10.İşlemler halen Mudanya Kadastro Mahkemesi’nde devam etmektedir.
HUKUK
1.AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
11.Başvuran, işlemlerin süresinin AİHS’nin 6 § 1. maddesindeki “makul süre” şartıyla
uyumlu olmadığını ileri sürerek şikayetçi olmuştur. Bu maddenin ilgili bölümlerine göre:
“Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, … konusunda karar verecek
olan, … bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, … görülmesini istemek
hakkına sahiptir.”
12.Hükümet, davanın karmaşık olduğunu belirtmiştir.
13. Ele alınacak süre, başvuranın Mudanya Tapulama Mahkemesi’nde dava açtığı
tarih olan 20 Haziran 1974’te başlamıştır. İşlemler halen Mudanya Kadastro Mahkemesi’nde
devam etmektedir. Dolayısıyla, 31 yıldan fazla bir süreden beri devam etmektedir.
14.AİHM’nin yargı yetkisi, ratione temporis, Türkiye’nin bireysel başvuru hakkını
tanıdığını Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na bildirdiği tarih olan 28 Ocak 1987’den sonra
geçen 18 yılı dikkate almasına izin vermektedir. Yine de, bu tarihte işlemlerin durumunu
dikkate almak zorundadır (bkz. Şahiner – Türkiye, no. 29279/95, § 21, AİHM 2001 IX). Bu
önemli tarihte, işlemler halihazırda 12 yıldan fazla sürmüştü.
A.Kabuledilebilirlik
15.Hükümet ilk olarak, başvurunun, ratione temporis olarak AİHM’nin yargı yetkisi
dışında olduğunu ileri sürmüştür.
16.AİHM, bu tür bir itirazı, Şahiner kararında (yukarıda anılan, § 21) reddettiğini not
eder. Bu kararından sapmayı gerektirecek hiçbir özel durum görmemiştir. Buna göre, AİHM,
Hükümet’in sözkonusu itirazını reddeder.
17.Hükümet, AİHM’den, AİHS’nin 35 § 1. maddesi kapsamında iç hukuk yollarını
tüketilmediğinden başvuruyu reddetmesini talep etmiştir. Başvuranın, AİHM’ye yaptığı
başvurusundan önce yerel makamlara şikayetlerini bildirmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Yerel işlemlerin hiçbir safhasında başvuranın bu işlemlerin uzunluğunu sorgulamadığını
belirtmiştir.
18.AİHM, iç hukuk yollarının tüketilmesi yükümlülüğünün, bir başvuranın yalnızca,
sözkonusu duruma çare bulmayı ve meydana geldiği iddia edilen zararları tazmin etmeyi
muktedir olan etkili ve yeterli hukuk yollarından normal olarak faydalanmasını gerektirdiğini
tekrarlar (bkz. Karassev – Finlandiya (karar), no. 31414/96, AİHM 1999-II.)
19.AİHM, Türk yasal sisteminin, işlemleri hızlandırmak için herhangi bir hukuk yolu
sunmadığını gözlemler. Aynı şekilde, işlemlerdeki gecikmeler için herhangi bir tazminat da
sunmamaktadır. Buna göre, AİHM, başvuranın AİHS’nin 35 § 1. maddesinin maksadı
açısından faydalanması gereken hiçbir uygun ve etkili hukuk yolu olmadığı sonucuna