COUNCIL OF  
EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ÜÇÜNCÜ DAİRE  
EVRENOS ÖNEN - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 29782/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
15 Şubat 2007  
Bu karar, AİHS’nin 44 § 2 Maddesi’nde belirtilen şartlarla kesinlik kazanacaktır, ancak şekle  
ilişkin değişiklik yapılabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın  
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri  
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari  
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULİ İŞLEMLER  
Davanın nedeni, Türk vatandaşı olan Evrenos Önen’in (“başvuran”), İnsan Haklarını  
ve Temel Hakları Korumaya Dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. Maddesi uyarınca, 5  
Temmuz 2002 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne  
yaptığı başvurudur (başvuru no:29782/02).  
OLAYLAR  
DAVA OLAYLARI  
Başvuran 1937 doğumlu olup İzmir’de ikamet etmektedir.  
Başvuran, İzmir’de bir içme ve sanayi suyu istasyonunun sahibidir. İzmir Sağlık  
Müdürlüğü, 9 Temmuz 2001 tarihli bir mektupla, başvuranın şirketinin doğal kaynak ve  
maden suyunun ambalajlama ve paketlenmesine ilişkin yönetmeliğin şartlarına uymadığını  
Karşıyaka Cumhuriyet Savcısı’na bildirmiştir.  
24 Ağustos 2001 tarihinde, başvuran, Karşıyaka Cumhuriyet Savcısı’na vermiş olduğu  
ifadede, yetkililer tarafından, su satma şeklinin ilgili yönetmeliğe aykırı olduğunun kendisine  
bildirildiğini ve bunun üzerine o yılın başlarında işyerini kapattığını ileri sürmüştür.  
28 Kasım 2001 tarihinde, Karşıyaka Cumhuriyet Savcısı, 560 sayılı Kanun Hükmünde  
Kararname’de öngörülen doğal kaynak ve maden suyunun ambalajlama ve paketlemesine  
ilişkin kurala uymaması nedeniyle, başvuranın 1,898,208,000 Türk Lirası (TRL) tutarında  
avans ödemesine ilişkin emir çıkarmıştır. Başvuran, emrin gerektirdiği şekilde on gün içinde  
bu cezayı ödememiştir.  
14 Aralık 2001 tarihinde, başvuran, Karşıyaka Sulh Hukuk Mahkemesi’ne,  
Cumhuriyet Savcısı’nın kararına itiraz etmek üzere bir dilekçe sunmuştur. Başvuran, daha  
önce zaten ödeme yaptığını iddia etmiştir. Cumhuriyet Savcısı, mahkemeye vermiş olduğu  
ifadelerde, başvuranın yapmış olduğu ödemenin 26 Mayıs 1999 tarihinde gerçekleşen bir  
önceki suç için yapıldığını belirmiştir.  
22 Ocak 2002 tarihinde, Karşıyaka Sulh Hukuk Mahkemesi, itirazı reddetmiş ve  
başvuranın avans ödemesi emrine uymaması nedeniyle para cezasını 2,847.312.000 TRL’ye  
çıkaran bir ceza emri çıkarmıştır.  
Başvuran, 19 Şubat 2002 tarihinde, Karşıyaka İlk Derece Ceza Mahkemesi’ne, 22  
Ocak 2002 tarihli ceza emrine karşı, özellikle AİHS’nin 6 § 3 (c) Maddesi’nin ihlal edildiğini  
ileri sürerek itirazda bulunmuştur.  
4 Mart 2002 tarihinde, Karşıyaka İlk Derece Ceza Mahkemesi, Sulh Hukuk  
Mahkemesi’nin kararını, kanuna uygun olduğu görüşüyle onaylamıştır.  
Başvuran, para cezasını üç eşit taksit şeklinde 3 Mayıs 2002, 28 Mayıs 2002 ve 2  
Temmuz 2002 tarihlerinde ödemiştir.  
2
HUKUK  
I. AİHS’NİN 6 § 1 MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, savunmasını hazırlamak için yeterli zaman ve imkanı olmamasından ve açık  
duruşma yapılmaması nedeniyle kendisini bizzat veya bir avukat aracılığıyla savunmasına  
izin verilmemesinden şikayetçi olmuştur. Başvuran, ayrıca, Yargıtay’a etkin bir başvuru  
yapma imkanı olmadığından şikayetçi olmuştur. Başvuran, ceza emri yerine açık duruşma  
şeklinde düzenli bir şekilde yargılansaydı, Yargıtay’a başvurma şansına da sahip olabileceğini  
iddia etmiştir. Başvuran, AİHS’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) Maddelerini ileri sürmüştür.  
Hükümet, 560 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca bir para cezasının  
kesilmesinin, yalnızca usul bakımından değil, aynı zamanda hukuki özellikleri ve sonuçları  
bakımından ceza gerektiren suçlardan farklı olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, Türk  
hukukuna göre, söz konusu para cezasının idari bir önlem olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet,  
bu nedenle, söz konusu davadaki adli kovuşturmanın, 6. Madde’nin kapsamındaki suç başlığı  
altına girdiğini iddia etmiştir.  
Hükümet, ayrıca, adli makamların izlediği usulün, Ceza Muhakemeleri Usulü  
Kanunu’nun ilgili hükümlerine uygun olduğunu ifade etmiştir. Bu, mahkemelerin iş yükünü  
azaltmayı hedefleyen, küçük suçlar için basitleştirilmiş bir usuldür. Hükümet, etkin bir hukuk  
yolundan yararlanma hakkının, her durumda temyiz hakkından yararlanma anlamına  
gelmediğini ileri sürmüştür. Söz konusu davada, başvuranın en yakın İlk Derece Ceza  
Mahkemesi huzurunda, ceza emrine itiraz etme fırsatı bulunmaktaydı.  
Hükümet, bunlara ilaveten, başvuranın Cumhuriyet Savcısı’na vermiş olduğu  
ifadelerle dava dosyasında bulunan belgeleri, dava hakkında karar vermek için yeterli görmesi  
nedeniyle, Sulh Hukuk Mahkemesi’nin oturum yapmaya gerek görmediğini belirtmiştir.  
A. Kabuledilebilirlik  
AİHM, başlangıçta, bir suçun AİHS’nin amaçları dahilinde “cezai” olup olmadığını  
tespit etmek için, ilk olarak suçu tanımlayan metnin davalı Devlet’in adli sistemindeki ceza  
kanununa ait olup olmadığını; daha sonra suçun niteliğini ve son olarak da söz konusu kişinin  
risk altına gireceği cezanın niteliğini ve ciddiyetini araştırmak gerektiğini yinelemektedir.  
Bunlar, AİHS’nin 6. Maddesi’nin hedefi ve amacı, bu maddedeki terimlerin normal anlamları  
ve Taraf Devletlerin kanunları doğrultusunda yapılmalıdır (bkz, diğer makamlar arasında,  
Garyfallou AEBE / Yunanistan, 24 Eylül 1997, Hüküm ve Karar Raporları 1997-V, s. 1830, §  
32).  
AİHM, başvuranın hüküm giydiği suçun, iç hukukta “cezai suç” olarak  
nitelendirilmediğinin, 560 sayılı Kanun’un 18 A (1) Maddesi’nden açıkça görüldüğünü  
belirtmektedir. Bununla beraber, davalı Devlet’in iç hukuku tarafından sağlanan göstergelerin  
yalnızca göreceli bir değeri vardır (bkz, 21 Şubat 1984 tarihli Öztürk / Almanya kararı, A  
Serisi no. 73, s. 19, § 52). Bu nedenle, küçük suçların yukarıda bahsedilen ikinci ve üçüncü  
3
kriterlere göre incelenmesi gerekir. Bu bakımdan, AİHM, bu kriterlerin kümülatif değil,  
alternatif olduğunu belirtmektedir: 6. Madde’nin “cezai alanda suçlamalar” sözlerinin  
uygulanması için, AİHM için söz konusu suçun doğası gereği “cezai” olması veya ilgili kişiyi,  
doğası veya ciddiyet derecesi gereği genel olarak “cezai” alana ait olan bir yaptırıma tabi  
tutması gerekmektedir (bkz, inter alia, Lutz / Almanya, 25 Ağustos 1987 tarihli karar, A Serisi  
no. 123, s. 23, § 55). Bu, her kriterin ayrı ayrı incelenmesinin “cezai alanda suçlamanın”  
varlığına dair net bir sonuca varmayı mümkün kılmadığı durumda, kümülatif bir yaklaşımı  
bertaraf etmemektedir (bkz, diğer makamlar arasında, Garyfallou AEBE, yukarıda kaydedilen,  
s. 1830, § 33; ve Bendenoun / Fransa, 24 Şubat 1994 tarihli karar, A Serisi no. 284, s. 20, §  
47).  
AİHM, yukarıda bahsedilenler karşısında, takibatın iç hukukta “cezai” olarak  
sınıflandırılmamasına rağmen, suçun niteliğini, başvuranın maruz kaldığı cezanın niteliğini ve  
ciddiye derecesini göz önüne alarak, başvurana verilen para cezasının AİHS uyarınca “cezai”  
olduğu görüşüne varmıştır (bkz, Öztürk / Almanya, 21 Şubat 1984 tarihli karar, A Serisi no.  
73, § 50). AİHM, bu nedenle, söz konusu davada 6 § 1 Maddesi’nin uygulanabilir olduğu  
görüşündedir.  
AİHM, AİHS’nin 35 § 3 Maddesi uyarınca, başvurunun asılsız olmadığını  
belirtmektedir. AİHM, ayrıca, başvurunun kabuledilebilir olmaması için hiçbir gerekçe  
görmemektedir. Bu nedenle, başvurunun kabuledilebilirliği ilan edilmelidir.  
B. Esaslar  
1. Genel ilkeler  
AİHM, 6 § 1 Maddesi’nde yer alan davaların açık olarak görülmesi gerektiğinin temel  
bir ilke olduğunu yinelemektedir. Davaların açık olarak görülmesi, davacıları, halkın  
incelemesine tabi olmayan adaletin uygulanmasına karşı korumaktadır; bu, ayrıca insanların  
mahkemelere güvenmesini sağlayan yollardan biridir. Umuma açık olma, adaletin  
uygulanmasını şeffaf hale getirerek, 6 § 1 Maddesi’nin amacının, özellikle de her demokratik  
toplumun ilkelerinden biri olan adil duruşma hakkının yerine getirilmesine katkıda  
bulunmaktadır (bkz, diğerleri arasında, Stefanelli / San-Marino, no. 35396/97, § 19, ECHR  
2000-II).  
AİHM, 6. Madde’nin tamamının, bir sanığın ceza davası duruşmasına etkin bir  
biçimde katılabilme hakkını sağladığını hatırlatmaktadır. Bu, genel olarak, yalnızca orada  
bulunma hakkını değil, aynı zamanda gerektiği durumda yasal yardım alma ve takibatı etkin  
bir şekilde izleme haklarını da kapsamaktadır. Böyle haklar, tarafların dahil olduğu bir takibat  
kavramında zaten yer almaktadır ve 6 § 3 Maddesi’nin (c) ve (e) alt paragraflarında belirtilen  
teminatlardan da çıkarılabilir (bkz, diğerleri arasında, Stanford / İngiltere, 23 Şubat 1994  
tarihli karar, A Serisi no. 282-A, s. 10-11, § 26).  
Ayrıca, 6 § 1 Maddesi, ilk derece mahkemesinin kararını temyize gönderme gibi bir  
hakkı da güvence altına almamaktadır. Ancak, iç hukukun temyiz hakkını öngörmesi  
durumunda, temyiz işlemleri duruşma sürecinin bir uzantısı olarak muamele görecek ve buna  
göre 6. Madde’ye tabi tutulacaktır (Delcourt / Belçika, 17 Ocak 1970 tarihli karar, A Serisi  
no. 11, § 25).  
4
2. Bu ilkelerin sözkonusu davaya uygulanması  
AİHM, sözkonusu davada, konuların birbiriyle uyuşması ve 6 § 3 Maddesi’nin alt  
paragraflarının ilk paragrafın teminat altına aldığı genel hakkaniyetin belirli yönleri olarak  
görülebilmesi nedeniyle, başvuranın şikayetlerinin 6 § 1 Maddesi’ne göre incelenmesinin  
daha uygun olacağı kanısındadır.  
AİHM, başlangıçta, 30 Haziran 2004 tarihinde verilen bir kararda, Anayasa  
Mahkemesi’nin, kişileri açık duruşmadan mahrum etmenin adil yargılanma hakkına aykırı  
olduğunu belirterek, oybirliğiyle, önceki Ceza Kanunu’nun 390 § 3 Maddesi’nin anayasaya  
aykırı ve hükümsüz olduğuna karar verdiğini belirtmektedir. Ayrıca, 1 Haziran 2005’te  
yürürlüğe giren yeni Ceza Kanunu ile Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile ceza emri  
çıkarma uygulaması sona ermiştir.  
Ancak, AİHM, başvuranın kovuşturulması sırasında, olayların olduğu dönemde  
yürürlükte olan ilgili iç hukuka uygun olarak hiçbir açık duruşma yapılmadığını  
belirtmektedir. Hem ceza emri çıkarıp başvuranı para cezasına çarptıran Karşıyaka Sulh  
Hukuk Mahkemesi, hem de başvuranın itirazını inceleyen Karşıyaka İlk Derece Ceza  
Mahkemesi, dava dosyasında bulunan belgelere dayanarak bir karar almıştır. Yalnızca  
Karşıyaka Cumhuriyet Savcısı tarafından başvuranın ifadesi alınmıştır. Başvurana, kendisini  
bu dava hakkında karar veren mahkemeler huzurunda bizzat veya bir avukat aracılığıyla  
savunma hakkı tanınmamıştır. Bu nedenle, AİHM, başvuranın cezai takibatı etkin bir şekilde  
izleyemediği kanısına varmıştır.  
AİHM, yukarıdaki hususları dikkate alarak, adli makamlar tarafından izlenen usulün  
başvuranın savunma haklarını doğru bir şekilde kullanmasını engellediği sonucuna varmış ve  
bu nedenle de cezai takibatın adil olmadığını belirtmiştir.  
AİHM, AİHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. Maddesi:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuran, ödemesi gereken para cezasını ve bunun daha sonra işi üzerindeki etkisini  
göz önünde bulundurarak, 14,647,712,000 Türk Lirası (TRL) (yaklaşık 7,696 Euro), artı  
48,042 Yeni Türk Lirası (YTL) (yaklaşık 25,000 Euro) tutarında faiz talebinde bulunmuştur.  
Başvuran, ayrıca, manevi tazminat olarak 25,000 YTL (yaklaşık 13,000 Euro) talep etmiştir.  
Hükümet, başvuranın taleplerinin asılsız ve aşırı olduğunu belirtmiştir.  
5
AİHM, AİHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin ihlal edilmemiş olması durumunda, takibatın ne  
şekilde sonuçlanacağı yönünde spekülasyon yapamayacağını yinelemektedir (bkz, diğerleri  
arasında; Janssen / Almanya, no. 23959/94, § 56, 20 Aralık 2001). AİHM, söz konusu davaya  
neden olan işlemler öncesinde, başvuranın işyerini kapattığını belirtmektedir.  
Bununla beraber, AİHM, başvuranın 2,847.312.000 Türk Lirası ödeme yapmasına  
dair emir çıkarılması nedeniyle maddi zarar gördüğünü belirtmektedir. AİHM, ödeme  
tarihinde uygulanan ortalama döviz kurlarına dayanarak, maddi tazminat olarak başvurana  
2,160 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
AİHM, ayrıca, bir ihlalin saptanmasının, tek başına, başvuranın maruz kaldığı  
herhangi bir manevi zarar için yeterli tazmin oluşturduğu görüşündedir.  
B. Masraf ve Giderler  
Başvuran, dava üzerinde yirmi üç saat çalışmış olan avukatı tarafından AİHM  
huzurunda temsil edilmesi için 14,600 YTL (yaklaşık 7,600 Euro) talep etmiştir. Ancak,  
başvuran, bu talebini destekleyen hiçbir belge sunmamıştır.  
Hükümet, bu talebe itiraz etmiştir.  
AİHM, adil bir karar vererek ve içtihadını dikkate alarak, bu bağlamda başvurana  
1,000 Euro ödenmesini uygun görmektedir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan  
eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun bulmuştur.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AİHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
3. Bir ihlalin saptanmasının, tek başına, başvuranın iddia ettiği herhangi bir manevi zarar  
için yeterli adli tazmin oluşturduğuna;  
4. (a) davalı Devlet’in, başvurana, AİHS’nin 44 § 2 maddesi uyarınca bu kararın kesinlik  
kazandığı tarihten itibaren üç ay içinde, aşağıdaki miktarları ödemesine (bu miktar, ödeme  
tarihinde uygulanan kur üzerinden Türk Lirası’na çevrilecek);  
i. Maddi tazminat olarak 2,160 Euro (iki bin yüz altmış Euro);  
ii. Masraf ve giderler için 1,000 Euro (bin Euro);  
iii. Bu miktarlara konulabilecek bütün vergiler;  
(b) ödeme tarihine kadar yukarıda bahsedilen üç ayın dolması halinde, yukarıdaki  
miktarların üzerine, Avrupa Merkez Bankası’nın gecikme döneminde uyguladığı faiz  
6
oranına üç puan eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına eşit miktarda basit faizin  
ödenmesine karar vermiştir.  
6. Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddine karar vermiştir.  
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış olup 15 Şubat 2007 tarihinde, İçtüzüğün 77.  
Maddesi’nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
Santiago QUESADA  
Bölüm Sekreteri  
Boštjan M. ZUPANČIČ  
Başkan  
7