COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
EZEL TOSUN – TÜRKİYE  
(Başvuru no. 33379/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
10 Ocak 2006  
Bu karar AİHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle  
ilişkin değişiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Ezel Tosun – Türkiye davasında,  
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire),  
Başkan J.-P. COSTA,  
Yargıçlar A.B. BAKA,  
R. TÜRMEN,  
K. JUNGWIERT,  
M. UGREKHELIDZE,  
A. MULARONI,  
E. FURA-SANDSTRÖM,  
Bölüm Sekreter Yardımcısı S. NAISMITH’in katılımı ile kapalı oturumda 6 Aralık 2005  
tarihinde toplanmış ve anılan tarihte izleyen kararı vermiştir:  
USUL  
1.Dava, Ezel Tosun (“başvuran”) isimli Türk vatandaşının, 22 Temmuz 2002  
tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34.  
maddesine dayanarak Türkiye Cumhuriyeti aleyhine AİHM’ye yaptığı başvurudan (no.  
33379/02) kaynaklanmaktadır.  
2.Başvuran, Bursa Barosu’na bağlı Tüfek, Ahmetoğlu ve Ünal isimli avukatlar  
tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) AİHM’deki yargılama için bir Ajan  
tayin etmemiştir.  
3.7 Ekim 2004 tarihinde, AİHM, başvuruyu kısmen kabuledilmez ilan etmiş ve  
işlemlerin uzunluğuna ve başvuranın mallarından faydalanma hakkına ilişkin şikayetleri  
bildirmeye karar vermiştir. AİHS’nin 29 § 3. maddesini uygulayarak, başvurunun  
kabuledilebilirliği ve esaslarını aynı anda ele alıp bir karara varmaya karar vermiştir.  
OLAYLAR  
4.Başvuran Ankara’da ikamet etmektedir.  
5.1973 yılında, yetkililer, Mudanya’da bir kadastro planı yapmışlar ve yerel planları  
düzenlemişlerdir. Bu değişikliğin ardından, başvurana ait 25 arsa, 23 diğer kişi adına  
tapulanmıştır. Haziran 1973’te, başvuran, bu karara itiraz etmiş ve bu kararın iptali için  
Tapulama Komisyonu’na başvurmuştur. Ancak, 26 Mayıs 1974 tarihinde, Komisyon  
başvuranın talebini reddetmiştir.  
6.20 Haziran 1974 tarihinde, başvuran, 23 davalı aleyhine Mudanya Tapulama  
Mahkemesi’nde dava açmıştır. İhtilaf konusu olan arsanın değişiklik yapılmadan önce  
kendisine ait olduğunu iddia etmiş ve Tapu Sicili’ndeki kayıtların düzeltilmesini talep  
etmiştir.  
7. 1982 yılında, dava Mudanya Kadastro Mahkemesi’ne nakledilmiştir.  
8.14 Mayıs 2002 tarihinde, Mudanya Kadastro Mahkemesi başvuranın iddialarını  
reddetmiştir.  
9.25 Mart 2004 tarihinde, Yargıtay, Mudanya Kadastro Mahkemesi’nin kararını  
bozmuştur.  
10.İşlemler halen Mudanya Kadastro Mahkemesi’nde devam etmektedir.  
HUKUK  
1.AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
11.Başvuran, işlemlerin süresinin AİHS’nin 6 § 1. maddesindeki “makul süre” şartıyla  
uyumlu olmadığını ileri sürerek şikayetçi olmuştur. Bu maddenin ilgili bölümlerine göre:  
“Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, … konusunda karar verecek  
olan, … bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, … görülmesini istemek  
hakkına sahiptir.”  
12.Hükümet, davanın karmaşık olduğunu belirtmiştir.  
13. Ele alınacak süre, başvuranın Mudanya Tapulama Mahkemesi’nde dava açtığı  
tarih olan 20 Haziran 1974’te başlamıştır. İşlemler halen Mudanya Kadastro Mahkemesi’nde  
devam etmektedir. Dolayısıyla, 31 yıldan fazla bir süreden beri devam etmektedir.  
14.AİHM’nin yargı yetkisi, ratione temporis, Türkiye’nin bireysel başvuru hakkını  
tanıdığını Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na bildirdiği tarih olan 28 Ocak 1987’den sonra  
geçen 18 yılı dikkate almasına izin vermektedir. Yine de, bu tarihte işlemlerin durumunu  
dikkate almak zorundadır (bkz. Şahiner – Türkiye, no. 29279/95, § 21, AİHM 2001 IX). Bu  
önemli tarihte, işlemler halihazırda 12 yıldan fazla sürmüştü.  
A.Kabuledilebilirlik  
15.Hükümet ilk olarak, başvurunun, ratione temporis olarak AİHM’nin yargı yetkisi  
dışında olduğunu ileri sürmüştür.  
16.AİHM, bu tür bir itirazı, Şahiner kararında (yukarıda anılan, § 21) reddettiğini not  
eder. Bu kararından sapmayı gerektirecek hiçbir özel durum görmemiştir. Buna göre, AİHM,  
Hükümet’in sözkonusu itirazını reddeder.  
17.Hükümet, AİHM’den, AİHS’nin 35 § 1. maddesi kapsamında iç hukuk yollarını  
tüketilmediğinden başvuruyu reddetmesini talep etmiştir. Başvuranın, AİHM’ye yaptığı  
başvurusundan önce yerel makamlara şikayetlerini bildirmesi gerektiğini ileri sürmüştür.  
Yerel işlemlerin hiçbir safhasında başvuranın bu işlemlerin uzunluğunu sorgulamadığını  
belirtmiştir.  
18.AİHM, iç hukuk yollarının tüketilmesi yükümlülüğünün, bir başvuranın yalnızca,  
sözkonusu duruma çare bulmayı ve meydana geldiği iddia edilen zararları tazmin etmeyi  
muktedir olan etkili ve yeterli hukuk yollarından normal olarak faydalanmasını gerektirdiğini  
tekrarlar (bkz. Karassev – Finlandiya (karar), no. 31414/96, AİHM 1999-II.)  
19.AİHM, Türk yasal sisteminin, işlemleri hızlandırmak için herhangi bir hukuk yolu  
sunmadığını gözlemler. Aynı şekilde, işlemlerdeki gecikmeler için herhangi bir tazminat da  
sunmamaktadır. Buna göre, AİHM, başvuranın AİHS’nin 35 § 1. maddesinin maksadı  
ısından faydalanması gereken hiçbir uygun ve etkili hukuk yolu olmadığı sonucuna  
varmıştır (bkz. Hartman – Çek Cumhuriyeti, no. 53341/99, § 69, 3 Aralık 2003). Dolayısıyla,  
Hükümet’in itirazını reddeder.  
20.AİHM, ayrıca bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3. maddesi kapsamında temelsiz  
olmadığı kanısındadır. Ayrıca, başka herhangi bir gerekçeden dolayı kabuledilmez olmadığını  
da not eder. Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan edilmesi gereklidir.  
B.Esaslar  
21.AİHM, işlemlerin uzunluğunun makuliyetinin, davanın koşulları ışığında ve şu  
ölçütlere atıfta bulunarak değerlendirilmesi gerektiğini tekrarlar: davanın karmaşıklığı,  
başvuranın ve ilgili mercilerin tutumu ve ihtilafta başvuranın karşı karşıya olduğu riskler  
(bkz., diğerlerinin yanı sıra, Frydlender – Fransa [BD], no. 30979/96, § 43 AİHM 2000-VII).  
22.AİHM, bu başvurudakine benzer konular ortaya koyan davalarda AİHS’nin 6 § 1.  
maddesinin ihlal edildiğini sıklıkla tespit etmiştir (bkz. örneğin yukarıda anılan Frydlender –  
Fransa).  
23.Bu davada, işlemler, ulusal mahkemelerde 1974 yılından beri, yani otuz bir yıldan  
beri devam etmektedir. Bu süre içinde, yerel mahkemeler yalnızca iki karar vermiştir.  
Kendisine sunulan tüm belgeleri inceleyerek, AİHM Hükümet’in, kendisini bu davada farklı  
bir sonuca varmaya ikna edebilecek hiçbir kanıt veya argüman ortaya koymadığı kanısına  
varmıştır. Konuya ilişkin içtihadını dikkate alarak, AİHM, bu davada işlemlerin uzunluğunun  
aşırı olduğu ve “makul süre” şartını karşılamadığı kanısına varmıştır.  
24.Dolayısıyla, 6 § 1. madde ihlal edilmiştir.  
II.AİHS’NİN 1. NO’LU PROTOKOLÜ’NÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ  
İDDİASI  
25.Başvuran ayrıca, işlemlerin uzunluğunun, 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin  
teminat altına aldığı, mülkiyet hakkından faydalanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek  
şikayetçi olmuştur.  
26.Hükümet, başvuranın şikayeti ile bağlantılı olarak bir mağdur statüsü olmadığını  
öne sürmüştür.  
27.AİHM, bu şikayetin, yukarıda incelenen şikayetle yakından bağlantılı olduğunu ve  
dolayısıyla kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini not eder.  
28.Ancak, 6 § 1. madde ihlali tespitine ilişkin olarak (bkz. 24. paragraf), AİHM bu  
şikayetin esaslarını ayrıca incelemenin gerekli olmadığı kanısındadır (bkz. Zanghi –İtalya, 19  
Şubat 1991, Seri A no, 194-C, s. 47, § 23).  
III.AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
29.AİHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği  
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A.Tazminat  
30.Başvuran, 15.000 Dolar (12.820 Euro) maddi, 10.000 Dolar (8.545 Euro)manevi  
tazminat talep etmiştir.  
31.Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.  
32.AİHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir sebep  
sonuç bağı tespit etmemiştir; dolayısıyla bu iddiayı reddeder. Ancak, başvuranın, işlemlerin  
uzunluğu sebebiyle, yalnızca bir ihlal tespiti ile tazmin edilemeyecek olan, sıkıntı ve hayal  
kırıklığı gibi manevi zarara uğramış olması gerektiğini kabul etmektedir. Davanın koşullarını  
ve içtihadını dikkate alarak AİHM, manevi tazminat için talep edilen toplam miktarın – 8.545  
Euro – ödenmesine karar vermiştir.  
B.Mahkeme masrafları  
33.Başvuran, ayrıca, avukatlarının ücretleri için 15.000 Dolar (12.820 Euro) ve  
AİHM’deki masraflar için 300 Dolar (256 Euro) talep etmiştir.  
34.Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.  
35. AİHM’nin içtihadına göre, bir başvuran, mahkeme masrafları gerçekten ve  
gerektiği için yapılmış ve miktarı ısından makul olduğu sürece masraflarının ödenmesine  
hak kazanır. Bu davada, elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri dikkate alarak, AİHM, bu  
başlık altında 1.000 Euro ödenmesinin makul olduğu kanısına varmıştır.  
C.Gecikme faizi  
36. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermiştir.  
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE  
1.Başvurunun kalan kısmının kabulüne;  
2.AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3.1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında başka bir hususun ortaya çıkmadığına;  
4.(a)sorumlu Devlet’in başvurana AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, 8.545 Euro (sekiz bin beş yüz kırk beş Euro) manevi tazminat,  
mahkeme masrafları için 1.000 Euro (bin Euro) ve uygulanabilecek her türlü vergiyi ödeme  
gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası olarak ödemesine;  
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa  
Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
5. Başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine  
KARAR VERMİŞTİR.  
İngilizce hazırlanmış, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 10 Ocak  
2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
S. NAISMITH  
J.-P. COSTA  
Bölüm Sekreter Yardımcısı  
Başkan