konusunda tarafların çelikili ifadeleri bulunmamaktadır.  
Bavuranın beyanlarına göre, saat 9:30 sularında bavuran Komiser Yardımcısı ile görüürken  
S.Ç. odaya girmive bavuranın üzerine atılmıtır. S.Ç, küfretmi, bavuranı sarsmı,  
bavuranın baına vurmu, kollarından çimdiklemive son olarak yüzüne tükürmütür.  
Hükümet’e göre bavuran karakola geldiğinde S.Ç.’ye sözlü saldırıda bulunmuardından  
tokat atmıtır; sonrasında ise karakola zorla getirildiğini ileri sürerek karakolu terk etmek  
istemitir.  
B. Bavuran aleyhinde yürütülen usul ilemleri ve bu aamada elde edilen tıbbi veriler  
11 Ekim 1994 tarihinde; saat 16.00 sularında; bavuran ve S.Ç; Gölmarmara Sağlık  
Merkezi’nde tıbbi muayeneden geçmilerdir.  
2
Bavuranın muayenesini yapan doktor, bavuranın sol kolunun iç yüzeyinde 7–8 cm ebadında  
bir ekimoz ve hematom, sol omuz bölgesinde hiperemi ve saç derisinde tahrimeydana  
gelmiolduğunu saptamıtır. Doktor ayrıca sözü edilen tahriin sebebinin saptanması için  
bavuranın bir dermatologa muayene olmasını önermitir.  
Komiser S.Ç hakkında düzenlenen raporda sol kulağında 5 cm ebadında bir hiperemi olduğu  
ifade edilmitir.  
S.Ç, bavuranın kendisine saldırdığı ve küfür ettiği iddiasıyla bavuran hakkında ikayette  
bulunmak için karakola müracaat etmitir. Bavuran saat 16.30 sularında Gölmarmara  
Cumhuriyet Savcısı’na (“Savcı”) ifade vererek kendisine yöneltilen suçlamaları kabul  
etmemitir.  
Savcı, Türk Ceza Kanunu’nun 258. maddesi uyarınca bavuranı devlet memuruna  
“mukavemet” suçundan dolayı ivedilikle Gölmarmara Asliye Ceza Mahkemesi Hakimine  
sevk etmitir.  
Günün ilerleyen saatlerinde bavuranı sorgulamasının ardından Hakim, “suç eyleminin kamu  
hassasiyetine dokunur nitelikte olması” nedeniyle bavuranın kefaletle serbest bırakılmasına  
karar vermitir. Ancak mahkeme veznesi kapanmıolduğundan ve Savcı da kefalet bedelini  
nakit almayı kabul etmediğinden bavuran Akhisar cezaevine gönderilmitir.  
Yine 11 Ekim 1994 tarihinde, bir rahatsızlığın ardından bavuran, Akhisar Devlet Hastanesi  
nörologu tarafından muayene edilmitir. Mide bulantısı, görme bozukluğu ve beyin sarsıntısı  
gözlemleyen nörolog bavuranı acilen Ege Üniversitesi Nöroirurji Servisine havalesini  
istemitir.  
Ertesi gün 12 Ekim 1994 tarihinde bavuranın ei kefalet bedelini ödemitir. Bavuran serbest  
kalır kalmaz Ege Üniversitesi Nöroirurji Servisi’nde muayene olmutur. Fakat sözkonusu  
muayenenin raporu ileri bir tarihte çıkmıtır.  
18 Ekim 1994 tarihinde, bavuran kendi isteği üzerine Đzmir Đnsan Hakları Derneği doktorları  
tarafından yeniden muayene edilmitir. Muayene raporunda bavuranın sağ kolunun arka  
kısmında 2x7cm ebadında bir ekimoz ve sağ ön kol distal kısımda 2x3 cm ebadında bir  
ekimoz belirtilmitir. Bir sonraki gün gerçekletirilen psikiyatrik muayenede, bavuranın  
uykusuzluk ve bellek kaybı problemleri yaadığı, odaklanma kapasitesinin düğü, kaygı ve  
yaadığı olayların sürekli olarak aklına gelmesi sonucunda korku duyduğu belirtilmitir.  
Psikiyatra göre bavuran, bir hafta önce yaadığı olaylardan kaynaklanan muhtemel bir post  
travmatik nevroz rahatsızlığı yaamaktadır. Ancak, tanının kesinleebilmesi için belirtilerin  
bir aydan fazla sürmesi gerekmektedir. .  
31 Ekim 1994 tarihinde, bavuran Hakimin S.Ç.’nin arkadaı olması nedeniyle tarafsızlığını  
tartıma konusu yaparak Hakime itiraz etmi, ayrıca, kendisine yöneltilen suçlamanın  
tutuklanmasını haklı göstermediğini ve bu tedbiri almak için ileri sürülen “kamu hassasiyeti”  
gerekçesinin, kefaletle serbest bırakılmasını sağlayan gerekçe ile çürütüldüğünü iddia  
etmektedir.  
Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi 2 Kasım 1994 tarihli bir karar ile bavuranın itirazını  
reddetmitir.  
3
Hakim tarafından re’sen görevlendirilen bilirkii, 6 Ocak 1995 tarihinde, dava konusu olaya  
ilikin tarafların çelikili beyanlarının ve görgü tanıklarının olaya ilikin ifadelerinin, dile  
getirilen olayların tam olarak nasıl gelitiğinin açıklanmasına olanak tanımadığı yönünde  
görübildirmitir.  
Ege Üniversitesi Nöroirurji Servisi, 2 ubat 1995 tarihinde, 12 Ekim 1994 tarihli muayeneye  
ilikin bir rapor sunmutur. Sözkonusu raporda bavuranın sol çeper kemiğinde begün  
çalımasını engelleyecek bir hematom olutuğu belirtilmitir.  
20 Haziran 1995 tarihli bir karar ile Hakim, bavuranı, memura “mukavemet” suçundan  
dolayı değil de ancak sırasıyla Türk Ceza Kanunu’nun 271. ve 260. maddeleri uyarınca  
“müessir fiil” ve “yasaya muhalefet” suçlarından dolayı suçlu bulmutur. Hakim, olay günü  
bavuranın Komiser S.Ç.’yi tokatladığını ve polis memurları tarafından karakola zorla  
getirildiğini ileri sürerek karakolu izinsiz olarak terk ettiğini belirtmitir. Bununla birlikte,  
Hakim’e göre, bavuranın saç derisinde meydana gelen tahrie Komiser S.Ç.’nin sebebiyet  
verdiği aikardır, ancak, Komiser’in bavurandan önce mi davrandığı yoksa bavurana  
karılık mı verdiği belirsizdir. Sözkonusu belirsizlik bavuran lehine değerlendirilerek, Türk  
Ceza Kanunu’nun 272. maddesi uyarınca provokasyon olduğuna karar verilmitir.  
Böylece, bavuran bir ay hapis cezasına ve para cezasına çarptırılmıtır ve hapis cezası paraya  
çevrilmitir.  
Bavuranın temyize bavurması üzerine Yargıtay, 21 Mayıs 1996 tarihinde, yasaya muhalefet  
oluturan suç unsurlarının bir araya gelmemiolması sebebiyle sözkonusu kararı bozmutur.  
Dava dosyasının yeniden incelenmesinin ardından 2 Temmuz 1996 tarihinde, Hakim  
bavuranın yasaya muhalefet suçundan beraat etmesine ancak bavuranın Komiser S.Ç.’ye  
tokat atmasına ilikin olan kararın devamına karar vermitir.  
Bu son karar, 27 Kasım 1996 tarihinde, Yargıtay tarafından onanmıtır.  
C. Komiser S.Ç. hakkında yürütülen usul ilemleri  
14 Ekim 1994 tarihinde, S.Ç.’nin kendisine kötü muamelede bulunduğu suçlamasıyla  
bavuran, Gölmarmara Kaymakamlığı’na bir ikayet dilekçesi sunmutur. Bavuran ikayetini  
desteklemek amacıyla 11 Ekim 1994 tarihinde düzenlenen sağlık raporlarını da  
Kaymakamlığa sunmutur.  
19 Ekim 1994 tarihinde bavuran, ikayetini Savcılık önünde yinelemitir ve eksiksiz bir  
rapor alabilmek için yeniden muayene edilmesini talep etmitir.  
18 Kasım 1994 tarihinde Gölmarmara Savcılığı yetkisi olmadığını belirtmive memurlar  
hakkında kovuturma yapılmasına ilikin yasa uyarınca davayı Manisa Valiliği Đdare  
Kurulu’na göndermitir.  
Bavuran hakkında yürütülen davada tanık olan polis memurları müfettisıfatıyla hareket  
eden Manisa Emniyet Müdür Yardımcısı tarafından yeniden sorgulanmılardır. S.Ç.’ye bağlı  
olarak görev yapan üç polis memuru, S.Ç.’ye karı saldırgan tutumlar sergileyen kiinin  
4
bavuran olduğunu ve bu tutumunu S.Ç.’ye tokat atarak sonlandırdığını belirttikleri  
beyanlarını yinelemilerdir.  
Đdari soruturmayı yürüten müfetti, 23 Kasım 1994 tarihli raporunda, “bavuranın sol kol,  
bave saç derisinde” “tahriler” meydana geldiğini saptayan 11 Ekim 1994 tarihli raporu  
eletirerek eğer bavuran gerçekten iddet görmüolsaydı bavuranın vücudunda sadece basit  
“tahrilerin” değil “ekimozların” saptanacağını belirtmitir. Müfetti, daha sonraki raporlarda  
“tahrilerin” giderek daha ağır tanımlamaları dönütüklerini ve baka arazların da eklendiğini  
ifade etmitir. Müfettie göre bu durum belli bir “korumacılık” ve doktorların meslektalarına  
duyduğu merhamet ile açıklanmaktadır.  
6 ubat 1995 tarihinde, müfettiraporunu dikkate alarak Đl Disiplin Kurulu, delil  
yetersizliğinden S.Ç. hakkında kovuturma yapılmasına gerek olmadığına karar vermitir.  
21 Haziran 1995 tarihinde, Manisa Valiliği Đdare Kurulu sözkonusu kararı onaylamıve  
kovuturmanın gerekli olmadığını tefhim etmitir.  
Bavuran sözkonusu karara karı çıkmıancak 13 Haziran 1997 tarihinde, Danıtay,  
kovuturma yapılmasına gerek olmadığına dair hükmü onamıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. ve 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, karakolda Komiser S.Ç.’yi AĐHS’nin 3. maddesine aykırı davranılarda bulmakla  
itham etmive konuya ilikin ikayetlerini sunmak için etkili bir bavuru yolunun  
bulunmadığını belirtmitir.  
A.Tarafların Argümanları  
1.Bavuran  
Bavuran, bölgedeki sosyal ve politik faaliyetlerden dolayı Komiser S.Ç. ile aralarında  
yaanan kiisel uyumazlıklar nedeniyle S.Ç’nin kendisini yıldırmaya çalığını ve kendinse  
karı kaba tutumları olduğunu belirtmitir. Bavuran, tıbbi delillerin AĐHS’nin 3. maddesinin  
ihlalini kanıtlamak açısından yeterli olduğuna kanaat getirmektedir.  
Bavuran ayrıca durumu karısında Türk adaletinin duyarsızlığını da eletirmektedir. Konuya  
ilikin olarak bavuran öncelikle mahkumiyetine sebebiyet veren yargılamayı kanıt olarak  
göstermektedir. Bu konuya ilikin olarak bavuran, Asliye Ceza Hakimi tarafından hiçbir  
inandırıcılığı olmayan taraflı polis memurlarının ifadelerine atfedilen önemden dolayı üzüntü  
duymutur. Aslında, bavurana göre polis memurları ile dolu bir karakolda bir bayanın bir  
komisere iddete uygulayabileceğini ve ardından hiçbir ey olmamıgibi karakolu terk  
edeceğini düünmek sadece basit bir saçmalıktır.  
Bavuran yalnızca mahkumiyetinin keyfi olmasından değil aynı zamanda ilediği suçlardan  
sorumlu tutulmasını engellemeye çalıan taraflı bir soruturma neticesinde S.Ç.’nin  
cezalandırılmamıolmasından da ikayetçidir.  
2. Hükümet  
5
Hükümet, bavuranın ileri sürdüğü dümanlık senaryolarının bavuranın bir polis memuruna  
iddet kullanmasını hiçbir ekilde haklı göstermeyeceğini belirtmitir. Hükümet’e göre  
mevcut davada Komiser S.Ç. “bavuranın saldırılarının sürmesini önlemek ve kendini  
savunmak için güç kullanarak bavuruya direnmitir.”  
Hükümet, olay günü alınan iki sağlık raporuna dikkat çekerek bavuranın kötü muameleye  
maruz kaldığını tespit etmeye olanak tanıyan hiçbir kesin bilginin olmadığını belirtmitir.  
Ayrıca Hükümet, 2 ubat 1995 tarihinde yani olaydan yaklaık üç ay sonra Ege Üniversitesi  
Hastanesi tarafından verilen sağlık raporunun inandırıcılığının olmadığını savunmaktadır.  
12 Ekim 1994 tarihinde yapılan muayeneye göndermede bulunan bu rapor hiçbir sonuç  
içermemekte ayrıca raporun neden muayeneden sonra hazırlanmadığı açıklanmamaktadır.  
Hükümete göre, Đzmir Đnsan Hakları Derneği doktorlarının tıbbi görülerinin de geçerliliği  
bulunmamaktadır. Zira sözkonusu dernek ne bir sağlık kuruluudur ne de tıbbi bilgiler vermek  
için Bakanlık izni bulunmaktadır. Benzerlerinde olduğu gibi sözkonusu derneğin faaliyetleri  
kendisine bavuranları tercih edilen doktorlarla görütürmek ile sınırlıdır.  
Son olarak Hükümet, mevcut davada yürütülen soruturmanın hiçbir eletiriye konu  
olamayacağı kanaatindedir. S.Ç. hakkında kovuturma yapılmasına gerek olmadığına dair  
karara itiraz ettiğinden bavuranın, AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca etkili bavuru yolunun  
bulunmadığı iddiası haksızdır.  
B. AĐHM’nin Takdiri  
1. AĐHS’nin 3. maddesine riayet edilmesine ilikin  
AĐHM, kii özgürlüğünden yoksun kaldığında veya daha genel olarak güvenlik güçleriyle  
karı karıya kaldığı zaman, kendi tutumunun zorunlu kıldığı haller dıında, kendisine karı  
fiziksel güç kullanılmasının insanlık onuruna bir saldırı olduğunu ve ilke olarak AĐHS’nin 3.  
maddesi ile güvence altına alınan hakkın ihlal edildiğini hatırlatmaktadır (Sultan Öner ve  
diğerleri-Türkiye, bavuru no: 73792/01, 17 Ekim 2006 ve R.L. ve M.-JD.-Fransa, bavuru  
no: 44568/98, 19 Mayıs 2004).  
Mevcut davada dava konusu olayın, bavuranın üyesi olduğu bir dernek tarafından organize  
edilen bir gösterinin biletlerini izinsiz sattığı gerekçesiyle 11 Ekim 1994 tarihinde çağrıldığı  
Gölmarmara Karakolunda gerçekletiğine itiraz edilmemektedir. Ayrıca, bavurana karı güç  
kullanan kiinin Komiser S.Ç. olduğunu kimse yadsımıdeğildir.  
AĐHM, olay günü iki sağlık raporunun, ertesi gün üçüncü sağlık raporunun ve 18 Ekim 1994  
tarihinde son sağlık raporunun düzenlendiğini not etmektedir.  
Đlk sağlık raporunda “muhtemelen dövülmütür” sonucuna ulamadan önce, bavuranın sol  
kolunun iç yüzeyinde 7-8 cm ebadında bir ekimoz ve hematom, sol omuz bölgesinde  
hyperemie ve saç derisinde tahriolduğu belirtilmitir.  
Akhisar Devlet Hastanesi nörologu tarafından birkaç saat sonra düzenlenen raporda mide  
bulantısı, görme bozukluğu ve beyin sarsıntısı saptanarak bavuranın acilen Ege Üniversitesi  
Nöroirurji Servisinde muayene edilmesi salık verilmitir.  
6
12 Ekim 1994 tarihinde Ege Üniversitesi Hastanesi’nde görevli bir nörolog tarafından  
gerçekletirilen muayeneden sonra verilen 2 ubat 1995 tarihli sağlık raporunda ise  
bavuranın çeper kemiğinde begün iyapmasını engelleyecek bir hematom olduğu  
belirtilmitir.  
18 Ekim 1994 tarihli dördüncü rapor Đzmir Đnsan Hakları Derneği doktorlarının imzasını  
taımaktadır. Raporun fizyopatolojik kısmında, bavuranın sağ kolunun arka kısmında 2x7cm  
ebadında ve sağ ön kolda 2x3 cm ebadında ekimoz saptandığı belirtilmitir. Raporun  
psikopatolojik kısmında ise, post travmatik nevroz tanısına uygun düebilecek uykusuzluk,  
bellek kaybı, konsantrasyon eksikliği, kaygı ve korku bulguları saptandığı belirtilmitir.  
Yukarıda söylenenler ıığında, AĐHM, üçüncü ve dördüncü sağlık raporlarının inandırıcılığına  
itiraz eden Hükümet’in görüünü paylamamaktadır. Zira sözkonusu olan üçüncü ve dördüncü  
sağlık raporları aslında ilk iki raporu destekler nitelikte olduğundan doktorların dürüstlüğü ve  
yetkileri üphe götürmemektedir.  
AĐHS’nin 3. maddesinin ihlalinin kanıtlanması için gerekli delil düzeyi açısından ise (Ölmez-  
Türkiye, bavuru no: 39464/98, 20 ubat 2007) AĐHM, sağlık raporlarının Komiser S.Ç.’nin  
bavuranın saçını çektiği, kolunu çimdiklediği ve baına vurduğu iddialarına yeterince  
inandırıcılık kazandırdığı kanaatine varmaktadır.  
Mevcut davada Komiser S.Ç.’nin sözkonusu davranıının bavuranın sözlü saldırısından ya  
da tokat atmasından kaynaklandığı muğlaktır. Önemli olan S.Ç. tarafından uygulanan fiziksel  
gücün gerekli ve orantılı olup olmadığının aratırılmasıdır. Bu bağlamda AĐHM, meydana  
gelen yaralanmalara ve olaylara özgü koullara büyük önem atfetmektedir (R.L. ve M.-J.D.).  
Bu koullarda AĐHM, Komiser S.Ç.’nin olayların meydana geldiği anlarda aırı kızgın olan  
bavuranı önlemek için harekete geçtiğini varsaymaya hazırdır. Ancak bu durum, basit bir  
dernek sorunu için çağrıldığı karakolda bavuranın tek bayan olduğu gerçeğini değitirmez.  
Ayrıca AĐHM, bavuranın sonunda bir komiser ile kavga etmesine neden olan koulların tam  
olarak ne olduğunu anlamakta zorluk çekmektedir zira dosyada bavuranı iddet kullanma  
noktasına getiren olaylarla ilgili hiçbir ey bulunmamaktadır.  
Ne olursa olsun, tokatlanmıolmanın etkisinde olsa bile Komiser S.Ç.’nin kendisine bağlı  
çalıanların yanında bavuranı begün igöremez duruma getirecek ekilde saldırmanın  
ında daha sağduyulu davranması gerekirdi.  
Mevcut davada, aağılayıcı ve maruz kalan kiide orantısız ölçüde korku ve zayıflık hissi  
uyandırabilecek bir davranısözkonusu olup, gerektiği kadar güç kullanmadan söz etmek  
mümkün değildir. (kıyaslayınız, R.L. ve M.-J.D., Rehbock-Slovenya, bavuru no: 29462/95).  
Sonuç olarak AĐHS’nin 3. maddesi esası bakımından ihlal edilmitir.  
2. AĐHS’nin 13. maddesine riayet edilmesine ilikin  
Konuya ilikin ilkelerden doğan içtihatlar ıığında, mevcut davada, AĐHM, bavuranın  
AĐHS’nin 3. maddesine dayanan “savunabilir” ikayeti karısında hukuki mercilerin tepkisi  
göz önüne alarak, sadece AĐHS’nin 13. maddesi ile tanınan tazmin hakkından bavuranın  
7
yararlanma olanağının bulunup bulunmadığını aratırmakla yükümlüdür (Bkz. özellikle sözü  
edilen Ölmez).  
Mevcut davada bavuran, 14 Ekim ve 19 Ekim 1994 tarihlerinde, Komiser S.Ç. hakkında idari  
ve cezai soruturma balatılması talebiyle sırasıyla Gölmarmara Kaymakamlığı’na ve  
Gölmarmara Savcılığı’na ikayette bulunmutur. Savcılık 18 Kasım 1994 tarihinde,  
memurlar hakkında kovuturma yapılmasına ilikin yasa uyarınca davayı Đl Đdare Kurulu’na  
göndermitir. Bavuranın her iki ikayetinin incelenmesi için müfettiolarak Manisa Emniyet  
Müdür Yardımcısı görevlendirilmitir.  
Emniyet Müdür Yardımcısı soruturma müfettii olarak hazırladığı raporu, 23 Kasım 1994  
tarihinde sunmutur. Rapora göre, bavuranın ikayetini desteklemek için hazırlanan sağlık  
raporları doktorlar arası bir dayanımanın ürünüdür ve Komiser S.Ç. sözlü ve fiziksel  
saldırıların asıl kurbanı olduğundan S.Ç.’nin davranıları meru müdafaa kapsamındadır.  
Böylece S.Ç. hakkında kovuturma yapılmasına gerek yoktur. Manisa Valiliği Đl Đdare Kurulu  
ve Đl Disiplin Kurulu sözkonusu görüü eksiksiz kabul etmive S.Ç. hakkında kovuturma  
yapılmasına gerek olmadığına karar vermitir. Daha sonra ise Gölmarmara Asliye Ceza  
Mahkemesi bu kararın aksini ifade etmitir.  
Bavuranın katılımı olmadan gerçekletirilen iki yargılama göz önüne alındığında (Bkz, örnek  
Slimani-Fransa, bavuru no: 57671/00) AĐHM, sadece daha önce birçok davada, mevcut  
davadaki bu organlar tarafından yürütülen soruturmaların yürütmeye karı bağımsız  
olmadıkları için ciddi üpheler uyandırdıklarını hatırlatmakla yetinmektedir (örneğin, Sultan  
Öner ve diğerleri).  
Mevcut davada, polis kökenli polis müfettii tarafından hazırlanan soruturma raporunu  
olduğu gibi kabul eden Manisa Đdare Kurulu’nun kararı, bavuranın iddialarına ilikin  
olayların nasıl meydana geldiğinin ve olayların sorumluların belirlenmesine olanak  
vermemesi nedeniyle yargı sisteminin gücünü büyük ölçüde zayıflatan bir unsur olmutur.  
Bavuranın idari ve hukuki merciler önünde hakkını arayabilmesi için bir devlet memuru  
tarafından kötü muameleye maruz kaldığının kanıtlanmıolması gerektiğinden yürütülen  
soruturmalar bavuranın gördüğü muamelenin telafisi için hiçbir makul dayanak  
oluturamamıdolayısıyla etkili biçimde gerçekletirilememilerdir (sözü edilen Ölmez).  
Bu durumda AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Maddi ve Manevi Tazminat  
Doktor muayene ücretinin 62.10 YTL olduğunu hatırlatarak bavuran aağıdaki biçimde ifade  
ettiği ekliyle gelir kaybına uğradığını ve maddi zarara maruz kaldığını iddia etmektedir.  
-
-
Durumalara katıldığı için çalıamadığı 20 igününün karılığı olarak 762,50 Euro;  
Ege Üniversitesi tarafından verilen 5 gün igöremezlik raporunun karılığı olarak  
193,75 Euro;  
-
Bavuranın on begününü alan üç ayrı il değiikliği için yol masraflarının karılığı  
olarak 582,10 Euro;  
8
-
-
Maruz kaldığı ok nedeniyle çalımasının “psikolojik” olarak mümkün olmadığı 25  
günün karılığı olarak 970,30 Euro;  
Yaanan olayların yerel basında yer alması nedeniyle çok sayıda hasta  
kaybetmesinden dolayı muayene ücretinin karılığı olarak 1. 562,50 Euro;  
Böylece bu balık altında bavuran tarafından talep edilen miktarlar 4.071,15 Euro  
tutarındadır.  
Bavuran, ayrıca olaylar nedeniyle maruz kaldığı küçük düürücü tutumlardan dolayı 25.000  
Euro manevi tazminat istemektedir.  
AĐHM, mevcut tespit edilen ihlalleri ve ilgili içtihadını göz önüne alarak, bavurana,  
hakkaniyete uygun olarak maddi ve manevi tazminat için 7.000 Euro ödenmesine karar  
vermitir.  
B. Yargılama Masraf ve Giderleri  
Bavuran, ayrıca aağıda belirttiği miktarları da masraf ve giderler olarak talep etmektedir:  
-
-
-
-
Kendisinin ve avukatlarının yol masrafları için 635,35 Euro;  
Ege Üniversitesi Hastanesi’nde gerçekletirilen tıbbi ilemler için 271,25 Euro;  
Đletiim, tercüme ve kırtasiye masrafları için 645 Euro;  
Đhlalin tespit edilmesi halinde 4.000 Euro’su ödenmek üzere avukatlık ücreti için  
5.250 Euro;  
Bavuran, 6.801,60 Euro tutarındaki iddialarını desteklemek için aağıdaki belgeleri  
sunmutur:  
-
-
Bavuranın imzasının bulunduğu 21 Mart 2006 tarihli avukatlık ücret sözlemesi;  
Avukat Cengiz’e 2.000 YTL (yaklaık 1.123 Euro) ödenmesine ilikin iki adet  
makbuz;  
-
Posta makbuzu.  
Hükümet, bu miktarların abartılı olduğu, yazılı belgelerle desteklenmediği ve avukatlık ücret  
sözlemesinde belirlenen ücretin tarafların karılıklı çıkarlarına ilikin olduğu ve AĐHM ile  
ilgili olmadığı kanaatindedir.  
AĐHM içtihadına göre, bir bavuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini,  
gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir (Bkz.  
örneğin, Bottazzi-Đtalya, bavuru no: 34884/97, Sawicka-Polonya, bavuru no: 37645/97).  
Mevcut davada olaya ilikin olarak sahip olduğu unsurların tamamını ve yukarıda sözü edilen  
ilkeleri göz önüne alarak AĐHM, bavurana, yargılama masraf ve giderleri için KDV’den  
muaf tutulmak üzere 3.000 Euro ödenmesine karar vermitir.  
C. Gecikme Faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM, OY BĐRLĐĞĐ ĐLE  
9
1. AĐHS’nin 3. maddesinin esası bakımından ihlal edildiğine;  
2. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na  
çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet  
tarafından bavurana aağıdaki miktarların ödenmesine;  
i.Maddi ve manevi tazminat olarak 7.000 Euro (yedi bin Euro);  
ii.Yargılama masraf ve giderleri için 3.000 Euro (üç bin Euro);  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM iç tüzüğünün 77/2. ve 77/3. maddelerine  
uygun olarak 2 Ekim 2007 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
10